banner363

banner380

banner453

banner454

banner403

banner420

30.09.2014, 11:03 13159

DÜNYA, BM’DE IŞİD’İN GÖLGESİNDE TOPLANDI

Türkiye ve ABD birlikte uzun bir yola çıkıyor…

Geçen ay dünyanın hasta kalbi, New York’ta attı.
Her biri birbirinden dertli 193 ülke lideri, Birleşmiş Milletler 69. Genel Kurulu toplantısında buluşarak hasret giderip dertleşti.
Her yıl olduğu gibi bu yılda ülkelerin heyet başkanları, 365 gün boyunca içlerinde ve bölgelerinde biriken sorunları, sırayla Genel Kurul kürsüsüne çıkarak dünyaya hitaben ateşli konuşmalarla dile getirdiler.
Diplomasinin vahşi çıkarları ve ateşiyle ile kararmamış vicdanlarından destek ve yardım istediler.
Ülke liderleri aralarında sayısız ikili görüşmeler yaptı.
Kimi açık kimi kapalı kapılar ardında bir dizi temaslar gerçekleştirdi.
Daha sonra bazı liderler sorunlarını ve sıkıntılarını yedi kıtaya duyurmayı başarmış olmanın verdiği hazla, rahatlamış bir ruh hali içinde, bazıları ise sıkıntılı ve umutsuzca ülkelerine geri döndüler.

ABD VE AVRUPA DİKEN ÜSTÜNDE
Her zaman ki gibi, BM toplantılarının rutini haline gelen, fakirlikle mücadele, sağlık konuları, istikrarlı kalkınma, iklim değişikliği gibi BM’nin on yıllardır üzerinde durduğu klasik sorunlar gündemdeydi. 
Bu defa farklı olarak Afrika’yı kasıp kavuran Ebola salgını gündeme ilave oldu. 
Bir diğer konu ise, günümüzün yaşamsal acil sorunları olan siyasi ihtilaflar, savaşlar ve çatışmalardı. 
Bu bağlamda BM’in ana gündemini yine krizin krizi beslediği dünyanın en istikrarsız bölgesi Ortadoğu oluşturdu.  
İsrail-Filistin sorunu gibi bir arpa boyu yol alınamayan, sürüncemede kalan konular zaten yıllardır gündemdeydi. 
Ancak bu kez, dünya devletleri New York’ta, ABD’nin işgal edip sonra yüzüstü bıraktığı Irak’ı ve ondan doğan gayri meşru çocuğu, IŞİD’i konuştu.
Çünkü ölümü şehadet ve öldürmeyi ilahi adalet olarak gören bu kelle avcısı ölüm çetesi, Irak ve Suriye’de başlattığı kanlı mezhep savaşlarından sonra şimdide dünyaya meydan okuyarak batıyı korkuttu. 
Savaşı bilgisayar oyunları gibi gören bu örgüt üyeleri, eğer güvenlik zafiyeti varsa, ülkenizi terör eylemleriyle bir anda kan gölüne çevirebilecek yetiye sahip.
Bu yüzden Amerika ve Avrupa diken üstünde.
Eylül ayında BM Güvenlik Konseyi’nin geçici başkanlığını üstlenen ABD, Genel Kurul’un sağladığı geniş diplomatik temas zeminin avantajını kullanarak, tüm diplomatik gücünü IŞİD’e karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmaya odakladı. 
Ukrayna sorunu dahi bu yüzden doğru dürüst konuşulmadı.
Obama stratejisinin temel unsuru, IŞİD’e karşı ABD’nin öncülüğünde hava bombardımanıyla başlatılan savaşın ancak kara harekâtıyla başarıya ulaşacağını öngörüyor.
Amerika bu görevin ise Ortadoğu’da ki bölge ülkeleri tarafından üstlenilmesini istiyor. 
IŞİD gibi çok farklı terör ve savaş yöntemleri uygulayan bir gücü, hava bombardımanlarıyla yok etmek mümkün değil.
Bu çalılarla kaplı geniş arazide havan toplarıyla tavşan avlamaya benziyor.
İşte bu yüzden IŞİD’in top yekûn imhası, ancak kara harekâtıyla mümkün. 
Bunu kim başaracak? 
Koalisyona dahil olan Arap ülkeleri mi? 
Zira bu ülkelerin çoğunun böyle bir askeri yeteneği dahi yok. 
Karşılarında çok hızlı hareket kabiliyetine sahip, ölüme koşan 30 bin kişilik, modern teçhizatlı bir güç var.
Geriye karada IŞİD’e karşı neşter olarak kullanılabilecek Irak ordusu ve peşmergelerle Suriye’de ki “ılımlı muhalifler” (Özgür Suriye Ordusu) kalıyor. 
Sonuç alabilmek için bunların modern silahlara ve yoğun eğitime ihtiyacı var. 
Bu da sıkı bir işbirliği, disiplin ve de zaman gerektiriyor.
Nereden baksanız bunun oluşması en az üç yıl.
Batı IŞİD’i yok etmeyi, IŞİD’de yok edilmeyi bu kadar uzun süre bekler mi?
Bir de son yıllarda bölgesel güç olarak sivrilen, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye var.
Amerika, Türkiye olmadan bu işin altından kalkamayacağını gördü. 

TÜRKİYE’NİN ŞARTLARI 
Yıllardır Esad’ın tasfiyesi için Türkiye’nin işbirliği çağırıları karşısında kılını kıpırdatmayan ABD, bugün Ankara’yı bir terör örgütüne karşı cepheye gitmeye ikna etme konusunda ise aceleci.
Obama yönetimi rehine sorunu nedeniyle Ankara’yı bu konuda pek zorlayamıyordu.
Çünkü Türkiye’nin manevra alanı oldukça kısıtlıydı.
IŞİD’in ölüm çengelinde asılı olarak, 102 gün boyunca oradan oraya savrulan 49 konsolosluk mensubunun kurtarılmasıyla, Türkiye’yi kilitleyen bölge politikası üzerinde ki gizli ipotekte böylece kalkmış oldu. 
Ankara’nın rahatladığını gören Amerikan yönetimi de hemen harekete geçti. 
Diğer dünya liderleri gibi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmaları kapsamında New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı fırsat bilerek onunla derhal pazarlığa oturdu. 
Erdoğan’ın gerek Başkan Obama, gerekse Başkan Yardımcısı Joe Biden’la yaptığı görüşmelerin çetin geçtiği ancak sonunda ortak bir stratejide ön anlaşmaya varıldığı anlaşılıyor.
Türkiye’nin IŞİD tehdidine karşı oluşturulan koalisyona, cephe ülkesi olarak bazı şartlarının karşılanması halinde askeri destek vereceği belirtilmişti.
Bunlar ana başlıklarıyla, 
1-Türkiye’nin yönetiminde koalisyon güçleriyle Suriye tarafında sınır boyunca bir güvenlik kuşağı ve uçuşa yasak bölge oluşturulması;
2-Sığınmacılara sağlanan insani yardım maliyeti yükünün koalisyon ülkeleri arasında paylaştırılması; 
3-IŞİD’in boşalttığı alanların PKK-PYD güçleri tarafından doldurulmasına müsaade edilmemesi;
4- Oluşturulan işbirliğinin IŞİD sonrasında da Esad’ın tasfiyesine kadar sürdürülmesi;
Amerikan yönetimi ise hava operasyonlarının maliyetini düşürmek için Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan İncirlik Üssü’nün kullanımının Amerikan Savaş uçaklarına açılmasını talep etti. 
Erdoğan’ın Amerikan yönetimiyle yaptığı görüşmede ana iskeleti kurulan yapının ana hatları bunlar.
Bunların ne kadarının nasıl, ne şekilde ve ne zaman gerçekleşeceği,  iskeletin içinin nasıl doldurulacağı bu ay içinde yapılacak görüşmelerle netlik kazanacak.  
Bu iskelet, aynı zamanda oldukça uzun ve zorlu geçecek olan bir savaşın, bir bakıma yol haritasını oluşturacak.
Bu uzun yol belirsizliklerle dolu.
Ancak dünya sisteminde unutmamız gereken değişmez bir kural var.
Uluslararası diplomaside esas olan tek şey siyasal çıkarlardır. Devletler, daima kendi uluslarının kaderini ve çıkarlarını başkalarından üstün ve diğerlerinin üzerinde tutarlar. Sınırlarımızın ötesinde ki sorunlar çıkarlarımızı ne kadar ilgilendiriyorsa alacağımız riskin ölçüsünde ona göre ayarlamalıyız.
Günümüzde uluslararası ilişkiler maalesef acımasız olan bu altın kurallarla işliyor.
Tarih sayfaları bu kurala riayet etmedikleri için, başları beladan kurtulmayan ülke örnekleriyle dolu.
Yorumlar (0)