TÜRK MOBİLYA SEKTÖRÜNÜN DEVLERİ EKOVİTRİN’E KONUŞTU
İpek Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Arslan, “Kayseri Türk Mobilya Sektörü’nün lokomotifi haline geldi. Hedefimiz ihracatı ikiye katlamak” diyor.
Mobilya sektöründe ülkemizin gerçek bir “Amiral Gemisi” olan ve Kayseri’den bütün Türkiye’ye ve dünyaya seslenen İpek Mobilya’nın Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Aslan da, Mobilya Fuarı’ndaki standlarında Ekovitrin’in sorularını yanıtladı.
Sayın Aslan, dünyanın en önemli mobilya fuarlarından birinde, İstanbul Mobilya Fuarı’ndayız. Mobilya sektörü Türkiye’ de önemli bir atılım gerçekleştirdi. Fuarda da bu devrimi görebiliyoruz. Siz sektörün duayenlerinden birisiniz. Anlatır mısınız bir yılda neler değişti?
2009 krizin etkili olduğu bir yıldı. Ama buna hükümetimizin yerinde bir müdahale ile yapmış olduğu KDV indirimi tüketici lehine kullanılınca ve bütün firmalar da buna duyarlılık gösterince sektörümüzün satışına büyük katkısı oldu. Bu tüketicinin de çok işine yaradı. Daha ucuz fiyatlarla mal alabildiler. Genel anlamda bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de özellikle dayanıklı tüketim mallarında biraz baskı altındaydı. Dayanıklı tüketim malları daha sonra da alınsa olur diye düşünülen ürünlerdir. Hatta düğünler bile ertelenebiliyor. 2010 yılında bir kıpırdanma var. Özellikle de biz kriz dönemlerinde sektör tatil olsun istirahat edelim demiyoruz. Biz o kriz dönemlerinde ne yapılmalıdır? Staretejik neler yapılabilir? Dahili iyileştirmeler olarak neler yapabiliriz? Örneğin; reasyonlar, modellerimiz, fonksiyonları, üretimdeki iyileştirmeler, pazarda yeni pazarları taramalar gibi sistem değişmelerini biz o dönemlerde yapıyoruz. Durağan dönemi de aktif dönemmiş gibi kullanıyoruz.
Fuarımız gerçekten çok baş döndürücü hızda iyileşti. Tabi ki bunda sektörün öncü firmalarının olaya önem vermesinin büyük rolü oldu. Gerek ürünleriyle, gerekse standları ve pazarlama ekipleriyle, tüketici ne istiyor anlamında bu fuarlara emek veriliyor. Sektörün gelişim süreci var. Merdiven altı firmalar… Dünyadaki gelişmiş ülkelerdeki mobilya sektörünün vardığı noktayı bile geçmek, bu bizim amacımızdı ve buna ulaşmak için çabalarken burada iki hall ile başladık. Şimdiyse üç hall oldu. Sonra bugün 50 bin metrekarelik yapıda neredeyse sadece mobilyadan ibaret bir fuar alanına ulaştık. Almanya bunu 150 yılda yaptı. 50 bin metrekareden daha büyük fuar alanları var belki ama, bütün Avrupa ülkelerinin bir araya gelerek yaptıkları bir fuar o ve 150 yıllık geçmişe sahip. Biz ise bunu 15 yılda bin metrekareden 50 bin metrekareye getirdik. Nicelik bakımından da fevkalade stantlarımız var. İçindeki ürünler de birbirine benzemeyen ürünler var. Bundan mutluyuz. Bu böyle devam edip gidecek. 2010 yılında hızla iyileşen bir ekonomi var. Tabi ki paralelinde daha doyumlu olabilmesi için sektörümüzün teşvik olabilmesi için halkımızın da satın alma gücünün artması bizim talebimiz. Bakın, alabilen vatandaş sanayisini de işletir. Sanayi işleyince istihdam… Özellikle de mobilyanın altını çizmek lazım. Çok fazla insan çalıştırıyoruz. Yan sanayiyi de çalıştırıyoruz. Ülkemizden bir çıktısı yok. Otomotivde mesela bir çok parçayı dışarıdan alıyorsunuz. Tekstilin pamuğunda olduğu gibi mobilyanın da bütün ham maddesi ülke içinden oluyor. O yüzden satın alınabilir ürünler olması sanayiyi işletir. Sanayi katma değer üretecek, istihdam yaratacak ve vergi verecek…
İpek Mobilya olarak hedeflerinizden bahseder misiniz?
Bizim ülke içi ve ülke dışı hedeflerimiz var. Daha çok ihracat yapabilmek arzumuzdu zaten. Bu yüzden yakın komşularımızın hepsine gitmek istiyoruz. özellikle de kuzeyde Rusya’da şirketimizi kurduk. Üretimimizi de kurduk ve yakın zamanda oradaki payımızı da almak istiyoruz. Ülke içinde de yatırımlarımızı iyileşecek ekonomiye göre hazırlıyoruz. Tabii yine de halkımızın satın alma gücünün yükselmesi gerekiyor.
Evlerde eskiden çok ağır mobilyalar vardı. Şimdi daha farklı konseptler var, daha hafif mobilyalar var. Bu konuda öncü firmalardan biri olarak sizin bu anlamda ne tür ürünleriniz var?
Önceden beri yenilenme, yarının ihtiyaçlarını tahmin edip ona göre ürün geliştirme yeteneğimiz vardı. Ama bunu belli başlı firmalar yaparken sektörün diğer üyeleri de bu yarışa katılınca ortaya daha dinamik bir sektör anlayışı çıktı ürün yenilenmesinde. Biz şunu söylüyoruz; bizim insanımız da, ihracat yaptığımız ülkelerin insanları da yarınki yıllarda nasıl bir anlayışa ulaşırlar? Nasıl bir yaşam alanı arzu ederler ve bu yaşam alanlarında mobilyanın yeri nedir? Ergonomik bakımından, sıhhat bakımından, ferah bakımından anlamı nedir? İşte biz bunları düşünerek mobilyalarımızı değiştiriyoruz. Bazen bir renk merkezi oluşuyor. Bu yıl kahve obje ana obje olsun, türevleri de hayatın içine yerleşsin. Mobilya da bundan payını alıyor. Biz bunu önceden görüp mobilyalarımıza esintiler götürüyoruz. Bu yıl siyah, bordo gibi renklerin hakim olduğunu görüyoruz. 2010 yılı anlayışı daha metalik renkler, kurşuni renkler, ileride geçmişte olduğu gibi lila, fıstık yeşili gibi renkler. Biz bu renkleri de bugünkü pazarımıza sunuyoruz ve vatandaşımızın beğenisi oluyor. Bizim gibi markaların düşündüğü şu güzellikler de oluyor; evlerin konumuna gire fonksiyonellik. Daha küçük mekanlarda daha geniş yaşam alanları yaratıyoruz. Anadolu için çekyatlar, aynı kanepenin içinde yastık yorgan taşınabilecek gibi tabi bunu yaşam tarzı gibi işin içinde Ar-Ge bölümüyle pazarlama ihtiyaç analizleriyle birleştirirseniz bu manzara ortaya çıkıyor. Bu da tüketici tarafından beğeni ve takdir görüyor.
Mobilya sektöründe büyüme devam ediyor mu?
Devam ediyor ama bu büyümenin tatmin edici yönünü anlattım. Elbette ki bu fuarda böle bir yapı varsa… Ama dünkü büyümemiz nedir? Yüzde 8-10… İşte bu ikiye, üçe düşerse bizim serzenişimiz oluyor.
KDV indirimi kaldırıldı. Fakat bazı firmalar bunu satışlarında halen yansıtıyor. Tekrar böyle bir KDV indirim teşviki sektörü farklı bir yere getirir mi?
Tabi ki getirir. Hükümetimizin yaptığı bu çalışma sektörün bütününe etkili oluyor. Firmaların bireysel yaptığı çalışmaların niceliği çok iyi anlaşılmıyor. Çıkar da başbakanımız ya da bir bakanımız söylerse halk üzerindeki etkisi fazla oluyor. Herkesi o yöne yönlendiriyor ve sektör hareketleniyor. Bireysel olarak firmaların yaptığı indirimler gibi çok doğru anlaşılamıyor.
Almanya’da düzenlenen fuarın önemini yitirdiğini gördük. Şimdi sizin gibi firmalar olarak dünyanın neresinde duruyoruz ve bu dünya pastasından ne kadar pay alabiliyoruz?
Biz orta bölümünden giriyoruz dünyaya. Lüks ürünlerimiz var bizim ama onu Avrupa pazarı almıyor. Onu kendi markalarından almayı tercih ediyor. Sadece ekonomik olarak bizim ürünlerimizi tercih ediyorlar. Tabi bu biraz milliyetçilik oluyor. Daha kendimizi ispat etmemiz, oraya yerleşmek için biraz zamana ihtiyacımız var. Biz orta ve orta altından giriyoruz. Biz sıfırdan mobilya ihracatı olarak düşünebiliriz bunu. Bizim Avrupa’ya gittiğimizde tekli kanepelerimizi bile satarken Türkiye’den mobilya almak ne münasebet diyorlardı. Ya da biz Avrupa’daki herhangi bir fuara katılırken bize 10 metrelik yer bile vermiyorlardı. Şimdi ise istediğimiz halde olmak üzere stant alabiliyoruz. Merdiven altı değil, sadece Türk malı olarak, Türk markaları olarak gidiyoruz ve onlara mal satıyoruz. Yüzlerce konteynır mal satıyoruz dışarıya. Bu yeterli midir, bu ne anlama geliyor, sadece Avrupa’dan söz edecek olursak mobilya dünyası için devede kulak. Yani gidilecek çok yol var. Bugün belki 1 buçuk milyar dolarlık ihracat var. Biz bunu 4 milyar dolarlara çıkartmalıyız. Tabii ki mücadele ederek, o pazarlara gitmeye devam ederek bunu başarabiliriz. Vardığımız nokta önemli fakat gidilecek daha çok yol var.
Kaç ülkeye mal gönderiyorsunuz?
Avrupa, Rusya, İran, Irak, İsrail ve İngiltere gibi ülkelere mal gönderiyoruz. 20’nin üzerinde ülkeye ihracat yapıyoruz. Kimine biraz az, kimine biraz çok olmak üzere Almanya merkezli Avrupa’ya mal gönderiyoruz. İngiltere’de de bayilerimiz var.
Standınıza da yurt dışından gelenler var,bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet var. Yurt dışından da müşterilerimiz var.Tabii ki her şeyden önce bu bizi çok onurlandırıyor, gururlandırıyor. İşte bu Türk mobilyacılığının da onurudur, şerefidir.

