banner528

banner526

banner527

banner403

banner420

İSRAİL VE FİLİSTİN: YALANLAR VE GERÇEKLER

Güncel 18.05.2021, 23:01 18.05.2021, 23:13
İSRAİL VE FİLİSTİN: YALANLAR VE GERÇEKLER

İsrail Uçaklarından Yağan Yalanlar

İsrail, ABD’den aldığı güç ile masum sivillere uçaklardan bomba yağdırırken, CIA ve MOSSAD’ın kara propaganda uçakları da tüm dünyada ve özellikle ülkemizde yalan bombaları yağdırıyor. İsrail-Filistin meselesine bütüncül bir strateji ve ortak bir tehdit algısı ile bakmamız gerekirken Amerika’nın ve İsrail’in sesi olmayı görev edinmiş medya ve sosyal medya trolleri Filistin-Arap karşıtlığı ve İsrail-Türkiye dostluğu yalanları uydurarak bu stratejiyi bilinçli olarak sulandırma peşindeler. Son dönemde İsrail’in Filistin’e pervasızca saldırılarının artmasıyla birlikte yalanlar da aynı pervasızlıkla Türkiye’de tedavüle sokuldu. Bu yazımızda bu yalanların en yaygınlarını gösterip gerçekleriyle sizleri buluşturacağız.

YALAN 1: Filistinliler topraklarını kendi elleriyle yahudilere sattı, ağlama hakları yok!

Siyonizmin bütün dünyada yürüttüğü en güçlü propagandaların başında işgallerini meşru kılmak için türettikleri bu yalan geliyor. İddiaya göre, 19. Yüzyıldan itibaren Yahudiler Osmanlı’nın da izni ve bölge halkının gönül rızasıyla buralardan toprak satın alarak yerleşmişler. O yüzden İsrail’e kimsenin işgalci demeye hakkı yok. Fakat bu yalan, siyonist hareketin yüz yıllardır aşama aşama nasıl bölgeyi ele geçirmeye çalıştıklarının üstünü örtmeye yetmiyor.

Filistin bölgesi Tevrat’a göre Yahudilere bahşedilmiş kutsal bir coğrafya. Temel hedef olarak buna dayanan siyonist hareket, küresel burjuvazi ile işbirliği içinde bölgede toprak sahibi olarak zenginleşmek adına 19. yüzyıldan itibaren Filistin’e yerleşmek için girişimlerde bulundular. Osmanlı merkezi saltanatının gücünü ve devletin geri kalanına olan hakimiyetini kaybetmesini değerlendiren Yahudiler Filistin bölgesine yerleşmeye başladılar. Bu dönemde bölgede toprak satışı kanunla yasaklanmış olsa da Yahudiler denetimin ve bürokrasinin zayıflığından faydalanarak bölgeye yerleşmeye başladılar. Fakat bu işin resmileşmesi 1897 yılında toplanan. Siyonist Kongresi’nde gerçekleşti. Siyonizmin resmen küresel olarak kurumsallaştığı bu kongreye İngiliz emperyalizminin temsilcileri de katılmış ve hareketi yoğun şekilde desteklemişlerdir. 1917 yılında Birinci Dünya Savaşı sürerken İngiliz Dışişleri Bakanı Arthur Balfour o dönem siyonizmin lideri Lord Rothschild’e yazdığı mektup ile Kudüs’te Yahudi bir devletin kurulmasına İngiliz hükümetinin sonsuz destek vereceğini iletiyor.

Bu tarihten sonra ise Filistin’de İngiliz mandası kuruluyor, mandanın başına İngiliz vatandaşı bir Yahudi veriliyor ve bölgeye yoğun bir göç sağlanıyor. Buraya yerleşen Yahudiler zamanla İngiliz emperyalizminin denetiminde olan Irgun, Haganah gibi terör örgütleri kurarak Filistin halkına baskı uygulamaya başlıyor. 2. Dünya Savaşı sonrası İngilizlerin bölgeden çekilmesinden hemen sonra bu terör örgütleri kıyı Filistin’i işgal ederek 1948 yılında İsrail terör devletini kuruyor. Bunun ile yetinmeyen İsrail 1967’de 6 gün savaşları, 1974 Yom Kippur savaşları ile Filistin’in geri kalan bölgelerini işgal ediyor ve günümüze kadar işgallerini sürdürüyor. Topraklarının yarısı çöl olan bir ülkede ise Filistinliler kendi vatanında mülteci olarak yaşıyor. Akıllara, topraklarını satan bir insan niye mülteci olarak yaşamayı tercih etsin sorusu geliyor.

YALAN 2: Filistinliler 1. Dünya Savaşı’nda bizi arkamızdan vurdular, onlara müstehak!

Türkiye’de Filistin karşıtı yürütülen algılardan en büyüğü de bu iddia. Hiçbir bilimsel ve tarihsel yorumlamaya sahip olmayan bir iddia ile Türkiye’de Filistin düşmanlığı kışkırtılıyor. Yakın zamanda sosyal medyada bir anda Amerikalı hemşirenin anıları patlatıldı. Anılara göre 1. Dünya Savaşı’nda Halep’te 3 tabur Türk askerine tedavi uygularken Araplar geliyor ve Türk askerlerini katlediyor. Fakat işin aslını araştırınca oldukça alakasız olduğu ortaya çıkıyor. Hemşire denilen kişi Amerikalı bir misyoner gezgin. Hem de erkek. Anıların geçtiği bahsedilen kitap aslında yok. Kitabın ismi “Doğuda Bir Seyahat Hikayesi”. Kitapta iddia edildiği gibi Türk askerlerin acısına değil İngilizlerin Kudüs’ü işgaline sevinç gözyaşları dökülüyor.

Diğer bir iddia ise Filistinlilerin Kanal harekatında Osmanlı ordusuna ihanet ettiğidir. Ne yazık ki İlber Ortaylı gibi önemli tarihçilerimiz de bu yalanı sahiplenebiliyor. Halbuki tarihsel gerçeklikle bu iddia arasında hiçbir ilişki yoktur. 1. Dünya savaşında İngilizler bölge Arapları arasında fikir ayrılıkları kışkırtmak, yerel dini liderleri ve toprak ağalarını satın almak istemiştir ve kısmen de başarılı olmuştur. Fakat topyekün Türklere karşı bir başkaldırı yoktur. Zaten sefalet içerisinde olan halkın direnci kırılmış, savaşamayacak hale gelmiştir. Savaşacak olanların da büyük çoğunluğu Osmanlı ordusunda kalmıştır. Atatürk savaş esnasındaki raporunda, İngilizlerin burada Arapları yanına çekmek ve Türklere karşı kışkırtmak amacında olduğunu ama bunda başarılı olmadığını belirtmiştir.

YALAN 3: Filistin, sözde Ermeni soykırımını resmi olarak tanıyor!

Türkiye’de yürütülen en popüler yalan operasyonundan bir tanesi de budur. İddiaya göre Filistin Ermeni meselesinde Azerbaycan ve Türkiye’nin karşısında konumlanıyor ve soykırımı tanıyor. Hatta Filistin’in soykırımı resmi olarak tanıdığı ve Karabağ savaşında Ermenistan’ı desteklediği bile yazılıp çiziliyor. Fakat dünyada sözde Ermeni soykırımını resmi olarak kabul eden 31 ülke bulunurken bunların arasında Filistin yer almıyor. Bu yalanın diğer bir dayanağı ise 1915 olaylarının 100. yıl dönümünde Filistin’in hatıra pulu bastırdığı iddiası. Bu iddia 2015 yılında Oda TV ve Sözcü gazetelerinde girilmişti. Fakat Filistin’in resmi posta teşkilatının internet sitesinde incelendiğinde böyle bir pul kayıtlarda gözükmüyor. Haber, Hristiyan Filistinliler isimli bir Facebook sayfasının paylaşımıyla sosyal medyada yayılıyor.

Filistin devlet başkanı Mahmud Abbas’ın geçmişteki belli açıklamalarında Ermenistan’a sıcak mesajları olduğu doğru, fakat bu mesajları tamamen siyasi olarak değerlendirmek gerekiyor. Mahmud Abbas’ın İsrail’e karşı böyle bir siyasi avantaj sağlamak istemesi yanlış olsa da doğal karşılanabilir. Ancak Filistin’in resmi olarak soykırımı tanıdığı tamamen bir yalandan ibaret. Öyle ki Filistin’de en çok söz sahibi olan Hamas örgütünün Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, 1915 yalanlarına karşı Türkiye’nin yanında olduklarını ifade ediyor.(4) Karabağ savaşında ise Filistin’in Ermenistan’ı desteklediğine dair resmi hiçbir açıklama olmazken, Filistin İslami Cihat Örgütü Tahran temsilcisi Nasır Ebu Şerif, Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğunu ifade ediyor.(5)

YALAN 4: İsrail sözde Ermeni soykırımını tanımıyor, çünkü Türkler ile iyi ilişkiler kurmak istiyor!

Soykırım tartışmalarına dair bir diğer iddia da İsrail’in soykırımı Türkiye ile arasını iyi tutmak istemesinden dolayı tanımadığı safsatası. Evet, İsrail sözde Ermeni soykırımını resmi olarak tanıyan ülkeler arasında yok fakat bunun sebebi tamamen İsrail’in iç siyasi politikalarından ibaret. İsrail birçok mecrada 1915 olaylarının büyük bir kırım olduğunu, trajediden ibaret olduğunu ve Ermenilerin yanında olduğunu belirtti fakat soykırım ifadesini şu ana kadar hiç resmi makamlarca kullanmadı. Ancak soykırım tabirini kullanmaması Türk tezlerini kabul ettiği, diasporaya karşı olduğu anlamına gelmiyor. Eğer buna bakılacak olursa ABD’de geçtiğimiz 24 Nisan’a kadar resmi olarak hiç soykırım dememesine karşın diasporaya güçlü bir destek sağlıyor ve Türkiye’ye karşı cephe açıyordu.

Gelelim İsrail tarafından Ermeni soykırımı iddialarının değerlendirilmesine. 1915 olaylarının 100. yıl dönümünde İsrail hükümeti iki parlementerini Erivan’daki resmi anmaya gönderdi. 2015 yılındaki İsrail Dışişleri Bakanı Emmanuel Nahshon 1915-1923 arası Ermenilerin yaşadığı acıyı büyük bir trajedi olarak değerlendirdi. İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin de bu acıları İsrail’de kimsenin reddedemiyeceğini açıkça ifade ediyor. Ayrıca Rivlin, soykırımın İsrail’de tanınmasını destekleyen önemli isimlerden bir tanesi. Fakat yine politik kaygılar ile soykırım ifadesini kullanmıyor. İsrail Yahudi nüfusunun esasını oluşturan Aşkenazi Yahudileri Hahambaşısı Yona Metzger 2005 yılında Ermenistan’ı ziyaret ederek, Yahudi dini toplumunun soykırımı tanıdığını ilan etti ve soykırım anıtını ziyaret etti.

Bunlar yanında İsrail Parlamentosu Knesset uzun yıllardır soykırımın tanınması için çalışmalarda bulunuyor. En son 2019 yılında meclisin önüne gelen soykırımın tanınması yasa teklifi önce Türkiye’deki seçimlerin sonrasına ertelenmiş daha sonra da iptal edilmişti. Fakat İsrail’deki muhalefet partileri ve iktidar partileri içerisindeki çevreler soykırımın tanınması için üstün bir çaba gösteriyor. Meretz Partisi lideri Zandberg, konuyu bir ahlak meselesi olarak değerlendirirken, soykırımın tanınması için en çok çaba sarf eden isimlerden. Zandberg, soykırım oylamasının iptal edilmesinden dolayı İsrail hükümetini siyasi tercih yapmakla suçluyor.(9) Ana muhalefet partisi Yesh Atid’in lideri Yair Lapid de soykırımın tanınmasının ateşli savunucularından.

Görüldüğü gibi İsrail resmi olarak soykırımı tanımamış olsa da ülkenin geniş kesimlerince, muhalefet partilerinde, dini kurumlarında hatta fikren hükümet içerisinde soykırım tanınıyor. İsrail hükümeti de bunun çok uzağında değil fakat iç siyasi kaygılar nedeniyle tanınmadığı noktasında eleştiriliyor. En yaygın olan görüşe göre Ermeni olaylarının soykırım olarak tanınmasının Holokost’un önüne geçeceği kaygısı. Çünkü siyonizm, dünya genelinde Holokost mağduriyetinin arkasına sığınarak propaganda yürütüyor. Fakat soykırımın resmi olarak tanınmamasının Türkiye ile ilişkilerin iyi olunmasının istenmesi ile hiçbir alakası olmadığı apaçık ortada. Kaldı ki İsrail Türkiye’nin her alanda karşısında konumlanıyorken bu iddianın hiçbir geçerliliği kalmıyor.

Yalan 5: Filistin Barış Pınarı’nda Türkiye’yi kınadı, PKK’yı destekledi!

Bir diğer iddia da 2019 yılında Amerika’nın 2. İsrail devleti projesine karşı başlattığımız Barış Pınarı Hareketini Filistin’in kınadığı oldu. Bu iddia sosyal medyada kaynaksız bir şekilde dolaşırken Sözcü yazarı Ümit Zileli de aynı yalanı köşesinde dile getirdi. Ancak bu iddia da doğrudan Filistin Dışişleri bakanı Riyad Maliki tarafından “Filistin olanlara dair bir açıklamada bulunmadı ve bulunmayacak” diyerek yalanlanmıştı.

Bu iddiaların bir tersi de İsrail’in PKK’ya karşı olduğu yalanlarıdır. İsrail ve Mossad’ın PKK ve YPG ile yakın ilişkileri olduğu biliniyor. İsrail PKK’yı terör örgütü olarak tanımıyor. Ayrıca İsrailli sivil toplum kuruluşlarının YPG ve PKK’ya sahip çıktığı bir çok eylem de internette aratıldığı takdirde bulunuyor. İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Tzipi Hotovely de 2019 yılında İsrail’in YPG’yi desteklediğini ve her zaman savunacağını bildiriyor.

Yalan 6: İsrail, Doğu Akdeniz’de bizim dostumuz, Filistin ise bizim karşımızda yer alıyor.

Türkiye’yi ABD’ye yaklaştıramayanlar, İsrail’i paravan kullanarak Amerikancı siyasetlere sürüklemek istiyorlar. Tezleri akıl alır gibi değil, İsrail’in Doğu Akdeniz’de bizimle ortak çıkarı olduğu, İsrail ile anlaşmamızın bizi güçlendireceği, İsrail’in bunu istediği, Filistin’in ise bizim tam karşımızda olduğu öne sürülüyor. Fakat bunu İsrail’in en önde gelen devlet kurumları ve bize karşı silahlı eylemleri yanlışlıyor.

ABD, yanına Yunanistan, İsrail, GKRY’ni alarak namlularını Türkiye’ye çevirmiş, Türkiye’yi işgal tatbikatları ile Doğu Akdeniz’de ülkemizi tehdit ediyor. Tatbikatlarına Tevrat’ta geçen bir hikayenin intikamcı kahramanı olan “Noble Dina” ismini veriyorlar. İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Haiat, Yunan tezlerini kabul ettiklerini ifade ediyor. Son dönemde İsrail Hayfa Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma ise oldukça dikkat çekici. Araştırmaya göre Türkiye’nin donanma gücü önemli bir gelişme gösteriyor ve bu durumun İsrail’in çıkarlarına terslik yarattığı ve İsrail için potansiyel tehdit oluşturduğu belirtiliyor. Daha da ötesi Mossad Başkanı Yosi Kohen ise Türkiye’nin İsrail için, İran’dan daha büyük tehdit olduğunu ifade ediyor. Örnekleri düzinelerce daha uzatabiliriz. İsrail, sadece Doğu Akdeniz’de değil Türkiye’nin her yerde karşısına çıkıyor, namlularını Türkiye’ye doğrultuyor. Libya’da, gaz aramalarında, Suriye kuzeyinde, Karadeniz’de, PKK’da her yerde karşımızda mevzileniyor. Hatta Türkiye’yi stratejik düşman olarak ilan ediyor. Bize karşı denilen Filistin ise Doğu Akdeniz’de bizim yanımızda olduğunu, MEB anlaşması yapmaya hazır olduklarını ilan ediyor. (kaynak:oncugenclik.org.tr)

Yorumlar (0)