banner363

banner453

banner454

banner403

banner420

19.06.2021, 17:25 1936

“Ağaç Yaşken Eğilir”

Değerli okuyucularımız;
Geçtiğimiz hafta “Toprak Okulu, Önce Vatan Gazetesi ve Çok Değerli Gazeteci Büyüğüm, Fotoğraf Sanatçısı Sn.Yaşar Şenyüz ve Toprak Okulları Yönt.Kur.Bşk. Sn.Esin Tutgun tarafından projelendirilen ve Türkiye’nin her bölgesindeki 3-9 yaş arası tüm çocukları kapsayan;  “1. Ulusal Altın Fırça Resim Yarışması Ödül Töreni” gerçekleşti. 

Yazarınız olarak ben de sanata ve sanatçıya değer veren ve sanatın küçük yaşlardan itibaren mutlaka aşılanması gerektiğini, doğanın ve doğal yaşamın bizler için ne kadar önemli olduğunu, toprak, su ve havaya çok dikkat etmemiz ve dikkatli kullanmamız gerektiğini en etkili şekilde ortaya koyan ve birbirinden yetenekli minik ressamların ödüllendirildiği bu güzel törenin moderatörlüğünü gerçekleştirmekten aynı zamanda bir “Gazeteci, Köşe Yazarı, İletişim Uzmanı ve Spiker” olarak “Hababam Sınıfı”nın değerli oyuncuları “Teoman Ayık, Ahmet Arıman ve Tuncay Akça’nın takdimiyle başarı plaketi ile ödüllendirilmekten büyük mutluluk duydum.

Kıymetli okuyucularımız; 
Bildiğiniz gibi önceki nesillerden miras aldığımız dünyamızı gelecek kuşaklara devrederken hepimiz için en önemli üç şey “Toprak, Su ve Hava”. Çünkü bu üç ana element kirlenirse dünya artık yaşanmaz bir hal alır. Son yıllarda ve özellikle son dönemlerde Marmara Denizi’nde oluşan deniz salyası, su ve hava yolu ile bulaşan virüsler ve hastalıklar, değişen iklim koşulları ile mevsimlerin değişmesi, yazın kışı, kışın yaz mevsimini yaşamamız, yağmurun ve karın azalması, toprak verimliliklerinin düşmesi, küresel ısınmaya bağlı olan doğal felaketler ve bunlar gibi daha sayabileceğimiz birçok olumsuz örnek bu üç elementin yaşamlarımızdaki önemini açıkça ortaya koymakta.

Tüm bu yaşanılan iklim değişikliği ve buna bağlı olumsuz sonuçların sebeplerine gelirsek; 
atmosferdeki sera gazlarının oranının 1750’li yıllarda başlayan sanayi devrimi ile artmaya başlaması ve karbondioksit oranının da buna bağlı olarak ciddi bir artış göstermesi. 

Gerçekleştirilen “Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli”ne göre karbondioksit oranındaki artış öncelikle fosil yakıt kullanımından kaynaklanmakta ve insan faaliyetlerinin atmosferde yarattığı etkinin sonucunda küresel sıcaklıklarda artış yaşanmakta. 

Kayda değer ikinci etken ise; başta ormansızlaşma olmak üzere arazi kullanımındaki değişimler. Ve tabi ki artık hepimizin bildiği kullandığımız bütün plastik, metal, kimyasal,...vb atıklar, deodorantlar, gdo’lar, ata tohumlar ile oynamak, evlerde, fabrikalarda, arabalarda uçaklarda ,...vb de kullanılan yakıtlar, suya, toprağa ve havaya karışan gazlar ve kimyasallar, çok ve hızlı tüketim, toprağa ve tohuma karıştırılan zararlı ilaçlar ve zehirler, doğayı yeterli düzeyde koruyup sahip çıkmamak ve daha birçok etken de bunlara dahil.

Başta kömür olmak üzere fosil yakıtların yakılması atmosferdeki karbondioksit oranının artmasındaki ana sorumlu. IPCC’ye göre 2004 yılındaki insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının %56’sı fosil yakıt kullanımından ortaya çıkan karbondioksite ait. Ormansızlaşma ise; tam %17’lik bir paya sahip. 

Fosil yakıtlar arasında ana sorumlu olarak ise; "kömür" karşımıza çıkmakta. Küresel ölçekte birincil enerji talebinin %27’si kömürden sağlanırken enerji kaynaklı sera gazı emisyonlarının %43’ü kömür kaynaklı. Kömürü %36 ile petrol, %20 ile doğalgaz takip etmekte. Çünkü kömür; üretilen bir birim enerji başına doğalgazın 1,7 katı CO2’yi atmosfere salmakta.

Peki Bu İklim Değişikliğinin Doğamıza ve İnsanlığa Etkileri Nelerdir?
İklim değişikliğinin etkileri sadece sıcaklıklardaki artıştan ibaret değil. Kuraklık, seller, ani ve mevsimsel olmayan dolu olayları, su ve gıda kaynaklarının azalması, çölleşme, buzulların erimesi, deniz suyunun termal genişlemesi, su kaynaklarında tuzlanma, su kaynaklarının azalması sonucunda da su ve gıda ile bulaşan hastalıklarda artış, polen mevsiminin uzaması sebebiyle astım gibi alerjik hastalıkların artması, şiddetli kasırgalar gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve etkisinde artış, okyanus ve deniz suyu seviyelerinde yükselme, okyanusların asit oranlarında artış, buzulların erimesi gibi etkiler ve bunların sonucunda bitkiler, hayvanlar ve ekosistemlerin yanı sıra insan topluluklarının da ciddi risk altında olması. Dahası karbondioksit düzeyi ve atmosferin aşırı ısınması polenlerde ve toprak mantarlarında artışa neden olarak ortaya çıkan partiküller ve aeroallerjenler de akciğer içine girerek bağışıklık sistemine zarar vermekte. 

 Buna bağlı olarak son yıllardaki artan etkileri ise; “Coronavirüs” gibi virüslerin ve tüm zararlı bakteri, mantar ve mikropların hızla yayılarak bağışıklığı düşük olan toplumları “soykırım”gibi adeta kıyıma uğratması. Çünkü küresel ısınmayla birlikte mikropların yayılma alanı da genişlemekte. Mesela birçok hastalığın taşıyıcısı olan sivrisineklerin üremesi ısı artışlarına karşı çok hassas. Yine son yıllarda biyolojik çeşitlilikte meydana gelen değişikliklerden dolayı zararlı patojenleri kontrol altında tutan avcı hayvanların dengesinin değişime uğradığını da görmekteyiz. 

Sebep ise çok açık; yine insan eliyle doğaya verilen zararlar ve insanoğlunun bitmek tükenmek bilmez hırsları ve istekleri...


Acaba hem dünyada hem de ülkemizde toprak, su ve havayı koruyabilmek adına ne gibi çalışmalar yapılmakta?
Birleşmiş Milletler bu konuda çeşitli projeler, kampanyalar ve programlar yürütmekte. Tüm dünyada ülkeler iklim değişikliğine dur demek için çalışmalar üretmekte. 2015 sonunda Paris’te düzenlenen “21. Taraflar Toplantısı”nda; 180 ülke “KYOTO Protokolü” sonrası yürürlüğe girecek “Paris Antlaşması”nı imzaladı. Yine “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi” de bu anlamda yapılan çalışmalar arasında...

Türkiye’nin iklim değişikliği politikası ise: “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi”ne 2004 yılında taraf olan Türkiye; Kyoto Protokolü’ne de 2009 yılında imza attı. Ülkemizin enerji ve buna bağlı olarak şehircilik, ulaşım ve sanayi politikaları, küresel iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik attığımız adımların birer göstergesi... Günümüzde enerjisinin %20'sini yenilenebilir enerjiden elde eden Türkiye 2023'te bu oranı %30'a çıkartmayı hedeflemekte. 

Türkiye 2010-2020 yıllarını kapsayacak “Ulusal İklim Değişikliği Strateji Belgesini” de kabul ederek bu belgeye dayalı eylem planını 2011 yılında tamamladı. Fakat tüm bunlara rağmen “İklim Değişikliği Eylem Planı” Türkiye’nin özellikle su kaynaklarının azalması, orman yangınları, kuraklık ve çölleşme, bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi olumsuz etkilerden önemli ölçüde etkileneceğini öngörmekte. 

Kısacası küresel bazda yapılan tüm bu çalışmalara rağmen iklim değişikliği hızla artmakta. O zaman şu soru akla geliyor: 
“Tüm bu çalışmalar yeterli mi?” 
Malesef hayır. Bu konuda daha çok önlem almalı,     daha az uçak, daha az kırmızı et, daha az kömür, daha az gıda atığı, daha az araba, daha az sıcak su, daha çok bisiklet, daha çok yürüyüş, daha çok led ampül, daha çok yerli üretim gıda, daha çok ev izolasyonu, daha çok güneş enerjisi, daha çok proje ve fikir üretmeli, daha çok bilinçlenmeli, daha çok kanun yürürlüğe koymalı ve “Toprak, Su ve Hava”ya yani doğaya gözümüz gibi bakmalıyız. 

O yüzden geçtiğimiz hafta düzenlenen “1.Ulusal Altın Fırça Resim Yarışması”; toplumun en küçük ferdi olan çocuklardan başlayarak herkese “Toprak, Su ve Hava”yı kısacası doğamızı daha bilinçli olarak kullanmamız ve gelecek kuşaklara da bu bilinci aşılamamız gerektiği düşünülerek hazırlanması açısından çok çok kıymetli. 

Çünkü her yıl düzenlenecek olan bu yarışmaya katılan tüm çocukların yarışmayı kazanmak için “Toprak, Su ve Hava' konusunda daha çok araştırma yapıp, “Toprak, Su ve Hava’ya daha çok değer vererek bu konuda daha çok bilgi sahibi olmaları hedeflenmekte.

 Bu yüzden “1. Ulusal Altın Fırça Resim Yarışması”;  her sene 23 Nisan Şenlikleri döneminde “Sosyal Sorumluluk” bilinci ile bir farkındalık projesi olarak gerçekleştirilmeye devam edecek ve her yıl ana tema; “Toprak ve Doğa”dan esinlenerek belirlenecek ve bu konunun dışına asla çıkılmayacak.
 
Yine yarışmanın çok beğendiğim etik yönlerinden biri; bütün kurallar belirlenirken fırsat eşitliğine özellikle dikkat edilerek daha fazla çocuğun ödül alabilmesi planlanarak düzenlenmekte olması. 

Amaç; çocukları zaten okul hayatları içinde yaşadıkları o yoğun ve stresli yarış içine sokmak değil aksine doğayla iç içe olmalarını ve doğayı daha yakından tanımaları sağlayarak “Toprak, Su ve Hava”nın yaşamlarımızdaki önemini anlamaları... 
Ve aynı zamanda çocuklara ilk yıl toplamda 88 ayrı ödül, 82 sertifika ve yarışmaya katılım belgesi vererek dereceye giremeseler bile hiç bir çocuğun burukluk yaşamaması ve böylece onları sanat adına daha çok yüreklendirmek... 

Umuyorum ki; sanat adına geleceğin büyükleri olan çocuklara doğa sevgisi ve saygısını aşılayacak daha nice böyle güzel yarışmalar, organizasyon ve festivaller düzenlenir. Ve umuyorum ki “1. Ulusal Altın Fırça Resim Yarışması” daha nice yıllar başarıyla yapılmaya devam eder. “Yarışma Başkanı, Çok Değerli Gazeteci Büyüğüm ve Kıymetli Fotoğraf Sanatçımız Sn.Yaşar Şenyüz”ü ve Toprak Okulları Yönt.Kur. Bşk. aynı zamanda yarışmanın “Jüri Başkanı Sn.Esin Tutgun” u yürekten tebrik ediyor daha birçok çocuğumuza doğa sevgisini aşılamalarını temenni ediyorum. 
Ne demişler; “Ağaç Yaşken Eğilir.”

Yorumlar (0)