YARGI – HÜKÜMET GERGİNLİĞİ EKONOMiYi BLOKE EDER

Ekovitrin, Sabah gazetesi yazarı Meliha Okur ile Türkiye’nin gündemindeki konuları konuştuk. Okur: “Vergi ve zamlar başta olmak üzere hükümetin aldığı kararlar yargı yoluyla iptal edilebilir. Bu gelişmeler hükümeti iş yapamaz hale getirir ve ekonomi bloke olur.”

Küresel kriz dünya ekonomilerini kıskaç altına alınca birçok ülke gibi Türkiye de, alternatif pazar arayışına hız verdi. Dış politikada izlenen “Komşularla Sıfır Sorun” stratejisinin yarattığı olumlu etkiyle bölge ülkeleriyle daha sıkı bir ilişkiye giren Türkiye, milyarlarca dolarlık potansiyele sahip pazarlara açılarak nefes alma çabasında. Türkiye’nin dış ticarete dayalı büyüme modeliyle yola devam etmesi gerektiğini savunan Sabah gazetesi yazarı Meliha Okur’la, özel bir röportaj gerçekleştiriyoruz. Türk ekonomisinin dış açılımla ivme kazanabileceğinin altını çizen Okur, dış politikada izlenen rotadan bahsederken uçuş ekonomisi kavramının altını çiziyor ve ekliyor: “Bize 1,2 ve 3 saatlik uçuş mesafesinde bulunan ülkelere uçuş ekonomisi uygulayarak 9.4 trilyon dolarlık pazar fırsatını      değerlendirebiliriz.”

Türkiye’nin dış ticaretle büyüyebileceğini savunan Okur, 2010 yılında ekonomiyle ilgili en büyük tedirginliğini anlatırken şöyle diyor: “Herkes askerle–hükümet arasındaki gerginliğin ekonomiyi olumsuz yönde etkilemesinden korkuyor. Bence asıl tehlikeli olan ve ekonomiyi bloke edebilecek gerginlik hükümetle–yargı arasında yaşanabilir. 7 milyar dolarlık gelir hedefleyen Maliye Bakanlığı’yla, bu gelirin toplanacağı sektörler arasında sıkıntılı bir sürecin yaşanacağını tahmin etmek zor değil…”

2010 yılının en önemli sorununun yine iş ve aş olacağına dikkat çeken Okur, işsizlik sorununun yakın vadede çözüme kavuşmasını beklemiyor. Ekonomik çıkmazlar ve çözüme ilişkin sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Okur; “Türkiye, her şeyden önce demokrasi sınavından geçmeli” uyarısında bulunarak demokratik açılımdan, erken seçim konusuna varıncaya kadar birçok konuda görüşlerini paylaşıyor. İşte ekonominin cesur kalemi Meliha Okur’un sorularımıza verdiği çarpıcı yanıtlar ve röportajın ayrıntıları:

2010 yılına ilişkin ekonomik beklentiler konusunda iyimser misiniz?

2009 zor bir yıldı, 2010’da zor bir yıl olacak. Bu zorluğa dikkat çekerken yeni yıla ilişkin ekonomik verilere baktığımızda çokta kötü bir tabloyla karşılaşmayacağımızı öngörüyorum.

Makro ekonomik dengelerde önemli bir sorun görünmüyor. Ancak Türkiye’nin en büyük sorunu olan iş ve aş konularında sıkıntının devam edeceğini düşünüyorum. İşsizliğin sektörler bazında yüzde 13’ün altına inmesini beklemiyorum.

Peki Türkiye’nin büyümesi ve istihdam sorununu aşması için hangi adımları atması gerekiyor?

Türkiye içe kapalı bir ülke değil. İhracat konusunda üretilecek doğru politikalarla dış pazarlara yapılan ihracat arttırılarak; hem ihracat rakamları yükseltilebilir, hem de iç piyasadaki üretim canlandırılarak istihdama katkı sunulabilir. Bu programın hayata geçirilebilmesi, ihracatta yeni bir yol haritasının çizilmesine bağlı.

Peki dış pazarda yeni yol haritası nasıl çizilmeli?

Büyümede dış ticarete dayalı model hedef olmalı. Keza Türkiye statükocu alışkanlıklardan kurtularak, bölgesel güç olma yolunu seçiyor. Bu anlamda çizilecek yeni yol haritası kapsamında Türkiye; 1, 2 ve 3 saatlik uçuş mesafesinde bulunan komşu ve sınır ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmeli. Dış ticarette dengeleri değiştirebilecek ve uçuş ekonomisi olarak tanımlayabileceğimiz bu proje acilen devreye sokulmalı. Irak, İran, Rusya, Suriye, Körfez ülkeleri, Avrasya ve Kafkasya’yı da içine alan bu pazar, Türkiye için 9.4 trilyon dolarlık ekonomik fırsat anlamına geliyor.

ASIL KAVGA YARGIYLA HÜKÜMET ARASINDA

Herkes Askerle-Hükümet arasındaki gerginlikten tedirgin ama asıl tehlike Yargı-Hükümet arasında yaşanıyor. 2010’da 7 milyar dolarlık gelir elde etmeyi planlayan Maliye’nin bu hedefi, yargının alacağı iptal kararıyla zora girebilir. Askere sivil yargı yolunu açan yasanın iptal edilmesi gibi gelişmeler Yargı–Hükümet arasındaki ipleri daha da gerecek ve ekonomi diken üstünde olacak.

MALİ DİSİPLİN İÇİN İMF’YLE ANLAŞMAKTAN YANAYIM

Ekonomi yönetiminin, IMF ile yeni bir anlaşma imzalamasına nasıl bakıyorsunuz, bu anlaşma Türkiye’ye neler getirir, neler götürür?

“IMF’yle anlaşma imzalanacak, tüm dertler bitecek” yaklaşımını benimsemeyen biri olarak IMF’nin gereğinden fazla abartılmaması gerektiğini düşünüyorum. Yaşanan son küresel krizi bile öngöremeyen bu kurumun, emekçi kesime acı reçeteler sunduğunu biliyoruz. Ancak Türkiye’nin mali disiplin sorunu var, IMF’yle yapılacak yeni bir anlaşma bu disiplinin sağlanması açısından faydalı olabilir. Ayrıca uluslararası piyasalardan daha rahat borçlanabilme gibi noktalar için bu anlaşma yararlı olabilir.

CİKLET SATARAK EKONOMİ KURTARILAMAZ

Cumhurbaşkanı ve Başbakan eşliğinde uçak dolusu Türk işadamının yurtdışına çıkarma yapması dış ticarete nasıl bir ivme kazandırır?

Bu model ilk olarak rahmetli Özal tarafından hayata geçirilmiş ve o yıllarda Türkiye’nin dış dünyaya açılmasında önemli rol oynamıştı. Günümüzde Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan başkanlığında uçak dolusu işadamımızın yurt dışına gitmesi tabii ki olumsuz bir durum değil ancak bu gezilerin reel neticelere dönüşmesi lazım. Yurtdışına giden işadamlarımızın çantasında anlaşmalarla dönerek ihracat hacmini arttırmasıdır mühim olan. Yoksa bir firma ciklet satacak diye uçak dolusu işadamının Bakan eşliğinde dünyanın öbür ucuna gitmesi anlamlı değil. Ciklet satarak ekonomi kurtarılamaz.

MALİYE 7 MİLYAR DOLARLIK GELİR TOPLAMAYI HEDEFLİYOR

Hazine ve Maliye’nin durumuyla ilgili beklentilerinizden bahseder misiniz?

2010 yılında en büyük sınavı Hazine verecek çünkü hem iç, hem dış borç ödemeleri var ve dolayısıyla kaynağa ihtiyaç duyuluyor. Hazine’nin ödemelerinden bahsettiğimizde ağırlıklı olarak Maliye’ye bakmamız lazım. Hazine’ye destek olmak durumunda olan Maliye bu anlamda özellikle yılın ilk 4 ayında gelirlerinde artış sağlamayı hedefliyor. Yeni yıla girerken arttırılan vergiler ve ortaya çıkan zamlar bu hedefin bir neticesi olarak karşımıza çıkıyor. Maliyenin gelir havuzu; tütün, akaryakıt, iletişim, doğalgaz ve elektrik gibi alanlardan toplanan vergilerle doluyor. Totalde 7 milyar dolarlık rakama tekabül eden geliri elde etmek isteyen Maliye’yle, bu alanda iş yapan sektörler arasında sıkıntıların artacağını tahmin etmek zor değil. Bunun ilk sinlerini sigara üreticileriyle, Maliye arasında gerilen ilişkilerde görüyoruz. Sigarayla ilgili küçük bir anekdot aktaracak olursak konu daha iyi anlaşılır. Örneğin; Türkiye’de günde 15 milyon, ayda 450 milyon, yıllık 5.4 milyar paket sigara satılıyor. Sigarada 45 günlük satışın 1.3 milyar liralık geliri göz önünde tutulduğunda Maliye ile sigara üreticileri arasındaki kavganın biraz daha harlanacağını söyleyebiliriz. Bu örneği akaryakıt ve vergi alınan diğer sektörler için de örneklendirebiliriz. Öte yandan yargının metrobüs zammını adil olmadığı gerekçesiyle iptal etmesi de belediye-yargı gerginliğini ortaya çıkardı. Gelir kaybına uğrayan kamu ile yargı ve çeşitli sektörler arasında gerginlik oluşturabilecek bu gelişmeler ekonomiyi bloke edebilir. Yargının müdahalesiyle maliyenin de gelirleri sekteye uğratabilir ve böylece daha büyük gerginlikler ortaya çıkabilir.

Siyasi gerilimler, hükümetle asker ya da hükümetle yargı arasındaki ilişkiler ekonomiyi nasıl etkiler?

Türkiye her şeyden önce demokrasi sınavından geçmeyi başarmalı. Demokratik açılım konusunda ortaya çıkan siyasi gerginlik, toplumsal alana kaymadan giderilmeli. Çözüm üretmek yerine ucuz yöntemlere tenezzül eden siyasiler, iç siyasete alet edilmeyecek kadar önemli olan demokratik açılım konusunu doğru okuyamadı ve bu şansı iyi kullanamadı. Siyasi liderlerin toplumsal kamplaşmayı körükleyecek üslup ve icraatları yeniden gözden geçirmesi lazım. Asker ve hükümet arasındaki gözlenen gerginliğin ekonomiyi tehdit edeceğine ihtimal vermiyorum çünkü askerin ekonomiyi blokaj etme şansı yok. Asıl tehlike hükümetle, yargı arasında yaşanabilir. Çünkü hükümetin vergi ve zamlar başta olmak üzere aldığı birçok karar ancak yargı yoluyla iptal edilebilir. Yargının, ekonomi yönetiminin gelir kalemlerinde önemli değişikliklere neden olacak ve hükümeti iş yapamaz hale sokacak kararlar alması halinde ekonomi bloke olabilir. Yargı, ekonomik alan dışında yasa dışı dinlemeler konusunda da hükümeti zora sokacak kararlar alabilir. Özetle; 2010 yılındaki en büyük tehlike askerle–hükümet arasında değil, yargı ile hükümet arasında yaşanabilir.

ZAMLAR, “ERKEN SEÇİM OLMAZ” SİNYALİ VERİYOR

Son günlerde muhalefetin gündeme taşıdığı erken seçimle ilgili neler düşünüyorsunuz, ufukta erken seçim görünüyor mu?

Ben size soruyorum siz iktidarda olsanız ve erken seçime gitmeyi düşünseniz yeni yılın başlangıcıyla zam üstüne zam yapar mıydınız? Tabii ki yapmazdınız. Dolayısıyla tepeden tırnağa her şeye yapılan zamlar hükümetin erken seçimi düşünmediğine işaret ediyor.

TÜRKİYE HAZİNE ÜZERİNDE OTURAN DİLENCİ GİBİ

Stratejik açıdan önemli bir konuma sahip olan Türkiye bu şansını iyi kullanabiliyor mu?

Türkiye’nin stratejik konumunun önemli olduğu geçmişten beri hep gündem edilir ama bu avantajı kullandığımız söylenemez. 30 yıldır enflasyon altında ezilmiş, 50 yıldır krizlerin pençesinden kurtulamamış bir ülkeyiz. 25 yıl boyunca terör yüzünden 45 bin insanımızı kaybetmiş, 300 milyar dolarımızı harcamışız. Yoksulluk, işsizlik sanki kaderimiz olmuş. Ülkemizin dünya üzerindeki stratejik ve jeopolitik konumunu göz önüne getirdiğimde hazine üzerinde oturan dilence konumunda olduğumuzu düşünüyorum.

Yorumunuzu Yazınız.





Benzer Yazılar