Dünyamızın da içinde bulunduğu nihayetsiz kainatın büyük bir patlama ile oluştuğu ve günümüze kadar da genişleyerek mevcudiyetini devam ettirdiği gerçeği yaratıcının semaları ve yeri yoktan var ettiğinin bir delilidir.
Büyük patlama sonucunda modern kozmolojinin verileri kainatın durağan olmadığını, devamlı genişlemekte veya büzülmekte olduğunu, bunun sonucunda büyük bir enerjinin ortaya çıktığını ve hareket halindeki bu enerjinin evrenle beraber dünyamız ve içindekileri de etkilediğini göstermekte.
Cansız atomlardan evrendeki bütün canlıları yaratan da O’dur. Evrende tesadüflere yer olmadığının ve evrenin yaratılmış olduğunun delili yine kozmozdaki plan ve düzendir.
Büyük patlama ile kozmozdaki mükemmellik evreni hayranlık verici bir hassasiyetle Yaratan’ı işaret eder. Kozmozda tespit edilebilen yaklaşık 300 milyar yıldızdan oluşan Samanyolu’muzdaki 12 milyar kilometrekare içinde yaşadığımız güneş sisteminde dünyamız da bulunmakta. Samanyolu’ndaki bu küçük dünyamız kendisinin ve güneşin etrafında hızla dönerek mevsimleri oluşturup, kozmoza ve dünyamıza ısı ve ışık vererek saniyede 200 kilometre hızla güneş sistemiyle beraber kozmozda hareket ettiği halde biz bu hareketi hissetmeyiz. Kozmozda bize en yakını 500 trilyon kilometre uzakta olan yıldızların birbirine uzaklıkları da yaklaşık 30 trilyon kilometre olup, ısıları eksi binler derecesindedir. Bilinen yaklaşık 2 milyon bileşimden 1.700.000’ü yani yüzde 85’i karbon atomundan oluşmuştur. Karbon, bilindiği gibi, 109 elementten birisidir. İşte modern bilim bütün bunları araştırmaktadır.
Modern Bilim ve Kozmik Bilim: Modern bilimin gayesi, evreni ve içindeki bütün yaratılanları incelemek, insanlığa bunların mahiyetini, nedenini ve niçinini açıklamaktadır. “Modern bilim” içinde bir “cüz” olarak kabul edebileceğimiz “kozmik bilim”in gayesi; dünya insanlığının asrımızda kesin olarak bilinmesi gereken gerçekleri, evrenin yoktan var edilişi sonucu ortaya çıkan “enerjinin” boyutlarını “asrın idrakine” göre “ilim ve fen” noktasında izah etmektir.
“İnsan” bir enerji alanına sahip olarak kâinattaki enerji denizinin içinde yaratılan diğer muhataplarıyla devamlı etkileşim halinde, Yaratıcının emri doğrultusunda kader çizgisinde planlandığı gibi rolünü oynamaya çalışmaktadır. “Modern bilimin” kabul ettiği termodinamiğin, yani enerjinin bozulması sonucunda kozmosta devamlı hareket halinde olan bu enerjinin, bizler ve diğer varlıklar tarafından kullanılabilmesi için uygun enerji boyutlarına dönüştürülmesi gerekir. “Kozmik bilim”, bu enerjinin dönüştürme mekanizmasını nasıl, neden, niçinini akılları gözlerine inenlere izah yolunu seçmiştir.
“Modern bilim”, insan organizmasının moleküler yapısının yanında evrendeki enerjiyle ilişkili olduğunu ve bu mekanizmanın belli bir plan, nizam ve intizam içinde hareket ettiğini ispat etmiştir. “Einstein’in izafiyet teorisi”nde madde ile enerjinin ayrılmaz bir kütle olduğu, dolayısıyla her şeyin sürekli hareket halindeki enerji parçacıklarından oluştuğu ve birbirini etkiledikleri ileri sürülür. Bu etkilenme ile insanlar “düşünür” veya “düşünemez”; günümüzdeki gibi yaratılış gayesine uygun olan veya olmayan hareketler sergiler.
Enerjiyi “insan” boyutunda değerlendirdiğimizde insan bedeninin karmaşık enerji boyutları olduğu görülür. “Modern bilim” enerjinin yok olmadığını, sadece hareket halinde başka enerji boyutlarına dönüştüğünü kabul eder.”Kozmik bilim” de, bedendeki enerjiyle beraber bunların belirli noktalarda enerji merkezleri oluşturduğunu ve bu merkezleri birbirine bağlayan enerji kanalları olduğunu söyler.
Enerji Bloğu İnsan: İçinde yaşadığımız dünya katı maddelerden meydana gelmiş olmasına rağmen, deniz gibi sürekli hareket halinde olan akıcı bir enerjiden oluşmuş ve onunla çevrelenmiştir.
Modern bilim de insan organizmasının sadece moleküllerden oluşan fiziksel bir yapısı olmayıp, tüm evrende olduğu gibi onun da bir enerji alanına sahip olduğunu doğrular.
Biz enerjiyiz ve sürekli hareket halinde olan bir enerji denizinde yaşıyoruz. Tamamen enerjinin içinde yüzen bir enerji bloğuyuz. Enerji; kendini madde olarak değil hareketle gösteren bir kuvvettir. Herkesin kabul edeceği gibi görünmese de, gerçek olan bir kuvvet vardır. Bu kuvvet enerjidir. Bizden farklı boyuttaki bir “ışıma”dır. Bu noktadan hareketle evrende bulunan yegâne şeyin, “enerji” olduğunu söyleyebiliriz. “Einstein’ın izafiyet teorisinin” önemli sonuçlarından biri de, enerjiyle maddenin, birbirinin yerini tutabileceği kabulüdür. Madde, hareketini yavaşlatarak kendini gösteren enerji olduğuna göre, kütle bir enerji bloğundan başka bir şey değildir.
Biz de enerjiden oluşuyoruz. Katı bir kütle gibi görünen vücutlarımız sürekli hareket halinde bulunan çok miktardaki enerji parçacıklarından başka bir şey değildir. Kozmostaki her şey enerjinin farklı bir boyutudur. Dünyamıza doğrusal olmayan bir gözle baktığımızda, biz dahil çevremizdeki her şeyin enerjiden oluştuğunu ve bu enerjinin tam bir bütün oluşturmak için birbirine içtenlikle bağlı olduğunu görürüz.
Bizler birbirinden ayrı varlıklar değiliz. Aynı bütünün parçalarını oluşturuyoruz. Varlıklardan birine etki eden bir şey diğerlerini de etkiler. Bütün düşünceler, davranışlar, sözler, yaptığımız tüm jestler, geri kalan tüm evreni etkileyen enerji şekilleridir. Bir fizik kanununa göre, enerji evrende hiçbir zaman kaybolmaz, sadece Yaratıcısı’nın kudreti ile başka enerjilere dönüşebilir. “Beden”in maddî görünüşü ardındaki iş yapabilme gücü, tam işlevleri ve yetenekleriyle bedenin onsuz var olmayacağı karmaşık bir enerji sisteminden oluştuğu gerçeğidir. İşte kozmik bilimin gayesi bu oluşumun perde arkasını aralamaktır.

