BİST
95852
ALTIN
189.011
DOLAR
4.6622
STERLİN
6.1387
EURO
5.4311
 Trump Başkan seçildi. Dünyada bu seçim şaşkınlık yarattı. Beklenmiyordu. Ama seçilmesi hiç de bir sürpriz değil. Fala bakanlar yanıldı. Siyaset Bilimi analizi yapanlar ise hiç şaşırmadı. 
       Eylül ayında “Trump geliyor” dedik. Yazılı olarak. Arşivlerde var: “Dünyanın 1 numarasının başına bir çılgın mı geliyor? Prof. Dr. Bener Karakartal. 1 Eylül 2016.”
  Lütfen bakınız. Eylül ayında yazdık. Kasım da Trump Başkan seçildi. 
     Trump’ın geleceğini Siyaset Bilimi ön görüyordu. Çünkü  Siyaset Bilimi var. Ön görümüzün bilimsel temelleri neydi?
TRUMP’IN ADAYLIĞININ BAŞ SORUMLUSU BİZZAT OBAMA’DIR
     Milletler iyi yönetilmek ister. Güçlü liderler tarafından yönetilmek ister. Milletler kararsız, zayıf, çevrelerine tutsak yöneticilerden nefret eder. 
    Bu gerçek tarih boyunca da hep böyle oldu. Bu gerçek tüm ülkeler içinde hep aynı oldu. 
       2008 Yılında Obama büyük ümitlerle ABD Başkanlığına geldi.  Başkanlığa geliş törenleri hala akıllarda. Karizmasına tavan yaptırmak için bu törenleri Firavunlarınkine benzetti. Kusursuz bir Hollywood mizanseniyle iktidar koltuğuna oturdu. Ama sekiz yıl sonunda dünyada genel kanı: büyük bir hayal kırıklığı oldu.
      Obama iktidara dünyada barış ve mutsuz kesimlere refah getirmek vaadiyle geldi. Amerikan askerini Irak’tan çekmek vaadiyle geldi. Bir “anti-Bush” olarak geldi. 
        
     Sekiz yıl sonra Ortadoğu’da durum : genel bir cehennem manzarası. Suriye yanıyor. Irak ateş içinde ve bölünmüş. Şehirler yerle bir. Altı yüz bin ölü, milyonla yaralı. On milyon insan aç susuz yollarda, çocuklar denizde boğuluyor, yollarda ölüyor. İkinci Dünya Savaşını hatırlatan yıkım ve felaket manzaraları. 
OBAMA’NIN  “ANGAJMAN KORKUSU” 
       Obama’nın  dünya analizi teorik olarak doğruydu. Ona göre 21. Yüzyıl İslam’ın önem kazandığı bir yüzyıldı. Seçildiği zaman ilk resmi devlet seyahatini Türkiye’ye yaptı. İkinci seçildiğinde de Mısır’a.
        Analiz doğruydu ama uygulama çok zayıf kaldı. Obama 21. Yüzyıl gerçeklerini hafife mi aldı? Cevap: korkuyordu. Obama angaje olmaktan en üst düzeyde kaçıyordu. Obama bir korkaktı.
     Obama iktidarında dramatik aşamalar var. Birincisi “Libya” , ikincisi Amerikalı bir gazetecinin kafasının Daeş tarafından kesilmesi. 

OBAMA BAŞKANLIĞININ KIRILIŞ NOKTASI “LİBYA” OLAYIDIR
     Obama’nın dış politikasını birinci aşamada  Libya ve ona tuzak kuran Sarkozy belirledi.  
       Sarkozy bir siyasetçi olarak Obama’dan gece ile  gündüz kadar farklı. Sarkozy sert tepkilerle karar veren , nefret duygularıyla hareket eden , bir uçtan bir uca anında geçebilen aşırı sinir dolu bir kişiliğe sahip  bir lider. 
       Sarkozy’nin Libya lideri Kaddafi ile ilişkisinde fazlasıyla şahsi bir husumetin izlerini bulmak mümkün. Başlangıçta ilişkiler bahar havasındaydı. Sarkozy eşini Libya’ya göndermiş ve onun ricasıyla Libya’da tutuklu Bulgar hemşireler serbest bırakılmıştı. Daha sonra Kaddafi Paris’e gelmiş , çöl çadırını Fransa Başkanlık Sarayının bahçesine kurdurmuş, içeceği deve sütünü Libya’dan getirtmişti. Keyfi bir şekilde Paris’te dolaşmış ve bu keyfilik sonucu Paris trafiği alt üst olmuştu. 
       Ama daha sonra ilişkiler tersine döndü. Kaddafi’nin çocuklarının “Sarkozy’nin seçim kampanyasını biz finanse ettik” demeleri bardağı taşıran damla oldu. 
     Sarkozy’nin Kaddafi’yi yok etme planı uluslararası ilişkilerde çok başarılı bir “tilkilik” örneğidir. Fransa bir süre önce İngiltere ile askeri harcamalarda ortaklık anlaşması yapmıştı. Sarkozy bu çerçevede Libya operasyonu için İngiltere Başbakanı Cameron’u yanına çekti. Sıcak dostluk ilişkileri içinde olduğu Merkel’i de ikna etti. Nato’nun Avrupa kanadında mutabakat sağlanmıştı. Amerikan Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton’ın Avrupa ve Paris sevgisi sonucu Sarkozy’nin Libya operasyonuna ABD’nin de katılmasına sağlandı. Obama yalnız kalmıştı. Çoğunluğun baskısına uyarak onayını verdi. 
         Ama daha sonra Obama Libya olayının Başkanlığının en vahim hatası olduğunu ifade etti. Adeta tuzağa düşürüldüğünü ima etti. Cameron ve Sarkozy’yi ve özellikle kendi Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton’ı affetmedi. Libya’da bütün yükü Amerikan ordusuna çektirdiler dedi. Hillary Clinton ile yolları Libya operasyonu sonucu ayrıldı. 
OBAMA’NIN SURİYE POLİTİKASI BİR “ANTİ-LİBYA” VERSİYONUDUR
          Obama Suriye olayları patlak verince olayın dışında kalmayı kararlaştırdı. “Esat gitsin” görüşündeydi. Sadece bu kadar. 
          Ama Irak’tan apar topar Amerikan askerini çekmesi sonucu Irak bir cehenneme dönüşmüştü. Daeş aşiretlerle ve Saddam’ın eski subaylarıyla iş birliği yaparak sahada varlığını güçlendirdi.  Suriye’nin dağılması Daeş’in ürkütücü boyutlarda yayılmasına yol açtı. 
         Obama bütün bunları görmezden geldi. Ta ki Amerikan gazetecilerin boyunlarının canlı yayında kesilmesine kadar. Amerikan iç politikasında bu olay öyle bir infial yarattı ki Obama köşeye sıkıştı. Suriye’de bir şeyler yapmak mecburiyetinde hissetti. 
 OBAMA SURİYE’DEN KAÇTI ÇÖZÜMÜ  TAŞERONLARA HAVALE ETTİ
         Suriye müdahalesini Amerikan askerleri ölmeden halletmek: Obama’nın çözümü  meseleyi üç taşerona havale etmek oldu. Birinci taşeron Rusya: Orta Doğu’da  eski gücünü kaybeden Rusya Obama’nın göz kırpmasıyla bir altın  tepsi üzerinde Suriye’ye geri dönüş yaptı. İkinci taşeron: geçmişte Amerika’nın kanlı bıçaklı olduğu İran gene Amerika’nın mutlak bir şekilde elini tutmasıyla gene bir altın tepsi üzerinde Dünya Politikasına bir geri dönüş yaptı. Üçüncü taşeron: PYD gene Obama’nın doğrudan yardımıyla Ortadoğu coğrafyasında sağlam bir yer almaya başladı. 
            Ama Obama bunu yaparken eski dostlarını çok üzdü. Daeş’i taşeronlarına, Rusya’ya , İran’a , PYD’ye havale ederken eski dostlarını umursamadan kırdı. Kimdi bu eski dostlar? Türkiye , Suudi Arabistan ve İsrail. 
BİR OBAMA ANALİZİ
    Obama’nın  Başkanlığı siyaset bilimi literatürüne “aşırı zayıf başkan” olarak girecek türden. İbret verici. Analiz edelim. Bu analiz sonucunda Amerikan kamuoyunun neden bir Trump türü çılgının peşine takıldığını anlamak mümkün olacak. 
    Obama çok zayıf bir başkan oldu. Neden? Nasıl? Obama’nın çalışma üslubu bu durumu açıklıyor. 
SOSYAL PSİKOLOJİ VE GRUP TEORİSİ
   Amerikan kökenli bir bilim dalı sosyal psikoloji. Avrupa kökenli sosyoloji ile Amerikan kökenli psikoloji bilim dalının kesiştiği noktada. Demokratik kararların oluşumu ve demokratik davranışları incelemeye yönelik bir bilim dalı. 
     Gençlik yıllarımda Sorbonne Üniversitesinde okurken çok modaydı. 1960’larda sosyal-psikolojinin öncüleriyle çalıştım. İşlerini çok ciddiye alıyorlardı. Araştırmalar ve uygulamalar derslerde birlikte yürütülüyordu. 
    Sorbonne’de okurken ikinci lisansımı Paris Siyasal Bilgilerde yapıyordum. Tüm Fransız Cumhurbaşkanlarının mezun olduğu Fransa Devletinin özünü oluşturan çok minik ama dev öneme sahip bir kurum. Paris Siyasal’da Sorbonne’nin grup teorisiyle dalga geçiliyordu. Büyük liderler kararları danışırlar ama kendileri alırlardı. Kararların gruplara havale edilmesinin alaycı bir adı bile vardı: “komisyona havale” yani Türkçesi “ipe un sermek”. Bir işin olmasını istemiyorsanız konuyu “komisyona havale” edersiniz. 
     Obama işte böyle çalışıyordu. Tüm kararlar grup içinde “durum odasında” alınıyordu. Yani: “şöyle bir durum var ne yapalım , şöyle yaparsak ne olur? , sonuçları ne olur? Vesaire…” 
    Gruplar nasıl çalışır? Grupta “yapalım edelim” diyenler azınlıktadır. Sonuç kötü olursa “kabak bizim başımıza patlar”. İyisi mi “iyi düşünelim efendim” “daha araştıralım efendim” diyenler daha makbuldür. Sonuçta “ipe un serilir”. 
   Büyük liderler böyle çalışmıyordu. Amerika’da da , dünyanın her yerinde de. Hatırlatalım: Japonya Amerikan donanmasını Pearl Harbor’da sulara gömdü. Roosevelt savaşa girme kararını verdi. Japonya’yı bombalayın dedi. Generalleri “imkansız” dediler. Roosevelt’in bu söz üzerine ki tepkisi tarih kitaplarına geçmiştir. Felçli bacaklar üzerinde ayağa kalkarak hiddetle Generallerine bağırmıştır: “benim yanımda kimse imkansız kelimesini kullanmasın”
    Roosevelt böyle bir lider olduğu için Amerikan tarihine en büyük lider olarak geçmiştir. 
     Obama ise hep gruplarına danışmış ve grupların fikirleri doğrultusunda karar almıştır. Gruplar hele liderlerinin çekingen , korkak ve ürkek olduklarını hissederlerse daha da lidere yağcılık düzeyine inerler ve “aman efendim”  “yapmayalım efendim” “sonuç ne olur efendim” derler. 
      Eğer Başkan Roosevelt böyle düşünseydi ABD İkinci Dünya Savaşını kazanamazdı. Kazanan Hitler Almanya’sı ve Emperyal Japonya olurdu. 
OBAMA’NIN SURİYE POLİTİKASI NASIL OLUŞTU?
       Benzer biçimde. Durum odasında tartışıldı. Suriye’ye müdahale edelim mi? Amerika doğrudan Suriye ile savaşa girsin mi? Kararlar: aman efendim. Sonra ne olur efendim. Bakın Avrupalılarla Libya’ya müdahale ettik. Ahlaksız Avrupalılar bütün askeri yükü bize yıktılar. Kaddafi öldürüldü. Sonra ne oldu? Libya tam bir cehennem. Bırakalım Esad iktidarda kalsın. En azından asgari bir düzen sağlıyor.”
    Amerika’nın Suriye’de kararları böyle oldu. Altı yüz bin kişi öldü. Amerika umursamadı. Ta ki Daeş militanları bir Amerikalı gazetecinin kafasını neredeyse canlı bir televizyon programında kesinceye kadar. Amerikan kamuoyu şoka girdi. Obama’ya karşı dev bir infial uyandı. Obama köşeye sıkıştı. Çareyi işi taşeronlara havale etmede buldu. Rusya altın tepsi üzerinde Orta Doğuya geri çağırıldı. İran altın tepsi üzerinde Dünya politikasına ve Dünya ekonomisine davet edildi. iki ülkede memnuniyetle bu daveti kabul ettiler. Ama Obama’yı bir hüsran bekliyordu: Rusya’nın amacı Esad’ı ayakta tutmak ve Suriye üzerindeki kontrolünü genişletmekti. Daeş’e değil Esad karşıtı muhalifleri bombalamaya başladılar. İran’da aynı yolu  tuttu. Amerika’nın dört elle sarıldığı PYD’nin tek amacı ise Suriye’yi parçalamak ve Kuzey Suriye’de bir Kürt Devleti kurmaktı. Obama’nın çekingen ve korkak tutumunun neticesi ortaya çıkan bu korkunç Kaos oldu. Nasıl çıkılacaktı. Çözüm Türkiye’de miydi?
AMERİKA DARBEYİ BİLİYOR MUYDU? 
   Dünyanın en büyük istihbarat örgütüne sahip bir ülkenin Türkiye’de ki darbe teşebbüsünden  haberinin olmamasına inanmak saflık olur. Darbeyi Amerikan medyası sevinçle karşıladı. Darbe gecesi ABD televizyonları yanlı yayın yaptı. “Darbe sürüyor”: başlık buydu. 
     Obama darbenin içinde olabilir miydi? Hiç sanmıyorum. Yukarıdaki Obama analizi ne gösteriyor? Çekingen ürkek bir lider. Amerikan kamuoyundan çekinen bir lider. Libya’daki müdahaleden  pişmanlık duyan bir lider.  Obama’nın “Türkiye’de darbe yapılsın” talimatını verdiğini düşünmek saçmalık olur.
    Ama darbe başarılı olsaydı Obama’nın işine gelir  miydi? Hem de çok. Nasıl mı? Amerikalı Generallerin darbe bastırıldıktan sonra söyledikleri sonra yan çizdikleri bir cümle: “iş birliği yaptığımız bizim çocuklar içerde”. Bu çok derin bir gerçeği ifade ediyor. Eğer darbe başarılı olsaydı Türk Ordusu Suriye’ye yine girecekti ama darbeci Generaller bu kez Amerika’nın desteklediği PYD  ve  PKK ile birlikte. Türkiye’nin bölünmesi pahasına Daeş’e karşı daha geniş bir harekat gerçekleştirilecekti. Obama’nın iktidardan ayrılacağı son haftalarda bir Daeş’e karşı zafer kesinlikle Obama’nın işine gelirdi. 
     Darbe ezildi. Amerika B planına geçti. Bu plan PYD’li bir müdahale planıydı. Türkiye Suriye  ve   Irak’a müdahale planının dışında bırakılacaktı. Türkiye’nin  terorist olarak tanımladığı PYD   Daeş’e savaş açacaktı. ABD’nin önceliği Daeş olduğundan bu durum Amerika’nın işine geliyordu. Bu çerçevede Joe Biden Türkiye’ye geldi. Obama G-20 toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’la buluştu. Amerikan Generalleri Türk Genel Kurmayıyla ilişkileri sıklaştırdı. Amaç Türkiye’yi sakinleştirmek kısaca “uyutmaktı”.

OBAMA “SÖNMÜŞ VOLKANLARIN PRENSİ” OLDU
      Obama kolay başarılar aradı. Ateşi sönmüş, burnu sürtmüş bir Küba’ya eşi ve çocuklarıyla bir ziyaret. Kırk yıl önce Amerika’nın askeri darbe yaptırttığı Arjantin’e ziyaret ve orada güzel bir tango dansı. 35 yıl önce savaş ortamına sürüklendiği İran’ın tekrar büyük dost ilan edilmesi , 70 yıl önce Atom bombasıyla yakılan Hiroşima’ya ziyaret.
         Sönmüş volkanlarda kolay başarı. Ama ya bugünkü volkanlar. Yüzbinleri canından eden , on milyonları evinden barkından eden , milyonları mülteci durumuna getiren bugünkü Suriye , Irak. 
    Obama tarihe güçsüz bir Başkan olarak geçti. Övündüğü tek olay: Bin Ladin’in öldürülmesi. Koca bir Amerika için ucuz maliyetli küçük bir operasyon. İki helikopter dolusu Amerikan komandosu izinsiz bir şekilde Pakistan’a gidiyor. Bin Ladin’i öldürüyor. Cesedini bir Amerikan uçak gemisinden denize atıyor.
   Obama’nın operasyon bittikten sonra övünmesine bakmayın: operasyon oluncaya kadar bile müthiş tereddütler gösterdiği biliniyor. “Gerçekten o evdeki Bin Ladin mi? ya değilse” “emin misiniz?” 
CİA operasyonu bağlamış ama en zoru Obama’nın tereddütlerini aşmak oluyor. 
     Özellikle Daeş  fiyaskosu sonucu Obama Amerikan tarihinin en zayıf Başkanları arasında yer alıyor. Yüzbinler ölürken ,çocuklar aç sefil yollarda perişan olurken Obama lüks yemekli toplantılarda fıkralar anlatıyor, caz şarkıları söylüyor ,golf oynamaya devam ediyor. Obama’nın yol açtığı dünyadaki şiddet ve vahşet Amerika’nın içine de sıçrıyor , okullarda öğrenciler birbirlerini öldürüyor, polis aynı şekilde sorgusuz sualsiz siyah Amerikan vatandaşlarını katlediyor. Amerika’nın ilk siyahi Başkanı Obama siyahların bile öfkesine tavan yaptırıyor. 

VE TRUMP BAŞKAN SEÇİLİYOR.
     Putin “Trump seçilecek ve çok büyük bir Başkan olacak” diyor. Trump’ta “Putin çok büyük bir Başkan. Seçilirsem onunla iş birliği yapıp Daeş’i bitireceğim” diyor. 
     Trump bir anti-Obama: NATO, Avrupa Birliği, Uluslararası Ticaret, Amerikan Silahlı Kuvvetlerinin Dünyada kullanımı konusunda görüşleri Obama’nınkiyle taban tabana zıt. O artık  Amerika’da Başkomutan. Nükleer Silahları çekinmeden kullanabilir diyorlar. Bu Üçüncü Dünya Savaşı demek. Amerika’yı tekrar büyük yapacağım diye yola çıkıyor.  
     Başkan  Obama bu kadar güçsüz olmasaydı Amerikan halkı bu çılgınca güç arayışına girer miydi? Trump şimdi artık Amerika’nın “Süpermeni”. Siyaset Biliminin şimdiki büyük sorusu: Trump’ın   “Amerika’yı tekrar nasıl büyük” yapacağı yani Amerikan Kamuoyundan ezik Obama sendromunu nasıl çekip atacağı…
PROF. DR. BENER KARAKARTAL 
       
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner268