Bütün tasarımlarını bir hikayenin üzerine oturtan genç modacı Özgür Masur, koleksiyonlarında derinliği ön plana çıkarıyor ve matematiksel formaları tüm detaylarda kullanarak özgün modeller yaratıyor.
Modayı takip edenlerin yakından tanıdığı önemli isimlerden biri olan ve Galata konseptinde yaptığı koleksiyonla dikkatleri üzerinde toplayan Özgür Masur’un tasarımlarında ‘mutlak bir derinlik’ göze çarpıyor. Masur, hazırladığı bütün tasarımları bir hikaye üzerine oturtabilme yaratıcılığına sahip. Hazırladığı elbiselerin hepsinin bir matematiği olduğunu söyleyen Özgür Masur, kendisiyle yaptığımız özel röportajda “Minimal formlar üzerinde o sezon üzerinde çalıştığım detaylar neyse, onu o beden üzerinde yorumlamayı, kullanmayı seviyorum. Minimal formlar üzerinde maksi hareketler benim hareketlerim oluyor” diyor.
Modada kendi markasını yaratma çabasını sorduğumuz Masur’a, Türkiye’de modaya en uygun giyinen kadın ve erkeklerin kim olduğunu da soruyoruz. Türkiye’de izlenme rekorları kıran dizilerde kimleri giydirdiğini de açıklayan Masur, en çok tercih ettiği renkleri ve yaratıcığın arkasındaki püf noktalarını da bizimle paylaştı. İşte Fashion Week’te adından en çok söz ettiren modacılardan biri olan Özgür Masur’la yaptığımız özel söyleşi ve genç modacının defile ve tasarımlarına ilişkin merak edilen sorulara verdiği yanıtlar:
n Galata konseptinde yaptığınız koleksiyonla adınızı duyurmaya başladınız ve geçtiğimiz günlerde Fashion Week’te en çok konuşulan isimlerden birisi oldunuz, neler söyleyeceksiniz?
O ilk defilem değildi, ikinci defilemdi. Birincisi yine genç tasarımcılar kategorisinde Taşkışla’da yapılan defileydi. Bu ikincisinde yine genç gruptaydım.
n Konseptinizden biraz bahseder misiniz?
Benim elbiselerime baktığınızda mutlaka bir derinlik vardır. Çünkü hepsi bir hikâye üzerine oturtulmuş koleksiyonlar ve hepsinin bir matematiği var. Minimal formlar üzerinde o sezon üzerinde çalıştığım detaylar neyse onu, o beden üzerinde yormayı, kullanmayı seviyorum. Minimal formlar üzerinde maksi hareketler bana ait hareketler oluyor.
n Geçtiğimiz günlerde ‘benim kadınlarım isyankâr’ dediniz, bunu açıklar mısınız?
İsyankâr kelimesi aslında biraz yazarak, çizerek, düşünerek ortaya çıkan bir slogan gibi bir ifade oldu. İlk koleksiyona başladığım zamanki koleksiyonumun ismi protezdi. Kadınların var olduğundan bu zamana kadar onlara yapıştırılmış bir sürü damga var. Kadın koleksiyonu hazırladığım için kendi koleksiyonumda, Ayşe isminde bir kadın var. Annesi onu ‘Ayşe’ diye çağırıyor, Ayşe geldi, Ayşe gitti… Tabii aynı şey erkekler için de geçerli. Kadınlarda bu durum daha çok hissediliyor. Bu örneklerden birisi. Bunun içinde yaşam hikayeleri, yaşam şartları, kadına bir şey yapıştırmak daha kolaydır ya kadının da bunu kaldıramaması vardır. Erkek bunun içinden sıyrılabilir. Daha pasifizedir. Buradaki pasifize kelimesini zeka anlamında söylemiyorum. Bunu güç ve denge olarak algılıyorum. Onlara yapıştırılan her şeyi protez olarak algıladım. Sonra düşündükçe, yazdıkça, çizdikçe dedim ki; ben bunu protesto ediyorum. Protez yazdım ve sonuna bir çizgi çekip STO ekledim ve kendimce yeni bir kelime buldum. Protesto oldu.
n Sektörün içinden gelen birisisiniz, krizin etkili olduğu dönemlerde marka yaratmayı nasıl başardınız?
Her insanın aslında bir dönemi vardır. O dönem geldiğinde siz onu keşfedemezsiniz ama o kendi kendine gelişir. Ben sektörde 10 yıla yakın bir süre büyük firmaların koleksiyon direktörlüğünü ve danışmanlığını yaptım. Üniversiteden mezun olduktan sonra bu işe hemen başladım. Galata Moda’ya katıldım, editörlerin baskısı olunca kendi kendime başlamam gerektiği kararını verdim. Endüstriden de çok sıkıldığım bir dönemdi aslında. Sabaha kadar bir dostumla sohbet ettikten sonra sabah gözümü açtığımda böyle bir atölye tutup hiç parasız pulsuz bu işe girdim ve kazandıkça bir şeyler yapmaya başladım. O dönem her şey çok güzel gitti. Koleksiyonumu sunduğumda o sezon bütün editörler ve bu işle uğraşanlar başarımın farkındaydı. Başarı biraz da şansla birleşince işler yolunda gitti.
n İş dünyasından kimi giydirmek isterdiniz?
Bayan kategorisinde Arzuhan Doğan Yalçındağ oldukça güzel giyinen biri, yaptığı işleri de çok başarılı buluyorum. Gündemi takip ediyorum o açıdan onunla çalışmak, onu giydirmek isterim. Onun yanı sıra Elif Dürüst, çok güzel giyinen hoş bir bayan, onunla da çalışmak isterim. Öte yandan Türkiye’deki erkekler biraz ağırbaşlı, dolayısıyla onlar için de enteresan kravat ve küçük mendil tasarımları yapmak isterim. Sanat dünyasından Beyazıt Öztürk, Okan Bayülgen de şalları çok kullanıyor, daha enteresan bağlama teknikleri kullanılabilir.
n Dizilerde de bazı kostümleri siz hazırlıyorsunuz. Kimlere kostüm hazırlıyorsunuz?
Aşkı Memnu dizisinde Nebahat Çehre için birkaç kostüm hazırlamıştım. Güçlü bir karakter, o bakımdan güçlü bir renk olması gerekiyordu. Elbiseyi çok güzel taşıdı.
n Moda renkler hakkında bilgi verir misiniz?
Moda renkler diye bazı renklerin öne çıkarılmasını önemsemiyorum. İnsanların buna fazla takılmaması gerektiği kanısındayım. ‘Moda kurbanı’ olmak da çok kötü. O bakımdan esmer, koyu renkli birisine mor giydirdiğinizde ne alaka diyebilirsiniz. Benim en sevdiğim renkler siyah ve beyazdır. Moru asaleti temsil ettiği için severim. Elektrik mavisi gibi koyu tonlar da tercihimdir.
n Yaratıcılık konusundaki düşünceleriniz nelerdir, sizce yaratıcılık hangi şartlarda ve nasıl ortaya çıkıyor?
Yaratıcılıkta çizim aşamasının arkasında yeralan ve emek veren birçok insan sözkonusu. Bu konu bir tasarımcı için çok önemli. Her zaman pazarlamaya dahil olamayabilirsiniz. Bunlar parasal işler, bu işlere girdiğinizde yaratıcılığınızı köreltebilirsiniz. Onun için bu konularda çok şanslıyım. Çalışma arkadaşlarım bu konularda çok yardımcı oluyorlar, özellikle de Ferhat’ın desteği çok fazla, o konuda şanslıyım.




çok uzun modayı sewerim ama okumaya deymez