banner596

banner547

Türkiye’nin geleceği madencilik ve tarımda

Türkiye’nin geleceği madencilik ve tarım yatırımlarının artmasına bağlı. Türkiye’de madencilik sektörünün gayri safi milli hasıladan aldığı pay yüzde 1,3 civarında.

Genel 20.09.2022, 15:25
Türkiye’nin geleceği madencilik ve tarımda

Türkiye’nin geleceği madencilik ve tarım yatırımlarının artmasına bağlı. Türkiye’de madencilik sektörünün gayri safi milli hasıladan aldığı pay yüzde 1,3 civarında.

Türkiye’nin geleceğinin madencilik ve tarımda olduğunu ifade eden Türkiye İhracatçılar Meclisi Maden Sektör Kurulu Başkanı Rüstem Çetinkaya, “Türkiye’de maden üzerinde olumsuz bir algı oluşturuluyor. Türkiye’de 26 milyon hektar orman alanı var. 101 bin hektar alan madenlere ruhsatlıdır. Yani orman alanlarının binde 3,9’udur. Yangınlar nedeniyle son 12 yılda kaybedilen ormanlık alan ise 226 bin hektardır. Enerji faaliyetleri için 137 bin hektar, savunma için 57 bin hektar, ulaşım için ise 52 bin hektar ormanlık alan kullanılıyor. Savunma ve enerji için kullanılan ormanlık alanlar bir daha geri döndürülemezken, madenler için ayrılan ormanlık alanlar maden sona erdiğinde rehabilite edilir ve doğaya geri kazandırılır” dedi.

Türkiye’de madencilik sektörünün gayri safi milli hasıladan aldığı payın yüzde 1,3 olduğunu kaydeden Çetinkaya, “Eğer bu oranı dünya ortalaması olan yüzde 7 seviyesine çekersek, madencilik sektörünün ihracatı 30 milyar dolara ulaşır. İthal girdisi neredeyse sıfır olan bu ihracatla Türkiye’nin en çok ihracat yapan sektörü olabiliriz. Böylece hammadde anlamında da bağımsızlığımızı elde edebiliriz. Tarımda ve madende hammadde bağımsızlığı şarttır. Türkiye’de madenciliğin dünya standartlarının üzerinden en çevreci şekilde yapıldığını biliyoruz. Türkiye’de tarım faaliyetleri dahi madene endeksli. Gübre için ihtiyaç duyulan sodyum, fosfat, potasyumdur. Türkiye’nin gübre ihtiyacını karşılayabilmek için şu anda yapılan madencilik faaliyetinin 10 katı kadar fazla çalışmak zorundayız. Türkiye, maden ihtiyacını karşılamak adına yıllık 35-40 milyar dolarlık ithalat yapmak zorunda kalıyor. Ülkenin geleceği için maden üretmeliyiz. Türkiye’nin sanayisi ve tarımı için madenleri çalıştırmak zorundayız. Tarım ve madenciliği birbirinden ayırmadan ‘bu ülkenin olmazsa olmazı tarım ve madenciliktir’ diyoruz. Tarım sektöründen de aynı cümleleri dile getirmesini, aynı empatiyi kurmasını bekliyoruz. Çünkü biz tarımı vazgeçilmez görürken, aynı şekilde madenciliğin de görülmesini talep ediyoruz. Madencilik faaliyetlerini sürdürürken, çevreyle uyumlu, tarım faaliyetlerini de en iyi şekilde yapabiliriz” diye konuştu.

‘Maden ihracatını 30 milyar dolar seviyesine çıkarabiliriz’

Türkiye’nin dünyada bulunan 90 maden tipinden 80’ine sahip olduğunu dile getiren Çetinkaya, “Aslında madencilik zengini bir ülkeyiz. Türkiye’de madenciliğin toplam gayri safi milli hasıladan aldığı pay yüzde 1,3. Fakat madencilik varlığı yüksek, madencilik zengini ülkelerin gayri safi milli hasıladan aldığı pay ortalama yüzde 7’dir. Yıllar içinde değişmekle birlikte Çin’in yüzde 23, Rusya’nın yüzde 7, Avustralya’nın yüzde 9, ABD’nin yüzde 7, Kanada’nın yüzde 5’dir. Türkiye 6 milyar dolarlık maden ihracatı yapıyor. Eğer potansiyelimizi kullanabilirsek ve madenciliğin gayri safi milli hasıladan aldığı payı dünya ortalaması olan yüzde 7 seviyelerine çekebilirsek, bir anda ihracatımızı 30 milyar dolara çıkarabiliriz. 30 milyar dolarlık ihracatla Türkiye’de en çok ihracat yapan sektör oluruz. Ve bu neredeyse yüzde 100 katma değerli ihracat anlamına gelir. İthalatı olmayan bir ihracattan bahsediyoruz. En önemli noktalardan biri de hammadde anlamında bağımsızlığımızı yakalayabiliriz. Tarımda ve madende hammadde bağımsızlığı şarttır” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de çevrecilik anlayışının ağaçlar üzerinden yürütüldüğünü kaydeden Çetinkaya, “Madenciler olarak biz floranın yanında fauanaya da dikkat edilmesini istiyoruz. Su kaynaklarına da, canlıların yaşamına da kısacası çevrenin tamamıyla etkileşim halinde beraber yaşıyoruz. Buna uygun olarak faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Çevre ya da maden ikileminde değil ikisinin beraber yürütülebileceğini söylüyoruz. Çevre de bizim, insan da bizim, maden de bizim. Madencilerin sıralaması budur. Bir yandan resmi kurumlar tarafından ciddi şekilde denetlenen madenciler, bir yandan da çevreciler tarafından sürekli gözlem altında. Çevreciliği sadece ağaç kesme üzerine kurgulamak hiç doğru değil. Madenciler olarak sadece ağaçları değil, tüm çevreyi düşünerek hareket ediyoruz. Madencilik faaliyetlerinin sona ermesiyle rehabilitasyon süreci başlıyor. Maden alanı, bölgeye uygun bitki ve ağaçlarla yeniden yeşillendiriliyor. Madenlere itiraz edenler, rehabilite edilmiş ve yeniden yeşillendirilmiş alanları görmezden geliyor” dedi.

Türkiye’de 26 milyon hektar orman alanı olduğunu, bunların önemli bir kısmının da koruma alanı içinde yer aldığını ifade eden Çetinkaya, “Türkiye’de 101 bin hektar alan, madenlere ruhsatlıdır. Yani orman alanlarının binde 3,9’udur. Bu oranın tamamı da aslında ormanlık alan değildir. Orman statüsündedir ancak bunun yarısına yakını orman vasfında değildir. Öte yandan yangınlar nedeniyle son 12 yılda kaybedilen ormanlık alan 226 bin hektardır. 137 bin hektar ormanlık alan enerji faaliyetleri için kullanılırken, 57 bin hektar ormanlık alan savunma için kullanılır. Ulaşım faaliyetleri çerçevesinde kullanılan ormanlık alanın boyutu ise 52 bin hektardır. Enerjiye, savunmaya ve ulaşıma tahsis edilen ormanlık alanların geri dönüşü yoktur. Enerji ve savunma ihtiyaçları için kullanılan ormanlık alanlar bir daha geri döndürülemez. Madenlerdeki çalışma sona erdiğinde ise kullanılan her alanın geri dönüşü vardır. Madenler için kullanılan ormanlık alanlar geçicidir. Madenlerde işlemler sona erdiğinde alan doğaya geri kazandırılır, rehabilite edilir. Böyle olmasına rağmen herkes madenleri konuşuyor, madenleri suçluyor” dedi.

TÜMAD Entegre Yönetim Sistemleri ve Sürdürülebilirlik Müdürü Bilge Küçükaytan, “Türkiye’de altın madenciliği ile ilgili bazı yanlış bilgiler var. Örneğin altın madenciliğinden elde edilen gelirin büyük kısmının madenciye kaldığı söylenir. Ancak tüm işlemler açık ve nettir. Üretilen altının yaklaşık yüzde 55’i maliyettir. Yüzde 30’luk kısmı da vergi olarak devlete ödenir. Ürettiğimiz her altın Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından satın alınıyor. Altının farklı bir yere satılması ya da gönderilmesi mümkün değildir. Tüm işlemler kayıtlıdır. Türkiye’nin altın konusunda açığı var. Türkiye yılda ortalama 40 ton altın üretiyor. İthal edilen altın miktarı ise yaklaşık 160 tondur. Altın ithalatı için harcanan miktar ise yaklaşık 10 milyar dolardır” dedi.

Küçükaytan, “Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, bir kredi kullandırırken her şeyi en ince ayrıntısına kadar inceler. Çevresel etkisinden, madenin etrafında yaşayan insanların ekonomik durumuna kadar her şeyi mercek altına alır. En ufak bir olumsuzluk olduğunda dahi hesap sorar. EBRD ile imzaladığımız anlaşmaya göre istihdam edileceklerin çok büyük bir kısmı çevre bölgelerden yapılmak zorundadır. Bununla da bitmez altın madeni faaliyetlerinin sona ermesinden sonra çevre halkının mağdur olmamasını garanti etmemizi ister. Madencilik faaliyeti neticesinde oluşacak tozdan, bölgedeki tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirliğine kadar her şeyi rapor ediyoruz. Bizim dışımızda nedenlerden dolayı bölgedeki toz oranı artsa dahi, toz oranı düşene kadar işletmemizdeki çalışmalarımızı durdururuz. Hatta bölgedeki bir çiftçinin yaptığı keçi satışı sonrasında keçi varlığının bir anda 200 adet düşmesi sonrasında banka bizimle temasa geçti. Nedenini sordu” diye konuştu.

Yorumlar (0)