BİST
95057
ALTIN
192.277
DOLAR
4.7244
STERLİN
6.2510
EURO
5.4834
Tarihten bugüne Türk cumhurbaşkanları arasında hangisi öne çıkıyor? Hangisi tarihte derin izler bıraktı? Hangisi eserleriyle Türkiye’ye daha büyük katkılar sağladı? Hangisi daha çok sevildi? Hangisi daha büyük ölçüde gönüllerde taht kurdu?

* Cumhurbaşkanları bıraktıkları eserlerle kendi aralarında farklılaşırlar. Kimileri ülkenin görüntüsünü değiştirir. Ülkeye çağ atlatırlar. Kimileri de fazla bir eser bırakmazlar. Büyük liderler kurucudurlar.
* İktidara geliş biçimi de siyaset biliminin önem verdiği başka bir kriter. Darbelerle başa gelip Cumhurbaşkanı olmakla milli iradeyle başa gelmek, demokratik kriterler çerçevesinde cumhurbaşkanı olmaya devam etmek çok farklı şeylerdir.
* İktidara “süngü ile gelenler” “iktidarda süngüye dayanarak kalanlar” tarihe bu özellikleriyle geçiyorlar. Silahlı kuvvetlerle darbe yaparak iktidara gelmek, ikinci aşamada silahlı kuvvetler baskısıyla kendi kendini cumhurbaşkanı ilan etmek: siyaset bilimi açısından demokrasilere yakışan bir iktidara gelme biçimi olarak tasvip edilemez.

Herkes “benim cumhurbaşkanım” diye baktığı şahsiyeti ön plana çıkarıyor. Parti bağımlıkları, ideolojik dünya görüşü burada belirleyici oluyor. Atatürk’ü çok seven Anıtkabir’e adeta bir aşkla bakıyor. Farklı bir Cumhurbaşkanı sevenin ise Anıtkabir’e bakışı da farklı. Cumhurbaşkanlarının üçü hayatta, dokuzu ebediyete intikal etmiş. Seksen milyon Türkün cumhurbaşkanı hangisi? Bu konuda bir konsensüs yok. Siyaset bilimi olaya farklı bakıyor. Tarafsız bakıyor. Duygusal bakmıyor. Bilimsel titizlikle bakıyor. Ama bir şartla: siyaset bilimi analizi yapanın gerçek bir siyaset bilimci olması şartıyla. Bu tür siyaset bilimcilerine de ülkemizde maalesef çok sık rastlanmıyor.

Büyük liderler zeki ve cesurdurlar
Türk cumhurbaşkanlarını incelemek için çok sayıda kritere başvurmak gerekiyor. Örnekler: tarihi liderler karizma sahibidirler. Bunun tersi oportünizmdir. Karizma sahibi liderler toplulukları peşlerinden sürüklerler. Oportünistler ise nabza göre şerbet verirler. Büyük liderler zekidirler. Ama akılla şark kurnazlığını ayırmak gerekir. Büyük liderler cesurdurlar. Tehlikenin üzerine dosdoğru giderler. Korkaklar en ufak güçlükte yan çizerler kıvırırlar. Cumhurbaşkanları bıraktıkları eserlerle de kendi aralarında farklılaşırlar. Kimileri ülkenin görüntüsünü değiştirir. Ülkeye çağ atlatırlar. Kimileri de fazla bir eser bırakmazlar. Büyük liderler kurucudurlar. Kurdukları eserler kurumsallaşır ve onlar görevlerine bıraktıktan sonra da devam ederler. Başka bir objektif kriter: “vesayetlere teslim olmamak” “vesayetleri geriletmek ve onları yok etmektir. İktidara geliş biçimi de siyaset biliminin önem verdiği başka bir kriter. Darbelerle başa gelip Cumhurbaşkanı olmakla milli iradeyle başa gelmek, demokratik kriterler çerçevesinde cumhurbaşkanı olmaya devam etmek çok farklı şeylerdir. Bir sıralama yaparsak tablonun bir tarafına kriterlerden olumsuz puan alanları yerleştirebiliriz. İktidara “süngü ile gelenler” “iktidarda süngüye dayanarak kalanlar” tarihe bu özellikleriyle geçiyorlar. Silahlı kuvvetlerle darbe yaparak iktidara gelmek, ikinci aşamada silahlı kuvvetler baskısıyla kendi kendini Cumhurbaşkanı ilan etmek: siyaset bilimi açısından demokrasilere yakışan bir iktidara gelme biçimi olarak tasvip edilemez. Türkiye’de maalesef bu kategoriye giren cumhurbaşkanları var. Bu dört cumhurbaşkanı; Orgeneral Cemal Gürsel, Orgeneral Cevdet Sunay, Oramiral Fahri Korutürk ve Orgeneral Kenan Evren. Türk demokrasi tarihi açısından bu dört cumhurbaşkanı iktidara süngü gücüne dayanarak gelen ve iktidarda süngü gücüne dayanarak kalan şahsiyetler olarak geçiyorlar.

ATATÜRK SİVİL BİR CUMHURBAŞKANI MIYDI?
Mustafa Kemal, cumhuriyetin temellerini sivil elbise ile atmıştır. Sivil elbise ile Birinci Meclisi toplamış ve Büyük Millet Meclisi’ne başkanlık etmiştir. Meclis’in arzusuyla Büyük Taarruz’da geçici olarak asker üniformasını giymiştir. Sivil elbise ile cumhurbaşkanı olmuş, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk askeri mi, yoksa sivil bir cumhurbaşkanı mıydı? Atatürk’ün siyasette asker sivil ayrımı çok netti. Her bir meslek kendi işini yapmalıydı. Asker askerlikle uğraşmalı, siyaseti sivillere bırakmalıdır. Mustafa Kemal bu görüşünü gençlik yıllarından itibaren savunmuş ve uygulamıştır. İttihat ve Terakki Partisinin 1909 Selanik kongresinde bu görüş yüzünden darbe lideri Enver Paşa ile yollarını ayırmıştır. Askerlikle sivilliği karıştıran Enver Paşa ise bu yanlışının faturasını Türk milletine çok acı olarak ödetmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Enver Paşa yönetiminde Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmiş ve yok olup gitmiştir. Mustafa Kemal, cumhuriyetin temellerini sivil elbise ile atmıştır. Sivil elbise ile Birinci Meclisi toplamış ve Büyük Millet Meclisine Başkanlık etmiştir. Meclis’in arzusuyla Büyük Taarruz da geçici olarak asker üniformasını giymiştir. Sivil elbise ile Cumhurbaşkanı olmuş, Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Cumhuriyet onun eseridir ve öyle sağlam temeller üzerine kurulmuştur ki bugünde güçlenerek tarih içindeki varlığını sürdürmektedir. İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı Atatürk’ün uzun süre Başbakanı olmasının bir sonucudur. Cumhurbaşkanlığı İkinci Dünya Savaşının zor yıllarıyla kesişmektedir. Türkiye’yi savaşın dışında tutması çok olumlu olmuştur. 1946 yılında çok partili demokrasiye geçiş Atatürk’ün en büyük vasiyetiydi.

İSMET İNÖNÜ SIRTINI ASKERLERE YASLADI
İsmet İnönü çok partiliye geçilen 1946’dan 1973’teki ölümüne kadar büyük bir siyasi lider görüntüsü verememiştir. Büyük ölçüde sırtını askerlere yaslamış, 1960 askeri darbesine en azından karşı gelmek istememiş ve 1946’dan itibaren başlayan parlamenter demokraside kavgacı parti lideri görüntüsünün tetikleyicisi olmuştur. CHP’nin bu kavgacı politika geleneğini başlatmış daha sonra CHP genel başkanı olan Bülent Ecevit ve Kemal Kılıçdaroğlu aynı geleneği sürdürmüşlerdir.

Celal Bayar, Turgut Özal, Süleym an Dem İrel
Bu üç cumhurbaşkanının ortak noktaları var. Seçimle iş başına gelmeleri, merkezi ve sağı temsil etmeleri, serbest piyasa ekonomisine inanmaları gibi. Üçü de icraatçı, Türkiye’ye eserler bırakan kişiler.

Celal Bayar : Çoğulcu parlamenter demokratik dönemin ilk Cumhurbaşkanı. Eğer isteseydi siyasette ön planda icraatçı bir kişi olarak yer alabilirdi. Bunu yapmadı. Geri planda kaldı. İcraat sahasını Başbakanı Adnan Menderes’e bıraktı. 27 Mayıs askeri darbesinde askerlere kafa tuttu ama bu tutuklanıp Yassıada’da ölüme mahkum edilmesine engel olmadı. Askerler Menderes’i astılar. Celal Bayar hapis yattı çıktı.

Demirel kasabalıları şehirli yaptı
Geniş halk kitleleri onun konuşmalarını sevdi. Halk diliyle konuştu kitleleri coşturdu. Köylüyü pazar ekonomisiyle buluşturmuştu. Demirel kasabalıları şehirli yaptı.

Süleyman Demirel çok farklı, çok yönlü bir siyasetçi. İcraatçı olduğu kesindi. Geniş halk kitleleri onun konuşmalarını sevdi. Halk diliyle konuştu kitleleri coşturdu. Girdiği seçimleri kazandı. Türkiye onu “barajlar kralı” olarak tanıdı. Türkiye gerçek anlamda elektrikle onun sayesinde tanıştı. Menderes yolları asfalt lamıştı. Köylüyü pazar ekonomisiyle buluşturmuştu. Demirel kasabalıları şehirli yaptı. Esnafı sanayici. İstanbul’un iki yakası onun gerçekleştirdiği Boğaziçi Köprüsü ile buluştu. Yarım asırdan fazla süren bir siyasi yaşam. Altı defa Başbakan, bir defa Cumhurbaşkanı. Ama Demirel, Türkiye’yi yalnız barajlarla, elektrikle, sanayiyle tanıştırmakla kalmadı. Türk siyasetinde çok da olumlu olmayan bir politikacı görüntüsünün yerleşmesine yol açtı. Bu iz neydi? Korku, kaçma ve entrika. Demirel askerlerden hep korktu. Siyasette rakipleriyle çok fazla kavga etti. Askeri darbeleri engelleme konusunda başarısız oldu. Tehlike ortaya çıkınca “şapkasını alıp gitme” yolunu seçti. Ama buna da her zaman fırsat bulamadı. Birden fazla kere askerler tarafından tutuklandı. Cumhurbaşkanı olarak siyasete geri döndüğünde hayat boyu kendisiyle uğraşan askerlerle iş birliği yolunu tuttu. Çankaya üst düzey entrikalara sahne oldu. Siyasete kendisinin soktuğu ama sonra yolların ayrıldığı Çiller’i ve ortağı Profesör Erbakan’ı iktidardan devirmek için askerlerle ve merkez medyanın silahşörleriyle iş birliği yaptı. Manşetlerin süngünün yanında yer aldığı ve tank paletlerinin fon müziği eşliğinde Erbakan ve Çiller iktidardan devrildiler. “Post-modern” darbenin orkestra şefi Süleyman Demirel oldu.

Özal, Türkiye’yi modern dünya ile tanıştırdı
İçe dönük üretim yapan Türk sanayi Özal ile birlikte yüksek teknolojiyi hedefleyen ve ihracata yönelen bir yapıya kavuştu. Özal, Türkiye’yi modern dünya ile tanıştırdı.

Demirel’in üniversite yıllarından beri kanadının altına aldığı bu bir diğer mühendis Turgut Özal: Demirel İstanbul Boğazına ilk asma köprüyü getirmişti. Turgut Özal İkinci Köprüyü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsünü gerçekleştirdi. Demirel ilkel de olsa Türkiye’de ilk sanayii devrimini gerçekleştirdi. İçe dönük üretim yapan Türk sanayi Özal ile birlikte yüksek teknolojiyi hedefleyen ve ihracata yönelen bir yapıya kavuştu. Özal, Türkiye’yi modern dünya ile tanıştırdı. Türk Devlet adamları ilk kez fiili olarak Özal ile dünya ile diyalog kurdu. Bir yandan Avrupa Birliğine tam üyelik müracaatını Türkiye gerçekleştirirken öte yandan İslam dünyasıyla sıcak bağlar gene bu dönemde hayata geçti. Ama Özal’ın da Demirel gibi bir eksiği vardı: “Korku”. Özal büyük ölçüde merkez medyanın, onun önde gelen bir manşet silahşörünün vesayetine girdi. Herkesin adını bildiği bu gazeteci Özal’a “sopa ve havuç” politikasını uyguladı. Özal’la oynadı. Onu esir aldı. İstediklerini yaptırdı. Fevkalade duygusal bir kişi olan Özal ona dik durmayı başaramadı. Korktu. Vesayet altına girdi. Üzüntüsünü içine attı ve öldü.

ERDOĞAN DİK DURDU DARBENİN AYAK SESLERİ GELDİĞİNDE KAÇMADI
Erdoğan’ın Demirel ve Özal’dan farkı dik duruşu, cesareti. Darbenin ayak sesleri geldiği zaman kaçmadı. Üzerine gitti. Türk siyasi tarihi içinde askeri vesayete son veren tek lider Erdoğan oldu.

Erdoğan çok farklı bir lider. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir cumhurbaşkanı halk tarafından seçildi. Erdoğan bunu gerçekleştirerek tarihe geçti. Erdoğan’ın çok sayıda farklı meziyetleri var. Demirel ve Özal gibi Erdoğan’da partisinin kurucusu, lideri. Ama Demirel ve Özal’dan farkı dik duruşu, cesareti. Darbenin ayak sesleri geldiği zaman kaçmadı. Üzerine gitti. Türk siyasi tarihi içinde askeri vesayete karşı gelen ve askeri vesayete son veren tek lider Erdoğan oldu. Türk demokrasisinin kara sayfası olan askeri darbeler Erdoğan ile tehdit olma niteliğini bitirdi. Çok önemli bir diğer vesayet: medya esareti. Manşetleriyle Türk liderlerini tehdit eden, siyasi planda döven, manşetleri bir silah gibi kullanan bir çağ dışı ilkel basın Erdoğan’la bir duvara çarptı. Bunu ne Demirel, nede Özal bırakın gerçekleştirmeyi rüyalarında bile göremezlerdi. Aynı manşet senyörleri bugün hala hayatta. Aynı üslubu bugün de sürdürüyorlar. Dün Özal’ı yazılarıyla kendi vesayetlerine aldılar. Ona bir gün havuç bir gün sopa gösterdiler. Dün Türkiye’ye verdikleri dehşet zararları umursamaksızın, bu zararları unutturduklarını sanarak bugünde aynı politikayı köşelerinde Erdoğan aleyhinde kullanıyorlar. Ama işte büyük değişiklik: Cumhurbaşkanı Erdoğan kanmıyor, aldanmıyor. Basını kendi çıkarları ama Türkiye aleyhine kullanan, medya sayesinde güç sahibi olan bu kişilerin tuzağına Cumhurbaşkanı Erdoğan düşmüyor. Türk demokrasisinde büyük ama çok büyük bir sayfa: medya vesayetini Türk demokrasi tarihinde ilk kıran devlet adamı Erdoğan oluyor. Bir başka devasa değişiklik: Türkiye sınırları dışında. Erdoğan’a gelinceye kadar yurt dışında tanınan sadece iki Türk vardı: Kanuni Sultan Süleyman ve Mustafa Kemal Atatürk. Demirel’in adını kimse ama kimse yurt dışında bilmiyordu. Körfez savaşı çıktıktan sonra Özal’ın adını batıda duyanlar oldu. Ama çok değil. Erdoğan ise dünya çapında tanınıyor. Tanınmanın ötesinde önemseniyor. ABD Başkanı karar verirken Erdoğan ne yapar diye düşünmek zorunda kalıyor. Erdoğan dünyada ve bölgede gelişen olaylar sonucu başta Merkel ve Hollande olmak üzere bütün AB’li liderleri peşine taktı. Düne kadar Yunanistan tarihsel düşman olarak Türkiye’yi görüyordu. Bugün Erdoğan Yunanistan’da gıptayla bakılan, imrenilen, kıskanılan bir güç olarak görülüyor. İslam dünyasında ise: halkını katleden birkaç lider dışında, kitleler Erdoğan’a bir büyük efsane olarak bakıyor ve hayranlık duyuyor. Erdoğan’ın en büyük eseri ne diye sorsanız hiç çekinmeden uzaydan bile gözüken eserleri, mega projeleri derdim. Otoyollar, köprüler, hızlı trenler. Ayrıca nükleer enerji, havacılık ve savunma sanayi… Liste uzayıp gidiyor. Erdoğan’ın yapamadıkları yok mu? Var tabii. En büyüğü hangisi: hiç şüphesiz paralel yargı. Dün en az üç dört kez onu ve ailesini tuzağa düşürmeye çalıştılar. Bugün paralel yargı bekleyiş halinde. Paralel konusunda çok şey söyleniyor. Ama yapılan devede kulak. Neden siyaset ve devlet, bürokrasi Erdoğan’ı yalnız bırakıyor? Anlaşılır gibi değil. “Paralel bir kanser”. “Tek başıma kalsam bile mücadeleye devam edeceğim”. Bu sözler Erdoğan’ın. Ama Erdoğan niye yalnız bırakılıyor? Bu duruma nasıl tahammül ediyor? Cevap: bekleyip göreceğiz




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner268