banner363

banner380

banner453

banner454

banner403

banner420

banner448

IAEA Genel Müdürü Grossi: “Temiz enerji, Covid-19 sonrası ekonomik iyileşme çabalarının merkezinde olmalı”

19 sonrası ekonomik iyileşme çabalarının merkezinde olmalıdır” dedi.

Ekonomi 21.01.2021, 11:43
4
IAEA Genel Müdürü Grossi: “Temiz enerji, Covid-19 sonrası ekonomik iyileşme çabalarının merkezinde olmalı”

19 sonrası ekonomik iyileşme çabalarının merkezinde olmalıdır” dedi.

Geride bıraktığımız yılı korona virüs mücadelesiyle geçiren dünyanın önünde ‘acil çözüm’ bekleyen bir dizi büyük sorun daha var. Gıda tedarikinden temiz suya erişime, enerji güvenliğinin sağlanmasından doğal afetlerin yıkıcı etkilerine karşı alınacak önlemlere kadar geniş bir yelpazeye yayılan bu sorunların çıkış noktasında ise tek bir konu var; iklim değişikliği. Hükümetler, uzmanlar ve aktivistler uzun süredir bu konuya dikkat çekerek ‘acil çözüm’ çağrısı yapıyorlar.

Hem bugünün dünyasını hem de gelecek nesilleri tehdit eden iklim değişikliğinin en önemli nedenlerinden biri, fosil yakıt kullanımıyla zirveye çıkan sera gazlarının etkisi. Bu gazlar havayı kirletip atmosfere zarar vererek dünya yüzeyinin sıcaklığının artmasına neden oluyor. Bu artışın beraberinde getirdiği felaketlerle savaşmanın yolu ise sera gazı salınımını azaltmaktan geçiyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, şu anda dünyadaki elektriğin yaklaşık yüzde 70’i fosil yakıtlardan karşılanıyor. 2050’ye kadar, Paris Anlaşması’nın ‘küresel sıcaklık artışını 2 derecenin çok altına düşürme’ hedefini karşılamak için, elektriğin yaklaşık yüzde 80’inin rüzgar, güneş, nükleer gibi düşük karbonlu enerji kaynaklarından elde edilmesi gerekiyor.

Avrupa Komisyonu (EC) ve Avrupa Birliği (AB) de iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında, sera gazı emisyonlarını 2030 yılına kadar 1990 seviyelerine kıyasla en az yüzde 55 azaltmaya yönelik planlar yapıyor.

Nükleer enerji, iklim hedeflerine ulaşmada ‘olmazsa olmaz’ konumda

Hem AB’nin hem de diğer kuruluşların planlarına göre karbon salınımı yapmayan uzun ömürlü ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına yönelmek, dünyanın kurtuluşunda en önemli rolü oynayacak. Pek çok uzmana göre, bu kriterleri tek başına karşılayan nükleerin temiz enerji geçişinde oynayacağı rol daha da önemli. IEA ve OECD Nükleer Enerji Ajansı’nın (NEA) son raporu da nükleer enerjinin iklim hedeflerine ulaşmada ‘olmazsa olmaz’ konumda olduğunu doğruladı.

“2020 Elektrik Üretiminin Öngörülen Maliyetleri” başlıklı rapora göre, nükleer santrallerin uzun vadeli işletilmesinden elde edilen elektrik, düşük karbonlu üretim için en önemli seçenekler arasında. Üstelik nükleer, bu üretim için en uygun maliyetli enerji kaynağı olma özelliğini de taşıyor. Nükleer santrallerin uzun vadeli işletimini temel alan raporda, konuya ilişkin şu ifadelere yer veriliyor:

“Nükleer, 2025’te beklenen en düşük maliyetlerle elde edilen düşük karbon teknolojisi olmaya devam edecek. Benzer maliyetlerle benzer bir katkıyı ancak büyük hidro rezervuarlar karşılayabilir, ancak onlar da büyük ölçüde ülkelerin doğal kaynaklarına bağımlı kalır. Fosil yakıta dayalı üretimle karşılaştırıldığında, nükleer santrallerin kömürle çalışan santrallerden daha uygun maliyetli olması bekleniyor. Gaz bazlı kombine çevrim gaz türbinleri (CCGT) bazı bölgelerde rekabet edebilirken, seviyelendirilmiş elektrik maliyeti (LCOE) büyük ölçüde münferit bölgelerdeki doğal gaz ve karbon emisyonu fiyatlarına bağlıdır. Nükleer santrallerin uzun vadeli işletimi (LTO) ve ‘ömür uzatma’sı yoluyla üretilen elektrik ise son derece rekabetçidir. Ayrıca düşük karbonlu üretimin - yeni enerji santralleri inşa etmeye kıyasla - yanı sıra, güç üretiminin tamamı için de en düşük maliyetli seçenektir.”

“AB, bu sonuçları dikkate almalı”

Raporu değerlendiren Brüksel merkezli Avrupa Nükleer Endüstrisi’nin Ticaret Birliği Foratom’un Genel Müdürü Yves Desbaseille de IEA’nın nükleer santrallerin uzun vadeli operasyonlarının tüm dünyada en ucuz elektrik kaynağı olmaya devam ettiği gerçeğini onaylamasından memnun olduklarını söyledi. Desbazeille, nükleer enerjinin AB’nin iklim hedeflerine ulaşmasını sağlayacak en uygun maliyetli yol olduğunu da vurgulayarak, Avrupa Komisyonu’nu bu raporun sonuçlarını dikkate almaya çağırdı.

Nükleere yatırım yapmanın dünyanın geleceği açısından taşıdığı önem, Avrupa Nükleer Ticaret Organı Foratom tarafından yaptırılan “2050’ye doğru patika yol” başlıklı çalışmada da vurgulandı. Bu çalışmaya göre, nükleer enerji, çevre için atılan doğru bir adım olmasının yanı sıra ülkeler için büyük bir tasarruf da sağlayacak. Çalışma kapsamında paylaşılan rakamlara göre Avrupa, 2050 elektrik karışımında nükleerin yüzde 25’lik payını destekleyerek 2020 ile 2050 arasında 440 milyar Euro’dan fazla tasarruf elde edebilecek.

Dünya Nükleer Birliği (WNA) Genel Müdürü Sama Bilbao y León da nükleer enerjinin toplumların daha temiz ve adil bir gelecek inşa etmesine yardımcı olurken ülke ekonomilerine önemli getiriler sağlayacağının altını çizen isimlerden. İklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için nükleer enerji kullanımının artması gerektiğini belirten León, “Hükümetler, korona virüs krizinin yanı sıra iklim değişikliği, hava kirliliği ve enerji yoksulluğu gibi kronik sorunlarla mücadele ederek gelecekteki krizleri önlemek için nükleer enerjiye yatırım yapma fırsatına sahiptir” değerlendirmesini yaptı.

“Nükleeri dışlamak gibi bir lüksümüz yok”

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Genel Müdürü Rafael Mariano Grossi de nükleer enerjinin küresel emisyonları azaltma konusunda net bir role sahip olduğunu söyledi. Grossi, “İklim sorununun boyutu ve aciliyeti göz önüne alındığında tüm çalışma ömrü boyunca emre amadelik sunan nükleeri dışlamak gibi bir lüksümüz yok. Eğer dünya, enerji güvenliği ve iklim hedeflerine ulaşmak istiyorsa temiz enerji, Covid-19 sonrası ekonomik iyileşme çabalarının merkezinde olmalıdır. Elektrikle çalışan arabalarda kullanılan rüzgar ve güneş enerjisindeki güçlü büyüme bu umuda bir dayanak sağlıyor. Bunun yanında hidrojen ve karbon yakalama gibi yeni gelişen teknolojiler de oldukça umut verici. Ancak sorunun ölçeği nükleer enerji de dahil olmak üzere var olan herhangi bir teknolojiyi dışlamamayı gerektiriyor. Bilinmelidir ki, nükleer enerji, hidroelektrik enerjiden sonra dünyanın ikinci en geniş düşük karbonlu elektrik kaynağıdır” ifadelerini kullandı.

“NGS’ler en dirençli enerji kaynağı olduklarını kanıtladı”

Enerji sektörünün temiz enerjiye geçişte anahtar göreve sahip olduğunun belirten IEA İcra Direktörü Fatih Birol ise çoğunlukla fosil yakıtlardan elde edildiği için elektriğin küresel emisyonun en büyük kaynağı olduğunu vurguladı. Birol, enerji ve iklim hedeflerine ulaşılabilmesi için yapılması gerekenleri şöyle anlattı:

“Düşük karbonlu elektrik üretiminin 2040 yılına kadar üç katına çıkarılması gerekiyor. Bunun anlamı, her yıl Japonya’nın tüm enerji sistemine eşdeğer bir miktarın küresel şebekeye bağlanmasıdır. Nükleer enerjinin kayda değer bir katkısı olmaksızın bunun nasıl yapılacağını anlamak zor. Üretilmiş nükleer güç miktarı 2006 yılından sonraki en yüksek değerine 2019’da ulaştı. Ancak, yeni nükleer güç santrallerine ve var olan santrallerin hizmet sürelerini uzatma çalışmalarına yatırım yapılamazsa nükleer güç endüstrisinde ciddi bir gerileme yaşanma riski söz konusu. NGS’ler dünya elektriğinin yüzde 10’unu üretiyor. Enerjinin istikrarlı akışı birçok ülkede güvenilir enerji teminini sağlama konusunda hayati öneme sahip. Nükleer ve yenilenebilir enerji, yaşanan bu karantina döneminde küresel çapta en dirençli enerji üretim kaynakları olduklarını ispat etti. Hiçbir NGS Covid-19 nedeniyle kapatılmadı.”

Türkiye de nükleeri tercih eden ülkeler arasında

Yapılan tüm bu çalışmalar hem belirlenen iklim hedeflerine ulaşabilmek hem de tasarruf sağlayabilmek için nükleer enerjiye daha fazla yatırım yapılması gerektiğini ortaya koyuyor.

Dünyanın dört bir tarafında nükleer santral projeleriyle öne çıkan Rosatom’un Ortadoğu ve Kuzey Afrika Genel Müdürü Alexander Voronkov da geçtiğimiz günlerde Birleşik Arap Emirlikleri’nin bölgesel yayın organı olan Utilities-ME ve Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu Rosatom’un düzenlediği bir panelde yaptığı konuşmada, “Nükleer enerji, gelecekteki düşük karbonlu enerji sistemlerinin merkezinde yer alarak yenilenebilir enerji ile birlikte en yüksek yükü karşılayacaktır” ifadelerini kullandı.

Voronkov, "2020’de Covid salgını, enerji kaynağının güvenilir olması gerektiğini gösterdi. Enerji kaynakları haftanın 7 günü, 24 saat erişilebilir olmalı. Enerji talebinin istikrarlı olması bizim için hayati önem taşıyor. Çünkü modern hastaneler, ulaşım ve kentsel altyapı tamamen enerjiye bağlı. Nükleer enerji de bu profile mükemmel bir şekilde uyuyor” dedi.

Türkiye, bulunduğu bölgede iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. 2018 yılında toplam sera gazı emisyonu 520,9 milyon ton karbondioksit (CO2) eşdeğerini bulan Türkiye, inşa halinde olan ilk nükleer santrali Akkuyu NGS’nin inşasına başlayarak sera gazı emisyonlarını azaltmak ve temiz enerjiye geçmek için önemli bir adım atmış oldu.

Rosatom tarafından inşa edilen ve Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayacak proje, 6 binden fazla kişiye sağladığı iş imkanı ile dikkat çekerken, bölgede yerel ekonomiyi de canlandırıyor. Akkuyu NGS’nin sahasında inşaat çalışmaları hızla devam ediyor.
Yorumlar (0)