16 Kasım 2001 Paris Elysee Başkanlık Sarayı. Fransa Cumhurbaşkanı J.Chirac ile beraberiz. Grubumuzda Sakıp Sabancı, eşi Türkan Sabancı, kızları Dilek ve Sevil Sabancı, yeğeni Güler Sabancı, Erdoğan Demirören ve eşi, Cem ve Ümit Boyner var. Elysee Sarayı’nın altın yaldızlı büyük tören salonunda Sakıp Sabancı’ya, Fransa Cumhurbaşkanı J.Chirac tarafından Legion d’Honneur madalyası takılacak.
Elysee Sarayı’nda şampanyamı yudumluyor, aynı okuldan mezun olduğum J.Chirac’ı dikkatle izliyorum. Bizi bu tarihi tabloda biraraya getiren görüntüler tek tek aklıma geliyor.
Önce tören sabahı: Paris Four Seasons otelindeki odamda Elysee Sarayı’na gitmek üzere hazırlanırken telefonun çalıyor. Arayan Sakıp Sabancı. “Hemen odama gelir misin?”
Sakıp bey yatağının üzerine yan yana beş kravat koymuş. “Hocam törende hangisini takmam uygun olur?” “Sakıp bey, Fransa ve Türk bayraklarında kırmızı ve beyaz renkler var. Kırmızı beyaz kravatı takın.”
Törende gri ve siyah renklerin hakim olduğu ortamda Sakıp bey kırmızı beyaz kravatı ile hemen göze çarpıyor.
Tören sonunda bizi topluca Four Seasons oteline götüren otobüsteyiz. Cem Boyner, Sakıp Sabancı’yı kravat tercihi dolayısıyla kutluyor. “Renkler çok uygun oldu. Nereden aklınıza geldi?” Sakıp Sabancı “Hocam Bener bey seçimi yaptı” diyor.
2001 yılında bizi Elysee Saray’ına getiren süreç kendiliğinden olmuyor. Geride uzun ince bir yol var. Baştan sona bu süreçte Sakıp bey ile işbirliği yaptığım için biliyorum. 1986 ve 1987 yıllarında Fransız Başbakanları Raymond Barre ve Maurice Couve De Murville’i ikişer kez Türkiye’ye davet etmemiz zincirin ilk halkalarını oluşturuyor. Daha sonra 1990 ve 1991 yıllarında Carrefour’un kurucu sahibi Jacques Defforey’i ve Fransa’nın en büyük bankası BNP yöneticilerini Türkiye’de ağırlamamız zincirin diğer halkalarını oluşturuyor.
Elysee Saray’ına gelmeden önce Sakıp bey çok sevinçli. Tüm ünlü işadamlarını telefonla bizzat arayarak “Paris’e Başkanlık Saray’ına beraber gidelim” diyor. Onay alıyor.
Kasım 2001. Törene üç gün var. Uçak ve otel rezervasyonları yapılmış. Gece evimde televizyon seyrediyorum. Telefon çalıyor. Elysee Saray’ı beni arıyor. İlk cümleler şok edici türden: “Sayın Profesör, Sakıp bey’e iletir misiniz? Bildirdiğimiz tarihte Elysee Saray’ında yapılacak ödül törenini iptal ediyoruz.” Donup kalıyorum. Daha sonra gelen cümleler rahatlatıcı: “Amerikan Başkanı Bush Cumhurbaşkanımız Chirac’ı arayarak Afganistan’da bir harekete girişeceğini ve Cumhurbaşkanımız’dan, Mısır’a gidip Arap ülkelerinin tepkilerinin olmaması için kendisine yardımcı olmasını talep etti.” Beni Başkanlık Saray’ından arayan kişiye “şimdi ne olacak?” diyorum. Cevap: “Töreni üç gün erteliyoruz.” Derhal Sakıp Sabancı’yı Atlı Köşkten arıyorum. Durumu bildiriyorum.
16 Kasım 2001.Tarih değişikliği yüzünden takvimleri uygun olmadığı için grubumuz iki fire veriyor. Rahmi Koç ve Bülent Eczacıbaşı Paris’e bizimle gelemiyorlar. Sabancı ailesi, Güler Sabancı, Erdoğan Demirören ve eşi, Ümit ve Cem Boyner uzun saatler Chirac ile beraber Elysee Saray’ında Legion d’Honneur’ün keyfini Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın ikram ettiği şampanya ile çıkartıyoruz.
Diyebilirim ki; Elysee Saray’ında 2001 yılında organizasyonunda görev aldığımız bu ödül töreninde Fransız Cumhurbaşkanı J.Chirac ilk kez Türkiye’nin, AB politikasına pozitif olarak taraf oluyor. Bu görüşümü tören bitiminde Sabancı’ya iletiyorum ve kendisinin bu görüşümü aynen paylaştığını fark ediyorum.
Bugün Elysee Saray’ı ile Ankara arasında buzlar eritilemiyorsa bunun sorumluluğunun yalnız Sarkozy’de olmadığını sanıyorum. Türk lobiciliği Paris’te zayıf kalıyor.
Ocak 2010. TÜSİAD’ın başına Ümit Boyner geliyor. Ümit Boyner ile Ege sahillerinde aynı coğrafyayı paylaşıyorum. Ama 100 km’lik bir farkla. Ben Kazdağı’nın kuzey’inde Bozcaada’nın tam karşısında Ege’nin hırçın rüzgarlarına açık, Dalyan’da deniz kıyısında babadan kalma bir çiftliğe sahibim. Truva savaşının, Odiseus ve İlyada destanları’nın mekanı bu yerlerde doğa inanılmaz güzel ama aynı ölçüde de fırtınalı ve rüzgarlı. Sırtını dayadığımız Kazdağı’nın güneyi ise iklimiyle inanılmaz ölçüde tatlı ve okşayıcı. Midilli Adası’nın hemen karşısındaki bu bölgede gene Mitolojiye göre dünyanın en güzel kadınları yaşıyordu. Ayvalık Cunda burada. Ümit hanım Cunda’da dostlarıyla dinlenip yorgunluk atıyor.
Türkiye’nin sert ve fırtınalı siyasi ortamında TÜSİAD’ın yeni başkanı Kaptan köşküne oturuyor. Güzelliği ve zarafetinin yanında çok başarılı ve akıllı bir iş kadını olduğunu ben şahsen biliyorum. Güler Sabancı’nın çok yakın bir arkadaşı olan Ümit hanımın tam bir ekip çalışması yapacağına olan inancım tam. TÜSİAD’ın erozyona uğrayan itibarını onaracağına inancım tam. Ama bu hedef yeterli mi? Hayır.
Küreselleşen dünyada Türk ekonomisinin daha koşacağı çok yol var. Dış lobiciliğimizde daha yapılacak çok şey var. Yabancı sermaye Türkiye’ye yeteri kadar gelmiyor. Türkiye’de hala mega şirketler yok. Türkiye büyük projelere aç. İşsizlik hat safhada.
Ümit hanımın vizyon dürbününün doğru tarafından meselelere bakıp TÜSİAD’ı yeni ufuklara açacağını herkes gibi bende bekliyorum.
Kendisine başarılar diliyorum.

