İş sözleşmesinin taraflı olan işçi ve işverenden haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uygun davranmaları beklenir. Ancak maalesef iş ilişkilerinin zaman içinde bozulmaya başlamasıyla birlikte uygulamada kötüniyetli düşüncelerin eyleme dönüştüğü görülmektedir.

Örneğin, işçinin bir takım haklarını aramak için adli ya da idari makamlara başvurması nedeniyle, işverenin iş sözleşmesini feshetmesi kötüniyetli feshi ve sonucunda kötüniyet tazminatını gündeme getirmektedir.

Mevzuatımızda kötüniyet tazminatı, sadece iş güvencesi kapsamı dışında kalan ve belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçiler tarafından talep edilebilen bir tazminattır.

Başka bir deyişle, iş güvencesinden yararlanamayan işçinin, belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından kötü niyetli olarak feshedilmesi durumunda, kötüniyet tazminatına hak kazanılabilir. Kötüniyet tazminatı 4857 sayılı İş Kanunu (m.17), 854 sayılı Deniz İş Kanunu (m.16) ve  6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (m.434) düzenlenmiştir.

Bu Kanunlarda hangi durumların kötüniyet sayılacağı açıkça belirtilmemiştir. Ancak, 4857 sayılı Kanun’un gerekçesinde kötüniyetli feshe ilişkin çeşitli örnekler verilmiştir. Nitekim, işçinin; işvereni hakkında adli ya da idari makamlar nezdinde şikâyette bulunması, işvereni aleyhine dava açması, işvereni aleyhine şahitlik yapması gibi durumlar sayılmıştır. Yargıtay uygulamasına göre de, “işçinin şikayete başvurması[1], iş ve sosyal güvenlik mevzuatından doğan bir hakkını talep etmesi, fazla çalışma yapmayı reddetmesi, yasal sınırları aşan çalışma sürelerine itiraz etmesi, işvereni aleyhine dava açması ya da şahitlik etmesi[2], işçinin evlenmeye karar vermesi, hamile kalması[3] gibi nedenlerle iş sözleşmesinin feshedilmesi iyiniyet kurallarına aykırıdır[4].

4857 sayılı Kanun’un 17 nci maddesine göre, “iş güvencesi kapsamı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirilmesi halinde, bildirim süresinin üç katı tutarında kötüniyet tazminatı ödenir”. Şayet işveren fesih bildirim şartına da uymamışsa, işçi ayrıca ihbar tazminatını da hak kazanır. Bu kapsamda, kötüniyet tazminatı ihbar tazminatından tamamen bağımsız bir tazminat olup, ihbar tazminatının ödenmiş olması kötüniyet tazminatı ödenmemesini gerektirmez.

Sonuç olarak, kötüniyet tazminatı iş güvencesinden yararlanamayan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından kötü niyetli olarak feshinin hukuksal yaptırımıdır. Belirli süreli iş sözleşmelerinde süreli fesih söz konusu olamayacağı için bu sözleşmelere göre çalışan işçilerin kötü niyet tazminatından yararlanması söz konusu değildir. Elbette ki, işçinin, işvereninden kötüniyet tazminatı talep edebilmesi için, öncelikle fesih hakkının kötüye kullanıldığını ispat etmesi gerekir. Kötüniyet tazminatı hesabında temel ücret değil, ücrete ek olarak işçiye sağlanmış para ve para ile ölçülmesi mümkün olan menfaatler göz önünde tutulur[5]. Kötüniyet tazminatında zaman aşımı süresi beş yıldır (İşK m.Ek.3).


[1] Y9HD.15/2/2010, 16806/3579 Legalbank

[2] Y9HD.22/5/2002, 874/8770 Legalbank

[3] Y9HD.17/9/2007, 29103/26743 Legalbank

[4] SÜZEK, Sarper, İş Hukuku, 20. Baskı, İstanbul 2020, s.547-548.

[5] Y9HD. 21/1/2013, 39366/2074 Legalbank