BİST
98331
ALTIN
258.682
DOLAR
5.6986
STERLİN
7.0650
EURO
6.3924

Kırsal kesimde gelirin azalması gibi ekonomik faktörler, yine kırsalda şehirdekine göre devlet hizmetlerine kolay ulaşılamaması gibi sosyal itici faktörler; kent hayatına özenilmesi, göreceli olarak kentte yaşam koşullarının kolaylığı gibi sosyal çekici faktörler kırsal göçleri etkilemektedir.

Kırsal göç, bireylerin veya toplulukların kırsal yerleşim birimlerinden ekonomik, toplumsal, siyasi nedenlerle kentlere gitmesi olarak tanımlanabilmektedir. Bu göçler tarımda mevsimlik işgücünde görüldüğü üzere döneme bağlı süreli ya da kırsalda yaşadığı yerle bağını kesecek şekilde kente taşınması gibi süresiz veya kamulaştırma örneği gibi zorunlu ya da kişinin çocuğunun eğitim hayatında yanında olmak istemesi gibi zorunlu olmamalarına göre ayrılabilir.

Göç nedenlerini açıklamak oldukça güçtür. Bunun için sosyolojiden siyasete, psikolojiden tarihe, coğrafyadan iktisata, çalışma ekonomisinden hukuka pek çok bilime ihtiyaç vardır. Göç teorisini açıklamaya çalışan çok fazla görüş olmasına karşın, genel kabulde kırsal göçün nedenlerini itici ve çekici etkiler açıklamaktadır. İtici nedenler yaşanılan yerden uzaklaştırır, çekici nedenlerse cazibelerinden dolayı kendilerine çekerler. Kırsal kesimde gelirin azalması gibi ekonomik faktörler, yine kırsalda şehirdekine göre devlet hizmetlerine kolay ulaşılamaması gibi sosyal itici faktörler; kent hayatına özenilmesi, göreceli olarak kentte yaşam koşullarının kolaylığı gibi sosyal çekici faktörler kırsal göçleri etkilemektedir.

Göçler bugün ortaya çıkmamıştır. Tarihsel sürece baktığımızda nüfus hareketleri her dönemde olmuştur. Avcı-toplayıcılıktan tarım toplumuna geçilmiş, büyük şehirler oluşmuş, ticaret ortaya çıkmış, fetihler büyük toplulukların beslenmesi, tarım ve gıda güvenliği ihtiyaçlarını ortaya çıkarmış, büyük toprak sahipliği oluşmuş, bu topraklarda çalışan emekçi sınıf oluşmuş, sanayi devrimi ve buhar makinelerinin keşfiyle, toprak sahipliğinin yerini fabrikasyon üretim almıştır. Böylece kırsal kesim, kent denilen sanayi ve ticarete dayanan ekonominin olduğu alanlara taşınmıştır. Bu göç dalgaları günümüze değin artan ve azalan oranlarda değişmiştir.

Ülkemize bakıldığında Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusun büyük çoğunluğunun kırsal kesimde yaşadığı, küçük bir azınlığın şehirde yaşadığı görülmektedir. 1950 yılı sonrasında kırsal kesimde en büyük gelir kaynağı olan tarımda makineleşmenin artması, işgücüne bağlılığın azalması, kentlerde iş sahaları açılması kentlere göçün temellerini hazırlamış, eğitim olanaklarının artması, global düzeyde ekonomik gelişmeler, ticaretin artması, eklenerek şehirleşmeyi arttırmıştır. 1950-1970 yılları arası bu dönemde hükümetler kırsal göçü olağan görmüş ve sorun olarak görmemiştir. 1970 yılı sonrası hızlı kentleşmeye bağlı sorunların ortaya çıkması konuya politikaların getirilmesini zorunlu kılmıştır. 1980 yılı sonrası ve ilerleyen dönemlerde hükümetlerin aldığı kararlar daha çok kentleşmeyi arttırıcı, sanayiye yönelik olmuştur. Ancak 2000’li yıllar sonrasında büyümenin sınırlı olmasıyla kentlere yapılan göçler işgücü olarak karşılığını bulamamış, kentsel ve aynı zamanda kırsal sorunlar ortaya çıkmıştır.

Gelecekte kırsal nüfus ve kırsal göçlerle ilgili duruma bakacak olursak; Birleşmiş Milletler (BM) 2050 Raporuna göre; 2017 yılında 80 milyon 745 bin olan Türkiye Nüfusu 2050 yılında 95 milyon 627 kişiye ulaşacak. Bu tarihten sonra azalacak. Dünya nüfusu ise aksine 2017 yılında 7,6 milyar iken, 2050 yılında 9,8 milyar kişiye ulaşacak ve artmaya devam edecek. Ülkemizde ve Dünyada göçler kırsal alanlardan şehirlere, ülkemizde iç bölgelerden deniz kenarlarına olacak. Rapora göre, Türkiye için nüfus hareketleri ilerleyen zamanlarda da devam ediyor.

Peki kırsal göçlerle ilgili düşünce ne olmalıdır?

Kırsal göçler birey özelinde değerlendirildiğinde her birey, göç etmek için kendine ekonomik, sosyal, kültürel vb. pek çok neden bulmaktadır. Kişiden beklenti rasyonel karar vermeleri; politika üretenlerdense, içinde yaşadıkları toplumu tanımalarıdır.

Dünyanın bugün geldiği durumda ekonomi sanayi, imalat, inşaat ve hizmet sektörleriyle, büyük kentlerin kurulduğu, kentsel sorunlara çözümlerin hızlıca getirilmeye çalışıldığı, tarımın öneminin unutulmadığı gerçeğiyle ilerlemektedir. Akıllı toplumlarda bir sektör gelişirken diğer sektör unutulmamaktadır. Kalkınma toplumun ihtiyaçlarının çok iyi hesap edilerek, etkin politikalar yürütülmesiyle gerçekleşir.

Kırsal göç insanların emeğini nerede, hangi sektörde kullanacağıyla yakından ilişkilidir. Bu nedenle bazıları sanayi toplumunu, bazıları hizmet toplumunu, bazıları tarım toplumunu vb. savunabilir. Bu nedenledir ki bazı düşüncelere göre kırsal göç teşvik mi edilmelidir, bazılarına göre ise hiç olmamalıdır. Elbette bunun arasında makul bir oranda kırsal göçün olabileceğini savunan düşüncelerde vardır. Burada kent-kır ve sanayi-tarım planlamalarının dengesinin önemi açıkça görülmektedir. Özetle, bu denge korunmalı politikalar bu minvalde yapılmalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.