banner363

banner453

banner454

banner403

28.11.2014, 13:03 18679

DEVİN BAŞKANI “TOPAL”, ABD‘DE YENİ KRİZLER KAPIDA…

%70’in Katılmadığı %30’luk Demokrasi…

ABD’de, kendi küçük ancak etkisi deprem gibi büyük, sonuçları ise tüm siyasi dengeleri alt üst eden bir ‘ara seçim’ yapıldı geçen ay. 
Ancak demokrasinin beşiği sayılan ülkede halkın büyük bölümü oy kullanmadı.
Sandığa giden küçük bir kesim ise ne istediğini bilmeyen bilinçsiz ve ilgisiz seçmen damgası yedi.
Muhalefet Kongreyi ele geçirdi.
Ülkeyi yöneten iktidar partisi azınlığa düştü.
Dünyanın en güçlü ülkesinin kudretli Başkanı Obama ise, savaşın ortasında mermisi biten  “topal bir kurşun asker” gibi Beyaz Saray’da yapa yalnız kaldı.
Senato'da kazandıkları yedi yeni koltukla amiral gemisinin kaptan köşkünü Demokratlardan ele geçiren Cumhuriyetçiler, dümende ki kaptan, Başkan Obama’yı da rehin aldılar.
Cumhuriyetçiler 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana kazandıkları bu en büyük siyasi zaferin sarhoşluğu içinde Noel’i karşılarken, partisi büyük bir yenilgiye uğrayan Obama ise, yeni yıla siyaseten koltuk değneklerine mahkûm edilmiş topal bir başkan olarak giriyor.
Başka bir deyişle, iki yıl içinde yeni bir seçim yapılmayacağı ve partiler arası transfer ABD’de sıkça rastlanan bir durum olmadığı için, Obama 2016’da sona erecek olan başkanlık dönemini, Amerikan siyasi literatürdeki yerleşik tanımıyla  “Lame Duck” yani “Topal Ördek” olarak tamamlayacak.
4 Kasım’da ki ara seçimlerde muhalefetteki Cumhuriyetçiler, 2010 yılından bu yana ellerinde tuttukları Temsilciler Meclisi'ne ilaveten Senato’yu da ele geçirerek Kongre’nin her iki kanadına hâkim oldu. 
Böylelikle yasama tamamen Cumhuriyetçilerin etkisi altına girerken, Demokratlara ise sadece Beyaz Saray, yani siyasi açıdan eli kolu nispeten bağlı bir yürütme kaldı.
Yasama ve yürütme erklerinin birbirlerine zıt, iki ayrı siyasi gücün eline geçmesiyle Amerika’da iki başlı bir yönetim ya da "iki farklı Washington" gibi tuhaf bir yapı ortaya çıktı. 
Cumhuriyetçiler çoğunluğu ele geçirerek Obama yönetiminin geri kalan son iki yıllık icraatını tamamen kilitleyebilecek güce ulaştı.
Şimdi hem Temsilciler Meclisi'nde, hem de Senato’da Kongre’nin gündemini belirleyen lokomotif bir güç olarak, iç ve dış politikada kendi siyasi önceliklerini Başkan Obama'ya dikte edip, istedikleri yasa tasarılarını dayatabilecekler.
Şu an Kongre Ocak ayına kadar tatilde.
Esas kıyamet Kongre’nin 3 Ocak 2015’de 114. yeni yasama dönemine başlamasıyla birlikte kopacak.
YENİ YILLA SİYASİ KRİZLER DÖNEMİ BAŞLIYOR
ABD yönetimde ki bu iki farklı kutuplaşma, tüm ülkeyi yeni siyasi krizlere sürükleyerek, oldukça sert ve çekişmeli gerilim dolu bir döneme sokabilir.
Geçtiğimiz yıllarda sağlık reformu ve ek borçlanma limiti gibi konular sebebiyle Kongre’yi aşmakta zorlanan Obama’nın, geriye kalan görev süresi boyunca bu tür benzeri sorunları çok daha ağır ve yoğun biçimde yaşaması kaçınılmaz görünüyor.
Bu yeni süreçte Senato ile birlikte Başkan Obama neler kaybetti?
Obama öncelikle, Temsilciler Meclisi'nden gelen ve kendi siyasi tercihine ters düşen yasa tasarılarını Senato'da veto etme imkânını kaybetti.
Amerikan Anayasasına göre Kongre’nin iki kanadından Senato, dış politika konularında önemli yetkilerle donatılmıştır. Yürütmenin yani Başkan Obama’nın imzaladığı anlaşmalar, ancak Senato tarafından 2/3 çoğunlukla onaylandıktan sonra yürürlüğe girer. 
Ancak Cumhuriyetçi çoğunluğa sahip olan yeni Senato, Obama’nın yaptığı tüm uluslararası anlaşmaları şimdi tamamen durdurma gücüne sahip.
Ayrıca başkanın aday göstereceği sivil ve askerî üst düzey bürokratların atanması Senato’nun onayı ile mümkün. 
Yabancı ülkelere tayin edilecek büyükelçilerin görevlerine başlayabilmeleri için, Senato’nun Dış İlişkiler Komitesi’nde yapılan oturumda senatörleri ikna etmesi şart.
Temsilciler Meclisi ise Uluslararası İlişkiler Komitesi kanalıyla ABD dış politikasına mali açıdan müdahale edebilir. Örneğin genel bütçenin yürürlüğe girme sürecinde bazı kesintiler, kısıtlamalar veya eklemeler yaparak ABD Başkanı’nın dış politikasını zora sokabilir.
Kısacası Cumhuriyetçiler isterse bundan sonra Obama’nın tüm dış politikasını tamamen kilitleyebilir.
Ancak Obama’yı siyasi açıdan yıpratarak çalışamaz hale getirmeye çalışırken, ülkenin ekonomisini ve dış politikasını da tamamen tahrip etmek gibi bir riski göze alabilecekler mi?
Bu yüzden Cumhuriyetçilerin siyasi hırslarına yenik düşmeden, nerede durup nerede hareket edeceklerini çok iyi hesaplamaları gerekiyor.
ABD SEÇMENİ CAHİL Mİ, NANKÖR MÜ?
70 yıldan bu yana ilk kez Amerikanlılar seçimlere bu denli ilgisiz ve duyarsız kaldı.
Çünkü katılım %33 gibi rekor düzeyde düşüktü. 
Yani neredeyse Amerikan halkının %70’i sandığa gitmedi.
Hatta Indiana, Texas, Utah ve Tennessee gibi eyaletlerde katılım, %28’lere kadar düştü.
Dar gelirlilerin yoğunlukta olduğu bu eyaletlerde ki seçmeler ülke gerçeklerinden ‘bir haber’ olmakla suçlanıyor.
Oysa 2008 mali krizinden sonra ekonomi hızla iyileşme sürecine girerek %3’lük bir büyüme hızını yakalamışken, benzin fiyatları rekor düzeyde düşmüşken, emlak piyasası hala %4 oranındaki tarihi düşük seviyelerini korurken, işsizlik oranı %9’lardan %6’lara kadar inmişken, bu güvensizlik niye?
Öncelikli sorun bilgisizlik ya da yanlış bilgi.
İkinci sorun ise bu iyileşmenin henüz halkın cebinde ki cüzdana yansımamamış olması.
Örneğin kısa bir süre önce Ipsos MORI adlı bir kamuoyu araştırma kurumu yayınladığı bir çalışma Amerikalıların kendi yaşadıkları ülkenin gerçeklerinden ne kadar habersiz olduğunu ortaya koyuyor.
Ancak Amerikan vatandaşlarına göre ABD’de işsizlik oranı %32 civarında.
Gerçekte resmi rakam ise %6’ya yakın. 
Nüfusa oranla göçmenler %13 civarında ancak vatandaşın tahmini %33.
ABD’de toplam Müslümanlar %1 civarında, ancak Amerikalılar %15 olarak biliyor.
Annenberg Public Policy Center adlı başka bir kuruluşun, geçen ay yaptığı bir araştırmanın sonuçları ise son derece şaşırtıcı. 
Demokrasi adına da bir o kadar ürkütücü. 
Çünkü Amerikan halkının yarısı kendi Senato ve Temsilciler Meclisi’nde hangi siyasi partinin azınlıkta ve çoğunlukta olduğunu dahi bilmiyor.
Bir ülkeyi ekonomiden siyasete doğru rotada yönetecek yahut savaş ya da barış kararı alarak kaderini belirleyecek olan, kaliteli ve doğru liderlerdir. 
Peki, onları seçecek olan seçmeninde kaliteli ve bilgili olması gerekmez mi?
Dünyaya örnek gösterilen demokrasiye sahip Amerika, geçen ay az bilgili %33’lük seçmenin tercihi sonucu iç politikada ciddi bir fay kırılması yaşadı. 
Kongre’nin Önümüzde ki ay tatilden çıkarak tekrar çalışmaya başlamasıyla birlikte yeni yılda Amerika’yı siyasi kriz ve fırtınalarla dolu çatışmalı bir dönem bekliyor.
Süper devlette demokrasi artık böyle işliyor.
Yorumlar (0)