BİST
98466
ALTIN
225.247
DOLAR
5.7050
STERLİN
7.5139
EURO
6.6085
Türkiye çok değerli iki yılını kaybetti. 2014 yılında Recep Tayyip Erdoğan doğrudan halk oyuyla Cumhurbaşkanı seçildi. Bu Türk tarihinde çok büyük bir devrimdi. Ama geçen iki yılda siyaset çok lüzumsuz, çok gereksiz bir patinaj yaptı. Türkiye vakit kaybetti. Neden?
Televizyon kanallarında konuşulan tek konu bu. Ama üzücü olan nokta analizlerdeki bilgi eksikliği. Konuşanlar oturup Anayasanın Cumhurbaşkanı yetkileri ile ilgili 104. Maddeyi okusalar çok iyi olur. Hatanın sistemde olmadığını net bir şekilde görürler. 

HATA SİSTEMDE DEĞİL UYGULAMADAYDI
2014 öncesi ve sonrası Anayasal bakımdan gece ile gündüz kadar farklı. 104. Madde 1982’den beri vardı. Bu madde Cumhurbaşkanına olağanüstü yetkiler veriyordu. En önemlisi de: Cumhurbaşkanının yetkileri arasında Başbakanı göreve getirmek ve Bakanlar Kurulunu kendi Başkanlığında toplamaktı. 

2014: DEĞİŞEN NE?
Aynı madde 2014 öncesinde de vardı. Ama büyük bir farkla. 2014 öncesinde “patron” Başbakandı. 
Nasıl mı? Bu dönemde Cumhurbaşkanını Meclis seçiyordu. Meclis’te de “patron” iktidarı kazanan partinin Genel Başkanıydı. Yani Başbakandı.
Cumhurbaşkanının kim olacağının kararı Başbakanın iki dudağı arasındaydı. Cumhurbaşkanını fiili olarak tek bir kimse, Başbakan belirliyordu. 
Bu durum Türkiye’de büyük bir kaos yaratmıştı. Yetkilerini kullanmak isteyen Cumhurbaşkanlarına Başbakanlar tepki gösteriyorlardı. 
Cumhurbaşkanı Sezer’e “seni biz oraya getirdik, nankörlük etme” sözleri hala akıllardadır. 

2014 SONRASINDA TEK “PATRON” VAR. CUMHURBAŞKANI. NEDEN?
2014’ten itibaren ise Cumhurbaşkanı doğrudan milli irade ile halk tarafından seçiliyordu. Seçilen Cumhurbaşkanının artık Başbakan’a hiçbir borcu yoktu. 
Cumhurbaşkanı doğrudan milli iradeye karşı sorumluydu. Bu sorumluluk çerçevesinde Anayasanın kendisine 104. Maddede tanıdığı yetkileri özgür bir şekilde kullanabilirdi. Yani Başbakanı atamak, değiştirmek, tüm Bakanlar Kuruluna Başkanlık etmek için önünde sorumlu olduğu tek makam kendisini seçen milli iradeydi.

2014’TE TÜRKİYE TARİHİNDE GÖRMEDİĞİ BİR “BEYİN YIKAMA” HÜCUMUNA UĞRADI.
Bu beyin yıkama koalisyonunun içinde Recep Tayyip Erdoğan düşmanı tüm güçler vardı: muhalefet partileri, merkez medya, bazı güçlü işveren çevreleri ve örgütleri, dış güçler ve “paralel”. 
Bu “orkestranın” ana argümanı 2014 olmamış gibi hep eskiye referanstı. Onlar için “Patron” eskiden olduğu gibi Başbakandı. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan siyaset dışında kalmalı ve Başbakanın  icraatına karışmamalıydı. Bu senaryo uygulamaya kondu.

ANA ENTRİKA CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A TUZAK
“Ana entrika Cumhurbaşkanına tuzak” başlıklı analizimi 10 Ağustos 2015 tarihinde yayınladım. O tarihte bunu yayınlamak cesaret işiydi. “Paralelin” düşmanlığını üzerime çektim. 
Bu analiz acaba Cumhurbaşkanına danışmanlarınca ulaştırılmış mıydı? Bu bir siyaset bilimi profesörünün, hayatının önemli bir kısmı yurt dışında bir Başkanlık sisteminde geçmiş bir kişinin bir uyarı yazısıydı. Türkiye hatalı bir yola giriyordu. Tehlikeli bir şekilde “çift başlılığa” yöneliyordu. Süratle Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu uyarmak gerekiyordu. “Çift başlılık” artık Anayasadan kaynaklanmıyordu. Uygulamadan kaynaklanıyordu. 
2014 sonrasında artık Başbakanlık liderlik makamı değil icraat makamıydı. Lider tekti: Cumhurbaşkanıydı. 
Recep Tayyip Erdoğan’ın karizmasının dışında, AK Parti kurucusu olması dışında liderliğini doğrudan halk oyuyla seçilmesi sonucu Anayasa belirliyordu. 
Hükümet Cumhurbaşkanının Başkanlığında sürekli olarak Başkanlık sarayında toplanmalıydı. Bu yapılmazsa, Başbakan kendisine Türkiye’nin “yeni lideri” olarak algılarsa bunalım kaçınılmaz olacaktı. 

BÖYLE DE OLDU
Son bir ikaz yazımı Ekovitrin dergisinde yayınladım. “Türkiye adım adım Başkanlığa yürüyor” başlıklı yazımda “ Türkiye, 2014 yılından itibaren Anayasa’nın ön gördüğü sistemi uygulasaydı zaman kazanılacaktı. Olmadı.” Tarih: 30 Ocak 2016. Yani krize daha üç ay vardı.

SORUMLULAR KİM?
Türkiye’yi “çift başlılığa” sürükleyen güçler kim? Başbakan Davutoğlu’nu zamansız bir “liderlik” koşusuna teşvik edenler kim? Tarih bu sorumluları bulmakta hiç zorlanmayacak. 
Bu sorumlular arasında iç ve dış güçler uyumlu bir orkestra gibi çalıştı. Hedef Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dı. Hedef Türkiye’ydi. 
Şimdi dış düşmanlar ağlıyorlar. Bunların arasında batı dünyası var. Ve en başta da “paralel” var. 
Ama “tiyatro” bitmedi. Yeni senaryolar gündemde. Başbakanlığa veda eden Davutoğlu’nu “dolduruşa” getirmeye çalışıyorlar. Türkiye’yi karıştırmaya çalışıyorlar. 

TAŞLAR YERİNE OTURDU AMA…
Düşmanlar hala ayakta. “Paralel yargı” ile mücadele de Erdoğan yapayalnız bırakılmıştı. “Paralel yargıya” bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan “kanser” teşhisi koymuş olmasına rağmen Cumhurbaşkanının direktifi sümen altı edilmişti. 
Bu Türkiye’ye karşı en büyük ihanetti. Çünkü “paralelin” hedefinde yalnız Cumhurbaşkanı ve çocukları değil, siz, ben gibi Türkiye’yi çok sevdiği için, Türkiye aşığı olduğu için sırf bu sebeplerle Erdoğan’a kayıtsız şartsız destek veren hepimiz vardık. 
Biz mi kazanacaktık yoksa Türkiye düşmanı bu enternasyonal “paralel” ve onun en büyük silahı, süngüsü “paralel yargı” mı?
Yeni dönemin temel meydan okuması şimdi bu. Tehlike devam ediyor.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.