Sakarya Üniversitesi Avrupa Kalite Ödülüne Aday

“Kaliteli eğitimin yanında öğrencilerin sosyal aktivitelerine de önem veriyoruz, 64 öğrenci kulübümüz var. Bilişim altyapısı bakımından dünyanın örnek üniversiteleri arasındayız. Öğrencilerimiz güneş enerjisiyle çalışan araç geliştirerek Avustralya’da yapılan Dünya Güneş Enerjisi Araçları Yarışı’nda 15. oldu. Şimdi de Avrupa Kalite Ödülü’ne adayız.”

Türkiye’nin müreffeh ülkeler statüsüne kavuşabilmesine en fazla etki edecek sektörlerin başında eğitim geliyor… Günümüzle, gelecek arasında hayati bir köprü niteliğinde olan eğitim sektöründe ise üniversiteler önemli rol oynuyor. Üniversitelerin ne çalışmalar yürüttüğünü mercek altına alan Ekovitrin, Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman ile özel bir röportaja imza gerçekleştirdi.

Evrensel nitelikte bilgi ve teknoloji üreten araştırmacı, katılımcı, paylaşımcı, özgün ve estetik değerlere sahip, çağdaş bir öğretim kültürü oluşturmak ve mesleki açıdan yetkin, toplumsal değerlere saygılı bireyler yetiştirmekle görevli olan üniversitelerin hangi projeler üzerinde çalıştığına ilişkin sorularımızı yanıtlayan Prof. Dr. Durman; genel anlamda Türkiye’deki üniversiteler, özel de ise Sakarya Üniversitesi’nin durumunu ortaya koyan açıklamalarda bulunuyor. Kalite ve sürdürülebilir başarıyı prensip edindiklerini anlatan ve bu vizyonla Sakarya Üniversitesini yönettiklerini söyleyen Prof. Dr. Durman; “55 bine ulaşan öğrenci sayımız, 8 fakültemiz, 13 meslek yüksekokulumuz, 2 yüksekokulumuz, 1 konservatuarımız, fen bilimleri ve sosyal bilimleri enstitümüz mevcut” açıklamasında bulunuyor. Kaliteli eğitimin yanında öğrencilerin sosyal aktivitelerine de önem verdiklerini belirten Prof. Dr. Durman üniversite bünyesinde 64 öğrenci kulübünün bulunduğuna dikkat çekip ekliyor: “Bilişim altyapısı bakımından dünyanın örnek üniversiteleri arasındayız. Öğrencilerimizin güneş enerjisiyle çalışan araç geliştirerek Avustralya’da yapılan Dünya Güneş Enerjisi Araçları Yarışı’nda 15 oldu. Şimdi de Avrupa Kalite Ödülü’ne adayız.”.

7 yıldır Sakarya Üniversitesi’ni yöneten Prof. Dr. Mehmet Durman’a, “Dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında neden Türkiye’den hiç üniversite yok” sorusunu da yöneltiyoruz. İşte Prof. Dr. Mehmet Durman’ın sorularımıza verdiği yanıtlar ve röportaja dair diğer ayrıntılar:

Öncelikle genç olmasına karşın katılımcı bir performans sergileyen Sakarya Üniversitesi’yle ilgili bilgi verir misiniz?

1992 yılında kurulan 23 üniversiteden biri olan Sakarya Üniversitesi genç bir üniversite fakat geçmişi biraz daha eskiye dayanır. Süreç 1970’lerde bir yüksekokul olarak başlıyor, daha sonra 1982–1992 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi’ne bağlı mühendislik fakültesi olarak hizmet devam ediyor ve nihai olarak 1992 yılında tüzel yapı oluşturuluyor. Üniversitemiz bulunduğu coğrafi konum itibariyle öğrenci talebinin yoğun yaşandığı bir yer ve dolayısıyla çok kısa bir sürede üniversitemiz Türkiye’deki üniversiteler arasında en hızlı büyüyenlerden biri haline geldi. Bugün üniversitemizdeki öğrenci sayısı 55 bine ulaştı. 8 fakültemiz, 13 meslek yüksekokulumuz, 2 yüksekokulumuz, 1 konservatuarımız, fen bilimleri ve sosyal bilimleri enstitümüz mevcut. Üniversitemizin öğrenci profiline baktığımızda; öğrencilerimizin yüzde 40’ı meslek yüksek okullarında, yüzde 50’si lisans programlarında öğrenim görmekte. Sakarya Üniversitesi lisans ve ön lisans eğitimin yanında yüksek lisans ve doktorada da iddialı bir üniversite. Buradaki öğrenci sayımız ise yüzde 10 civarında. Dolayısıyla bu bölgede önemli bir misyonu yerine getiren, Türk yüksek öğrenimine önemli katkı sağlayan kurumlar arasındayız.

Sakarya Üniversitesi’nin, AB konusundaki çalışmalarından bahseder misiniz?

Farklı olmayı seven bir üniversite olarak her türlü yeniliği yakından takip ediyoruz. Malum dünyamız önemli değişimden geçiyor. Bu değişimin yarattığı fırsatları göz ardı etmemek lazım. Bu anlamda bütün fırsatları en iyi şekilde değerlendiren bir üniversiteyiz. Dünyada ve özellikle Avrupa’da; yüksek öğretimde önemli bir değişim yaşanıyor. Üniversitemiz bu değişimi iyi analiz eden ve bu değişimin gerekliliklerini yerine getirebilen önemli bir kurumdur diyebiliriz. Bu paralelde özellikle Avrupa’daki Bolonya süreci kapsamında Lizbon Stratejisi içerisinde eğitimin yeniden yapılandırılması çerçevesinde çok önemli çalışmalar sürdürülmekte. Ulusal düzeyde yürüttüğümüz çalışmalara, kurumsal düzeyde uygulamalarımızla destek vermekteyiz. Tüm eğitim–öğretim programlarını yeniden değerlendiren, yapılandıran bir üniversite olarak kalite güvencesi konusunda da model olabilecek seviyedeyiz. Üniversitemizin 2002 yılında başlatmış olduğu yeni yönetim stratejisi modeliyle yakalanan ivme çok önemli. Bu yıl itibariyle Avrupa Kalite Ödülü için başvuru yapıyoruz.

Üniversitemiz 2008 itibariyle 4 yıldız seviyesinde mükemmellik düzeyinde yeralmayı başardı. Öğrenci değişim programlarımız var, Erasmus projesi kapsamında son 3 yılda bu kaynaklardan en fazla yararlanan üniversiteyiz.

Bileşim altyapısında dünyada örnek üniversiteyiz

Üniversitemizin diğer bir farklı tarafı ise bilişim alt yapısı. Bu konuda son derece sağlam bir yapımız var. Dolayısıyla verileri çok iyi değerlendiren, toplayan ve kullanılır hale getiren bir üniversiteyiz.

Öğrenci değişim programları çerçevesinde aldığınız yardımlardan kaç öğrenciniz yararlandı?

Avrupa Komisyonu’ndan 1 milyon 200 bin Euro’luk ödeneğimiz var. 450 civarında öğrencimiz yurtdışına eğitim için gidecek bu oldukça iyi bir sayı. Son 3 yıldır bu alanda liderliğimizi sürdürüyoruz. Üniversitemizin diğer bir farklı tarafı ise bilişim alt yapısı. Bu konuda son derece sağlam bir yapımız var. Dolayısıyla verileri çok iyi değerlendiren, toplayan ve kullanılır hale getiren bir üniversiteyiz. Bu konuda da iddia ediyorum sadece Türkiye’de değil, bilişim alt yapısıyla dünyada da örnek bir üniversiteyiz. Burada gerçekleştirilen tüm hizmetler bilişim alt yapısı aracılığıyla son derece verimli ve etkili bir biçimde ilgili kişilere sunulmakta. Bu çerçevede uzaktan eğitimde de örnek bir üniversiteyiz. 2001 yılında başlattığımız ön lisans düzeyindeki çalışmalar, daha sonra yüksek lisans düzeyindeki bazı programlara ve yine Türkiye’de ilk olduğumuz başka bir üniversitede olmayan lisans düzeyindeki programlara yansıdı. Dolayısıyla uzaktan eğitim bizler için; hem resmi anlamdaki eğitim, hem de topluma hizmet boyutunda önemli bir misyon olmakta…

İnternet üzerinden değişik komponentler kullanarak; yüz yüze, ya da asenkron şeklinde eğitim veriyoruz. Şu anda internet teknolojileri ile ilgili her aracı en gelişmiş düzeyde bu eğitim sistemlerimizde kullanıyoruz. Değişik sertifika programları üniversitemizin diğer bir örnek tarafını teşkil ediyor. Topluma hizmet boyutunda programlar geliştirmesi; eğitim programları. Bunların önemli bir kısmı yine AB fonlarıyla desteklenmekte. Uzaktan eğitimi bu anlamda yaşam boyu öğrenme çerçevesinde toplumun özellikle çalışan kesimleri için çok önemli bir araç olarak görüyoruz. Bu anlamda da geliştirdiğimiz çok sayıda eğitim programı mevcut. Bu konuda gerçekten üniversitemiz öncü bir üniversite. Bunu zaman içinde çok daha iyi noktalara taşıyacağımıza inanıyoruz.

Öğrencilerin yüzde 40’a yakınının meslek yüksekokullu olduğunu söylediniz, adı üzerinde mesleğe yönelik bir eğitim. Bu konuda mezunlarla ilgili, iş dünyasıyla nasıl bir ilişki içerisindesiniz?

Sakarya Üniversitesi dünyadaki gelişmeler doğrultusunda ders müfredatlarını hazırlarken bu çerçevede ortaya çıkmış araçları çok iyi kullanan ve bu araçlar doğrultusunda ders müfredatlarını hazırlarken paydaşlarının, özellikle mezunlarımızı istihdam edecek olan iş dünyasının görüşlerini kurumsal düzeyde toplayan, değerlendiren, bunu ders programlarına yansıtan bir üniversitedir. Bu planlamayı gerçekten ciddi bir sistem içinde yapıyoruz. Dolayısıyla sanayiyle işbirliğimiz, öncelikle eğitim–öğretim programlarımızın istihdam edilebilir nitelikte mezun vermesine yönelik oluyor.

Üniversite olarak Türkiye’nin ufkunu açacak mezunlar vermemiz gerekiyor. Bu paralelde iş dünyasıyla yürüttüğümüz programlarımız var. Programlarımız, iş dünyasıyla paylaşım esası dikkate alınarak hazırlanmakta. İş dünyasının talebi önemli; nasıl bir mezun profili isteniyor, bunu sorguluyoruz, kendileriyle görüşüyoruz ve her program düzeyinde ders programlarımızı bu talepler doğrultusunda yeniliyoruz. Bu çerçevede biraz önce bahsettiğimiz çalışmaların en önemli odağı burası. Çünkü yine bu çerçevede  Türkiye’de sadece 6 üniversite bu imkana sahip. Üniversitemiz, bütün bu kriterlere uygun olduğu için Avrupa Komisyonu tarafından verilen Avrupa Kalite Ödülü’ne başvuru yapıyoruz. Öğrencilerimizi sadece bölgesinde değil, Avrupa Komisyonu başta olmak üzere uluslararası çapta tanınan bir üniversiteden mezun etmeye gayret ediyoruz. Avrupa Komisyonu tarafından tüm diplomalarımızın tanınmasına yönelik bir belgemiz var. Mezun olan öğrencilerimiz; 2009 yılından başlayarak, 2013 yılına kadar geçerli olan bu mührü diplomalarında taşıyacaklar.

Üniversitelerimizin misyonu farklı olmalı

Birkaç yıl önce ilk olarak Ekovitrin ortaya koymuştu, “İlk 500’de neden Türkiye’den hiç üniversite” yok diye. Bu sorunun cevabını sizden alabilir miyiz, neler yapılmalı, yeterli bütçe mi yok, imkan mı yok. Neden ilk 500 arasında yokuz?

Bahsettiğiniz bu konu benim ilgilendiğim kaliteyle ilgili, özellikle yükseköğretimdeki kalite güvencesi ile ilgili bir durum. Ulusal düzeyde görevlerim var. Kurumsal düzeyde de kaliteyi çok önemsiyoruz ve ileriye taşımaya çalışıyoruz. Dünyanın en iyi 500 üniversitenin sıralanmış olduğu sıralama var. Öte yandan The Times’in yapmış olduğu dünyanın en iyi 100 üniversite sıralaması var. Öncelikle bu sıralamanın ne anlama geldiğini çok iyi anlamak gerekiyor. Bu sıralamalar genellikle araştırma ve geliştirme boyutundaki üniversitenin performansını ortaya koyan sıralama oluyor. Örneğin Şangay’la ilgili sıralamada 5 temel kriter bulunuyor, bunlardan en önemlisi de Nobel ödülü alan öğretim üyesi sayısıdır. İkinci ağırlıklı konu Nobel ödülü alan öğrenci mezun sayısı. Çok yüksek seviyelerde dergide yayın sayısı, ondan sonra da bizim indeksli dergiler dediğimiz yayın sayısı gibi kriterler. Bahsettiğimiz bu kriterleri çok üst seviyede eğitim veren üniversiteler gerçekleştirebiliyor. Bu nedenle de Türkiye bu sıralamaya giremiyor. Amerika’da ve diğer gelişmiş ülkelerde eğitim boyutunda da üniversitelerin sıralaması yapılır. Türkiye’de maalesef böyle bir sistem yok. Üniversiteler ya eğitim, ya araştırma ağırlıklı projelere odaklanır. Amerika ve Avrupa’da eğitim ağırlıklıdır ama araştırma ağırlıklı üniversiteler de var. Türkiye’de ise üniversiteler daha çok eğitim yükü taşıdıkları için, araştırma boyutunda maalesef farklılaşamamaktadır. Yani ülkemizde üniversitenin tek tip üniversiteler değil, devlet politikalarının içerisinde desteklenerek farklılaşmasına izin vermemiz gerekir. Türkiye’de her ilde üniversite açılsın mantığı hakim; yüksek öğretime olan talep çok fazla olduğu için ve yüksek öğretimdeki okullaşma oranı arzu ettiğimiz seviye taşıyabilmek için hep eğitime ağırlık veriyoruz. Dikkat ederseniz çok köklü üniversitemiz bile farklılaşamadı. Oysa en azından bu köklü üniversitelerimizin çok daha farklı misyonları olması gerekir ve bu misyonlar doğrultusunda da desteklenmesi lazım.

Peki bir yerden başlamak gerekmiyor mu, örneğin pilot uygulama yapılamaz mı?

Bunun devlet politikası olarak ortaya konması lazım. Farklılaşmak isteyen üniversitelere destek verilmesi gerekir. Sakarya Üniversitesi olarak yeni bir üniversiteyiz ama özellikle eğitim–öğretim boyutunda çok iddialı olduğumuzu düşünüyorum. Bunu ortaya çıkaracak bir sıralama yapılsa ön sıralarda yer alırız. Bunun göstergesini de anlattım; Avrupa Komisyonu tarafından verilen Avrupa Ödülünü Türkiye’de 6 üniversite, dünyada 42 üniversite alabildi. 4 bin üniversite arasından biz seçildik. Bu da önemli bir sıralama. Avrupa Kalite Ödülü’ne gidiyoruz, bu ödülü dünyada alan bir üniversite yok. Elbette bu da bir sıralama.

Yenilikçi yönetim modeli uyguluyoruz

Üniversiteler; hangi alanda gelişmek istiyorlarsa o alanda farklılaşabilmeli. Eğitim, araştırma, geliştirme, mesleki eğitim hangi alan seçilmek isteniyorsa o konuda üniversitelerimiz desteklenmeli.

Yönetim anlayışınızdan bahseder misiniz?

Üniversite yönetimi olarak yenilikçi ve farklı bir eğitim–öğretim modeli uyguluyoruz. Kalite süreçlerimizi mükemmellik çerçevesinde her alanda uygulamaya çalışıyoruz. Üniversitelerin hesap verebilirliği, şeffaflığı garanti altında olması gerekiyor. Bu konularda hem üniversitemizde, hem de Türkiye genelinde çalışmalar yapılıyor. Kurumların kendi hedefleri doğrultusunda performanslarına ve stratejik planlamalarına dayalı olarak desteklenmesi, bütçelerin ayrılması, yani üniversitelerin farklılaşmasına izin verilmesi gerekiyor. Üniversitelere mali özerklik tanıma konusu son derece önemli diye düşünüyorum. Devlet üniversitelerinde kendi hedeflerimiz doğrultusunda kaynaklarımızı kullanmakta zorluk çekiyoruz. Gelişmek istediğimiz alanda yatırım yapmakta sıkıntı çekiyoruz. Dolayısıyla mali özerkliği sağlayacak bir sistemin oluşturulması ilk 500 değil, ilk 100 üniversite arasına da girme şansımızı arttırır. Bahsettiğim bu hususlar birer projedir ve böyle ele alınması lazım. Tabii devletin de bunu hedef edinmesi lazım. Özetle üniversiteler; hangi alanda gelişmek istiyorlarsa o alanda farklılaşabilmelidir. Eğitim, araştırma, geliştirme, mesleki eğitim hangi alan seçilmek isteniyorsa o konuda üniversitelerimiz desteklenmelidir.

Amerika’da bazı üniversiteleri gezip inceleme imkanım oldu. Sizin kampüsünüzün oldukça geniş ve güzel olduğunu gördüm. Okulunuz, kampusünüz, bütçeniz, öğretim üyelerinizle ilgili de bilgi verir misiniz?

Yeni bir üniversite olmamıza rağmen hızlı geliştik. Modern bir kampüsümüz var. Konumu itibariye de Türkiye’deki en güzel kampuslerden biri. Şu anda sahip olduğumuz kapalı alan yapılaşmada hatırı sayılır düzeye erişti. 2 milyon metrekarelik kampüs alanı içerisinde 300 bin metrekarelik kapalı alan bulunmakta. Öğrenci sayımız hızla arttığı için sürekli bu konuda alt yapımızı geliştirmeye çalışıyoruz. Üniversitemizde bilişim altyapısının, eğitim teknolojilerinin kullanılmasına önem veriyoruz. Son derece modern sınıflara sahibiz. Öğretim üyelerimiz iletişim ve bilişim teknolojilerini kullanabilmek adına her türlü imkana sahip. Bu sadece kampüste değil, meslek yüksek okullarında da geçerli. Öğretim elemanı sayısını, öğrenci sayısıyla kıyasladığımızda yeterli düzeyde olduğunu söylenemez fakat öğretim elemanlarımızın etkinliğini, özellikle iletişim ve bilişim araçlarıyla destekleyerek çok daha etkili hale getiriyoruz. Şu anda akademik personelimizin sayısı 1300’lere yaklaştı. 600’ün üzerinde ilave personelimiz var. Sakarya Üniversitesi olarak toplam 1900 civarında personelimiz var.

Karadeniz bölgesinde lider üniversiteyiz

Diğer ülkelerdeki üniversitelerle ilişkileriniz nasıl, bu konuda neler yapıyorsunuz?

Üniversitemizin diğer önemli özelliklerinden biri de hem yurt içinde, hem de yurt dışındaki üniversitelerle ilişkileri sürekli geliştirmeyi ve kurumsal ilişkiler kurmayı misyon edinmesidir. Bu konuda önemli çalışmalarımız yürütüyoruz. Erasmus çerçevesinde Avrupa düzeyindeki ülkelere çok sayıda öğrenci gönderiyoruz. Fakat bunun içerisinde çok önem verdiğimiz bir bölge daha var. O da Karadeniz bölgesi ve yakın akraba topluluğu ülkeleri. Bu alanda birçok üniversite ile önemli ilişkiler içerisindeyiz. Örnek çalışmalarımız var. Mesela her yıl, yaz okulumuza yurtdışındaki ülkelerden çok sayıda öğrenci gelir. Bu eğitim programı yurtdışından gelen öğrencilere hem Türk kültürünü tanıtıyor, hem de Türkçe dilinin  gelişmesine oldukça önemli katkı sağlıyor. İşbirliği yaptığımız bu ülkelerde bulunan üniversitelere yine Karadeniz üniversiteler networku içinde aktif katkı sunuyoruz. Bu anlamda da çok etkin bir rolümüz var. Karadeniz çevresindeki 12 ülkenin üniversitelerin bu paralelde network kapsamında yoğun ilişkileri bulunuyor. Sık sık ziyaretlerimiz, öğrenci ve öğretim görevlisi değişimlerimiz oluyor. Özetle üniversite olarak bölgesel işbirliğine son derece önem veriyoruz. Sadece Amerika ve Avrupa’daki üniversitelerle ilişkilerimizi geliştirmekle yetinmiyoruz, bölgesel işbirliğinin de değerine önem verip bu ülkelerdeki üniversitelerle de işbirliğimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Türkiye içerisindeki üniversitelerle de bu anlamda yakın ilişkilerimiz var. Bunların en önemlisi Batı Karadeniz havzası içerisindeki 6 üniversitedir. Kocaeli Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi, Düzce Üniversitesi, Bolu İzzet Baysal Üniversitesi, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’nin de dahil olduğu bir birliğe etkin bir şekilde katkı sağlıyoruz. Ortak programlar geliştiriyoruz. Birbirimize destek olmak açısından zayıf olduğumuz alanlarda kendi güçlerimizi birleştirerek, bölgesel bir güç birliği sağlamış oluyoruz. Birikimlerini diğer üniversitelerle paylaşmayı seven, dışa açık bir üniversiteyiz.

SÜRDÜRÜLEBİLİR BAŞARI ÇOK ÖNEMLİ

Rektörlükte 7. yıl geride kaldı, peki 7 yıl önce üniversite neredeydi, bugün nereye geldi?

Bahsettiğiniz 7 yıllık süre rektörlüğüm açısından da fırsatların olduğu bir dönemdi. Hem Türkiye’nin, hem de yüksek öğretimdeki değişim süreci açısından önemliydi. Özellikle Bolonya süreci, 1999 yılında Lizbon stratejisinde hedef olarak 2000 yılında belirlenmiş bir süreçti. Dolayısıyla rektörlük sürecim bu değişim sürecine denk geldi. Bu nedenle fırsatların yoğun olduğu bir dönemdi. Bu sürecin içersinde yer alarak Avrupa düzeyinde Yüksek Öğretim Kurulu’nun tanımış olduğu destekleri ve fırsatları üniversitemize yansıtmak başarımda önemli rol oynadı. Rektör olmadan, dekan olarak rektör yardımcılığı görevindeydim. Yenilikçi hareketin öncülüğünü yapma hedefim rektörlük görevine talip olmama neden olmuştu. Kalite süreçlerine çok değer verdiğim için bu süreçlerin hayata geçirilmesi benim için son derece önemliydi. Geride kalan 7 yıllık süreç zarfında Avrupa ve dünya düzeyindeki yüksek öğretim kurumlarında arzu edilen reform hareketlerinin gerekliliklerini ve atılması gereken adımları üniversitedeki arkadaşlarımla birlikte attığımızı düşünüyorum. Gelmiş olduğumuz nokta itibariyle üniversitemize en önemli katkıyı bu alanda yaptık. Kaliteye dayalı, kalite süreçleriyle desteklenen bir yönetim anlayışı var üniversitemizde ve bu yapı artık kurumsallaştı. Bunun yanında sürdürülebilir kalite anlayışının üniversitemizde yerleştiğini düşünüyorum.  Türkiye’de güzel işler yapılıyor fakat sürdürülebilir değil, yönetici değişince her şey değişiyor. Dolayısıyla başarının sürdürülebilir olması gerekiyor. Bu anlamda en üstten, en alt kademeye kadar kalite kültürünün üniversitemize yerleştiğini düşünüyorum. Onun için Sakarya Üniversitesi’nin sürdürülebilir başarısının devam edeceğine dair inancım var. Bu konu beklide üniversitemiz için en önemli kazanç olmuştur. Yapılan çalışmalardan daha değerli olacak olan, yapılan çalışmaların sürekliliği açısından mükemmelliğin üniversitemizde oluştuğunu düşünüyorum.

Yorumlar
  1. adsiz

    öndeki arkadas gercekten kaliteli bakışlarından belli oluo :D

  2. neyy

    şu öndeki çocuk kim ya böyle insanlar oldukça tabi kaliteli olur :D :D:D

  3. szn

    4. yılım ama ılk senem ıle arasında kıyaslanamaz derece de gelısım var bına kalıtesı, yenı ogretım eleman alımlarındakı tıtız elemeler, bılısım,erasmus…
    dıyecek bısey yok 4 yılda boyle olduysa 10 yıl sonra :) ) bız bırızzzzz:::::::)))
    tum ogrencılerı sakarya ya beklıyoruz… halkını bosverelım.. kampus herkese yeter….

  4. 3. sınıf öğrencısıyım okulumuazdan çok memnunuz ama bırde ilimiz bizler için birşeyler yapsa herşey daha guzel olucak

  5. difx

    şu anda 3. sınıfta okumakta olduğum üniversitemin gelişimini görebilmek için içinde olmak bile gerekmiyor son atılımsa fen- edebiyat fakultesinin girişimiyle formasyon derslerinin dönem içinde verilmesi oldu teşekkürler saü

  6. ozan

    sakarya üniversitesi olarak ele alırsak gercekten kalıtelı bır üniversite bence…Ama sakarya sehrının öğrenciye yaklasımı ve sehrın cok kucuk olması nedenıyle öğrenci için ideal bir şehir değil.Bence her sene kontenjan artıracaklarına birazda labaratuarlarımıza, atölyelerimize önem verseler daha iyi olurdu bence…

  7. esra

    Bu sene kazandığım bir üniversite gerek ortam olsun gerek hocalar gerçekten kaliteli bir okul.Her geçen gün kendini geliştiriyor.Sakarya Üniversite’sine teşekkürler…

  8. NaS

    Sakarya üniversitesi gelecekte ülkemizim en iyi üniverstelerinden biri olacağını kanıtladıı. zaten şu anda küçük yaşına rağmen ilk 10daki yerini aldı. Uluslarası başarıları ve atılımları mükemmel.

  9. Ahmet NECATİ

    Mezunu olmaktan gurur duyduğum üniversitemin bu tür başarılı girişimlerle anılması göğsümüzü kabartıyor. Kaliteli yöneticilerin yıllardır iş başında olduğu SAÜ’nün bundan sonrada yolunun açık olduğuna inanıyorum. Her olaya ideolojik yaklaşan diğer üniversite yöneticilerimizin dikkatine…

  10. Sakarya Üniversitesi’nde ki gelişimi 4 yıl gibi kısa bir süre içinde bile gözlemlemek mümkün. 1

  11. Ülkemizin adını böyle şeylerle duyurmak çok güzel. Avrupa kalite ödülünden de alnımızın akıyla çıkacağımızı düşünyorum. Tebrikler.

  12. Üiversiteler eğitim yönüyle ülkemizin adımızı duyuracak en önemli merkezlerdendir. Sakarya Üniversitesi’ne teşekkürler…

Yorumunuzu Yazınız.





Benzer Yazılar