banner100

banner197

İNGİLİZ OLMADAN İNGİLİZLERİ ANLAYABİLMEK

İNGİLİZ OLMADAN İNGİLİZLERİ ANLAYABİLMEK

METİN UÇAR

27 Haziran 2016, 17:36
Bu makale 2049 kez okundu
İngiliz halkı AB'den ayrılmayı tercih etti. İyi mi oldu, kötü mü oldu, inanın Türkiye olarak merak etmeye hiç değmez. Bırakalım sonuçlarını AB düşünsün, Almanya düşünsün, Fransa düşünsün, Hollanda düşünsün, en nihayetinde burnu dik, havalı İngiltere düşünsün. Bize de sonuçlarının tüm Türkiye için hayırlı uğurlu olmasını temenni etmek düşer. 
Sürpriz bir gelişme olarak lanse edilen şu olay şahsen benim için sürpriz olmadı. Böyle bir şey olmasını bekliyordum. Neden mi? Madde madde açıklayayım:
1. İngiltere aslında Birleşik Krallık ya da bir başka deyimle Büyük Britanya AB üyesi ülkeler arasında de fakto süper güç olarak ayrı bir konuma sahipti. Bu güç ve konumu gittikçe yükü ve sorumuluğu artan bir kulüpte sömürge sistemine alışmış bir ülke olarak İngiltere'yi fazla sponsorluk yapmaktan bıktıracaktı. Nitekim sömürgeci ülkeler ekonomik dengelerini değişime zorlayacağı için donör ülke olmaya dayanamazlar. 
2. Ortak yükümlülük ve sorumluluklar gibi bir takım mali uygulamalar ihtiva eden AB  yasaları gereğince Yunanistan, İspanya, Portekiz gibi krizden kurtarılmayı bekleyen borç batağı ülkeler İngilizlere kendilerini enayi gibi hissettirmiştir. Yani bankaya borcunu ödeyemeyen her 3 Yunandan, her 5 Portekizliden ve her 10 İspanyoldan birinin borcu İngiliz vatandaşın hakkı olan GDP payından karşılanıyordu. Türkiye üzerinden örnek vermek gerekirse bu, batıdaki yurttaşın güney doğudaki vatandaşların kaçak kullandığı elektriğin parasını kendi cebinden ödemesi gibi bir şey oluyor. Batıdaki vatandaş kendi itiraz ve isyanında ne kadar haklı ise bir İngiliz de bence en az o kadar AB'den çıkmayı istemekte haklı sayılır.
3. AB başta zengin batı ve orta Avrupa ülkelerinin kurduğu zenginler kulübü türünden bir birlikti. Ancak ilerleyen zamanda Polonya, Estonya, Letonya, Litvanya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan ve s. bu gibi eski fakir ve sosyalist ülkelerin NATO  genişlemesi çerçevesinde ABD'nin bastırması ve teşvikiyle  katılması sonucunda AB karma bir kulübe dünüştü. Bu bir az da sadece zenginlerin hobi saydığı lüks spor çeşiti olan Golf sahasını, ellerinde çoraplardan yapılmış topla varoş çocuklarının doldurmasına benziyor. Özellikle Polonya'nın AB'ye üyeliği öncesi karşıt görüşlülerin yapıştırdığı sokak ilanlarındaki ''muslukçular ve  tesisatçılar ülkesi Polonya'yı istemiyoruz, bize kendi tesisatçılarımız yeter!'' ifadeleri hala unutulmuş değil. Kısacası  doğu Avrupayla kıyasta daha elit olan batı ve orta Avrupa ülkeleri durumdan memnun değillerdi ve birlikten çıkmaları muhtemeldi.
4. Ortak para ve Ortak ekonomiyi ayakta tutabilmek için AB kontrollü ve kotalı üretim politikası yürütüyordu. Örneğin Dünya şeker üretiminde Amerika, Brezilya, Hindistan, Çin ve Türkiye'den artan ve Avrupa Birliğine düşen pazar payı, şeker üreten AB ülkeler arasında belli yüzdeliklerle taksim edilir ve her ülke kendisine ayrılmış kota limitinde şeker üretimi gerçekleştirebilir. Bu kural tüm AB ülkeleri arasında üretimin ve ihracatın her çeşitinde ciddi teftişlerle kontrol altında tutulmakta. Dolayısıyla İngiltere üzerinden örnek vermek gerekirse, dört bir yanı deniz olan ada ülke potansiyel ve kapasitesinin çok altında deniz mahsülleri üretmek zorunda kalıyordu. Sırf bu kısıtlama ve ortak ekonomi planlaması nedeniyle Norveç AB üyesi olmaktan imtina etmiştir. Keza benzer nedenlerle İsviçre, AB üyelik talebini geri çekmiş bulunuyor.
Ortak ekonomi paylaşımı doğrultusunda üretimin ne demek olduğunu daha iyi anlaya bilmek için Yunanistan'a bakmak lazım. Özellikle Yunanistan bankalarının 1 günlük parası kalıp, halkın sokağa döküldüğü son kriz dalgasında yerel yunan basını bu konuya ışık tutmuşlardı. AB üyeliği öncesinde istediği kadar beyaz eşya, tekstil, mobilya üreten Yunanistan üye olduktan sonra beyaz eşya sektörünü Alman beyaz eşya sektörünün nüfus ve ekonomi büyüklüğü karşısında kaybetmiş oldu. Tekstil üretimi Fransa tekstil sektörü karşısında küçüldü. Binlerce iş yeri ve fabrikası feshedilmek durumunda kaldı.
5. İngiltere'nin AB üyeliğinden çıkışı son 2 seneden beri belliydi. Cumanın gelişi perşembeden belli olduğu gibi belliydi. Çünkü haberlerde ve konuyla ilgili konuşmalarda Brexit gibi havalı ve janjanlı bir kelime kullanılıyor ve neredeyse AB terminolojisinden yeni bir terim gibi sunuluyordu. Brexit yani Britain Exit (Britanya Çıkışı) daha  önce Grexit olarak Yunanistan için kullanılsa da, Yunanistan gibi batık bir ekonomiye sahip ülkeler için AB'den çıkış sosyal felaket olacağı için İngiltere'den önce gerçekleşmemiştir. Ancak eminim yakında güçlü ekonomisi olan ve AB üyeliğini ekonomisine gerçek yük sayan Fransa da bir Frexit, Hollanda'da Nexit eylemlerine şahit olacağız. Özetle, Avrupa Birliği beleşçi fakir ülkeler yüzünden çözülecektir.
6. Brexit ile AB'den ayrılığa hazırlanan İngiliz kamuoyu belki bir kaç sene daha AB'de kalmaya ikna olurdu eğer ki Kraliçe Elizabet son dakikada katilazatör olmasaydı. Referandumdan 2 gün önce Kraliçe Elizabet ''Bana AB'de kalmak için en iyi 3 neden söyleyin'' derken aslında Brexit'in çoktan kararı verildiğine, fakat görünürde sosyal politika olarak kamuoyu üzerinden gerçekleştirildiğine bir daha emin oldum. 
Hülasa, şahsen ben böyle olduğuna üzülmedim bilakis sevindim. Hatta İngilizlere içimden teşekkür ettim çözülmeyi başlattıkları için. Sonuçta Türkiye üye olmadan, kendiliğinden çözülecek olan bir birliğin yasak ve kuralları ülkemiz üzerinde yük olmayacak diye sevinmek lazım. batmış yunanın, ispanyolun, portekizlinin, italyanın borcunu ödemekten kurtulmuş olacağız. Zaten 2 milyon Suriyeli mülteci ile güney doğudaki kayıp kaçak bedeli ekonomimize ciddi yük oluşturuyor. Türkiye kendi başına tek kişilik dev kadro gibi bir kulüpten, birlikten çok daha fazlasını yapıyor. Fakat tüm bunlara rağmen, AB üyeliği için açılan bir takım fasılların ülkemize demokratikleşme ve gelişme açısından da katkısı olduğunu itiraf etmek lazım. Her ne kadar bu müzakereler ve fasıllar yüzünden etli çiğ köfte üretimi yasaklansa da, kokoreç tarih olma riski taşısa da özünde bizi dünya standardına yaklaştıran bir süreçti. 63 sene gibi uzun bir süreye yayılsa da gelişmemiz, bence hiç gelişmemekten çok daha iyi oldu bizim için. 

Yorum Gönder