Türkiye’nin dış ticaretteki birinci ortağı: RUSYA

Erdoğan–Putin liderliğinde Türkiye–Rusya ilişkileri ekonomik ve siyasal anlamda en parlak günlerini yaşıyor.

1990’lı yılların başındaki 2–3 milyar dolar seviyelerinde seyreden iki ülkenin ticaret hacmi 2008’de 38 milyar dolar oldu.

Türkiye’nin dış ticaretteki birinci ortağı: RUSYA 2008’de Almanya’yı geride bırakarak Türkiye’nin dış ticaret hacminde birinci sıraya yükselen Rusya, 2009’da da gerilemeye rağmen birinciliğini korumaya devam etti.

Türkiye ile Rusya arasında ivme kazanan ticari ilişkiler gerçekleştirilen üst düzey ziyaretlerle perçinleniyor. İki ülkenin liderleri Erdoğan ve Putin’in ortak uyumu en verimli döneme girilmesinde önemli rol oynamakta. Son olarak Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in daveti üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın beraberindeki kalabalık bir heyetle Moskova’ya gitmesinin ardından şimdi Putin’in, Ankara’ya yeni bir ziyaret düzenlemesi bekleniyor.

Son yıllarda iki ülke arasında gerçekleşen üst düzey görüşmeler, Türkiye–Rusya ilişkilerinin geldiği seviyeyi göstermesi açısından mühim. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2008 yılında 38 milyar ABD dolarını bulmuştu. Her ne kadar küresel krizin ve gümrüklerde yaşanan sorunun etkisiyle ticaret hacmi 2009 yılında 22 milyar dolara kadar gerilese de 1990’lı yılların başındaki 2–3 milyar dolarlık ticaret hacmi ile karşılaştırıldığında hala büyük bir başarı. 2008’de Almanya’yı geride bırakarak Türkiye’nin dış ticaret hacminde birinci sıraya yükselen Rusya, 2009’da da gerilemeye rağmen birinciliğini korumaya devam etti.

Ankara ile Moskova’nın uluslararası sorunlara yaklaşımlarında büyük çoğunlukla bir örtüşme görülüyor. İran nükleer sorununun diplomatik yolla çözülmesi, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi, Dağlık Karabağ sorununun diplomatik yollarla çözülmesi, Ortadoğu’da barışın sağlanması, Suriye-Lübnan sorunu, Afganistan ve Irak’ta güven ortamının tesisi gibi uluslararası konularda Rusya ile Türkiye yakın politikalara sahip.

TÜRKİYE–RUSYA İLİŞKİLERİ 520 YILLIK GEÇMİŞE SAHİP

Bugünün Rusya Federasyonu, dünün Sovyetler Birliği ve önceki günün Rus İmparatorluğu olarak bildiğimiz komşu ülkeyle ilişkilerimiz yüz yıllara dayanıyor. Osmanlı İmparatorluğu ile Rus Çarlığı arasında resmi ilişkilerin başlamasının üzerinden 520 yıl geçti. Bu ilişkiler zinciri Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Sovyet sisteminin kuruluş yıllarında aynı sıcaklıkla devam etti. İkili ilişkilerin sürdüğü dönemlerde taraflar arasında savaş dolu yıllar da yaşandı. Bu duruma dikkat çekmek isteyen tarihçiler; barışın, savaştan daha geniş bir zaman dilimini kapsadığına vurgu yapıyor.

İmparatorluklar döneminde Ruslardan ağırlıklı olarak kürk ve benzeri mallar alırken, Rusya tarafına kuru meyve ve incir ile üzüm gibi tarımsal mallar satıldı. Bu şekilde yapılan ticaret endüstrileşme devrimine kadar devam etti. 19. ve 20. yüzyılda ilişkiler askeri alandan, ticari alana kayarak yeni bir boyut kazandı. 22 milyon kilometre kareden fazla bir alana hükmeden Sovyetler Birliği, o dönemde yüz ölçümü olarak Türkiye’nin yaklaşık 30 katı büyüklüğüne ve 300 milyona ulaşan nüfusa sahipti.

Sovyetler Birliği’nin kucağından çıkan Rusya Federasyonu, bugün halen tartışılan Vladimir İlyiç Lenin’in Komünist Devrim Hareketiyle 1917 yılında gerçekleşen ihtilaliyle kuruldu. Özel teşebbüse, özel sektöre, kişisel girişim ve pazar ekonomisine asla izin vermeyen Komünist Ekonomik Sistem, Planlı Ekonomi ile her dalda devlet egemenliğini benimsiyordu. İç ticaretin yanında dış ticaretin de devlet eliyle yürütüldüğü Sovyetler Birliği döneminde, devletlerarası ticari ilişkiler söz konusuydu. Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya çıkan iyi ilişkiler sonunda Türkiye’nin ağır sanayiye adım atmasında Ruslar oldukça etkili oldu ve sanayi kalkınmasında kilometre taşı sayılan tekstil fabrikaları kuruldu.

İkinci Dünya Savaşının getirdiği durgunluk dönemi ve soğuk savaşın olumsuz etkileri Türkiye-Sovyet ilişkilerini durgunluğa itse de ekonomik ilişkiler kopmadı. 1960’lı yılların başından itibaren Sovyetler Birliği ile yapılan ikili anlaşmalar sonucu Ruslar ülkemizde çok kalıcı yatırımlar yapmaya başladı. Bu dönem yapılan yatırımlar arasında Seydişehir Alüminyum Fabrikası, İskenderun Demir Çelik Tesisleri, Ali Ağa Petrol Rafinerisi ve Orhaneli Termik Santralını dile getirmek mümkün.

Sovyetler Birliği döneminde, Türk devletinin ve özel sektörün bu ülkeye sattığı ürün yelpazesi oldukça sınırlıydı. Türkiye 1920’li yıllardan, 1990’lı yıllara kadar Sovyetlere; sadece limon, portakal, mandalina, kuru üzüm, incir, zeytin yağı gibi geleneksel ürünler satabiliyordu. Sovyetler Birliği’yle 1984 yılında imzalanan doğalgaz anlaşmasıyla ticari ilişkiler yepyeni bir boyut kazandı. Bu anlaşmada alınan gazın bedelinin bir bölümünün Türk malları ile adeta takas şeklinde ödenebilir olması, Türk ürünlerinin Rus pazarında yer bulmasını beraberinde getirdi. 1989 yılında Türk Eximbank’ın, Rusya’ya yatırım kredisi açması da karşılıklı yatırımlarda artışa yol açtı.

Yorumunuzu Yazınız.





Benzer Yazılar