KBB uzmanı Türk doktoru Fahri Yıldız, Alman Mühendis Grubu ile birlikte, horlama ve uyku apnesi üzerine yeni bir tedavi yöntemi geliştirdi. Radyofrekans yöntemi ile horlama tedavisini gerçekleştiren Dr. Yıldız’ın bu tedavi yöntemi, dünyaca ünlü Alman Der Spiegel dergisine de konu oldu.
Horlama 20 yüzyıl öncesinde doktorlar arasında bile espri konusuydu. Bu konunun Almanya’da ilk kitabını yazan dünyaca ünlü KBB uzmanı Prof. Dr. Wolfgang Pirsig’in yanında bir Türk doktor yetişti: Dr. Fahri Yıldız… Alman mühendis grubuyla birlikte, horlama ve uyku apnesi üzerine yeni bir tedavi yöntemi geliştiren KBB Uzmanı Opr. Dr. Fahri Yıldız; hastalara uyku kalitesi getiriyor. istanbul’a organize ettiği sempozyum için gelen ünlü KBB Uzmanı Opr. Dr. Fahri Yıldız’dan horlama, uyku apnesi ve tedavileri üzerine bilgiler aldık. Opr. Dr. Yıldız, “Horlama”nın son 20 yılda tıpta en ciddiye alınan, teşhisleri ve tedavilerinde çok büyük çalışmalar yapılan bir rahatsızlık olduğunu belirtti.
Dr. Yıldız bu rahatsızlığın oksijensiz kalmaya, kalp yetmezliğine, felçlere, yüksek tansiyona ve birçok trafik kazalarına kadar çok ciddi problemler yarattığını söyledi.
Opr. Dr. Fahri Yıldız; teşhisin son derece önemli olduğunu ve KBB uzmanlarının, Kardiyoloji, Nöroloji, Pediyatri ve Akciğer hastalıkları gibi diğer branşlarla birlikte çalışması gerektiğine işaret etti.
Tedavide, eğer uyku apnesi çok ağır şiddette değilse ve “CPAP Maskesi”ni de gerektirmiyorsa hem konvansiyonel, hem de radyofrekans yöntemini kullanmak gerektiğini ve kombine bir tedavi uygulandığında daha başarılı olunacağını önemle vurguladı.
HORLAMANIN TEDAVİSİ
Horlamanın çok ciddi bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çeken Kulak Burun Boğaz (KBB) ve Anestezi Uzmanı Operatör Dr. Fahri Yıldız, bu rahatsızlığın uykuda oksijensiz kalmaya, yüksek tansiyona, kalp yetmezliğine, felçlere, gündüzleri yorgunluk ve konsantrasyon bozukluklarına, vücut fonksiyonlarında genelde bir azalmaya ve özellikle uzun yolda trafik kazalarına kadar birçok ciddi probleme yol açtığını söylüyor. Hastalar kadar doktorların da bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Horlama ve uyku apnesi konusunda yaptığı araştırmalar ve verdiği konferanslar ve ameliyat kurslarıyla uluslararası üne sahip olan Yıldız, aynı zamanda burun ve sinüs cerrahisi ve profesyonel ses rahatsızlıkları konusunda da Almanya’nın tanınmış uzmanları arasında yer alıyor. KBB Uzmanı Dr. Fahri Yıldız ile horlama, uyku apnesi ve tedavileri üzerine görüştük. Dr.Yıldız bu rahatsızlıkları ve çözümlerini Ekovitrin’e şöyle anlattı:
- Sayın Yıldız horlama bir hastalık mıdır ve sebebi nedir?
Evet!.. Horlama bir hastalıktır ve en önemli nedeni de aşırı kilodur. Kilo yaş ilerledikçe arttığı gibi, erkeklerde kadınlara göre hem daha fazla hem daha genç yaşlarda görülüyor. Geç akşam yemeği, yemek ve alkol gibi etkenler de adaleleri gevşettiği için, horlama ve uyku apnesini tetikliyor. Uyku sırasında yumuşak damak, küçük dil, boğazı kaplayan mukoza ve dilimiz tamamen tonusunu kaybedip geriye düşerek solunum yolunu kapayabiliyor. Böylece çok daralan üst solunum yolundan geçmek zorunda kalan nefesimiz, aşırı ses çıkarmakta ve bazen bir dakika kadar kesilebilmektedir.
Bu rahatsızlığın aşırı stresli insanlarda, aşırı derecede kahve ve sigara içenlerde daha çok görüldüğü ispatlanmış bulunmaktadır.
- Bunda yaş durumu bir rol oynuyor mu?
Horlama, erkeklerde genellikle 35-40, kadınlarda ise 50 yaşından sonra daha sık görülüyor. Kadınlarda daha ileri yaşlarda görülmesi ise menopozdan sonra onları o güne kadar koruyan, dokularını ve ciltlerini dinç tutan hormonların azalmasından kaynaklanıyor. Bu konuda ameliyat ettiğimiz kadınların büyük çoğunluğu 50 yaş üzerinde olup, aşırı kiloluydular.
- Horlama ve uyku apnesinin belirtileri nedir?
Horlama sesi, hastanın eşini ya da evde yaşayan diğer aile fertlerini rahatsız etmiyorsa, o zaman pek önemli değildir. Ancak hasta horlamayla birlikte uyku apnesi dediğimiz, uykuda nefes kesilmeleri gösteriyorsa, hiç vakit geçirmeden gereken tedavinin kesinlikle yapılması gerekir. Nefes kesilmeleri, yanında uyuyan kişi tarafından tespit edilmişse, hasta gece panik atak gibi aniden uyanıyor ve sanki boğuluyormuş gibi rüyalar görüyorsa, nabzı çok hızlı atıyor ve nefessiz kalıyorsa, bunlar uyku apnesinin belirtileridir. Buna ilave olarak sabahları uzun uyumuş olsa bile yorgun argın kalkıyorsa, öğleden sonraları yorgun düşüp gözleri kapanıyorsa, işyerinde konsantrasyon düşüklüğü yaşıyorsa, seks gücünde azalmalar hissediyorsa bunlar uyku apne sendromunun en tipik belirtileridir. Uyku apnesi olan hastaların, özellikle uzun yolda 5-6 kez daha fazla trafik kazasına neden oldukları tespit edilmiştir.
- Bu rahatsızlıklar kimlerde daha sık görülüyor?
Belirttiğimiz gibi genellikle aşırı kilolu, kısa boylu-tıknaz, boynu kısa ve geniş piknik tiplerde, alt çenesi küçük ve sürekli burun tıkanıklığı yaşayan insanlarda bu rahatsızlığa daha sık rastlanıyor.
- Türklerde horlama ve uyku apnesi sık yaşanıyor mu?
Bu konuda bilimsel istatistikleri tam bilmemekle beraber sanırım bu soruya evet cevabı verebiliriz. Çünkü bu rahatsızlığın özellikle aşırı kilolu, az spor yapan, akşam yemeğini geç yiyen kısa boylu Akdeniz insanında daha sıklıkla görüldüğünü söyleyebiliriz.
- Horlama ve uyku apnesi hangi anatomik durumlarda oluşur?
Horlama ve uyku apnesi burundan gırtlağa kadar olan, üst solunum yolu dediğimiz bölgedeki darlıklardan kaynaklanır. Burunda eğrilikler, alerjik ve iltihabi burun etleri şişmesi, burunda polip oluşması, müzmin sinüzit olması, büyük geniz etleri ve özellikle büyük bademcikler, yumuşak damağın kalın ve sarkık olması, küçük dilin uzun olması, alt çenenin küçük olması, dilin ağız anatomisine kıyasla büyük olması ve aşırı kiloya bağlı boğazın aşırı yağ dokusundan ötürü daralması gibi pek çok sebebe dayanır.
- Peki uyku apnesi nasıl teşhis ediliyor?
Bu konuda en kesin teşhis Uyku Laboratuarı muayenesiyle konmaktadır. Günümüzde artık evinizde kendi alıştığınız yatağınızda da uygulanebilen, kullanımı çok pratik aletler gittikçe daha fazla kullanılmaktadır. Bu aletlerle gece yatış pozisyonunuz, nefes ve kalp ritminizş nefes kesilme süreleri, horlama sesinin şiddeti, kandaki oksijen oranı ve hatta uyuyup uyumadığınızı saniye saniye kaydederek bulgulandırabiliyoruz. Bu arada komplike vakalarda uyku endoskopisi uygulamak gerekebilir. Hasta klinikte özel ilaçlarla uyutularak kameraya bağlı ince fiberoptik endoskoplarla uyku ve horlama esnasında muayene edilir, horlamaya ve nefes kesilmesine neden olan bölge tesbit edilebilir. Bu da tedavinin belirlenmesinde çok etkili bir teşhis yöntemidir. Ancak bunun uzman ellerde yapılması gerekir.
- Horlamanın tedavi yöntemleri nedir?
Burun, geniz eti, alerji, sinüzit, bademcik ve yumuşak damakla ilgili problemlerden kaynaklanan rahatsızlıkların tedavi yöntemleri kolay olup, günümüzde uygulanan modern yöntemlerle başarılı sonuçlar vermektedir. Ancak dil kökü, Epigotis dediğimiz gırtlak kapağı ve boğazın yan duvarlarına gelince orada biraz zorlanıyoruz. Dil, kas dokusundan oluşan ve konuşma ve yutma gibi önemli fonksiyonları olan bir organdır. Dil cerrahisinde çok dikkatli olmak gerekir. Bu konuda son yıllarda yeni bir yöntem geliştirildi. Radyofrekans yöntemi dediğimiz, dokuyu ortalama 80 dereceye kadar ısıtarak büzüp sertleştiren, birçok hastada genel anesteziye bile gerek kalmadan uygulanabilen, daha az doku zedeleyen ve acısız bir yöntem. Bu yöntemle hem burun etlerini, yumuşak damak adelesini, büyük bademcikleri, hem de aşırı büyük dilkökü adelesini tehlikesiz bir şekilde büzüp sertleştiriyor ve küçültebiliyoruz. Bazı vakalarda aşırı damak ve küçük dil kısaltılması gibi cerrahi yöntemlerle kombine edilebiliyor. Bu arada alt çenesi küçük, dili iri olan, gece ağzı açık olarak horlayan ve sıklıkla nefesi de kesilen hastalarda özel diş protezleri uygulamaktayız. Bu protezler gece yatarken ağza takılıp, alt çeneyi 5 mm. kadar öne çekerek nefes yolunu genişletmekte ve böylece uyurken nefes almayı kolaylaştırmaktadır.
Tabii ki horlama tamamen tedavi edilmesi çok güç bir hastalıktır. Çünkü nedenleri çok olabiliyor. Bunun çok iyi teşhis edilmesi gerekiyor. Komplike ve tedavisinde çok dikkatli olunması gereken önemli anatomik yapıların neden olduğu bir rahatsızlık. Problem sadece burundan kaynaklanıyorsa tecrübeli bir elde her burun açılır. Ama sorun sadece burundan kaynaklanmıyor. Burunu tedavi ediyorsunuz bu sefer damağı ya da bademciği büzmeniz ya da almanız ve damağı, küçük dili kısaltmanız gerekiyor. Bazen dil köküne uygulamalar yapmanız gerekebiliyor. Buna rağmen sonuç alınamadığı oluyor. Bu nedenle bir horlama uzmanı olarak hastama hiçbir zaman “Horlamanızı yüzde yüz keseceğim” diye söz veremem.
- Uyku apnesinde en son çare olarak kullanılan maskeden bahseder misiniz?
Uyku apnesi dediğimiz, nefesin aşırı ve uzun süre kesildiği sağlık açısından ciddi durumlarda hastaları kurtarmak için cerrahi, minimal invaziv radyofrekans yöntemleri ve dişlere takılan çene protezleri gibi konservatif yöntemlere rağmen yetersiz kalınan vakalar oluyor. Bu hastalara “CPAP Maskesi” dediğimiz buruna takılan, yatağın kenarında belli bir basınçla çalışan kompresöre çok hafif bir hortumla bağlı bir maske takıyoruz. Hasta her gece o kompresörle verilen normal oda havasıyla solunum yolu açık tutularak nefes kesilmesi olmadan uyuyabiliyor. Alışıldığında çok başarılı bir yöntem ve ancak ömrün sonuna kadar da her gece kullanılması gereken, “hayat kurtaran bir yöntem”. Zor alışılmasına rağmen sağlığını düşünen, gerekliliğine inanan ve doktoru tarafından iyi hazırlanmış milyonlarca hasta günümüzde ancak bu aletle sağlıklı bir şekilde uyuyabiliyor.
- İnsanlar bu rahatsızlığın ciddiyeti konusunda ne kadar bilinçli?
Öncelikle hastalar kadar doktorların da bilinçlendirilmesi lazım. Konunun ciddiyetini henüz bilmeyen o kadar çok doktor arkadaş var ki. Özellikle tıp fakültelerinde horlama konusu kesinlikle işlenmesi gereken bir konu. Bu tür hastalıklar birçok branşı ilgilendirdiği için öksüz kalıyor. Burun denilince KBB Bölümü bu konuyu işliyor. Ancak horlama denilince hem akciğer doktorunun, hem nörologun, hem çocuk doktorunun ve hem de KBB uzmanının ortak konusu olduğu için öksüz kalıyor. Bu kesinlikle her branşın özellikle de KBB’nin işlemesi gereken ve sözü geçen diğer branşların birlikte çalışmasını gerektiren önemli bir rahatsızlık. Sadece hastalara değil, hem doktor arkadaşlara hem de tıp öğrencilerine daha üniversite döneminde konunun ciddiyetini anlatmak gerekir. Tabii özellikle bu konuda uzman merkezlere de çok ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.







