<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aylık Ekonomi Dergisi &#187; Röportajlar</title>
	<atom:link href="http://www.ekovitrin.com/index.php/kategori/roportajlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ekovitrin.com</link>
	<description>Ekovitrin</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Jul 2010 13:42:34 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>DR.MUSTAFA AYDIN: “ÜNiVERSiTE, ÖĞRENCiSiNi MESLEK SAHiBi YAPMALI”</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/dr-mustafa-aydin-%e2%80%9cuniversite-ogrencisini-meslek-sahibi-yapmali%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/dr-mustafa-aydin-%e2%80%9cuniversite-ogrencisini-meslek-sahibi-yapmali%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 19:34:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Duyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dosyalar]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=2798</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Mustafa Aydın: “Üniversitemiz bu sene 5’inci mezunlarını verdi. Şu ana kadar 7 bin 500 civarında öğrencimiz diploma aldı. Mezunlarımızın yüzde 86’sını işe yerleştirdik.”
İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Mustafa Aydın, Ekovitrin Muhabiri Zeynep Gökadu’nun üniversiteye giriş sınavları ile ilgili sorularını yanıtladı.
Sayın Mustafa Aydın, öğrenciler üniversite seçimlerinde nelere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-3044" title="MUSTAFA_AYDIN_UNI_1_1" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/07/MUSTAFA_AYDIN_UNI_1_1.jpg" alt="" width="358" height="235" /><strong><em>İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Mustafa Aydın: “Üniversitemiz bu sene 5’inci mezunlarını verdi. Şu ana kadar 7 bin 500 civarında öğrencimiz diploma aldı. Mezunlarımızın yüzde 86’sını işe yerleştirdik.”</em></strong></p>
<p>İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Mustafa Aydın, Ekovitrin Muhabiri Zeynep Gökadu’nun üniversiteye giriş sınavları ile ilgili sorularını yanıtladı.</p>
<p><strong>Sayın Mustafa Aydın, öğrenciler üniversite seçimlerinde nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Öğrencilerimizin üniversiteyi tercih ederken muhakkak ki bazı özellikleri aramaları gerekiyor. Öncelikle bir üniversite bir öğrenciyi meslek sahibi etmeli. Üniversiteden öğrenci mezun olduktan sonra o üniversitenin kendisine sağladığı kazanımlarla o kişinin hayatını çok rahatlıkla idame ettirebilmesi lazım. Onun için de üniversitede, öncelikle yarının küresel rekabetine öğrencisini hazırlıyor mu hazırlamıyor mu, üniversitenin teknolojik alt yapısını, akademik kadrosu, sosyal iklimi, bilgi birikimini, sanayiyle ve hizmet sektörleriyle işbirliklerini yayınlarını, içerisinde barındırdığı bilimsel çalışmalar ve tabi ki bunlardan öte en önemlisi, öğrencilerine uluslar arası deneyim kazandırıyor mu? Almış olduğu teorik bilgileri eş zamanlı olarak pratiğe dönüştürüyor mu? Sadece ezbere dayalı eğitim mi alıyor, yoksa uygulamaya yönelik mi? Öğrenci çalışırken öğrenebiliyor mu? Öğrenciyken iş bulabiliyor mu? Öğrenci mezun olduğunda iş dünyasıyla entegrasyon sağlayabiliyor mu? Bütün bu soruların cevabı o öğrencinin seçeceği üniversitenin de cevabı olmalı.</p>
<p><strong>İstanbul Aydın Üniversitesi&#8217;nden mezun olanların iş bulma oranı nedir?</strong></p>
<p>Bu sene  5’inci mezunlarımızı veriyoruz. Şu ana kadar 7 bin 500 civarında mezun verdik. Mezunlarımızın %86’sını işe yerleştirdik. Öğrencinin üniversite yıllarında iken iş dünyası ile ilişki kurması ve iş dünyası ile iş birliği kurması mezun olmasına müteakip de onun çok daha kolay rahatlıkla iş bulmasına ve iş dünyasına çok kalay uyum sağlamasına neden oluyor. Öğrencisini daha öğrenciyken iş dünyasıyla buluşturması, bizim en önemli özelliklerimizin başında geliyor.</p>
<p><strong>Kaç fakülteniz var ve yeni fakülteler açacak mısınız?</strong></p>
<p>Tabii ki. Şu anda İstanbul Aydın Üniversitesi’nin lisans bölümlerinde 8 fakültede eğitim veriyoruz.  İnşallah bu yıl Diş Hekimliği Fakültemiz de devreye girecek. Ayrıca Anadolu Bil Meslek Yüksek Okulumuzla birlikte 10 yüksek öğrenim, fakülte ve yüksek okulla birlikte ve 140 ayrı programda, yaklaşık 13 bin öğrencisine hizmet verecek. Bu yıl da 4 bin 500 öğrencimizi mezun edeceğiz.</p>
<p><strong>Lokasyon özelliklerinizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Ana kampüsümüz İstanbul Aydın Üniversitesi’nin Florya’da. Yaklaşık 115 bin metrekare kapalı alanımız var. Burada 15 bin öğrenci tek oturumda eğitim görme imkanına sahip. Sanayi Bakanımızın katılımıyla Türkiye’de ilk üç arasında yer alan teknoloji merkezini hayata geçirdik. Üniversitemiz bu anlamda teknik olarak, sosyal olarak, bilimsel olarak her türlü imkana ve fiziki alt yapıya sahip. Tabi hazırlık okulumuz Bahçelievler’de&#8230; Yaklaşık 12 bin metrekare kapalı alanı var. Dünyanın önde gelen üniversiteleriyle hazırlık eğitimi vermektedir. Hazırlık eğitimi sadece İngilizce’yle sınırlı değil. Rusça ve İspanyolca eğitimi de veriyoruz. Umuyoruz bu yıl Arapça’yı da ekleyerek 4 dilde hazırlık eğitimi veren bir kampüsümüz olacak. Bunun dışında Diş Hekimliği Fakültemiz Haznedar’da faaliyette. Beşiktaş ve Kadıköy’de de bir Yaşam Boyu Eğitim Merkezimiz var. Buralarda sertifika programları yapıyoruz. Yüksek lisans programları yapıyoruz.</p>
<p><strong>Peki TOFL ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?</strong></p>
<p>İstanbul Aydın Üniversitesi, Haziran 2010 itibariyle yaklaşık 165 ülkede 4 bin 500 TOFL arasına girdi. Özelikle öğrencilerimizin hazırlık programlarından sonra mutlaka bir sınava girerek, bir belge almalarını sağlayacağız. Bunun için başta özellikle burada öğrencilerimizin hazırlık eğitiminden sonra sene boyunca yapılan TOFL eğitimleriyle beraber kendilerine bir TOFL- IBT belgesi vermeyi düşünüyoruz.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>RÖPORTAJ</strong> / Zeynep GÖKADU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/dr-mustafa-aydin-%e2%80%9cuniversite-ogrencisini-meslek-sahibi-yapmali%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YÖNETiCiLERiN YENi TERCiHi: KOÇ’LUK</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/yoneticilerin-yeni-tercihi-koc%e2%80%99luk/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/yoneticilerin-yeni-tercihi-koc%e2%80%99luk/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 19:32:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Duyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dosyalar]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=2790</guid>
		<description><![CDATA[NLP Koçluk ve Eğitim Hizmetleri’nin kurucusu Yaşam Koç’u Nurşen Kaya, son yılların popüler mesleği ile ilgili şunları söylüyor: “Bizim işimiz, yaşamda bir denge kurmaya yönelik çalışmalar yapmaktır.”
“Kişilere liderlik, özgüven kazandırıyoruz. Hayatımıza sokulmuş bir disiplinel çalışmadır Koç’luk. Her bir çalışma içinde mutlaka farklı bir bakış açısı yakalar ve bunu nasıl kullanacağınızı anlarsınız.”
“Bir çok insan gerek kariyerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>NLP Koçluk ve Eğitim Hizmetleri’nin kurucusu Yaşam Koç’u Nurşen Kaya, son yılların popüler mesleği ile ilgili şunları söylüyor: “Bizim işimiz, yaşamda bir denge kurmaya yönelik çalışmalar yapmaktır.”</strong></em></p>
<p><em><strong>“Kişilere liderlik, özgüven kazandırıyoruz. Hayatımıza sokulmuş bir disiplinel çalışmadır Koç’luk. Her bir çalışma içinde mutlaka farklı bir bakış açısı yakalar ve bunu nasıl kullanacağınızı anlarsınız.”</strong></em></p>
<p><em><strong>“Bir çok insan gerek kariyerini gerekse kişisel hayatını yönetmek için Koç’luk hizmeti almayı tercih ediyor. ABD’de çalışanların yüzde 80’i hayatında en az bir kez Koç’luk hizmeti alırken, Avrupa’da bu oran yüzde 60.”</strong></em></p>
<p>Günümüzün en popüler meslekleri arasında yer alan ‘Koç’luk konusunu sütunlarımıza taşıyoruz. NLP Koçluk ve Eğitim Hizmetleri kurucusu Koç Nurşen Kaya, Ekovitrin’in konuğu. Uzun yıllar yurtdışında Koç’luk eğitimi alan Nurşen Kaya, “Bizim işimiz yaşamda bir denge kurmaya yönelik çalışmalar yapmaktır” diyor. Kişilere liderlik ve özgüven kazandıran Koç’luğun detaylarını Nurşen Kaya’ya soruyoruz.</p>
<p><strong>Sayın Nurşen Kaya, bize kendinizi tanıtır mısınız? Koç’luğa nasıl başladınız?</strong></p>
<p>Yaklaşık  19 seneden beri iş hayatının içindeyim. İletişim sektöründe,  sektörün 3 sacayağı olan medya, ajans ve reklam veren tarafında  bir çok görevlerde bulundum. 2000 yılında Amerika’ya Newyork’a gittim ve bu zaman içinde orada  reklam, medya, pr, pazarlama, fotoğrafçılık, kişisel gelişim konularında  bir çok eğitimler aldım, seminerlere katıldım ve iş dünyasının  içinde bulundum.  Çok güzel tecrübeleri cebime koyarak geri döndüm. Çok emek isteyen ve beni zenginleştiren çalışmalar yaptım. Türkiye’ye döndükten sonra  bu bilgileri  iş hayatımda çok güzel şekilde  kullandım ve entegre ettim. Daha sonra kademeli olarak bu sektörden uzaklaşarak “Koç”luk ve NLP alanına geçtim ve 2006 yılından beri çalışmalarımı sürdürüyorum.</p>
<p><strong>Avrupa ve Amerika’da birçok yönetici tarafından tercih edilen “Koç”luk  çalışması tam olarak nedir? Ve Türkiye’de uygulanma  oranı nedir? </strong></p>
<p>Koç’luk, yaşamda bir denge kurmaya yönelik olarak yapılan çalışmalardır.  Liderlik, özgüveni kazanma çalışmasıdır. Farkındalığın maksimum seviyeye çıkarma, olaylara ve kişilere 360 dereceden bakma çalışmalarıdır. Amerika ve Avrupa’nın  yaklaşık 25 yıl önce keşfetmiş olduğu çalışmaları biz yeni yeni keşfediyoruz ve hayatımıza sokuyoruz. ﬁu anda bebek konumunda, ancak çok hızlı olarak gelişmekte. Yurtdışında profesyonel iş hayatının içinde olan hemen hemen herkesin bir Koç’u var veya Koç’luk çalışması almış bulunuyor. İş hayatının  içinde olan bir çok insan gerek kariyerini yönetmek, gerekse kişisel hayatını yönetmek için Koç’luk hizmeti almayı tercih ediyor.  Amerika’da çalışma hayatında olanların %80’i hayatında en az bir kez koçluk hizmeti alırken, Avrupa’da bu oran %60 civarında.  Türkiye’de henüz çok yeni bir konu Koç’luk. Bu nedenle oranlar da çok düşük olmakla birlikte,  son 3-4 yıl içinde kademeli olarak artış gösteriyor. Koç’luk çalışması  tüm profesyonel iş hayatı içinde olan kişilerin kendi gelişimi  ve değişimini planlamak adına Türkiye’de de önem kazanmaya başladı. Koç’luk çalışmasından yararlanan bir çok kurumsal firma,  kobiler, sivil toplum kuruluşu, üniversiteler, özel okullar, hastaneler ve bireysel kişilerden bahsedebiliriz. Yeni bir disiplin ve çalışma alanı olduğu için henüz Türkiye’de yapılmış bu konuda net bir araştırma yok, ancak  son 3 -4 yıldan beri çok fazla sayıda şirket bunu hayatına sokmaya başladı ve gittikçe de hız kazanıyor. Koç’luğu deneyimlemiş olan kurum ve kişilerden çok olumlu ve devamlılığı yönünde talepler alıyoruz. Bu, onların bu çalışmalardan yararlandıklarını gösteriyor. GSM şirketleri, bankalar, otomotiv, ilaç şirketleri, pazarlama, perakende, tekstil, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, özel okullar Koç’luk çalışmasını patron, üst düzey yöneticiler, orta ve alt kademe çalışanları için talep etmektedirler.</p>
<p><strong>KOÇLUĞUN PROFİLİ</strong></p>
<p><strong>Daha çok kimler veya hangi noktadaki  kurumlar Koç’luk çalışmalarından yararlanıyor? Bir profil çizebilir misiniz?</strong></p>
<p>Özel hayatlarında veya çalışma hayatlarında değişiklik yapmak isteyen, farklı bir bakış açısına sahip olmak isteyen, kariyer hedefleri olan, hayatını doğru bir sistem ve denge içerisine oturtmak isteyen, kendini sorgulayan, iş hayatında ya da özel hayatında  mutlu olmak isteyen tüm insanların  tercihi Koç’luk olabiliyor. Kurumlarda değişim ve dönüşüm yönetimi, takım  çalışmaları, proje başlangıçları veya yönetimleri, olaylara dışarıdan bakma ihtiyacı duyulan her zaman Koç’luk çalışmalarından yararlanılmaktadır.  Mutlu olmadığınız, kısır döngüye girmiş  olaylar ve davranışlarınız için ya da değiştirmek istediğiniz veya geliştirmek istediğiniz dil ve davranış şekilleriniz için  Koç’luk çalışmalarından yaralanabilirsiniz. Dil ve düşünce şeklimiz değişmeden davranışlarımız değişmiyor. Koç’luk, kişilerin öncelikle kendi farkındalığına varmalarına yardımcı oluyor.  İkinci aşamada;  kişiler kendilerini irdelemeye başlıyor,   neyi ve  nasıl düşündükleri, olaylara nasıl baktıklarını  fark ettikten sonra istedikleri yönde değişim, dönüşüm  ve gelişme sağlanıyor.  Koç’luk çalışmalarından verim almamak ve  istenilen yönde değişik bir bakış açısına sahip olmamak mümkün değil. Çok başarılı ve etkileri kanıtlanmış, çok uzun süreler üzerinde çalışmalar yapılarak hayatımıza sokulmuş bir disiplinel çalışmadır Koç’luk. Her bir çalışma içinde mutlaka farklı bir bakış açısı yakalar ve bunu nasıl kullanacağınızı anlarsınız.</p>
<p><strong>Koç’luk desteği almanın kişiye ne gibi faydaları vardır?</strong></p>
<p>Koç’luk kişilerin değerlerini  fark ederek, dengede olmaları ve hayatlarını mutlu, başarılı ve kendi versiyonlarının en iyisine ulaşmaları açısından çok yararlıdır.   Doğru uygulandığında,  bir çok konuda kişiyi içsel huzursuzluklardan kurtarmakta, düşünce karmaşasası, kararsızlıklar, mutsuzluklar ve odaklanamama ve motivasyon eksikliğinden  korumaktadır. Bir başka şekilde ifade edecek  olursak, dengeye girmesine, liderlik özelliğinin ortaya çıkmasına, özgüvenini yeniden kazanmasına veya yükselmesine, kendi kariyer ve özel hayatını  kurgulamasına, olaylara içten ve dıştan bakarak değerlendirmesine, farkındalığının yükselmesine, hedef odaklı çalışmasına, sonuça gitme konusunda  teşvik etmesine, yaşama dört elle tutunmasına ve kısaca kendisini veya olayları, konuları yeniden ve yeniden tanımasına, keşfetmesine  yardımcı olur. Keşif süreçleridir.</p>
<p>Koçluk, kişinin geçmişine  odaklanmadan bugünden ileriye bakmasına, gelecek planları yapmasına, hedef belirlemesine,  nasıl davranması ve hayata bakması gerektiği yönünde  bakış açısına sahip olmasına yardımcı olmaktadır. Koçluk, kişilerin istekli oldukları taktirde gerçekten kişinin kendi üzerlerinde veya olaylarda  ciddi anlamda çalıştıkları ve kendilerini irdeledikleri süreçlerdir.</p>
<p>Keşifler hem zorlu hem de çok değerlidir. Farkındalık, odaklanma, derin dinlemeye geçme, motivasyon artışı, hayat amaçlarının, değerlerinin, misyonlarının bulunması, önceliklerin saptanması, yaratılan ve yaratılmak istenen  bene dair farkındalıklar ve keşifler en önemli olanlarıdır.</p>
<p><strong>ONLINE KOÇ’LUK</strong></p>
<p><strong>Sizinle yüz yüze görüşme imkanı bulamayan kişilerle çalışmalarınızı nasıl yürütüyorsunuz? </strong></p>
<p>Koç’luk henüz  hayatımızda çok yeni olduğu için özellikle İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük şehirlerde daha yaygın olarak uygulanmakta, diğer illerde bu çalışmadan henüz tam olarak yararlanılmamaktadır. Online Koç’luk sayesinde dünyanın neresinde olursanız olun Koç’luk hizmetinden yararlanma ve devam ettirme imkanınız var. ﬁimdi herşey çok kolay. 3G ve mobil  internet sayesinde, ayrıca inernetin Skype hizmetiyle ücretsiz olarak her an her yerde Koç’luk çalışmaları yapabilmekteyiz. Buradaki en önemli nokta;  Online  Koç’lukta, müşteri  yüzyüze yapılan koçluk gibi,  karşınızda olmadığı için daha tecrübeli, olayları daha kontrol edebilen  ve sonuça götürebilecek  beceri ve tecrübeye sahip olmanız gerekiyor. Bu  noktada bir Koç seçerken tecrübesi olan Koç’larla çalışmakta yarar var. Benim şu anda hem Amerika ve   Rusya’da hem de Samsun, Sinop, İzmir, Kayseri gibi illerden  online olarak çalıştığım müşterilerim mevcut ve çok rahatlıkla çalışıyoruz.  Amerika ile zaman farkı açısından  zorluk yaşıyoruz ama karşılıklı  ortak bir saat dilimi belirlediğimiz için  sorun olmuyor.</p>
<p><strong>En çok görülen ‘koç’luklar nelerdir?</strong></p>
<p>Kurumsal koçluk, Takım ‘koç’luğu, Proje ve Performans Geliştirme koçluğu, Kişisel Gelişim koçluğu, Kariyer ‘koç’luğu, Öğrenci koçluğu en çok çalışılan alanlardır.</p>
<div class="mceTemp">
<dl id="attachment_2794" class="wp-caption alignleft" style="width: 210px;">
<dt class="wp-caption-dt"><img class="size-medium wp-image-2794" title="NURŞEN KAYA" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/06/1_NURTEN_1-230x300.jpg" alt="NURŞEN KAYA" width="200" height="261" />NURŞEN KAYA</dt>
</dl>
</div>
<p><strong>Coach Nurşen Kaya KİMDİR?</strong></p>
<p>1990 yılında iş hayatına başladı. Yaklaşık 19 seneden beri iletişim sektörünün 3 sacayağında çalışmalar yaptı.  Reklamveren şirketler, Reklam Pr ajansları, Medyada müşteri ilişkileri yöneticiliği, genel koordinatörlük, icra kurulu üyeliği gibi görevlerde bulundu. Bir çok markaya, ürüne bu bazda çalışmalar yaptı. 2000 yılında Amerika’da bulundu. Bu süreçlerde pazarlama, medya, reklam, pr, inovasyon, sponsorluk, fotoğrafçılık, kişisel gelişim gibi konularda birçok eğitim ve seminerlere katıldı. New York’ta bir prodüksiyon şirketi kurarak, bir film şirketinin distribütörlüğünü ve satış haklarını aldı. Daha sonra Türkiye’ye döndü ve çalışmalarına devam etti. 2006 yılından beri profesyonel anlamda NLP ve Koçluk yaparak iş hayatına devam ediyor. Bir çok sektörden onlarca insanla hem bireysel hem de kurumsal olarak çalışma yapıyor.</p>
<p>İş dünyasının dışında sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyor. Özellikle İstanbul dışından üniversite eğitimi için gelen öğrencilere kariyer ve yaşam koçluğu yapıyor. Kriz döneminde işten çıkarılan kişilere de ayrıca kariyer koçluğu çalışmaların da destek verdi.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>RÖPORTAJ </strong>/ Kemal ÖNDER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/yoneticilerin-yeni-tercihi-koc%e2%80%99luk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YILIN İŞADAMI HAMDi AKIN: BiZ TÜRKİYE’NiN GLOBAL GÜCÜYÜZ&#8230;</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/yilin-isadami-hamdi-akin-biz-turkiye%e2%80%99nin-global-gucuyuz/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/yilin-isadami-hamdi-akin-biz-turkiye%e2%80%99nin-global-gucuyuz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 12:49:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekovitrin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşetler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=2250</guid>
		<description><![CDATA[AKFEN Holding ve TAV Havalimanları Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın: &#8220;Grubumuz; Kuzey Afrikada, Orta Doğuda, Balkanlar&#8217;da ve Kafkasya&#8217;da ülkemizi temsil ediyor. Biz Türkiye&#8217;nin global gücüyüz.&#8221;

Büyükdere Caddesi’nde yükselen gökdelenler imparatorluklara başkentlik yapan İstanbul’un yeni simgeleri… Kanyon, Metrocity, Tekfentower, İş Bankası, Yapı Kredi, Garanti Bank ve Sabancı Holding kuleleri… Türk ekonomisine yön veren dev şirketler, gökyüzüne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2416" class="wp-caption alignleft" style="width: 624px"><img class="size-large wp-image-2416" title="AKIN_24" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/06/AKIN_24-1024x349.jpg" alt="" width="614" height="209" /><p class="wp-caption-text">ÖZEL RÖPORTAJ: Hamdi Akın, Ekovitrin Genel Yayın Yönetmeni Bilal Koçak’ın sorularını cevaplandırdı. </p></div>
<p><strong><span style="font-size: large;">AKFEN Holding ve TAV Havalimanları Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın: &#8220;Grubumuz; Kuzey Afrikada, Orta Doğuda, Balkanlar&#8217;da ve Kafkasya&#8217;da ülkemizi temsil ediyor. Biz Türkiye&#8217;nin global gücüyüz.&#8221;</span><br />
</strong></p>
<p>Büyükdere Caddesi’nde yükselen gökdelenler imparatorluklara başkentlik yapan İstanbul’un yeni simgeleri… Kanyon, Metrocity, Tekfentower, İş Bankası, Yapı Kredi, Garanti Bank ve Sabancı Holding kuleleri… Türk ekonomisine yön veren dev şirketler, gökyüzüne bir kılıç gibi saplanan bu dev kulelerde yer alıyor… İşte bu kulelerden biri olan Levent Loft’un 11. katındayız. Bu katın sakini,  40 bin kişilik bir aileyi yönetiyor. Türkiye’nin Global Gücü, Akfen ve TAV Havalimanları Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın ile çalışma ofisinde birlikteyiz.  Ankara’da çocukluk yıllarında  yazlık sinemada çekirdek satmak Hamdi Akın’ı bugünlere getiren bir sürecin başlangıcı sayılabilir… O bugün, milyarlarca dolarlık projeleri hayata geçiriyor, milyarlarca dolarlık şirket hisselerini halka arz ediyor.</p>
<p>Yabancı işadamlarına “Ah şu çılgın Türkler!..” dedirten bir başarıyı  yakalayan  Hamdi Akın’ın genlerinde anne tarafından Kayserililik yatıyor… O doğuştan tüccar… Gökyüzüne  uzanan kulesinde iki dev holdingi yöneten bir STARLA birlikteyiz… Hamdi Akın, Ekovitrin Dergisi’nin geleneksel “YILIN STARLARI” anketi sonucunda “TÜRKİYE’DE YILIN İŞADAMI” seçildi.</p>
<p>Hamdi Akın, Ekovitrin ekibini kabul etmeden önce İMKB’deydi… Gong çaldı ve  Akfen Holding’in hisseleri işlem görmeye başladı… Biraz yorgun ama, gözleri pırıltılı bir adam var karşımızda…Yüzünden tebessümü eksik etmemeye çalışıyor… Hamdi Akın ile Akfen hisselerinin  piyasaya arzından, Türk şirketlerinin ve Türkiye’nin geleceğine, Hükümetin performansından dış politikaya ve ihracatımıza, Ankara’daki politik gelişmelerden AB ve Rusya ile ilişkilerimize kadar bir çok konuyu masaya yatırdık…</p>
<p><strong> YANGININ ORTASINA DÜŞTÜK</strong></p>
<p><strong>Sayın Akın, siz gongu çaldınız ve Akfen  Holding’in hisseleri İMKB’de işlem görmeye başladı. Nasıl geçti ilk seans?</strong></p>
<p><img class="alignright size-medium wp-image-2256" title="AKFEN HOLDING HISSELERI BORSA'DA" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/06/AKFEN_IMKB-300x182.jpg" alt="" width="300" height="182" />Gayet iyi geçti, beklediğimiz gibi, borsa aşağılarda olmasına rağmen Akfen kağıtları yükseliş içerisinde. Zaten biliyorsunuz biz bir talihsizliğin kurbanı olmuştuk… “Fat finger” (Tombul Parmak şoku) denilen o olayın, Amerika’da başlayan düşüşün tam ortasına, yani yangının tam ortasına düştük. Dolayısıyla şanssız bir halka arz oldu. Ama hemen açıldıktan sonra toparlayacağını düşünüyorduk ve öyle de oldu. Ben ülkemizdeki yerli yatırımcılara, yurt dışında bizi tanıyan yabancı yatırımcılara bize olan güvenlerinden dolayı teşekkür ederim ki; bu kağıdı yere düşürmeyecekler inşallah.</p>
<p><strong>Ah şu Tombul Parmak olmasaydı!</strong></p>
<p><strong>Siz daha önce bir planlama yapmıştınız Akfen’in yüzde 30’unu halka açacaktınız  ama, sonra bir karar değişikliği ile bu oran yüzde 7 oldu. Neden?</strong></p>
<p>Evet yüzde 30 civarında bir açılışımız vardı.  Fakat dediğim gibi Amerika’daki olağanüstü düşüş, 80’li yıllardan bu yana ilk defa olan bir düşüştü. “Fat Finger” diyorlar buna yani  “Tombul parmak”, ya da her neyse… Ama  Dow Jones endeksinde ilk defa yüzde 10 düşüş olması ve bunun dünya piyasalarındaki etkileriyle birlikte Türkiye piyasasının da yüzde 5,5 düşmesi herhalde hoş bir manzara değildi. Kaldı ki; yüzde 5,5 düşüş insanların ellerindeki hisse senedini satıyor anlamına geliyor. Tabii ki; satıyorken de  biz onlara Akfen alın diyemeyiz. Dolayısıyla bizimki de bir hisse senedi.  Onun için olayın o gün  kapanması lazımdı. Yani o perşembe günü akşamı masanın üzerinde çok önemli bir miktar olmasına rağmen, cuma günü bunun yüzde 90’ı uçtu ve yüzde 10’u kaldı. İşte bu  yüzde 10’uyla da halka arzı gerçekleştirdik. Olsun daha az belki ama; açılışı yaptık. Şirketin yüzde 7 gibi bir oranını sattık. Ama bunun karşılığında borsaya “kote” olduk. Kurumsal yönetime geçtik, şeffaf bir şirket haline dönüştük ve bundan sonra da tahmin ediyorum ki; bu şirket daha iyi yönetilerek daha iyi hedeflere doğru koşacak. Her şeyde bir hayır vardır tabi. Hakkımızda hayırlısı neyse o olsun.</p>
<p><strong>Akfen, kısa bir süre içinde karar alıp halka açıldı…</strong></p>
<p>Evet 4 ay önce karar verdik buna ama, bu büyüklükte bir şirket için kolay değil bu. Bugüne kadar piyasada en kısa zamanda gerçekleştirilen arz oldu. Hakikaten 4 ay önce böyle bir fikir masanın üzerine geldi. 4 ayda karar verildi ve 4 ay içersinde de bitirildi. Güzel bir iş oldu. Reklamlar, televizyonlar, basında verilen ilanlar falan… Yani halkımız bunu net bir biçimde anladı. Şirket hakkında bilgilendi. Şirketin hangi işleri yaptığını, havada, karada, denizde neler yaptığını öğrendi. Potansiyel ortaklarımızı öğrendi. O ortaklarımızla iş yapma kültürümüzü kavradılar ve dolayısıyla güvenleri bir kat daha arttı. TAV gibi bir referansımız var önümüzde. Onun haricinde gerçekleştirdiğimiz Mersin Limanı… Fransızlarla birlikte yaptığımız bir otel işletme grubu ve onun haricinde enerji santrallerimiz var. Halkımız bunları değerlendirdi ve  çok da güzel bir talep koydu ortaya. Perşembe akşamına kadar… Fakat o perşembe akşamı saat 20.00 sularında gelen “Tombul  Parmağın” etkileri her şeyi bozdu. Ama hiç önemli değil. Hiç rahatsızlık duymuyorum açıkçası.</p>
<p><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-2262" title="ULASTIRMA BAKANI YILDIRIM, ESENBOGA'YI GEZDI" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/06/AKIN_47-300x203.jpg" alt="" width="300" height="203" />HAVADA, KARADA, DENiZDE VARIZ!..</strong></p>
<p>TAV ve Akfen Grupları  havada, karada ve denizde hizmet veriyor. Tıpkı Türk Ordusu gibi… TAV Havalimanları Holding ve Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın, Akfen’in henüz 34 yıllık bir şirket olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Önemli olan 340 yıllık şirket olmak!..”</p>
<p><strong>Tıpkı Türk ordusu gibisiniz… Havada, karada ve  denizde hizmet veriyorsunuz… Grubunuzun Türk ekonomisindeki konumu nedir, hedefleriniz nelerdir?</strong></p>
<p>Bu uzun bir yolculuk ve  iş hayatımızdaki 34’ncü yılımız bizim. Dolayısıyla nice 34 yıllar geçirmesi lazım bu şirketin. Ben hep o gözle bakıyorum. Hatta 340 yıllık bir şirket olması lazım. Bu şirket artık Türkiyemizin şirketi. Bizler sahibi gibi gözüküyoruz. Daha doğrusu büyük hissedarları gibi gözüküyoruz. Ama yarın bizden daha iyi yönetecek genç nesillere bizim bu şirketleri devretmemiz mümkündür. Her şirket de zaten bu şekilde sonraki nesillere devredilir. Ya da nesil yoksa veya bu işi istemiyorsa, bir başka kişiye bedeli karşılığı devredilerek bu şirketleri yaşatmak başlıca görevimiz olmalıdır. Çünkü bizimle beraber şirketlerin ölmemesi lazım. Biz ölüp gidiyoruz sonuç itibariyle… Arkadan ikinci nesil geliyor. Ancak yüzde 15’i muvaffak olmuş şu ana kadar yapılan istatistiklere göre. Bu Amerika’da bile böyle. Dolayısıyla bizim bunu aşmamız lazım. Yani şirketler baki kalmalı… Şirketlerin yaşaması için ne yapılması gerekiyorsa yapmamız lazım. Aile şirketi olarak devam edemez. Çünkü aile şirketi olarak devam etmesinin bir anlamı yoktur. Sonuçta aile isterse yeni bir şirket kurma kabiliyetine sahiptir. Ama bu şirketlerin artık büyüklüğü itibariyle aileler tarafından yönetilmek yerine kurumsal yönetime geçme zorunluluğu vardır. Öyle olursa bu şirketlerin çok uzun vadede yaşayabileceklerini görürsünüz. 300-500 yıllık şirketler yaratmak zorundadır Türkiye. Gelecek nesiller düşünülmelidir. Kısa vadeli marka yaratmanın bir anlamı yoktur. Onun için biz hem ekonomik değer anlamında, hem de Türkiye’ye bir şeyler katma anlamında bu şirketlerin gerekirse rahatlıkla sahipliliğinin değişebileceğini öngörmemiz lazım. Önemli olan bu memleketin şirketleridir. Çalışanların yüzde 95’i Türk’tür ve bu gerçeği de kimse değiştiremez. Akfen ve TAV bir Türk ismidir. “AKFEN”, benim soyadım olan Akın’ın AK’ı ile fenci olduğumuz için “FEN”in birleşiminden oluşuyor. AK ile FEN birleşince AKFEN oluyor.</p>
<p><strong>Sizin grubunuzun mali gücü nedir?</strong></p>
<p>Şöyle ki; aşağı yukarı 23-24 bin kişi TAV bünyesinde  var. 13-14 bin kişi AKFEN’de  var. Yani ortalama 40 bin kişiye yaklaşıyoruz demektir. AKFEN olarak bizim Mersin Limanı, enerji santralarında sadece 4-5 bin kişi çalışıyor. Şu anda yürüyen 6 otel inşaatımız var. Her birinde 100 kişi çalışsa 600 kişi eder. Rusya’da 4 otel yapıyoruz. 5’incisi  için de Moskova’da arsa almak üzereyiz. O da bitirse 5 otelimiz olacak Rusya’da.</p>
<p><strong>YATIRIMCI TABANIMIZI GENİŞLETECEĞİZ</strong></p>
<p><strong>Akfen’in  şimdilik yüzde 7’sini halka arz ettiniz. Bundan sonra şirket politikalarınız ne olacak?</strong></p>
<p>Bütün mesele yatırımcı tabanımızı genişletmek. Bizim yasaklı olduğumuz 6 aylık bir periyot var. Ondan sonra bütün hedefimiz; önümüzdeki üç yıl içerisinde yatırımcı tabanımızın mutlaka genişletilmesi lazım. Ardından  da bizden daha iyi yöneten genç yöneticilere  yönetimi artık tam anlamıyla  devretmek,  yani yetkilerimiz devretmek olmalı.</p>
<p>Gerekirse de, yeni ikinci neslimiz bu işi yürütemeyecek gibiyse de hisseleri devredersiniz. Yürütebilecek gibi görünüyorsa da hisselerinizi gene devredersiniz. Ama oğlunuza kızınıza devredersiniz. Onlar da yürütürse ne ala… Onlar da kendi oğullarına çocuklarına iletirler. Bu şekilde ama gerçek anlamda bir hisse devri olmalıdır ortada. Yani biri bedellidir, biri bedelsizdir. Çocuğunuza devrederken bedelsizdir. Bir başkasına devrederken ise bedellidir. Hepsi bu ama sonuç itibariyle devir lazımdır. Yetki devri mutlaka lazımdır. Tokmak başkasında, davul başkasında olmaz.</p>
<p>Eğer bu şirket yaşayacaksa yetki bir kişinin elinde olmalıdır. O devir işlemi de yapılmalıdır. O devir yapılmadıkça ortaya kaos doğar ve aileler içerisinde de kavgalar olur. O da bizim tahammül edebileceğimiz bir şey değildir.</p>
<p>Bu nedenle ben Türkiye’de genel olaya baktığım zaman,  uzun vadeli yaşayabilmeleri için şirketlerin öncelikle kurumsallaşmaları gerektiği gerçeğine inanıyorum. Gerektiğinde de devir yoluyla rahatlıkla değiştirilebilir olması lazım. Bu şekilde uzun vadeli şirketlerin önünün açılmasını isteyen bir girişimciyim.</p>
<p><strong>Halka arzda yüzde 7 ile kalmayacaksınız her halde?</strong></p>
<p>Hayır kalmayız. Öyle bir şey söz konusu değil. Yüzde 100’e kadar gidebilir. Ben bunu söylemeye çalışıyorum. Türkiye’nin en büyük holdingleri için neyse, onlar için de bu aynı şekilde geçerli. Şu anda yönetimlerinde bir zafiyet olmadığı için böyle devam ederler. Ama yönetimlerinde zafiyet olduğu zaman da bunu gözlerini kırpmadan yapabilmelidirler. Üçüncü kişilere devredebilmelidirler. Çünkü asıl olan şirketi yaşatmaktır, öldürmek değil.</p>
<p>AiLE ŞiRKETLERi HIZLA KURUMSALLAŞIYOR AMA…BORSAYA KOTE OLMADA TÜRKİYE SIĞ BİR ÜLKE</p>
<p>“Türkiye daha çok sığ bir ülkedir. Şirketler ve İMKB, yani borsaya “kote” olan şirketler açısından çok sığ bir ülkedir. Çok derinleşmesi lazım bunun.”</p>
<p><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-2260" title="Hamdi_akin_01" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/06/Hamdi_akin_01-199x300.jpg" alt="" width="199" height="300" />Türkiye’deki şirketlerin profili nasıl sizce?</strong></p>
<p>Bugün aile şirketleri Türkiye’de hızla kurumsallaşıyor. İMKB’ye baktığımız zaman bir çok aile şirketinin kurumsallaştığını ve bu söylenen yapının birinci ikinci basamağını aşmış durumda olduklarını görüyoruz. Yani rahatlıkla artık Türkiye buna geçebilir. Türkiye daha çok sığ bir ülkedir. Şirketler ve İMKB, yani borsaya “kote” olan şirketler açısından çok sığ bir ülkedir. Çok derinleşmesi lazım bunun. Bunun için de biliyorsunuz halka arz seferberliği yapıldı SPK ve İMKB tarafından. Bu son derece anlamlı ve önemliydi. Küçük şirketlerin de halka açılmasını destekleyen ve bir takım kolaylıklar getiren bir hareketin başlangıç noktasıydı. İnşallah bundan sonra da devam eder. İMKB ve SPK orta ölçekli sanayiye bunu anlatabilecekler. Bir anlamda İMKB daha da zenginleşecek. Belki ikinci, üçüncü bir takım endeksler ortaya çıkacak ve bunların içerisinde herkesin  şirketi, hisseleri alınıp satılabilir bir şirket haline dönüşecek. Bunların yararları sonsuzdur. Şeffaflaşırsınız, tanınırlığınız daha çok  artar. Bilhassa uluslararası piyasada yabancılar tarafından hisseleriniz alınır satılır hale gelirsiniz. Dolayısıyla size yatırım yapan insanların kalitesi ve sayısı artar. Böylelikle de siz artık sıradan bir girişimci olmaktan ziyade, dünya çapında bir işadamı olma yolunda adımınızı atmış olursunuz ki; Türkiye’nin zenginliği, ilerinin mutluluğu da buradan geliyor. Ne kadar çok şirket çıkartabilirseniz, bu şirketleri ne kadar çok Avrupa standartları haline getirebilirseniz, insanlara hisse senetlerinizi satabilirseniz, o zaman o kadar zenginleşmiş bir ülkeye sahipsiniz demektir. Yani aslında ülkeyi zenginleştirmenin yolu şirket sayısından geçer.</p>
<p><strong>TÜRKLER DÜNYANIN HER YERİNDE OLMALI!..</strong></p>
<p><strong>AKFEN’e yabancılar da ilgi gösterdi mi? Londra’dan bir teklif geldi mi?</strong></p>
<p>Tabii ki&#8230; Yani bizim yüzde 65 civarında yabancı satışımız oldu. Ve yabancılar da halen daha ağırlıktalar. TAV’da da öyle.  Gelir ve  geldi de…  İşte o sıralarda geldi. Şu sırada da geliyor. Şu anda karşı değilim. O zaman halka açılma periyodiğinde olduğumuz için kabul etmedik. O andaki kafamızda olan şey halka açılmaktı. Önce halka açılalım borsa şirketi olalım, değerimizin ne olduğunu halk tespit etsin, ondan sonra blok da satılabilir. Tabii neden olmasın.  Benim yabancı ortaklı olmayan işim hemen hemen yoktur. Singapurlular var Mersin Limanında. Havaalanında freeshop’ta Almanlar var. Fransızlar var otellerde. Yani hemen hemen her işimizde yabancılar var.</p>
<p><strong>Bu sizi çok uluslu bir güç haline getiriyor mu?</strong></p>
<p>Tabii ki. Güç olmaktan ziyade tanınırlılığımızı artırıyor. Bunu maddiyata çevirebilirseniz gücünüz de artar. Çünkü iş dünyasındaki güç paradır.</p>
<p><strong>Türkiye için de bu önemli. Böylece global dünyada tanınırlığı artacak değil mi?</strong></p>
<p>Şüphesiz. Türk dünyasının dışındaki ırklara bakarsanız, o ırklar içerisinde en başarılı olanları dünyada en yaygın biçimde yaşayanlardır. Telefon açtığında, dünyanın her yerinde aynı ırktan birini bulabiliyorsa telefonun karşısında, özellikle de finans çevresinde ve sanayi çevresinde, o ırkın değeri yükselir. Yani Türk ırkının da buna ihtiyacı var. Türkler olarak başarılı olmak istiyorsak dünyanın her tarafında birbirimize bir telefon kadar yakın olmamız lazım. Arjantin’deki bir bankanın bir tarafında bir Türk bulabiliyor olmamız lazım. Çin’deki bir finans kuruluşunda bir Türk olması lazım. İşte bunları başarabildiğimiz zaman Türkiye’nin sırtı yere gelmez. Bu çok önemli bir olaydır. Mesela Hintliler… Hintliler’in şu an başarısı varsa bu başarının altında finans piyasalarına 50 yıl evvelden girmiş olmaları yatmaktadır. Yani bugün bir Hintli çocuğun dedesi de o bankada çalışmıştır.  Yani bütün finans piyasalarındaki bilgilere sahip oluyorlar. Onun nerede ne şekilde paranın hareket ettiğini biliyorlar. Bunun için de en fazla gelişmiş, Londra ve Amerika’dan sonra fonlar Hindistan’dadır. Her biri 50-60 milyarlık fon kültürüne sahiptirler. Bizde kurlu bir tane 40-50 milyarlık fon yoktur. En azından Türkler tarafından kurulmuş ve yabancılar tarafından da talep almış bir fon yoktur. Hindistan’da en az 20 tane vardır.</p>
<p><strong>Peki bunun için ne yapmak lazım sizce?</strong></p>
<p>İşte bu biraz da zamanla oluyor. Hintlilerin alt yapısı, kültürü olduğu için bunu kendi ülkelerine taşıyabilmişler. Yıllardır oralarda çalışıyorlar zaten. Bizde daha Türk çocuklarımız uluslararası bankalarda son on yıldır varlar. Birisi uluslararası bir menajer oluyor ve çok seviniyoruz. Ya da bir yönetici üst seviyeye geliyor, on adamdan biri oluyor ona  seviniyoruz. Halbu ki; o on kişiden ikisi Hintli. O kadar fark var. Dolayısıyla Hintliler var bu piyasada da. İranlılar da vardı geçmişte. İsrailliler de bir hayli bu konuda yaygınlar.</p>
<p><strong>TÜRKİYE VE TÜRKLER KIYMETE BİNECEK </strong></p>
<p><strong>Acaba zaman mı gerekiyor bunun için?</strong></p>
<p>Bu bir kültür meselesidir. Yavaş yavaş kazanıyoruz. Uluslararası oldukça, firmalarımız uluslararası oldukça, çocuklarımız da uluslararası olacaktır. Böylece oradaki bilinirliliğimiz artacak ve bizim tavsiye ettiğimiz kişilere rağbet olacaktır. Türkiye’de yatırım yapmak isteyenler, Türk insanlarla çalışmak isteyecekler ve Türkler kıymete binecektir.</p>
<p><strong>ARKASINDA İŞADAMI YOKSA HÜKÜMET  MUTSUZ OLUR</strong></p>
<p>Dışişleri Bakanı, “Ben komşu ülkelerin kapılarını sizler için açıyorum, içeri girin” diyor. Biz de o kapıdan girip yatırım yapıyoruz. Bir anlamda Hükümet politikalarına paralel iş yapıyoruz. İşadamlarının arkasında yer almadığı tek taraflıpolitikalar Hükümeti mutsuz eder.</p>
<p>Karşılıklı menfaatler ülkeler arasındaki  problemli ilişkileri bir anda 30 sene toprağın altına gömüyor. Ermenistan ile de ticarete başlansa bir çok şey unutulur. Yunanistan’la da çok daha derin ticaret yapılabilse o zaman inanın Kıbrıs meselesi anlık bir mesele olur.</p>
<p><strong>Akfen gibi başarılı şirketlerin global pazarlarda elde ettikleri başarı ve  güç, aynı zamanda Türkiye’nin de başarısı ve gücüdür. Öyle değil mi?</strong></p>
<p>Şüphesiz böyledir. Biz, TAV ve AKFEN Grupları olarak şu anda Kuzey Afrika’da, Orta Doğu’da, Balkanlar’da ve Kafkasya’da Türkiye’yi temsil ediyoruz. Biz bir nevi hükümetin politikalarına çok paralel bir iş yapıyoruz. Bir kere komşularımızla sıfır problem derken, niçin sıfır problem istenir? Tabii ki; iş yapabilmek için istenir. Yoksa problem olsun olmasın halkı ilgilendiren çok fazla bir şey yok. Problem olmazsa o zaman o ülkeyle siz çok rahatlıkla iş yapabilirsiniz ve gelir transferi yapabilirsiniz. “Komşularla sıfır problem!..” Bu Türkiye tarafından istenen ve ortaya konulan bir programdır. Dolayısıyla biz de bu ülkelere giderek, havaalanları konusunda onlara hizmetler veriyoruz. Hükümetimizin yaptığı bu politikaları uygulayarak ön plana çıkıyoruz. Yani bizler olmazsak hükümetin bu politikası tek başına hükümeti mutsuz eder. Hükümet; “Ben bunu uyguladım ama, ne için uyguladım?” der o zaman. “Kendim için değil, sizler için uyguladım” diyor Hükümet. Sayın Dışişleri Bakanı diyor ki “Ben bunları yapıyorum ama, sizler bu kapıdan girin” diyor. “Siz iş yapın diye yapıyorum” diyor. “Gerekli yatırımları yapmazsanız benim burada olmamım bir anlamı yok” diyor. Haklıdır da&#8230; Onun için bunların hepsi bu zincirin halkalarıdır. Bu anlamda olaya baktığımız zaman büyük düşünmemiz lazımdır. Bu topraklar içerisinde ayağımızı basamadığımız yerlere çok rahatlıkla girebiliyor ve kabul görüyoruz. Bir zamanlar randevu bile alamadığımız yerlerde şimdi en iyi şekilde ağırlanıyoruz. İyi karşılanıyoruz. Dolayısıyla bu fırsatı iyi değerlendirip biz de tertemiz doğru dürüst ve de düzgün çalışarak onlara çok güzel işler yapabilmeliyiz.</p>
<p><strong>TÜRKİYE YÜKSELEN BİR DEĞER</strong></p>
<p><strong>Dışarıda iyi ağırlanıyoruz diyorsunuz, bunları neye bağlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Bir sürü faktör var tabi. Yani Türkiye yükselen bir değerdir. Türkiye’nin hem hükümet politikaları, hem de genel sosyal politikalarına baktığımız zaman takdirle karşılanıyorlar dış ülkelerde. Biz hizmet sunduğumuz zaman, hizmet kalitemiz de artıyor. Ve üstelik o hizmetleri daha ucuza verebiliyoruz. Bütün bunları üst üste koyduğumuz zaman bu entegrasyon tamamlanıyor ve dışarıdaki ülkeler de bizde menfaatler bulmaya başlıyorlar. Menfaatleri olmaya başlayınca da bizi ağırlıyorlar. Rusya geliyor ve burada 20 tane imza atıyorsa mutlaka Rusların da bir menfaatleri vardır. Tabii Türkiye’nin de Rusya ile  olan ilişkilerinden menfaatleri vardır. Karşılıklı menfaatler ülkeler arasındaki  problemli ilişkileri bir anda 30 sene toprağın altına gömüyor. Ermenistan ile de ticarete başlansa bir çok şey unutulur. Yunanistan’la da çok daha derin ticaret yapılabilse o zaman inanın Kıbrıs meselesi anlık bir mesele olur.</p>
<p>Kaldı ki; THY iki saatlik her halkaya uçuyor. Dolayısıyla İstanbul Atatürk Havalimanı’nı zirveye taşımak için yapılan bir projedir bu aynı zamanda. Çünkü bu İstanbul’un Uzak Doğu’dan gelen, ya da Amerika’dan gelen uzun mesafeli insanların uçtuğu ve iki saatlik mesafeye rahatlıkla uçup gidebileceği yegane yerdir. İstanbul, bu fırsatı yakaladı ve iyi de kullanıyor.</p>
<p><strong>İŞADAMLARI OLARAK GAYET MUTLUYUZ</strong></p>
<p><strong>Bir zamanlar savaşın eşiğine kadar geldiğimiz ülkelerle ilişkilerimiz düzeltildi. Bu Türkiye’nin bölgedeki konumunu da güçlendiriyor. Hükümetin performansı konusunda siz ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Bu politikanın kimseye zararı yok ki. Herkese faydası var. Hükümetimizin de şu ana kadar yaptığı politikalardan hiç şikayetimiz yok. Pozitif gidiyor. Biz işadamları olarak gayet mutluyuz, memnunuz. Daha ne isteyeceğiz ki? Gittiğimiz yerde iyi ağırlanıyoruz. Bir işadamının istediği şey de itibardır zaten. Onu gördüğü andan itibaren de karlarından bile fedakarlık yapar.</p>
<p><strong>Sizleri de bir akıncı beyi olarak görmek lazım bir anlamda. Öyle değil mi?</strong></p>
<p>Biri olmadan öbürünün olmasının bir anlamı yok. Yani siyasi olarak iyi olursunuz ama o ne işe yarar. Ticaret yapamadıktan sonra. İnsanlar karşılıklı olarak zenginleşemedikten sonra işe yaramaz. Yani bir değer  yaratmak çok güzel bir şeydir. Bir işi sıfırdan ortaya çıkartmak ve o hazzı duymak, yaşamak çok farklı bir şeydir. Onun için bir yerde bir havaalanı ihalesi yapmak, onu bitirmiş olmak, açılış törenine katılmak, hidroelektrik santraline başlamak, bitirmek, açılışına katılmak, bütün bunlara baktığımız zaman sonsuz zevk verici şeylerdir. Ömrümüz vefa ettikçe de yapacağız diye düşünüyoruz. Yeter ki enerjimiz yerinde olsun. Yeter ki Allah sağlık versin.</p>
<p><strong>TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜ PARLAYACAK</strong></p>
<p>“Avrupa piyasalarında Asya piyasalarında Türk bankalarının aktif rol oynadıklarını görürsek hiç şaşırmayalım.”</p>
<p><strong>Türkiye’nin uluslararası platformlarda kendini gösterebilmesi için daha büyük projeler geliştirmesi lazım değil mi?</strong></p>
<p>Türkiye daha sığ bir ülke demiştim. Bu doğrudur. Şunu söylemek lazım… Bundan 10 sene kadar öncesine döndüğümüz zaman, bütün bankaları toplasanız İspanya’daki bir banka yapmıyordu. Böyle bir durum vardı ama bugün öyle değil. Bugün Türk bankaları, yani Citibank Akbank’ın yüzde 20 sine sahip. En büyük ve en iyi yatırımı oldu Citibank’ın. Garanti Bankası’nın GE’nin çok önemli bir payı var burada. Dolayısıyla Türkiye oraları da aşacaktır. Bankacılık sektöründe aştığı gibi. Bankacılık sektörü patlayacaktır. Yani bundan sonra dünya üzerinde birkaç alım yaptıklarına ve Avrupa piyasalarında Asya piyasalarında Türk bankalarının aktif rol oynadıklarını görürsek hiç şaşırmayalım. Onun için dünyadaki şirketler gibi Türkiye’deki şirketler de aynı bankalar gibi önümüzdeki 10 yıl içinde ilginç grafikler ortaya çıkarabilirler.</p>
<p><strong>Türkiye bölgesinde önemli bir ülke olduğuna göre  bu anlamda neler yapmalıdır?</strong></p>
<p>Türkiye bu anlamda yapılabilecekleri şöyle yapıyor: Bir kere kendi özel sektörünü büyütüyor. Bu büyüyen özel sektör, ekonomik gücü yerine gelen ve sıhhatli hale gelen özel sektör bu yatırımların hepsini yapacak hale gelecek. Devletin yönetiminde bir değişiklik var Türkiye’de. Bunu görmek lazım. 2003 yılına kadar yatırım yapan devlet vardı. Şimdi ise  artık çekilmiş vaziyette. Devlet yatırım yapmayarak bir kere borcunu küçülttü. Bu nedenle krize de  az bir borçla yakalandı. Bu da Türkiye’nin kredibilitesini artırdı. Şimdi devletin yatırım yapması yerine devletin özel sektöre yatırım yaptırması, hatta alt yapıları da özel sektöre yaptırması çok doğru bir yöntemdir. Eğer böyle olursa devletin borçlanması azalır. Özel sektör bu işleri yaparak hem kalite hem de karlılık getirir. Şirketin ortağı olan insanlar da para kazanır. Dolayısıyla bütün bu saydığım büyük yatırımların sahibi artık bundan sonra özel sektör grupları olmalıdır. Devlet bu anlamda özel sektör gruplarının önünü açmalı, onlar için gerekli kanunları çıkartmış olmalıdır. Bütün bunlar çıktıktan sonra da özel sektörün elde ettiği proje finansmanlarıyla uluslararası veya yerli bankalardan temin ettiği uzun ve düşük faizli paralarla bu yatırımları gerçekleştirmesi beklenebilir. Olması gereken de budur.</p>
<p><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-2267" title="CUMHURBASKANI GUL - HAMDI AKIN" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/06/AKIN_49-261x300.jpg" alt="" width="261" height="300" />TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ ÇOK PARLAK</strong></p>
<p><strong>Siz Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?</strong></p>
<p>Ben geleceği son derece iyi görüyorum. Parlak görüyorum… Hem dünyanın, hem de Türkiye’nin geleceğini parlak görüyorum. Tabii ki Türkiye’nin geleceğiyle ilgili bir takım karanlık tablolar çiziliyor ama biz buna kulak asmadan yolumuza devam etmeliyiz. Pozitif düşünmeliyiz. Bu düşüncelerimizi yerine getirebilmek için de 24 saat çalışmalıyız.</p>
<p><strong>Siyasette bazen çok kırıcı ve ağır tartışmalar yaşanıyor. Siz bir işadamı olarak Ankara’daki siyasi gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Bu dünyanın her tarafında var sadece Türkiye’de değil. Dolayısıyla politika zaten böyledir. Bu anlamda politika muhalefetsiz olmaz. Politika kavgasız olmaz. Politikada istikrar yakalanmıştır bence. İstikrar demek Türkiye’de bir veya iki partinin koalisyonu şeklinde cereyan edecektir. Türkiye için de en kötüsü iki partili koalisyondur. Yani en kötü olabilecek odur. Ama bir partili iktidar ihtimali daha fazladır. Dolayısıyla Türkiye önümüzdeki günlerde öyle büyük bir kaos yaşamayacaktır. Tabii ki Ankara’da, nasıl ki iş dünyasında çalkantılar olursa, siyasette de yeri geldikçe, seçim zamanlarında, genel kurullarda bu tip hareketlenmeler olacaktır. Bunlar bizim alışık olduğumuz şeylerdir. Biz 35 yıldır bu filmi görüyoruz. Onun için  ben bunları çok da  önemsemiyorum. Çok daha ağırlarını yaşadı Türkiye.  Kaldı ki; bunlar önemli değildir.</p>
<p><strong>GÜÇLÜ İKTİDAR, GÜÇLÜ MUHALEFET OLMALI!..</strong></p>
<p><strong>Yani siz tek partili iktidardan mı yanasınız?</strong></p>
<p>Tabii ki, şüphesiz&#8230; Güçlü bir iktidar ve güçlü bir muhalefetten yanayım.</p>
<p><strong>Anayasa değişikliği konusundaki düşünceleriniz nedir?</strong></p>
<p>Hepsi normal ve kuralları içerisinde cereyan ediyor. Yani bunların hiçbiri istikrarsızlık değildir. Bir kaos paranoyası yaratacak durum değildir. Bunların hepsi demokrasinin kuralları içerisinde cereyan eden hadiselerdir. Demokrasinin kuralları dışına çıkıldığı zaman sıkıntı başlar. Burada böyle bir durum yok. Kavga oluyorsa da mecliste oluyor, barış oluyorsa da mecliste oluyor. Oylama oluyorsa da mecliste oluyor. Cumhurbaşkanı veto eder etmez, bu da krize sebep değildir. Bunlar da demokratik kurallar içerisinde devam ediyor. Anayasa Mahkemesi’ne gider onlar kararını verirler. Bu da bu ülkede çok sık rastladığımız bir hadise. Hiçbiri istikrarı bozacak hadiseler değildir. Ama bunların dışında tamamen demokrasinin dışında hiç alışık olmadığımız metotlarla bir uygulama söz konusu olursa, yani demokrasinin dışına çıkılırsa kriz getirir. Bizim için kriz odur. Bizim normal parlamenter sistemimizin normal seçim sistemimizin tespit ettiği sınırlar içindeki hiçbir hareket kriz doğurmaz.</p>
<p><strong><img class="size-medium wp-image-2264 alignleft" title="AKIN_27" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/06/AKIN_27-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" />TÜRKİYE 5 YIL İÇİNDE İHRACATTA 250 MİLYAR DOLARI YAKALAR</strong></p>
<p><strong>Türkiye, 2023 yılı için 500 milyar dolar dış ticaret hacmi hedefliyor, -bu sizce ne anlama geliyor- yani gerçekleşebilir mi?</strong></p>
<p>Yani Rusya ile sadece 100 milyar doları yakalasanız  bile 500 milyar doları geçebilirsiniz. Rusya ile önümüzdeki beş sene içerisinde rahatlıkla yapılabilir 100 milyar dolar. Onun için 500 milyar dolarlık hedefi de rahatlıkla aşabilirsiniz. Türkiye’nin önündeki rakamlar bugün,  Almanya’nın 1 trilyon doları aşmış ihracatı. Dolayısıyla bizim için bu rakamlar çok küçük. 100 milyar dolar ihracatla yaşayamaz artık Türkiye. Göreceksiniz önümüzdeki günlerde artışı. Önümüzdeki 5 sene içerisinde Türkiye 200-250 milyar doları bulacaktır. Ben bu konuda haddinden fazla iyimserim. Veriler de bunu gösteriyor. Etrafımızdaki ülkelerin ekonomik kalkınmaları da bunu gösteriyor. Iraktaki her iyi gelişme bizi 7-8 milyar dolar üzerine koyar.</p>
<p><strong>EKONOMiSi KOMUNiST BiR ÜLKEYDiK</strong></p>
<p>“Türkiye 1980’den sonra yepyeni bir modele geçti. O güne kadar demokrasiyle yönetildiğini iddia eden ama ekonomisi tamamen komünist olan bir ülkeydik. Rusya’yla olan ilişkilerimizin bundan sonra pozitif gelişeceğine inanıyorum.”</p>
<p><strong>Rusya ile olan ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Geçmişte Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkilerini engelleyen tek şey rejimdi. Onların ve bizim farklı rejimlerle yönetiliyor olmamızdı. Bu farklılık ortadan kalktı. Dolayısıyla Amerika’nın da bize olan ambargosu kalktı. Kabul edelim veya etmeyelim bizim Rusya ile rejim farklı bile olsa ilişkilerimiz olabilirdi. Amerika, NATO dahili bir ülke olmamız nedeniyle, NATO’nun kurallarına tabi oldu. Onun için de Rusya ile soğuk savaş dönemine Türkiye de dahil oldu. Bizim öğrencilik dönemlerimize geldi. Biz de zaman zaman bu olayların içine katıldık. Biz de bu işlerin içinde fikirlerimizle bulunduk. Ancak şu var ki; Türkiye ne kadar bu işi abarttığını ve ne kadar  komünizmden fazla korktuğunu bugün görmüş oluyor. Halbuki önemli olan siyasette liberalleşme değil, ekonomide liberalleşmektir. Türkiye bunu becerdi. Türkiye 1980’den sonra yepyeni bir modele geçti. O güne kadar demokrasiyle yönetildiğini iddia eden ama ekonomisi tamamen komünist olan bir ülkeydik. Yani Rusya ile olan ilişkilerimizin bundan sonra pozitif gelişeceğine inanıyorum.</p>
<p><strong>RUSYA İLE TİCARETİMİZİ 200 MİLYAR DOLARA ÇIKARABİLİRİZ</strong></p>
<p><strong>Türkiye’nin, Rusya ile 100 milyar dolar gibi bir ticaret hedefi var. Bu gerçekleşebilir mi?</strong></p>
<p>Tabii ki. Aşağı yukarı 80 milyonluk bir ülkeyiz biz ve 150 milyona yaklaşan Rusya. Çevresiyle beraber düşünürseniz bir hayli kalabalık bir çevrenin ticaretidir bu. Onun için burada çok rahatlıkla 200 milyar dolarlık ticaret hacmi çıkar. Bunu da çok daha yukarılara taşımak mümkündür. Takdir edersiniz ki bir gaz ve petrol zengini, maden zengini Rusya ve üreten bir Türkiye birbirleriyle çok rahat ticaret yapabilirler. Vizelerin henüz tam olarak kalkmamasıyla birlikte bu bile yeterli. Turizmi de tetikler bu gelişme. Suriye ile vize kalktı ve gördünüz. Şam uçakları hiç boş değil. THY haftada 7 gün uçuyor ve belki de artıracak sefer sayısını.</p>
<p><strong>AB’NİN EKONOMİK DE⁄İL SOSYAL YÖNÜNE BAKIYORUM</strong></p>
<p>“Yaşam kalitemizin artması, hukuk ve siyasi anlamdaki düzenlemeler bizim için çok daha faydalı olacaktır. İnsanlar AB’ye girelim ve daha zengin olalım diye AB’yi desteklemiyorlar.”</p>
<p><strong>AB politikamızı nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>AB’ye ben ekonomik bir proje olmaktan ziyade, sosyal bir proje olarak bakıyorum. Yani ekonomik tarafına çok dahil olmuşuz, ya da olmamışız benim çok umurumda değil. Ben sosyal kısmına dahil olup olmamasını daha çok önemsiyorum. Yaşam kalitemizin artması, hukuk ve siyasi anlamdaki düzenlemeler bizim için çok daha faydalı olacaktır. İnsanlar AB’ye girelim ve daha zengin olalım diye AB’yi desteklemiyorlar. Bunun bilincinde Türk halkı. Haklarımı alabileceğim umudu daha ağır basıyor. İnsan kendi kalitesinin artacağını düşünüyor AB içerisinde. AB’ye sosyal bir proje olarak bakmak bence daha doğru bundan sonra.</p>
<p><strong>YABANCI SERMAYE BİRDEN PATLAYACAK</strong></p>
<p>Yabancı sermayenin patlamasıyla birlikte herkes Türkiye’de yeni bir ortak bulacak. Onun için diyorum ki; şirket sayısını artıralım. Talep çok gelecek.</p>
<p><strong>Türkiye’nin de aralarında bulunduğu dünyada yeni G-7 gibi bir ekonomik yapılanmayı siz gerçekçi buluyor musunuz? </strong></p>
<p>Türkiye şu anda ilk 17 arasında. Bu bir yarıştır. Tabii ki dünya ekonomisi de buna göre düzelecektir. Dünya ekonomisinde de “Emerging markets” (İmörcing market) dediğimiz gelişmekte olan ülkeler arasında Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin, bütün bu “BRİC” dediğimiz ülkeler bir kere bizden daha önde gidiyor gözüküyorlar. Öncelikle onları yakalamamız gerekiyor. Benin umudum bu sene sonundan sonra mutlaka o ülkeler arasına gireriz. 2 puan daha yükselip yatırım yapılabilir ülke olma hakkını kazanırız ve o zaman Türkiye’nin önündeki büyümeyi engelleyen faktörler ortadan kalkar. Yabancı sermaye birden bire patlayacak. Yabancı sermayenin birden bire patlamasıyla birlikte Türkiye’de herkes yeni bir ortak bulacak. Onun için diyorum ki; şirket sayısını artıralım. Talep çok gelecek. Talep çok geleceğine göre bizim arzı artırmamız, kaliteli şirket sayılarını artırmamız lazım.</p>
<p><strong>Amerika ile ilişkilerimizi nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Şu sıralar ne çok iyi, ne de çok kötü bir durum var –ABD ile aramızda-. Bence ortanın üzerinde bir durum var ve bu da Türkiye için yeterli. Fazlasına ihtiyaç yok.</p>
<p><strong>EURO-DOLAR 1.10’A İNEBİLİR!..</strong></p>
<p><strong>Piyasaları  çok yakından tanıyan bir işadamı olarak size sormak istiyorum. Euro- Dolar paritesi nereye gider?</strong></p>
<p>Euro’nun düşeceği bir gerçek. Euro 1.10’lara kadar düşebilir gözüküyor. Düşmesi de lazım çünkü yeni bir 750 milyar Euro daha bastılar. Malum bu bir miktar enflasyon baskısı getirecektir Avrupa’nın üzerine. Euro’nun parayı düşürmesi Avrupa’nın ne kadar aleyhine olur onu yaşayıp göreceğiz. Ama ihracatları artacaktır ve bir miktar sanayilerine canlılık getirecektir. Biz 1998’li yıllarda hava alanı inşaatına başladığımızda Euro 0,80’di. Şimdi 150, 1,60’lara çok çabuk alıştık biz. Onun için Euro’nun 1,20’ye gelmesi büyük bir sürpriz gibi geliyor ama değil. 0,80’lere kadar gerileyebilir. Bundan dolayı Avrupa’nın çok rahatsız olacağını sanmıyorum. İhracatımız bizim Euro ile olduğu için o anlamda etkiler, ama bizim de daha efektif çalışmalar yapmamız lazım. Yani  maliyetleri ucuzlatmamız lazım.</p>
<p><strong>İLK PARAMI ÇEKİRDEK-GAZOZ SATARAK KAZANDIM</strong></p>
<p>“Ankara’da çocukluk yıllarımda yazlık sinemalarda çekirdek sattık, gazoz sattık. O gün için mahalledeki bütün çocuklar bir şey satarlardı. Ticari heves de işte o zaman başladı.”</p>
<p><strong>Siz çocukluğunuzda çekirdek satarak ticarete ilk adımı atmışsınız, doğru mu?</strong></p>
<p>Evet… Ankara’da çocukluk yıllarımda yazlık sinemalarda çekirdek sattık, gazoz sattık. O gün için mahalledeki bütün çocuklar bir şey satarlardı. Ticari heves de işte o zaman başladı. Herkes bir şeyler yapardı mutlaka. O da bir kültür. Ticaretten keyif almasaydık üniversiteyi bitirdikten sonra ticari hayata girmekten korkabilirdik. Demek ki keyif almışım o zaman kazandığım paralardan. Özgürlüğümü kazanmışımdır. Akşamları dışarı çıkabilmişimdir. O para bana bir şeyler kazandırmıştır. Onun kıymetini kaybetmemek için üniversiteden sonra hemen çalışmaya başladım.</p>
<p><strong><img class="alignleft size-large wp-image-2254" title="AKIN_32" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/06/AKIN_32-768x1024.jpg" alt="" width="323" height="430" />EKOVİTRİN’İ HEYECANLA TAKİP EDİYORUM!..“YILIN İŞADAMI SEÇİLİNCE SORUMLULUĞUM ARTTI”</strong></p>
<p><strong>Ekovitrin okuyucuları tarafından “Yılın İşadamı” seçildiniz. Ne diyeceksiniz? </strong></p>
<p>Ekovitrin dergisi bizim heyecanla takip ettiğimiz bir dergi. Ekonomik anlamda ve onların okuyucularının da böyle bir oylamaya katılıp teveccüh gösterdikleri için son derece mutluyum. Tabii bu bizim sorumluluğumuzu bir kat daha artırıyor. Bir şeyi kazanmak kolay ama onu koruyabilmek lazım. Onu devam ettirebilmek lazım. İnşallah biz de bu çıkışımızı sürdürür ve Türkiye’ye layık bir işadamı olmaya hak kazanırız.</p>
<p><strong>ÜLKEMDE DOĞU İLE BATI BİR OLMALI</strong></p>
<p>“Türkiye İnsan Kaynakları Vakfı’nı (TİKAV) kurduk. Eşim Şafak Akın başkanlığını yapıyor. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki çocuklarımızın yaşam tarzlarını ve davranış biçimlerini batıya entegre etmeye çalışıyoruz.”</p>
<p><strong>Sayın Hamdi Akın, işadamı olarak yatırımlar yapıyorsunuz, para kazanıyorsunuz. Ancak işadamları  sosyal sorumluluk projelerinde de yer alıyorlar. Bu anlamda sizin yaptığınız çalışmalardan söz eder misiniz?</strong></p>
<p>Eşimle birlikte 1998 yılında Türkiye İnsan Kaynakları Vakfı’nı (TİKAV) kurduk. Buradaki amacımız Güneydoğu Anadolu’da doğmuş, orada ilkokul, ortaokul ve liseyi bitirmiş, yine orada bir üniversiteyi okuyan ama, halen Ankara’yı, İstanbul’u denizi görmemiş çocukları, batıda okuyan, şanslı diyebileceğimiz, işte İTÜ’de okuyan makine mühendisleri, işletme mühendisleri ile aynı seviyeye getirmek için bir oryantasyon programına almaktı. TİKAV, bu programı uyguluyor. Eşim Şafak Akın, TİKAV’ın başında. Gidiyor ve üniversitelerden çocukları seçiyor, ondan sonra her sene birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar, mezun olana kadar, staj gibi onları burada eğitmeye çalışıyor. Onları batıya oryante etmeye çalışıyor. Çocuklarımızı taaa oralardan İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e davet ediyoruz. Boğaz gezileri yapıyoruz. Cumhurbaşkanı ziyaretleri oluyor. Başka yerlere götürüyoruz. Burada oldukları sürede de maddi ihtiyaçları karşılanıyor. Onlara burs da veriyoruz ama, bizim asıl programımız burs programı değil, amacımız; doğulu öğrencilerimizin yaşam tarzlarını ve davranış biçimlerini batıya entegre etmektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/yilin-isadami-hamdi-akin-biz-turkiye%e2%80%99nin-global-gucuyuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>UÇAN BAKAN ZAFER ÇAĞLAYAN&#8230;</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/ucan-bakan-zafer-caglayan/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/ucan-bakan-zafer-caglayan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 11:23:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekovitrin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşetler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=2171</guid>
		<description><![CDATA[ Röportaj: Gökhan Ercan
Dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, son bir yılda 34 farklı ülkeye 46 farklı seyahat gerçekleştirdi. 277 bin 125 km. yol kat etti. Çin, Suriye, Libya ve Irak’a 3’er kez, Türkmenistan, Almanya, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri’ne 2 kez ziyaret yaptı. Yılın 115 gününü yurt dışında geçirdi. Bakan Çağlayan’ın uçakta geçen zamanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2296" class="wp-caption alignleft" style="width: 267px"><img class="size-medium wp-image-2296" title="CAGLAYAN_KARIKATUR_Manset" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/06/CAGLAYAN_KARIKATUR_Manset-257x300.jpg" alt="" width="257" height="300" /><p class="wp-caption-text">Devlet Bakanı Zafer Çağlayan son 1 yılda 277 bin 125 km. yol kat etti 115 gününü yurtdışında geçirdi.</p></div>
<p style="text-align: right;"><strong> </strong><span style="font-size: medium;"><strong><span style="font-size: small;">Röportaj: Gökhan Ercan</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, son bir yılda 34 farklı ülkeye 46 farklı seyahat gerçekleştirdi. 277 bin 125 km. yol kat etti. Çin, Suriye, Libya ve Irak’a 3’er kez, Türkmenistan, Almanya, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri’ne 2 kez ziyaret yaptı. Yılın 115 gününü yurt dışında geçirdi. Bakan Çağlayan’ın uçakta geçen zamanı ise 20 gün&#8230;</strong></span></p>
<p><strong>İHRACATTA 2010 HEDEFİ 107.5 MİLYAR DOLAR </strong></p>
<p><strong>Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Ekovitrin’e açıkladı: “Orta Vadeli Programda 2009 yılı için belirlenen 98.5 milyar dolarlık ihracat hedefini aştık ve ihracatımızı 102 milyar dolara ulaştırdık. Bu çerçevede, 2010 yılında da OVP’de öngörülen 107,5 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşacağız. Hatta bu rakamı geride bırakacağımızı düşünüyorum.”</strong></p>
<p>Gerek yurtiçinde ve gerekse yurt dışındaki yoğun devlet işleri dolayısıyla her ayın yaklaşık yarısını Türkiye dışında geçiren Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın adı bu yüzden “Evliya Çelebi”ye çıktı. İşte  AK Parti Hükümeti’nin en başarılı bakanlarından biri olan Zafer Çağlayan çok nadir rastlanan Ankara günlerinin birinde Ekovitrin’in sorularını cevapladı:</p>
<p><strong>Sayın Çağlayan, dış ticarette Türkiye’nin son yıllarda kat ettiği mesafeyi nasıl buluyorsunuz? İhracatımız sizce beklenilen seviyelere geldi mi?</strong></p>
<p>Bilindiği üzere, 2000’li yıllara 28 milyar dolar ihracat ile başlayan ülkemiz, ilk kez 2007 yılında 100 milyar dolar ihracat eşiğini aştı. 2008 yılında ise yakalanan 132 milyar dolarlık ihracat rakamı ile dünyanın en büyük 22’nci ihracatçısı konumuna geldi. Küresel krize ve daralan uluslararası piyasalara rağmen, aradan geçen 3 yılda 100 milyar dolar eşiğinin altına düşmedi.</p>
<p>İhracatımızda değer olarak sağlanan bu artışın yanı sıra, ülkemiz firmaları, her geçen yıl daha fazla pazarda ürünlerini satma başarısını da gösterdi. Nitekim ihraç pazarlarımızdaki bu çeşitlenme sonucunda, 2009 yılına gelindiğinde firmalarımız 218 ülkeye ihracat yapıyor. Söz konusu ülkelerden 26’sına 1 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirilmiş bulunuyor.</p>
<p>İhracatımız il bazında incelendiğinde,  2007 yılında ihracat yapılmayan tek ilimiz Ardahan iken, artık 2008 yılından bu yana tüm illerimizden ihracat yapıldığı görülüyor.</p>
<p><strong> 2009’da hedefi aştık</strong></p>
<p><strong>Peki,  eğer varsa küresel ekonomik krizin  nasıl bir etkisi oldu?</strong></p>
<p><img class="alignright size-medium wp-image-2180" title="DEVLET BAKANI ZAFER CAGLAYAN" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/06/CAGLAYAN_2-261x300.jpg" alt="" width="261" height="300" />ABD finans sektörü menşeli olan ve 2008 yılı Ağustos ayı ile birlikte dünya genelinde olumsuz etkilerini hissettirmeye başlayan küresel ekonomik kriz, uluslararası mal ve finans piyasalarının daralmasını beraberinde getirdi. Azalan gelir ve artan belirsizliklere paralel olarak tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 2009 yılında ihracatın gerilemesine sebep oldu. Nitekim 2009 yılında ihracatımız bir önceki yıla göre % 22.6 oranında azalarak 102.1 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. İhracatın düşmesinde, dünyadaki ticaret hacminin ve talebin daralması ile emtia fiyatlarındaki düşme de etkili oldu. Diğer bir ifadeyle, 2009 yılında ihracat miktar endeksi %7,2 oranında düşüş gösterdi.</p>
<p>Krizin olumsuz etkileri ilk defa ihracatımıza 2008 yılı Ekim ayında yansıdı. Bununla birlikte, 2009 yılı Ekim ayı itibarıyla ihracatımızın dünya genelinde görülen toparlanma eğilimlerine paralel bir şekilde yeniden artış eğilimine girdiği görülüyor. Diğer bir ifadeyle, ihracatımız 2008 yılı ile kıyaslandığında 2009 yılında ilk kez Ekim ayında artış gösterdi ve yüzde 3,9 artarak aylık 10,1 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, ekonomik krizin yoğun etkilerinin ilk kez geçtiğimiz yıl Ekim ayında hissedildiği hesaba katıldığında baz etkisini içermekle birlikte, düzelmeyi göstermesi açısından bilhassa önemlidir.</p>
<p>Küresel krizle birlikte 2009 yılı ihracatımızda yaşanan düşüşe karşın, ihracatçı firmalarımızın sayısı bir önceki yıla göre % 0,8 oranında artarak 48 bin 550 oldu. Bu durum,  ihracatçılarımızın değişen piyasa koşullarına adapte olabildiğini, rekabet gücüne sahip olduğunu ve dönemsel dalgalanmalara belli ölçüde göğüs gerebilecek sürdürülebilir ihracat stratejileri olduğunu göstermesi açısından önemlidir.</p>
<p>Sonuç olarak görüyoruz ki, Orta Vadeli Programda  (OVP) 2009 yılı için belirlenen 98.5 milyar dolarlık ihracat hedefini aştık ve ihracatımızı 102 milyar dolara ulaştırdık. Bu çerçevede, 2010 yılında da OVP’de öngörülen 107,5 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşılması konusunda herhangi bir sıkıntı yaşanmayacağını, hatta ihracatımızın bu rakamı geride bırakacağını düşünüyorum.</p>
<p><strong>İthalat artışının önemli bölümü üretim kaynaklı</strong></p>
<p><strong>İhracat artarken, ithalat daha hızlı artmakta. Dış ticaret hacmimiz büyüdükçe giderek açık artıyor. Bu açığı kapatmak için neler yapmayı planlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Türkiye’nin ithalatının yapısına bakıldığında, ara malı ithalatının önemli bir yere sahip olduğunu ve toplam ithalat içerisindeki payının %70’ler seviyesinde seyrettiğini görmekteyiz. Bu durum, ithalat artışının önemli bir bölümünün üretim kaynaklı olduğunu gösteriyor. Bunun yanı sıra üretimin en önemli girdilerinden olan enerji ithalatı da toplam ithalatın artmasının önemli sebeplerinden olmakla birlikte, toplam ithalatın %20-25’i enerji ürünlerinden oluşuyor.</p>
<p>Dış Ticaret Müsteşarlığı uygulamakta olduğu stratejilerle bölgesel ve sektörel bağımlılığı azaltma gayreti içerisinde olmuş, bu kapsamda AB’nin Türkiye’nin dış ticareti içerisindeki payı giderek azalırken komşu ve çevre ülkelerin paylarında belirgin artış yaşanmış bulunuyor.</p>
<p>Türkiye’nin ihracatının artırılması, bölgesel bağımlılığının azaltılması ve girişimcilerimizin ihracata yönelmelerini teşvik etmek, pazar etkinliklerini artırmak amacıyla “Ülke Masaları” sistemine geçiş sağlandı. Hedef ülkeler ile pazarlar çalışmaları ve gelecek öngörülerimiz doğrultusunda 33 ülke masası oluşturuldu. Bazı masalar; ekonomik potansiyeline bağlı olarak tek ülkeye odaklanırken, bazı masalar birden çok ülke ile ilgili çalışmaları yürütecek. “Ülke Masaları”nın işlevleri açısından bakıldığında, çeşitli dış pazarlardaki pazar koşulları, gümrük vergileri, prosedürler, sertifikalar gibi, firmalarımızın rekabet edebilmesi için olmazsa olmaz bilgileri birinci elden derleyip firmalarımızın tek elden kullanımına sunulması hedeflendi.</p>
<p><strong>2023’ün planları hazır .</strong></p>
<p><strong>ZAMANLA YARIŞIYORUZ</strong></p>
<p>“İhracatımıza ilişkin büyük hedeflerimiz var ve bu hedefler bugünün koşullarına göre değil, önümüzdeki 13 yıllık projeksiyonlara dayanıyor. 2023 yılı hedefimiz 500 milyar dolar.”</p>
<p><strong>Türkiye’nin dış ticarette hedef olarak gördüğü ülkeler hangileridir?</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl küresel ölçekte etkisini hissettiren krize rağmen ülkemizin 100 milyardan fazla ihracat yapan ülkeler arasındaki yerini koruyor olması mutluluk verici. Bilindiği üzere, ihracatımıza ilişkin büyük hedeflerimiz var ve bu hedefler bugünün koşullarına göre değil, önümüzdeki 13 yıllık projeksiyonlara dayanıyor. Şu anda 2023 yılının planlarını yapıyoruz ve tüm bu çalışmalar için ihtiyaç duyduğumuz bilgileri ve desteği, faaliyetlerimizin temel paydaşı olan ihracatçılarımızdan alıyor ve eylem planlarımızı hep beraber hazırlıyoruz. Önümüzdeki dönemde dünya ekonomisi yeniden istikrarlı büyüme dönemine girdiğinde, ülkemiz için hem yeni fırsatlar hem de tehditler belirecek. Ama şu kesin ki; gelecekte bizi zorlayacak olan şartlar bugünkünden daha fazla olacak. Daha fazla ülke ihracat atağına geçecek. Gelişmekte olan ülkeler ve yükselen ekonomiler ise bir taraftan bize rakip iken, diğer taraftan bizim için yeni pazarlar haline dönüşecek. Şüphesiz tüm bu gelişmeleri de dikkate aldığımız ve 500 milyar dolarlık hedefimize ulaşma yolunda her yıl disiplinli bir şekilde yürütmemiz gerektiğine inandığımız çalışmaların temelinde mevcut ihraç pazarlarımızdaki payımızın korunmasının yanında daha önce ihracatçılarımız tarafından keşfedilmemiş pazarların tespiti ve yeni ürünlerde de ihracatımızın arttırılması bulunuyor.</p>
<p><strong>Yol gösterici stratejiler</strong></p>
<p><strong>Yurtdışı pazarlara girerken firmalarımız nasıl bir yol izleyecekler. Bunun stratejisi belirlendi mi acaba?</strong></p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-2184" title="TICARET BAKANI CHEN DEMING - ZAFER CAGLAYAN" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/06/CAGLAYAN_7-300x243.jpg" alt="" width="300" height="243" />Önümüzdeki dönemde ihracatımızda öncelik arz edecek bu ülkeler belirlenirken, küresel kriz döneminde büyümeye devam eden ve dış ticaret hacimlerinde önemli gerileme görülmeyen ülkelerin yanı sıra, ülkemizin dış ticari ilişkilerinin temel belirleyicileri olan DTÖ ve Avrupa Birliği kapsamında gerçekleştirilen ikili ve çok taraflı müzakereler ile müteahhitlik hizmetlerindeki ihracat potansiyelimiz de dikkate alınıyor. Bunların yanısıra, incelenen ülkelerle olan siyasi ilişkilerimiz, pazarın alım gücü, büyüklüğü, dışa açıklığı gibi hedef pazarın yapısını belirleyen unsurlar, sermaye hareketleri, ticari ve hukuki altyapı, yatırımlar, hizmet ticareti ve enerji politikaları ile firmalarımızın önümüzdeki dönemde ihracat yapmayı planladığı ülkeler çalışmalarımız esnasında göz önünde bulunduruluyor.</p>
<p>Hedef ülke belirlenmesi çalışmalarının yansıra, küresel ekonomideki gelişmelerin ortaya çıkardığı ihtiyaç da dikkate alınarak, Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın önümüzdeki dönemde gerçekleştireceği pazara giriş çalışmalarının planlamasını, uygulamasını, takibini ve koordinasyonunu sağlamak üzere “yeni bir yapı” oluşturulmuş durumda. Firmalarımıza yurtdışı pazarlara girişlerinde yol gösterici stratejiler belirleyecek olan bu yeni yapı oluşturulurken, salt bürokratik bir niteliğe sahip olmamasına ve ilgili tüm özel sektör temsilcilerini de içine almasına özel bir önem verilmiştir. Bu amaçla, yapının oluşturulmaya başlandığı ilk andan itibaren, başta TİM olmak üzere TOBB, DEİK, TUSKON, TÜSİAD, MÜSİAD, Müteahhitler Birliği gibi ilgili tüm paydaş kurum ve kuruluşlarla yakın işbirliği içinde bir çalışma yürütülmesi için büyük çaba sarfedildi.</p>
<p>Yeni yapının “statik” değil değişen koşullara göre kendini yenileyebilen “dinamik” bir yapıya sahip olması hedeflendi. Pazar eksenli yürütülen bu çalışmalar neticesinde, 2010-2011 yılları için ABD, Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya, Kanada, Polonya, Nijerya, Mısır, İran, Suudi Arabistan, Cezayir, Libya, Ürdün ve Katar’ı hedef ülkeler olarak belirledik.</p>
<p><strong>ÜLKE MASALARI OLUŞTURULDU</strong></p>
<p><strong>Sayın Çağlayan, “Ülke Masaları” uygulamasını da anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Bu arada, küresel ekonomide girilen yeni döneme paralel olarak, ihracatçılarımızın ihtiyaçlarına doğru hızlı ve tek bir merkezden cevap verebilmek için İGEME, değişen dünya koşullarına ve kurulan yeni yapının ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırıldı ve  bünyesinde “Ülke Masaları” oluşturuldu. Ülke masaları 5 grupla temsil ediliyor. Avrupa Ülkeleri (Almanya, Hollanda, İngiltere, İsveç, Fransa, İtalya, İspanya, Bulgaristan, Romanya, Polonya), Asya Pasifik Ülkeleri (Çin, Hindistan, Japonya, Malezya ve Kafkaslar’da Rusya Federasyonu, Kazakistan ve Gürcistan), Amerika Ülkeleri (ABD, Kanada, Brezilya ve Meksika), Orta Doğu ve Körfez Ülkeleri (Irak, İran, Suriye ve Ürdün ile BAE, Suudi Arabistan ve Katar), Afrika Ülkeleri (Cezayir, Libya, Mısır, Nijerya, Senegal ve Güney Afrika Cumhuriyeti) Görüldüğü üzere, İGEME bünyesinde oluşturulan ülke masalarına esas teşkil edecek ülke ve bölgeler belirlenirken, ülkemiz ihracatının %80’ini oluşturan 20 ülkenin yanısıra Brezilya, Rusya Federasyonu, Hindistan, Çin gibi ülkelerle küresel kriz döneminde ekonomisinde ve dış ticaretinde daralma yaşanmayan ya da nispeten daha az daralma görülen ekonomiler dikkate alındı.</p>
<p><strong>İŞADAMLARIMIZA VİZE KOLAYLIĞI</strong></p>
<p>Türkiye son zamanlarda çevre ülkeler ile vizeleri kaldırarak, bölgesinde etkin hale gelemeye başladı. Bu girişimlerin meyvelerini almaya başladık mı?</p>
<p>Ortadoğu ve Körfez bölgesi, jeostratejik önemi, ticaret merkezlerine yakınlığı, tarihsel miraslarıyla Türk işadamları açısından her zaman önemli bir ticari üs oldu  ve yapılacak yatırımlar açısından çekim merkezi haline geldi. Bu bölgeler ile ülkemiz arasındaki ticaretin artırılması için yeni işbirliği olanaklarının yaratılması kadar, ikili ticaretimizin önündeki engelleri ortadan kaldırmak ve karşılıklı olarak tacirlerimiz ile yatırımcılarımızın önlerini açmak büyük önem arz ediyor. Bu çerçevede, son dönemde yapılan üst düzey resmi ziyaretler sırasında karşılıklı olarak vize muafiyetinin sağlanması veya işadamlarımıza vize kolaylığı gösterilmesi yönünde girişimlerde bulunuluyor. Türkiye olarak, 2009 yılının 2. yarısından bu yana Libya, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Arnavutluk ile vize muafiyetleri sağlanıyor. Aynı sonucun, Suudi Arabistan başta olmak üzere birtakım Körfez ülkeleri ile de alınması hedefleniyor. Son olarak Rusya vizeyi kaldırdı. Söz konusu uygulamalar, aynı coğrafyayı paylaşan dost ve kardeş ülkelerin halklarını yakınlaştırmanın yanı sıra, ikili ticaretimizin önündeki birçok engeli de ortadan kaldırmaya başladı. Bununla birlikte, söz konusu muafiyetlerin henüz yeni uygulanıyor ve anılan ülkelerle aramızdaki gümrük kapılarında hâlihazırda yoğun bir ticari trafiğin yaşanıyor olması da göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu uygulamaların somut sonuçları ve rakamsal yansımaları için bir süre daha beklenmesinin (en azından 2010 yılının ikinci yarısına kadar) gerekli olacağı değerlendiriliyor.</p>
<p><strong>77 ÜLKEDE 115 TİCARET MÜŞAVİRİMİZ BULUNUYOR</strong></p>
<p><strong>Peki yurtdışındaki ticaret müşavirlerimiz konusunda neler söyleyeceksiniz?</strong></p>
<p>Ülke Masalarıyla birlikte bir diğer önemli konu ise, yurtdışındaki ticaret müşavirlerimizdir. Halen 77 ülkede, 100 merkezde 115 ticaret müşavirimiz bulunuyor. Bu sayı kısa sürede 145’e çıkartılacak olup, sayın başbakanımızın talimatlarıyla yakın gelecekte müşavir sayımızın 250’ye çıkartılması için yeni bir çalışma daha başlatılmış bulunuyor. Bütün bunlara ilave olarak “Girdi Tedarik Stratejisi” çalışmalarına başlanmış olup, bu sayede kısa-orta vadede ihracata dönük üretimde daha etkin ve daha düşük maliyetli hammadde/girdi temini açısından izlenecek yol haritasının oluşturulması ve uzun vadede ihracatın ara malı ithalatına bağımlılığını azaltıcı mahiyette politikalar geliştirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>TOBB ve TİM ile kol kolayız&#8230;</p>
<p><strong>İHRACATÇILARIMIZ İÇİN GİRDİ TEDARİK STRATEJİSİ BAŞLATTIK</strong></p>
<p>“İhracata dönük üretim stratejisi oluşturulması kaçınılmaz bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor. Biz de bu amaçla, ihracata dönük bir üretim sistemine geçilebilmesi için tek boşluk “Girdi Tedarik Stratejisi” çalışmasını başlatıyoruz.”</p>
<p><strong>Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 için 500 milyar dolarlık ihracat hedefinden söz ettiniz. Bu hedefe ulaşmak için yapılacak çalışmalardan bahseder misiniz?</strong></p>
<p><img class="alignright size-medium wp-image-2178" title="DEVLET BAKANI ZAFER CAGLAYAN" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/06/CAGLAYAN_1-300x202.jpg" alt="" width="300" height="202" />Bilindiği gibi, Dış Ticaret Müsteşarlığı olarak Türkiye İhracatçılar Meclisi ile birlikte 1 yılı aşkın bir süredir “2023 Stratejisi” çalışmalarını sürdürüyoruz. Hedefimiz 2023 yılına gelindiğinde dünya ihracatından % 1.6 pay almak ve 500 milyar dolar ihracat yapmak. Bu çerçevede, öncelikle mevcut olduğumuz pazarlarda payımızın korunarak arttırılması ve yeni pazarlara girilmesi, bunu yaparken de ihraç edilen ürün yelpazesinin genişletilerek katma değeri yüksek ürünlere ağırlık verilmesi büyük önem taşıyor.  Bu kapsamda, sanayicimizin, tüccarımızın kısacası girişimcilerimizin ihracata yönelmelerini teşvik etmek, pazar etkinliklerini artırmak için az önce de bahsettiğim “Ülke Masaları” sistemine geçiş sağlandı. Hedef ülkeler ile pazarlar çalışmalarımız ve gelecek öngörülerimiz doğrultusunda 33 ülke masası oluşturuldu. Diğer taraftan, sürdürülebilir bir ihracat artışının sağlanabilmesi; küresel eğilimlerle paralel bir şekilde sanayinin gelişmesi ve yüksek teknolojili, katma değeri yüksek üretime yönelik bir yapıya doğru dönüşümün gerçekleştirilmesi ile yakından bağlantılıdır. Bununla birlikte, “ihracata dönük üretim stratejisi” oluşturulması kaçınılmaz bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor. Biz de bu amaçla, ihracata dönük bir üretim sistemine geçilebilmesi için  “Girdi Tedarik Stratejisi” çalışmasını başlatıyoruz. Bu stratejinin, sadece ihracatçılarımızın ihtiyaç duydukları girdileri daha etkin, daha düşük maliyetli temini açısından değil, esasen ara malı ithalatına bağımlı ihracatımızın bu bağımlılığının giderilmesi ve bu şekilde cari açığın azaltılması açısından da ele alınmasında yarar görülüyor. Girdi Tedarik Stratejisi çalışmamızla, ihracat için getirdiğimiz girdilerin hangilerini ülkemizde üretebileceğimizi ya da başka hangi ülkelerden tedarik edebileceğimizi göreceğiz. Bu çalışma kapsamında, sanayi için gerekli kritik girdiler tanımlanacak, kritik girdiler için bir veri tabanı oluşturulacak, tedarik alanında iyi bir iletişim ve işbirliği ağı oluşturulabilecek. Bu çalışmalarda tabii ki, Bakanlığıma bağlı Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın yanı sıra, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Başbakanlık Yatırım Ajansı, TÜBİTAK’la birlikte, TOBB ve TİM başta olmak üzere sivil toplum kuruluşlarımızın da işbirliğine ihtiyaç duyuluyor. Diğer taraftan, önümüzdeki dönemde, ihracatımızın artırılmasında ve pazar yapısının çeşitlendirilmesinde önemli rol oynayan,  genel, sektörel ve bölgesel ticaret heyetleri düzenlenmesine, alım heyeti ile müteahhitlik ve müşavirlik heyetleri organizasyonlarının gerçekleştirilmesine, uluslararası ihtisas fuarlarına milli katılım sağlanmasına hedef ülkelerimiz ve sektörler odaklı bir anlayışla devam edilecek.</p>
<p>Sonuç olarak, Bakanlığıma bağlı Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından, ihracatçılarımızın önünü açma adına pro-aktif çalışmalara devam edilecek, faaliyetlerin planlanmasından faaliyet sonrası değerlendirilmesine kadar ki tüm süreçlerde her zaman olduğu gibi ihracatçılarımızla işbirliği halinde çalışılacak.</p>
<p><strong>218 ÜLKEYE İHRACAT YAPIYORUZ</strong></p>
<p><strong>Göreve geldiğinizden beri kaç ülkeye ziyaret yaptınız? Yeni ihracata başlanan ülkeler oldu mu?</strong></p>
<p>4 Mayıs 2009 – 20 Nisan 2010 tarihleri arasında 34 farklı ülkeye 46 seyahat gerçekleştirildi. Bu zaman zarfında, 277 bin 125 km yol kat edildi. Çin, Suriye, Libya ve Irak’a 3’er kez, Türkmenistan, Almanya, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri’ne 2 kez ziyaret yapıldı. 4 Mayıs 2009 tarihinden itibaren 115 gün yurtdışında geçti. 277 bin 125 km uçuşta uçak hızının ortalama 600 km olduğu düşünüldüğünde 20 gün havada geçmiş demek oluyor. Konuşmamın başında da ifade ettiğim gibi, ülkemiz firmaları her geçen yıl daha fazla pazarda ürünlerini satma başarısını da göstermekte olup, ihraç pazarlarımızdaki çeşitlenme ile birlikte, 2009 yılı itibariyle firmalarımız 218 ülkeye ihracat yapıyor. Bir kez daha belirtmekte fayda var; önemli olan mevcut olduğumuz pazarlarda payımızın korunarak arttırılması, yeni pazarlara girilmesi, bunu yaparken de ihraç edilen ürün yelpazesinin genişletilerek katma değeri yüksek ürünlere ağırlık verilmesi. 2009 yılında etkileri yoğun bir şekilde hissedilen küresel ekonomik krizin ihracatımız üzerindeki olumsuz etkinin hafifletilebilmesi için, potansiyel pazar niteliğindeki ülkelere yönelik ihracatımızda artış sağlanması ve ihraç ürünlerimizin tanıtımı amacıyla Dış Ticaret Müsteşarlığımız koordinasyonuyla, Bakanlığım başkanlığında 4 Mayıs 2009 &#8211; 20 Nisan 2010 döneminde 22 genel ticaret heyeti gerçekleştirildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/ucan-bakan-zafer-caglayan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALMAN EKONOMİSİNDE MİLYARLIK ZARAR</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/turkiye%e2%80%99den-yurt-disina-giden-ogrenci-sayisi-her-yil-artiyor/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/turkiye%e2%80%99den-yurt-disina-giden-ogrenci-sayisi-her-yil-artiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 May 2010 17:18:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekovitrin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=1658</guid>
		<description><![CDATA[Neredeyse 6 gün süren Avrupa’daki uçuş yasağı zaten sıkıntı içinde olan ve yavaş yavaş düzelmeye başlayan Alman ekonomi konjüktürünü epeyce tehdit etti. Uzmanların hesaplarına göre “volkan külü”nün ekonomiye günlük zararı bir milyara yakın Avro oldu.
Uçuş yasağı Almanya’ nın ekonomi büyümesini de aynı şekilde olumsuz etkiledi. Uçuş yasağının  4. gününde Alman Sanayisi Federal Birliği (Bundesverband [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Neredeyse 6 gün süren Avrupa’daki uçuş yasağı zaten sıkıntı içinde olan ve yavaş yavaş düzelmeye başlayan Alman ekonomi konjüktürünü epeyce tehdit etti. Uzmanların hesaplarına göre “volkan külü”nün ekonomiye günlük zararı bir milyara yakın Avro oldu.</p>
<p>Uçuş yasağı Almanya’ nın ekonomi büyümesini de aynı şekilde olumsuz etkiledi. Uçuş yasağının  4. gününde Alman Sanayisi Federal Birliği (Bundesverband der Deutschen Industrie) Başkanı Hans – Peter Keitel: ‘‘Uçuş yasağı krizi tüm Alman Halk Ekonomisini negatif yönde etkilemekte.’’ Sebebi ise gayet açık: Hava yoluyla tüm dünyaya  Alman ihracaatları 40%  gerçekleştirilirken, en az direk olarak 850.000 kişininde işi hava yoluna bağlı.</p>
<p>Bu sebepten dolayı Federal Ekonomi Bakanı Rainer Brüderle sanayi temsilcilerini kriz masası toplantısına davet etti. Alman Sanayi ve Ticaret Odasının (Deutsche Industrie- und Handelskammer)  tahminlerine göre günlük 1 Milyar ciroya mal olmakta. Aynı Oda’nın Halk Ekonomisi Dairesi Müdürü Volker Treier:‘‘ Eğer bu durum böyle devam ettseydi, o zaman faturası çok ağır olacaktı. Hatta gayri safi milli hasılatta bile etkisini hissedebilirdik‘‘.</p>
<p><strong>En büyük zarar hava yollarında</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>En ağır yarayı malum hava yolları ve turizm sanayisi aldı. Avrupa Hava Yolları Birliği (AEA) Başkanı David Henderson DAPD haber ajansına vermiş olduğu demeçte:’’Uçak sirketlerinin zararı günde toplam 150 milyon Avro’ ya tekabul etmekte.  Avrupalı uçak şirketleri yasak süresince hiçbirşey kazanmadı’’, dedi.<br />
Uçak şirketleri kendi tahminlerince 1,7 Milyar Dollar’ lık cirodan oldular. Sadece 17. İle 19 Nisan tarihleri arası ciroları 400 Milyon Dolar çöktü. Ulusları arası uçuşların 29% iptal edilirken 1,2 Milyon yolcu mağdur oldu.</p>
<p>Bu durumda Avrupa Birliği hemen devreye girerek Avrupa’ dakı uçuş yasağından dolayı zarar güren uçak şirketlerine acil devlet yardımları sözü verdi. Almanya’nın en büyük  2 büyük uçak şirketi olan “Lufthansa” ve “AiR Berlin” günlük milyonlara varan zararları oldğunu açıkladı. Bu zarar hatta borsada işlem gören bu iki şirketin hisselerine neredeyse 5% değer kayıp ettirdi.</p>
<p>Lufthansa devlet maddi yardım beklemezken düzenlemelerde kolaylık beklediğini açıkladı.</p>
<p>Aynı şekilde turizm şirketleri de  uçuş yasağından nasibini aldı. Avrupa’nın en büyük turizm şirketi “ TUİ TRAVEL” günlük 6,8 Milyon Avro zarar ettiğini açıkladı.</p>
<p>Avrupa ile ticaret yapan Afrika bile büyük sıkıntılar içinde. Avrupa’ ya büyük çapta çiçek ihraaç eden Kenya Çiçek Sanayii, geçici olarak 5 bin kişi işten çıkarmak zorunda kaldı. Avrupa’ ya yapılan uçak seferlerinin iptali ile 14 Milyon Dolar zarar ederken, 1 milyona yakın birinci sınıf çiçek  telef oldu.</p>
<p><strong>Krizden faydalananlar</strong></p>
<p>Tabikii krizden faydalananlar da oldu. Krizin beşinci gününde Alman Tren Yolları (Deutsche Bahn) uzak mesafeli yolcu sayılarında 30 % olduğunu açıkladı. Uçaklara binemeyen yolcular trenlere akın ettiler.<br />
Sadece trenler değil, aynı şekilde şehirler arası otobüs işletmeleri de talep patlaması yaşadı. Aslında Almanlar normal şartlarda uzun mesafelerde en çok uçak ve treni tercih ederken, bu sefer otobüse yöneldiler. Böylece normal günlere nazaran otobüs işletmeleri neredeyse seferlerini 10 kat arttırdılar. Alman Touring GmbH şirketi için normalde 160 – 200 otobüs çalışırken, kriz döneminde bin 500 kadar otobüs çalıştı.<br />
Oto kiralama şirketleri içinde de krizden faydalananlar oldul. Avrupa’nın büyük oto kiralama şirketleri talep patlaması karşısında şaşkına döndü. Rekor talep artışı cirolarını katlattı.</p>
<p><strong>Kriz Yönetimine ağır eleştiriler</strong></p>
<p>Alman Ulaştırma Bakanı’na ve uçuş yasağı esnasındaki kriz yönetimine ağır eleştiriler yağdı. Ana muhalefet partisi SPD Alman hava sahasını komple kapatan bakana çok ağır eleştirilerde bulundu. Tüm eleştirilere karşılık olarak bakan Ramsauer: ‘‘ Uçuş Yasağı süresince bizim için en önemlisi emniyetti. Kararları bu doğrultuda verdik‘‘.</p>
<p>Avrupa Birliği tüm Avrupa‘ daki kriz yönetimlerini eleştirdi.</p>
<p>“ Eğer ortaklaşa bir hava sahası olsaydı, bu kriz  daha erken çözülebilirdi…” diyen  AB Ulaştırma Komiserliği, en az 10 yıldır gerçekleştirilemeyen ortak hava sahası yönetimi projesinin artık hayata geçirilmesini ümit etmekte.</p>
<p>Hava sahası açılmış olsa bile herşeyin eski düzenini alması hemen gerçekleştirilemiyor. Bunun ise daha haftalar alacağı söyleniyor.</p>
<p>Merkel sıkıntıda – Almanya‘ nın en büyük eyaletinde seçimler var</p>
<p>Nordrhein Westfalen eyalatinde Mayıs’ın ilk haftasında  yapılacak eyalet seçimleri “Mini Genel Seçimler” olarak görülmekte. Yeni federal hükümetin kuruluşundan sonra yapılacak olan ilk eyalet seçimleri Almanya‘ daki federal hükümete karşı olan havayı da lanse etmiş olacak.<br />
Şu anda eyalet hükümetini CDU ile FDP beraber oluştururken, aktüel seçim anketleri ufukta hükümet değişikliğinin olacağı sinyallerini vermekte. Aktüel anketler eyaletteki hükümet partilerinin oyunu toplam  % 43 göstermekte. Muhalefette olan SPD ve Yeşiller‘ den oluşacak olan koalisyon ise % 44’lerde bulunmakta. 1,8 Milyon Türk‘ ün yaşadığı eyalette (Toplam eyalet nüfusu 16,7 Milyon) Türkler 400 binden fazla oya sahipler. En az 230 kişilik parlamentoya çok az Türk asıllı milletvekilleri adayları bulunmakta. Aday olanların da birçoğunun  bölgelerinde seçilemeyeceği belli.</p>
<p>2 meclisden oluşan Alman parlamentosunun birisi eyalet temsilcilerinden oluşmakta. Parlamentonun da almış olduğu birçok karar eyalet temsilcileri meclisinden geçmek zorunluluğunda. 2 mecliste de çoğunluğu elinde bulunduran Merkel hükümeti, Nordrhein Westfalen‘ deki seçimleri   kaybederse, CDU-FDP koalisyonunu sıkıntılı günler beklemekte. 2 meclisdeki CDU-FDP coğunluğunu yıkmak için SPD ve Yeşiller şimdiden koalisyon ortakları gibi seçim kampanyalarını beraber yürütmekte. Yabancılara çifte vatandaşlık ve yerel seçim hakkı vermek isteyen SPD ve Yeşiller göçmenlerin ve bilhassa Türklerin oylarına talip. 09.05.2010 tarihi Almanya için tarihi bir gün olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/turkiye%e2%80%99den-yurt-disina-giden-ogrenci-sayisi-her-yil-artiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HORLAMADAN NASIL KURTULURSUNUZ? OPR.DR. FAHRİ YILDIZ AÇIKLIYOR &#8230;</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/yaptirdigi-okullarin-cephesine-%e2%80%9ccehalet-ve-rusvet-tum-kotuluklerin-anasidir%e2%80%9d-diye-yazdirdi/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/yaptirdigi-okullarin-cephesine-%e2%80%9ccehalet-ve-rusvet-tum-kotuluklerin-anasidir%e2%80%9d-diye-yazdirdi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 May 2010 15:13:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kemal Önder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dosyalar]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=1602</guid>
		<description><![CDATA[KBB uzmanı Türk doktoru Fahri Yıldız, Alman Mühendis Grubu ile birlikte, horlama ve uyku apnesi üzerine yeni bir tedavi yöntemi geliştirdi. Radyofrekans yöntemi ile horlama tedavisini gerçekleştiren Dr. Yıldız’ın bu tedavi yöntemi, dünyaca ünlü Alman Der Spiegel dergisine de konu oldu.
Horlama 20 yüzyıl öncesinde doktorlar arasında bile espri konusuydu. Bu konunun Almanya’da ilk kitabını yazan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/FARUK_YILDIZ_2.21.jpg" rel="shadowbox[post-1602];player=img;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1678" title="FARUK_YILDIZ_2.2" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/FARUK_YILDIZ_2.21-300x258.jpg" alt="" width="300" height="258" /></a>KBB uzmanı Türk doktoru Fahri Yıldız, Alman Mühendis Grubu ile birlikte, horlama ve uyku apnesi üzerine yeni bir tedavi yöntemi geliştirdi. Radyofrekans yöntemi ile horlama tedavisini gerçekleştiren Dr. Yıldız’ın bu tedavi yöntemi, dünyaca ünlü Alman Der Spiegel dergisine de konu oldu.</p>
<p>Horlama 20 yüzyıl öncesinde doktorlar arasında bile espri konusuydu. Bu konunun Almanya’da ilk kitabını yazan dünyaca ünlü KBB uzmanı Prof. Dr. Wolfgang Pirsig’in  yanında bir Türk doktor yetişti: Dr. Fahri Yıldız… Alman mühendis grubuyla birlikte, horlama ve uyku apnesi üzerine yeni bir tedavi yöntemi  geliştiren KBB Uzmanı Opr. Dr. Fahri Yıldız; hastalara uyku kalitesi getiriyor. istanbul’a organize ettiği sempozyum için gelen ünlü KBB Uzmanı Opr. Dr. Fahri Yıldız’dan horlama, uyku apnesi ve tedavileri üzerine bilgiler aldık. Opr. Dr. Yıldız, “Horlama”nın son 20 yılda tıpta  en ciddiye alınan, teşhisleri ve tedavilerinde çok büyük çalışmalar yapılan bir rahatsızlık olduğunu belirtti.</p>
<p>Dr. Yıldız bu rahatsızlığın oksijensiz kalmaya, kalp yetmezliğine, felçlere, yüksek tansiyona ve birçok trafik kazalarına  kadar çok ciddi problemler yarattığını söyledi.</p>
<p>Opr. Dr. Fahri Yıldız; teşhisin son derece önemli olduğunu ve KBB uzmanlarının, Kardiyoloji, Nöroloji, Pediyatri ve Akciğer hastalıkları gibi diğer branşlarla birlikte çalışması  gerektiğine işaret etti.</p>
<p>Tedavide, eğer uyku apnesi çok ağır şiddette değilse ve “CPAP Maskesi”ni de gerektirmiyorsa hem konvansiyonel, hem de radyofrekans yöntemini kullanmak gerektiğini ve kombine bir tedavi uygulandığında daha başarılı olunacağını önemle vurguladı.</p>
<p><strong><em>HORLAMANIN TEDAVİSİ</em></strong></p>
<p>Horlamanın çok ciddi bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çeken Kulak Burun Boğaz (KBB) ve Anestezi Uzmanı Operatör Dr. Fahri Yıldız, bu rahatsızlığın uykuda oksijensiz kalmaya, yüksek tansiyona, kalp yetmezliğine, felçlere, gündüzleri yorgunluk ve konsantrasyon bozukluklarına, vücut fonksiyonlarında genelde bir azalmaya ve özellikle uzun yolda trafik kazalarına kadar birçok ciddi probleme yol açtığını söylüyor. Hastalar kadar doktorların da bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>
<p>Horlama ve uyku apnesi konusunda yaptığı araştırmalar ve verdiği konferanslar ve ameliyat kurslarıyla uluslararası üne sahip olan Yıldız, aynı zamanda burun ve sinüs cerrahisi ve profesyonel ses rahatsızlıkları konusunda da Almanya&#8217;nın tanınmış uzmanları arasında yer alıyor. KBB Uzmanı Dr. Fahri Yıldız ile horlama, uyku apnesi ve tedavileri üzerine görüştük. Dr.Yıldız bu rahatsızlıkları ve çözümlerini Ekovitrin’e şöyle anlattı:</p>
<ul>
<li><em><strong>Sayın Yıldız horlama bir hastalık mıdır ve sebebi nedir?</strong></em></li>
</ul>
<p>Evet!.. Horlama bir hastalıktır ve  en önemli nedeni de aşırı kilodur. Kilo yaş ilerledikçe  arttığı gibi, erkeklerde kadınlara göre hem daha fazla hem daha genç yaşlarda görülüyor. Geç akşam yemeği, yemek ve alkol gibi etkenler de adaleleri gevşettiği için, horlama ve uyku apnesini tetikliyor. Uyku sırasında yumuşak damak, küçük dil, boğazı kaplayan mukoza ve dilimiz tamamen tonusunu kaybedip geriye düşerek solunum yolunu kapayabiliyor. Böylece çok daralan üst solunum yolundan geçmek zorunda kalan nefesimiz, aşırı ses çıkarmakta ve bazen bir dakika kadar kesilebilmektedir.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/FARUK_YILDIZ_31.jpg" rel="shadowbox[post-1602];player=img;"><img class="size-medium wp-image-1676 alignright" title="FARUK_YILDIZ_3" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/FARUK_YILDIZ_31-300x200.jpg" alt="" width="322" height="214" /></a>Bu rahatsızlığın aşırı stresli insanlarda, aşırı derecede kahve ve sigara içenlerde daha çok görüldüğü ispatlanmış bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li><em><strong>Bunda yaş durumu bir rol oynuyor mu?</strong></em></li>
</ul>
<p>Horlama, erkeklerde genellikle 35-40, kadınlarda ise 50 yaşından sonra daha sık görülüyor. Kadınlarda daha ileri yaşlarda görülmesi ise  menopozdan sonra onları o güne kadar koruyan, dokularını ve ciltlerini dinç tutan hormonların azalmasından kaynaklanıyor. Bu konuda ameliyat ettiğimiz kadınların büyük çoğunluğu 50 yaş üzerinde olup, aşırı kiloluydular.</p>
<ul>
<li><em><strong>Horlama ve uyku apnesinin belirtileri nedir?</strong></em></li>
</ul>
<p>Horlama sesi, hastanın eşini ya da evde yaşayan diğer aile fertlerini rahatsız etmiyorsa, o zaman pek önemli değildir. Ancak hasta horlamayla birlikte  uyku apnesi dediğimiz, uykuda nefes kesilmeleri gösteriyorsa, hiç vakit geçirmeden  gereken tedavinin kesinlikle yapılması gerekir. Nefes kesilmeleri, yanında uyuyan kişi tarafından tespit edilmişse, hasta gece panik atak gibi aniden uyanıyor ve sanki boğuluyormuş gibi rüyalar görüyorsa, nabzı çok hızlı atıyor ve nefessiz kalıyorsa, bunlar uyku apnesinin belirtileridir. Buna ilave olarak sabahları uzun uyumuş olsa bile  yorgun argın kalkıyorsa, öğleden sonraları  yorgun düşüp gözleri kapanıyorsa, işyerinde konsantrasyon düşüklüğü yaşıyorsa, seks gücünde azalmalar hissediyorsa bunlar uyku apne sendromunun en tipik belirtileridir. Uyku apnesi olan hastaların, özellikle uzun yolda 5-6 kez daha fazla trafik kazasına neden oldukları tespit edilmiştir.</p>
<ul>
<li><em><strong>Bu rahatsızlıklar kimlerde daha sık görülüyor?</strong></em></li>
</ul>
<p>Belirttiğimiz gibi genellikle aşırı kilolu, kısa boylu-tıknaz, boynu kısa ve   geniş piknik tiplerde, alt çenesi küçük ve sürekli burun tıkanıklığı yaşayan insanlarda bu rahatsızlığa daha sık rastlanıyor.</p>
<ul>
<li><em><strong>Türklerde horlama ve uyku apnesi sık yaşanıyor mu?</strong></em></li>
</ul>
<p>Bu konuda bilimsel istatistikleri tam bilmemekle beraber sanırım bu soruya evet cevabı verebiliriz. Çünkü bu rahatsızlığın özellikle aşırı kilolu, az spor yapan, akşam yemeğini geç yiyen kısa boylu Akdeniz insanında daha sıklıkla görüldüğünü söyleyebiliriz.</p>
<ul>
<li><em><strong>Horlama ve uyku apnesi hangi anatomik durumlarda oluşur? </strong></em></li>
</ul>
<p>Horlama ve uyku apnesi burundan gırtlağa kadar olan, üst solunum yolu dediğimiz bölgedeki darlıklardan kaynaklanır. Burunda eğrilikler, alerjik ve iltihabi burun etleri şişmesi, burunda polip oluşması,  müzmin sinüzit olması, büyük geniz etleri ve özellikle büyük bademcikler, yumuşak damağın kalın ve sarkık olması, küçük dilin uzun olması, alt çenenin küçük olması, dilin ağız anatomisine kıyasla büyük olması ve aşırı kiloya bağlı boğazın aşırı yağ dokusundan ötürü daralması gibi pek çok sebebe dayanır.</p>
<ul>
<li><em><strong>Peki uyku apnesi nasıl teşhis ediliyor?</strong></em></li>
</ul>
<p>Bu konuda en kesin teşhis Uyku Laboratuarı muayenesiyle konmaktadır. Günümüzde artık evinizde kendi alıştığınız yatağınızda da uygulanebilen, kullanımı çok pratik aletler gittikçe daha fazla kullanılmaktadır. Bu aletlerle gece yatış pozisyonunuz, nefes ve kalp ritminizş nefes kesilme süreleri, horlama sesinin şiddeti, kandaki oksijen oranı ve hatta uyuyup uyumadığınızı saniye saniye kaydederek bulgulandırabiliyoruz.  Bu arada komplike vakalarda uyku endoskopisi uygulamak gerekebilir. Hasta klinikte özel ilaçlarla uyutularak kameraya bağlı ince fiberoptik endoskoplarla uyku ve horlama esnasında muayene edilir, horlamaya ve nefes kesilmesine neden olan bölge tesbit edilebilir. Bu da tedavinin belirlenmesinde çok etkili bir teşhis yöntemidir. Ancak bunun uzman  ellerde yapılması gerekir.</p>
<ul>
<li><em><strong>Horlamanın tedavi yöntemleri nedir?</strong></em></li>
</ul>
<p>Burun, geniz eti, alerji, sinüzit, bademcik ve yumuşak damakla ilgili problemlerden kaynaklanan rahatsızlıkların tedavi yöntemleri kolay olup, günümüzde uygulanan modern yöntemlerle başarılı sonuçlar vermektedir. Ancak dil kökü, Epigotis dediğimiz  gırtlak kapağı ve boğazın yan duvarlarına gelince orada biraz zorlanıyoruz. Dil, kas dokusundan oluşan ve konuşma ve yutma gibi önemli fonksiyonları olan bir organdır. Dil cerrahisinde çok dikkatli olmak gerekir. Bu konuda son yıllarda yeni bir yöntem geliştirildi. Radyofrekans yöntemi dediğimiz, dokuyu ortalama 80 dereceye kadar ısıtarak büzüp sertleştiren, birçok hastada genel anesteziye bile gerek kalmadan uygulanabilen, daha az doku zedeleyen ve acısız bir yöntem. Bu yöntemle hem burun etlerini, yumuşak damak adelesini, büyük bademcikleri, hem de aşırı büyük dilkökü adelesini tehlikesiz bir şekilde büzüp sertleştiriyor ve küçültebiliyoruz. Bazı vakalarda aşırı damak ve küçük dil kısaltılması gibi cerrahi yöntemlerle kombine edilebiliyor. Bu arada alt çenesi küçük, dili iri olan, gece ağzı açık olarak horlayan ve sıklıkla nefesi de kesilen hastalarda özel diş protezleri uygulamaktayız. Bu protezler gece yatarken ağza takılıp, alt çeneyi 5 mm. kadar öne çekerek nefes yolunu genişletmekte ve böylece uyurken nefes almayı kolaylaştırmaktadır.</p>
<ul>
<li><em><strong><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/FARUK_YILDIZ_13.jpg" rel="shadowbox[post-1602];player=img;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1680" title="FARUK_YILDIZ_1" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/FARUK_YILDIZ_13-300x300.jpg" alt="" width="279" height="279" /></a>Horlama tamamen tedavi edilebiliyor mu?</strong></em></li>
</ul>
<p>Tabii ki horlama tamamen tedavi edilmesi çok güç bir hastalıktır. Çünkü nedenleri çok olabiliyor. Bunun çok iyi teşhis edilmesi gerekiyor. Komplike ve tedavisinde çok dikkatli olunması gereken önemli anatomik yapıların neden olduğu bir rahatsızlık. Problem sadece burundan kaynaklanıyorsa tecrübeli bir elde her burun açılır. Ama sorun sadece burundan kaynaklanmıyor. Burunu tedavi ediyorsunuz bu sefer damağı ya da bademciği büzmeniz ya da almanız ve damağı, küçük dili kısaltmanız gerekiyor. Bazen dil köküne uygulamalar yapmanız gerekebiliyor. Buna rağmen sonuç alınamadığı oluyor. Bu nedenle bir horlama uzmanı olarak hastama hiçbir zaman “Horlamanızı yüzde yüz keseceğim” diye söz veremem.</p>
<ul>
<li><em><strong>Uyku apnesinde en son çare olarak kullanılan maskeden bahseder misiniz?</strong></em></li>
</ul>
<p>Uyku apnesi dediğimiz, nefesin aşırı ve uzun süre kesildiği sağlık açısından ciddi durumlarda hastaları kurtarmak için cerrahi, minimal invaziv radyofrekans yöntemleri ve dişlere takılan çene protezleri gibi konservatif yöntemlere rağmen yetersiz kalınan vakalar oluyor. Bu hastalara “CPAP Maskesi” dediğimiz buruna takılan, yatağın kenarında belli bir basınçla çalışan kompresöre çok hafif bir hortumla bağlı bir maske takıyoruz. Hasta her gece o kompresörle verilen normal oda havasıyla solunum yolu açık tutularak nefes kesilmesi olmadan uyuyabiliyor. Alışıldığında çok başarılı bir yöntem ve ancak ömrün sonuna kadar da her gece kullanılması gereken, “hayat kurtaran bir yöntem”. Zor alışılmasına rağmen sağlığını düşünen, gerekliliğine inanan ve doktoru tarafından iyi hazırlanmış milyonlarca hasta günümüzde ancak bu aletle sağlıklı bir şekilde uyuyabiliyor.</p>
<ul>
<li><em><strong>İnsanlar bu rahatsızlığın ciddiyeti konusunda ne kadar bilinçli?</strong></em></li>
</ul>
<p>Öncelikle hastalar kadar doktorların da bilinçlendirilmesi lazım. Konunun ciddiyetini henüz bilmeyen o kadar çok doktor arkadaş var ki. Özellikle tıp fakültelerinde horlama konusu kesinlikle işlenmesi gereken bir konu. Bu tür hastalıklar birçok branşı ilgilendirdiği için öksüz kalıyor. Burun denilince KBB Bölümü bu konuyu işliyor. Ancak horlama denilince hem akciğer doktorunun, hem nörologun, hem çocuk doktorunun ve hem de KBB uzmanının ortak konusu olduğu için öksüz kalıyor. Bu kesinlikle her branşın özellikle de KBB&#8217;nin işlemesi gereken ve sözü geçen diğer branşların  birlikte çalışmasını gerektiren önemli bir rahatsızlık. Sadece hastalara değil, hem doktor arkadaşlara hem de tıp öğrencilerine daha üniversite döneminde  konunun ciddiyetini anlatmak gerekir. Tabii özellikle bu konuda uzman merkezlere de çok ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/yaptirdigi-okullarin-cephesine-%e2%80%9ccehalet-ve-rusvet-tum-kotuluklerin-anasidir%e2%80%9d-diye-yazdirdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÜSKÜDAR BELEDİYESİ TÜRKİYE BİRİNCİSİ</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/uskudar-belediyesi-turkiye-birincisi/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/uskudar-belediyesi-turkiye-birincisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 20:17:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekovitrin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dosyalar]]></category>
		<category><![CDATA[Manşetler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=1406</guid>
		<description><![CDATA[Üsküdar Belediyesi, Toplumsal Gelişim Merkezi (TOGEM) çalışma ve projeleriyle sosyal belediyecilik alanında Türkiye birincisi oldu. AK Parti Yerel Yönetimler Başkanlığınca düzenlenen yarışmaya 150 proje katıldı. Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara: “TOGEM çalışmalayırla toplumumuzdaki yardım duygusunu tetikledik.”Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara  Ekovitrin Genel Yayın Yönetmeni  Bilal Koçak’ın sorularını cevaplandırdı.
İstanbul’un 600 bin nüfuslu tarihi ilçesi Üsküdar’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1410" title="MUSTAFA_KARA_1.1" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/MUSTAFA_KARA_1.1-300x256.jpg" alt="" width="300" height="256" /><em><strong>Üsküdar Belediyesi, Toplumsal Gelişim Merkezi (TOGEM) </strong></em><em><strong>çalışma ve projeleriyle sosyal belediyecilik alanında Türkiye birincisi oldu. AK Parti Yerel Yönetimler Başkanlığınca düzenlenen yarışmaya 150 proje katıldı. Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara: </strong></em><em><strong>“</strong><strong>TOGEM çalışmalayırla toplumumuzdaki yardım duygusunu tetikledik.”</strong><strong>Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara  Ekovitrin Genel Yayın Yönetmeni  Bilal Koçak’ın sorularını cevaplandırdı.</strong></em></p>
<p>İstanbul’un 600 bin nüfuslu tarihi ilçesi Üsküdar’ın genç ve başarılı Belediye Başkanı Mustafa Kara, henüz birinci yılını doldurduğu başkanlık döneminde “Sosyal Belediyecilikte Türkiye Birinciliği”ni kazanarak zirveye çıktı.Başkan Kara ile makamında Üsküdar Belediyesi’ne Türkiye Birinciliği&#8217;ni kazandıran “Sosyal Belediyecilik Projesini” konuştuk.<em><strong><img class="alignright size-medium  wp-image-1414" title="MUSTAFA_KARA_7" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/MUSTAFA_KARA_7-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></strong></em></p>
<p><em><strong>Sizi Türkiye birinciliğine götüren projeden bahseder misiniz?</strong></em></p>
<p>Üsküdar’ın kendine has özellikleri var. Kendine has dinamikleri var. Mutlaka bütün Türkiye’deki ilçeler de önemli ama Üsküdar’ın tarihinden gelen, bugün üzerinde halen yaşayan birçok aydınıyla, bilim adamlarıyla, devlet adamlarıyla kendine has bir iklimi var, yapısı var. Biz de bu iklime uygun projeler geliştiriyoruz. Üsküdar Belediyesi’nin yapmış olduğu faaliyetleri eminim ki birçok belediyeci arkadaş da yapıyordur. Bu projelerin en büyük artı değeri sadece belediyenin kendi bütçelerinin değil, hayırsever insanlarımızın bağışlarının da sosyal projelere yönlendirilmesidir. Sosyal belediyecilik anlamında ilçe belediyeleri arasında Türkiye birincisi olduk.</p>
<p><em><strong>TOGEM ile birlikte yürüttüğünüz ve Üsküdar Belediyesi’ne “Türkiye Birinciliği” getiren çalışmaların </strong></em><em><strong>temelini eğitim projeleri mi oluşturuyor?</strong></em></p>
<p>Sosyal belediyecilik alanındaki TOGEM projemizde aile içi eğitim, okul öncesi eğitim var. En iddialı bulunduğumuz kısım bu. Bir diğeri de meslek sahibi olmayan insanlarımıza kurslar düzenliyoruz. Özellikle çocuk bakıcılığı, ev yardımcı hizmetleri alanında da projeler geliştiriyoruz.  Ben birazcık öyküsünden bahsedeyim… 2005 yılında Allah rahmet eylesin o zamanki başkanımız Mehmet Çakır ile birlikte kurduğumuz çok mütevazı başlayan bir olay. &#8220;Eski eşyalarınızı getirin, sizin ikinci eliniz, bizim birinci elimiz olsun&#8221; diyerek işe başladık. O günlerde belediye meclis üyeliğini birlikte yaptığımız Saadet Gülbaran Hanımefendi de TOGEM&#8217;in başkanlığını yaptı. Bizler de projeyi o gün Üsküdar heyeti olarak destekledik. Sonrasında proje serpildi, kendi kendine gelişmeye başladı. Bu bereketle birlikte iş adamlarımız tamamen hiç kullanılmamış giysileri bağışlamaya başladılar. Daha sonra baktık ki; bir okul öncesi eğitim problemi var. Üsküdar’da var. Diğer ilçelerde var. Anadolu’da var… Kullanılmayan belediye otobüslerimizi İETT’den aldık ve onların içini restore edip “Gezici Anaokulu” projesini başlattık. Daha sonra gezici anaokullarımız kalıcı olmaya başladı. Bu kalıcı anaokulları yine hayırsever insanlarımızın bağışlarıyla inşa edildi. Bu okullarda iki veya üç sınıf, mutfak ve salon bulunuyor. İlk kalıcı anaokulunu Üsküdar’da inşa ettik. Bunu İstanbul’un Sultanbeyli, Pendik ilçeleri takip etti. Şimdi de Çekmeköy’e yapıyoruz. Daha sonra Iğdır, Adıyaman, Siirt, Mardin ve Osmaniye gibi illerimize bu projeyi yaymaya başladık.</p>
<p><strong>YARDIMSEVERLİK DUYGUSUNU TETİKLEDİK</strong></p>
<p><em><strong>İnsanlarımızın içinde var olan yardımseverlik duygusunu siz bu projelerle harekete geçirdiniz, öyle mi?</strong></em><em><strong><img class="size-medium wp-image-1417 alignleft" title="MUSTAFA_KARA_3" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/MUSTAFA_KARA_3-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></strong></em></p>
<p>Evet doğrudur. Bu duyguyu bir nevi tetiklemiş olduk. Mardin’e yaparken çok doğal olarak  gelişti. Mardinli bir işadamımız İstanbul’da görünce bu projeyi desteklediğini söyledi ve memleketine yapabileceğini vurguladı. Biz de bunu organize ettik ve gerçekleştirdik. Keza; Iğdır’da öyle. Adıyaman’da,  Adıyaman TOGEM  olarak kuruldu. Bizim buradaki sistemimizin aynısını orada kurduk. Bunu götürüp de milli eğitime devrettiğimizde, hele hele bunun bir okulun bahçesinde olduğunda, orası bir güvenliği olan, aynı bahçe duvarı içinde eğitim birliği olan bir yer haline geliyor. Daha sonra bakımıyla ilgili endişeniz olmuyor. Tabii TOGEM’in diğer faaliyetlerini düşündüğümüzde bizim burada 3 bin metrekarelik bir lojistik merkezimiz var. İçerisinde, diyelim ki aynı anda üç kamyon ürün geldiğinde stoklayabileceğimiz yerimiz olan, kendi içinden bir sistem. Mesela; çeşitli üyelerimiz var… İşte onların adına etiketlediğimiz barkot sistemiyle optik okuyucuya ayırt ettiğimiz bir poşeti hazırladığımızda çok rahat… Aynı anda bin kişiye yardım paketleri hazırlayabiliyoruz. Onların ölçülerine göre, kişisel isteklerine göre bilgisayardan aldığımız bir çıktıyla, bunları TOGEM adı altında birleştirince ortaya bir marka çıktı.</p>
<p><strong>EMİNE ERDOĞAN’IN DESTEĞİ BİZE CESARET VERİYOR</strong></p>
<p><em><strong>“Başbakanımızın saygıdeğer eşleri Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi çok ciddi destekler veriyor. </strong></em><em><strong>Törenlerimize katılıyor. Ayrıca yardımsever vatandaşlarımızı bize </strong></em><em><strong>gönderiyor, TOGEM’in projelerini onlara anlatıyor. Bu da bize cesaret veriyor.” n TOGEM markası sizi birinciliğe götürdü, nasıl oldu bu?</strong></em></p>
<p>Şimdi bizim kendi belediye başkanlarımız arasında, <em><strong><img class="alignright size-medium  wp-image-1431" title="MUSTAFA_KARA_4" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/MUSTAFA_KARA_4-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></strong></em>başbakanlığımız bir talep topladı. ‘Sosyal belediyecilik’… Konu buydu. Bir çok belediyemiz farklı konularda faaliyetler gerçekleştiriyorlar. İşte bunlar  bizden projeler istediler. Biz de projelerimizi sunduk. Daha sonra örneğin Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ise; orada madde bağımlısı çocuklarla ilgili yaptığı projede Büyükşehir Belediyesi birinci oldu. Yaklaşık 8-9 kategori vardı farklı alanlarda. Yaklaşık 150 proje vardı. Yani bu şekilde çeşitli kategoriler oldu ama hep sosyal belediyecilik ödülleri vardı. Bizim projemiz zaten devam eden bir projeydi. TOGEM projesi… Yani  Toplumsal Gelişim Merkezi. Yarışmaya girme şartları zaten gerçekleşen projeleri kapsıyordu. Bizim projemizi girerken de hem biraz duyulsun hem de başka belediyelerimizi tetiklesin istedik. Bu anlamda Anadolu’dan gelen, bizimle irtibat halinde olan birçok  belediye vardı. Bu projede bize başından beri destek veren Başbakanımızın saygıdeğer eşleri Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi çok ciddi destekler veriyor. Törenlerimize katılıyor. Ayrıca yardımsever vatandaşlarımızı bize gönderiyor, TOGEM’in projelerini onlara anlatıyor. Bu da bize cesaret veriyor. Emine Erdoğan, TOGEM’in kurucuları arasında değil ama, maddi &#8211; manevi desteği var.</p>
<p><strong>PROJEMİZ BAŞBAKANIMIZIN DA MUTLULUĞU</strong></p>
<p><em><strong>Birincilik ödülünüzü Başbakanın elinden almak nasıl bir duygu?</strong></em></p>
<p>Ödülümüzü Sayın Başbakanımızın elinden aldmak bizim için gurur vericiydi. Yarışmaya katılırken projemizin kendi kategorisinde birinci olacağına inanıyordum ama, bizim için sürpriz de oldu. Çok başarılı projeler vardı. Başbakanımız bizim projemize sahip çıktı. Kendileri bildiği bir projenin de derece almış olması Sayın Başbakanımızın da yakinen bildiği TOGEM Projesi&#8217;nin birincilik alması sayın Başbakanımızı da mutlu etti. Bunu gözlerinde hissettim. Çok hoşuna gitti. Ödülü Sayın Başbakanımızın elinden almak üzere birazcık hızlı koşayım derken heyecanlandım ama, güzel bir duygu doğrusu…</p>
<p><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-1435" title="MUSTAFA_KARA_5" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/MUSTAFA_KARA_5-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" />ANADOLU EĞiTiMDE ÇOK ARZULU VE KARARLI</strong></p>
<p>“Bazen bir köy okuluna gidiyoruz. İnsanlarda müthiş bir sahip çıkma duygusu var. Özellikle Anadolu, eğitimde çok arzulu ve kararlı&#8230; Yeter ki eğitime dönük bir kişi onlara kucak açsın. Buna çok seviniyorlar.”</p>
<p><em><strong>Siz TOGEM’le birlikte bir çok yer giderek bir eğitim gönüllüsü gibi çalışmalarda bulundunuz. Neydi bu çalışmalar? Bu çalışmaları yaparken nasıl bir fotoğraf gözlemlediniz. Nelerden etkilendiniz?</strong></em></p>
<p>Öncelikle şunu ifade edeyim… Başta TOGEM Başkanımız Saadet Gülbaran  hanımefendi olmak üzere,  beraberindeki ekibimiz bağımsız bir yapı oluşturduk. Bir yandan bizim belediyecilik faaliyetlerimiz devam ederken, günü birlik işlerimizi de sürdürdük.Ayrıca arkadaşlarımız şu anda yeni proje üzerinde çalışıyorlar. Yeni kuracakları okulun finansmanını, bağışçısını buluyorlar.  Bir kere; bu bir ekip çalışması&#8230; Bir ile gittiğimizde, ilin valisini, milli eğitimin müdürünü, belediye başkanını arıyoruz. Bazen bir köy okuluna gidiyoruz. İnsanlarda müthiş bir sahip çıkma duygusu var. Özellikle Anadolu, eğitimde çok arzulu ve kararlı&#8230; Yeter ki eğitime dönük bir kişi onlara kucak açsın. Buna çok seviniyorlar. Misafirperverlikleri, çocukların gözlerindeki o sevinç, insanı heyecanlandırıyor. İnanın bence en mutlu an işte o andır. Okullarına özenle bakmaları, o çocuk programları adeta orada gerçekleşiyor. Bu anlamda milli eğitim de bize destek veriyor. Son programımızın adını da “Bir Dilek Tut” koyduk. Her yıl bir slogan geliştiriyoruz. Geçtiğimiz yıl “Bu Şehrin Bir Kalbi Var” sloganıyla başlamıştık. Sonra “Bir Dilek Tut” ile sonlandı. Bu insanları heyecanlandırıyor. Çocuklar bize mektuplar yazmaya başladılar. Onu bir dilek ağacına benzetip sahneye astık.</p>
<p><em><strong>Siz bu proje kapsamında bir çok ile gittiniz. Çocukların gözlerinde o ışıl ışıl bakışları hissediyorsunuz. Hatırladığınız özel bir anekdot var mı bu konuyla ilgili?</strong></em></p>
<p>Evet bunu Adıyaman’da bir köy okulunda yaşadık. Bizim bazen ilgili midir, ilgisiz midir? diye bakıyorsunuz ama Üsküdar Belediyesi diye konuşulmuş… Üsküdar Belediyesi’nin hemen internet sitesine girip TOGEM’i öğrenmişler. Onlara geldiğimizde, iletişim çağı, Adıyaman’a geldiğimizde çocuklar TOGEM’in neler yaptığını, bir başka okulda olan bir şeyin onların okullarında da olacak mı? soruları bizleri şaşırttı. Her okulun kendine has bir planı oluyor. Arsasına göre bir proje geliştirdiğimizde, o bizi çok şaşırtmıştı. Çocukların bu kadar detaycı olması, olayı takip etmesi, başka yerlerdeki yaptığımız şeyleri görmeleri, bana en enteresan o gelmişti. Bizden daha iyi biliyorlar. Mesela bir şey daha  anlatayım size…Aynı sınıfın içinde, biliyorsunuz köy okullarında maalesef 5 tane birinci sınıf, 4 tane ikinci sınıf öğrencisi, bir sobanın etrafında bir U yapılmış, bir öğretmen, yardımcısı var ve eğitim yapıyorlar. Şimdi bunu şehirlerde kimseye anlatmak mümkün değil. Biz burada 50 kişilik sınıflardan şikayet ediyoruz. Ama orada bir öğretmen bir sınıfta birinci sınıf, ikinci sınıf, üçüncü sınıflarla birlikte eğitim görüyorlar bir sobanın etrafında. İnsan gerçekten çok etkileniyor.</p>
<p><em><strong>Bu gönüllülük ruhunu bir toplumsal hareket haline getirmek gerekiyor. Her şeyi devletten beklememek gerekiyor değil mi?</strong></em></p>
<p>İşadamlarımızw ve yerel yöneticiler el ele vermeli. Bir de yardım duygusunu tetiklediğiniz  zaman hiç beklemediğiniz kişiler sizlere bağışlar yapıyorlar. Bu da çok güzel bir şey. İnsanımız güven duyduğu an doğru insanları bulduğu an mutlaka çorbada tuzu olsun istiyor. Çok mütevazı başlıyor ve bir bakıyorsunuz rakamlara, çığ gibi büyüyor. Bunu tetikleme anlamında çok güzel bir hareket.</p>
<p><em><strong>Bağlarbaşı’ndaki merkezinizde güzel bir tören yapıldı. Başbakanımızın eşi de oradaydı. “Okulun İçin Bir Dilek Tut” kampanyasını  siz TOGEM’le  birlikte başlattınız. Bu kampanya çerçevesinde neler gerçekleştiriliyor? İzah eder misiniz?</strong></em></p>
<p>Şimdi o “Bir Dilek Tut” temasındaki maksat şuydu; bize Türkiye’nin çeşitli yerlerinden mektuplar geliyor. “Bize de bir anaokulu yaptırır mısınız?” diye. Beraberinde yine “Sınıfımızda şu eksikler var.”, “Şu ihtiyaçlarımız var…” gibi çocuklar kendi el yazılarıyla mektuplar yazmışlar. Biz bunların tamamını biriktirdik ve Nisan ayının 17’sinde yaptığımız o toplantıda, o mektupları tek tek açtık. Bağışçılarımız o zarfları açtığında karşılaştıkları, mesela:  Edirne Malkara’da bir roman ailesinin çocuğu… Mesela, Emine Erdoğan hanımefendinin bizzat kendi gayretiyle kendi şahsi parasıyla yapacağı dilekleri yerine getirecekler. Beraberinde orada bulunan işadamları zarflar aldılar ve kime ne çıktıysa artık kısmetine&#8230; Çok ciddi bir bağışçı grubunu tetikledi bu anlamlı kampanya. Ünlü iş adamlarımızdan Ali Ağaoğlu bu kampanyaya 1 milyon lira bağışladı. Çok heyecanlandık. Daha önce böyle bir projenin varlığından haberi yokmuş. Biz bu projeyi yayarsak ve olayı bir çok kişiye anlatırsak eğer, bugün yaklaşık yüzde 30’larda olan  okul öncesi eğitim,  daha da artacak inşallah.</p>
<p><strong>SPORA VE EĞiTiME ÖNEM VERİYORUZ<img class="alignright size-medium wp-image-1437" title="MUSTAFA_KARA_10" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/MUSTAFA_KARA_10-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></strong></p>
<p>“Bayanlar hentbol takımımız Türkiye şampiyonu oldu. Atletizmde Avrupa şampiyonu çıkardık. Üsküdar’da 128 okul, 110 bin öğrenci var. Okullarımızın teknik ihtiyaçlarını karşılıyor, bahçe düzenlemelerini yapıyoruz.”</p>
<p><em><strong>Belediye olarak, bölgenizdeki okullara nasıl bir katkıda bulunuyorsunuz?</strong></em></p>
<p>Okullarımızın teknik ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Bahçe düzenlemelerini, sezon başlarında da lavabo tamirlerini ve boyama işlerini biz yapıyoruz. Bu sene yeni bir uygulama başlattık. O da şu: Okullarımıza akıllı tahtalar yerleştiriyoruz. Meclisimizden bir karar aldık, bu sezon yaklaşık yüz sınıfımıza takacağız bunu, başladık. Akıllı tahtada maksat şu: Konuyu projeksiyon cihazına laptoptan yansıttığımızda çocuklar bunu akıllı tahtadan çok rahatlıkla görebiliyorlar. Bu çok yaygınlaşan bir uygulama aslında. Bunu gerçekleştiriyoruz. Okullarımızın spor salonlarını inşa ediyoruz, bakımlarını yapıyoruz. Eğitim her dalda sahip çıkılması gereken bir yer. Milli Eğitim&#8217;in bütçeleri yeterli olmayabiliyor. İl Özel İdaresi bir çok yatırımlar yaptı. Spor salonları alanında Büyükşehir Belediye’mizin, Üsküdar Belediye’mizin ciddi yatırımları olmaya başladı.</p>
<p><em><strong>Bu arada makamınızda Üsküdar Belediyesi&#8217;nin sporda kazandığı kupaları görüyoruz. Hangi alanlarda derece aldınız?</strong></em></p>
<p>Üsküdar Belediyesi geçen yıl bayanlar hentbol liginde Türkiye şampiyonu oldu. Bu yıl da ikinci olduk. Üsküdar Belediye Spor Kulübümüz TBMM tarafından atletizm dalında en iyi spor kulübü seçildi. Atletizmde Milli atletimiz Etiopya asıllı Alemitu Bekele, Üsküdar Belediyesi’nin bir sporcusudur. Bir çok yerde çıkar ama, basında Üsküdar Belediyesi yazılmaz. Biz ona başarılarından dolayı  bir daire hediye ettik. Belediyemizin sporcusu olan Esra Kiraz kızımız da bilek güreşinde ödüller aldı. Sporu tabana yaydıkça, küçücük bir çalışma yaptığınızda şampiyonluklar elde edebiliyorsunuz. Özellikle belediyelerimizin, şirketlerimizin mutlaka atletizme eğilmeleri gerekiyor. Biz Üsküdar Belediyesi olarak atletizmi önemsiyoruz.</p>
<p><strong>HER ŞEHRiN BiR KALBE iHTiYACI VAR</strong></p>
<p>“Çok iyi kaldırımlar, çok iyi parklar, spor merkezleri yapabilirsiniz ama, sosyal belediyecilik de bir şehrin kalbini oluşturuyor.”</p>
<p><em><strong>Size göre sosyal belediyeciliğin önemi nedir?</strong></em></p>
<p>Şimdi toplum geliştikçe ve  istekler de  farklılaştıkça, yerel yönetimler bunu karşılamak zorunda. Biz bir yandan kültürel faaliyetlerimizi, bir yandan da yaşanabilir bir çevre oluşumunu sürdürüyoruz. Bunun hemen yanında da sosyal belediyeciği getiriyoruz. Düşünün çok iyi kaldırımlar yapabilirsiniz. Çok iyi parklar yapabilirsiniz, spor merkezleri yapabilirsiniz ama sloganımızda da belirttiğimiz gibi o şehrin bir kalbe ihtiyacı var. Ruhunun olması gerekiyor. Sosyal belediyecilik de bir şehrin kalbini oluşturuyor. Bir çok organ çalışıyor ama onu çalıştıran bir pompaya ihtiyaç var. Bir kalbe ihtiyaç var. Sosyal belediyeciliği belediyeciliğin kalbi olarak düşünüyoruz. Bu anlamda düşünün, ihtiyaç sahibi bir insanımızı… özellikle sosyal belediyecilik içerisinde yaşlı nüfusa sahip bir Üsküdar’ımız var. Evde bakım hizmeti veriyoruz. 300’e yakın yaşlımızın kimine üç günde bir, kimine haftada bir uğrayıp bakım hizmetlerini yapıyoruz. Genç bir ekibimiz onları ziyaret ediyor. Yeni doğan bebelerle ilgili “Hoş geldin bebek” diye bir bohçamız var. Onu ziyaret eden bir ekibimiz var. Yani halkıyla bütünleşen belediye anlayışı var. Sorunlarından kaçan değil de sürekli onların ayağına giden bir belediye anlayışı var. Bu da belediyemizde interaktif bir ilişkiyi başlatıyor. Siz oraya gittiğinizde, başka bir sorun için gitse bile diğer sorunları da belirliyor. Eğer siz iç içe yaşayamazsanız… 600 bin nüfustan bahsediyoruz. 33 mahallesiyle, 300 sitemiz var. Bir yandan bunlara ulaşabilmenin fırsatlarını arıyorsunuz. 110 bin öğrencimiz var. Bir ilçenin nüfusu kadar bizim öğrencimiz var. Okulları ziyaret ediyoruz. Bayrak töreni öncesinde hem müdürlerimizle öğretmenlerimizle okulların sorunlarını konuşuyoruz. Gençlerimizle bir araya geliyoruz. Bunların tamamını düşündüğünüzde işte ortaya bir gerçek çıkıyor. İşte biz buna  “Sosyal Belediyecilik” diyoruz.</p>
<p><strong>ANADOLU’NUN SON SANCAK NOKTASI</strong></p>
<p><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-1439" title="MUSTAFA_KARA_8" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/MUSTAFA_KARA_8-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></strong><em><strong>Son olarak vermek istediğiniz bir mesaj var mı?</strong></em></p>
<p>Üsküdar’ımız tarihi bir ilçe ve bunun verdiği bazı sorumluluklar var. Onun kendine ait dinamikleri var. Biz Marmaray Projesi”yle beraber iki kıtayı birbirine bağlayan Anadolu’nun son sancak noktasıyız. Bir yandan Başbakanımızın Ulaştırma Bakanıyla verdiği bir tarih var: 2013 yılı. Bir yandan da Üsküdar’ın 8 bin yıl öncelerine giden bir tarihi var. İşte gelecekte de bir tarih yazılacak ki, ulaşımda  saatte 60 bin insanın transfer edildiği bir merkez… İşte biz de yerel yönetim olarak belediyedeki bütün ekibimizle 2013 öncesinin hazırlıklarının büyük gayreti içindeyiz. İşte “Marmaray Projesi” bittiğinde, panikleyip; “Şimdi ne yapacağız?” demek yerine, şimdiden Harem ile Salacak arasındaki düzenleme projelerimiz, meydan projemiz, beraberinde sanat galerilerini gerçekleştiriyoruz. Ticareti geliştirme konusunda yaptığımız desteklerle de 2013 öncesi yani Marmaray öncesi hazırlıklarımızı yapıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/uskudar-belediyesi-turkiye-birincisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KİBAR:TÜRK MARKALI OTOMOBİL ÜRETİMİNDE GEÇ KALDIK!</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/hyundai-assan-patronu-ali-kibar-turk-markali-otomobil-uretiminde-gec-kaldik/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/hyundai-assan-patronu-ali-kibar-turk-markali-otomobil-uretiminde-gec-kaldik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 17:32:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekovitrin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşetler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=1262</guid>
		<description><![CDATA[Hyundai Assan Yönetim Kurulu Başkanı Ali KİBAR, &#8220;Türkiye’de “Türk” markasının 1996 yılında Gümrük Birliği&#8217;ne girdiği süreçten önce geliştirilmiş olması gerekiyordu&#8221;  diyor. Ali Kibar, Ekovitrin Genel Yayın Yönetmeni Bilal Koçak&#8217;ın sorularını cevaplandırdı.

Hyundai Assan Yönetim Kurulu Başkanı ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Ali Kibar, Türk Otomotiv Sektörü&#8217;nün en önemli isimlerinden biri. Kibar Ailesi&#8217;nin ikinci kuşaktan temsilcisi genç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: medium;"><em><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-1302" title="ALI_KIBAR_2" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/ALI_KIBAR_2-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" />Hyundai Assan Yönetim Kurulu Başkanı Ali KİBAR, &#8220;Türkiye’de “Türk” markasının 1996 yılında Gümrük Birliği&#8217;ne girdiği süreçten önce geliştirilmiş olması gerekiyordu&#8221;  diyor. Ali Kibar, Ekovitrin Genel Yayın Yönetmeni Bilal Koçak&#8217;ın sorularını cevaplandırdı.<br />
</strong></em></span></p>
<p>Hyundai Assan Yönetim Kurulu Başkanı ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Ali Kibar, Türk Otomotiv Sektörü&#8217;nün en önemli isimlerinden biri. Kibar Ailesi&#8217;nin ikinci kuşaktan temsilcisi genç işadamı başta TÜSİAD olmak üzere birçok sivil toplum örgütünde de aktif olarak rol alıyor. Elini taşın altına koyan her Türk işadamı gibi Ali Kibar da, Türk ekonomisi ve siyasetindeki gelişmeleri, büyük bir sorumlulukla yakından takip ediyor. Hyundai Assan&#8217;ın patronu ile başta otomotiv sektörü olmak üzere ekonomi ve siyasetteki gelişmeleri konuştuk. Genç kuşak işadamlarının en başarılı isimleri arasında yer alan Ali Kibar, Ekovitrin&#8217;e çarpıcı açıklamalar yaptı.</p>
<ul>
<li><em><strong>Sayın Kibar, öncelikle Kibar Ailesi olarak sizin de içinde bulunduğunuz otomotiv sektöründeki durumu sormak istiyoruz. Nedir sektördeki durum?</strong></em></li>
</ul>
<p>Global krizin yaşandığı 2008 yılının son çeyreğinde otomotiv sektöründe yüzde 36 seviyesinde toplu tüketim pazarında düşüş oldu. Bu düşüşün hemen ardından  hükümete gidildi ve sektör anlamında teşvikler talep edildi. Birçok ülkede olduğu gibi bizde de vergilerin alıcıya intikal etme aşamasında bir takım avantajlar talep edildi. Burada mart ayının 15’inde bir kararla yüzde 17’ler seviyesinde indirimler sağlandı. Esasında otomobil sektöründe her yüzde 1’lik vergisel düşüş tüketiciye yüzde 2 buçuk oranında toplam pazarın artışı şeklinde yansıyor. Hele hele devletin verdiği 1 lira… Özel sektör 3 lira bile indirim verse  devletin verdiği 1 lira daha kıymetli. Türkiye’ye de baktığınız zaman manzara şu. Gümrük Birliği içinde olduğumuz ülkelerle mukayese ettiğimiz zaman Türkiye’nin, araç üzerinde en yüksek vergilendirme yaptığı ülke durumunda olduğunu görüyoruz. Avrupa’da zannediyorum ki bu uygulamada birinciyiz.</p>
<ul>
<li><em><strong>Anlaşılan çok bonkör bir milletiz biz&#8230; </strong></em></li>
</ul>
<p><img class="alignright size-medium wp-image-1301" title="ALI_KIBAR_1" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/ALI_KIBAR_1-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" />Hiçbir ülkede halk bizim kadar bonkör değil. Sadece araca uygulanan vergi açısından değil, aracı aldıktan sonra da her koyduğunuz yakıtta yüzde 85 oranındaki vergilendirmeyi, yani 100 liralık yakıt alırken  bunun 85 lirasını vergiye verdiğimizi unutmamak lazım. Yani demek ki; bizim halkımız çok zengin! Bu aslında sosyal adalet sistemine de tam uymuyor. Kamu olarak vergiyi yeterince toplayamıyor, dolayısıyla böyle endirekt vergilere müracaat ediyor. Kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınabilmesinin yollarının bulunması lazım. Kayıt altına girdikçe bu yükler, tedrici olarak azalır. Kriz ortamlarında, Türkiye’yi ayakta tutan fakat göz önünde olmayan unsurun kayıt dışı olduğunu göz ardı etmemek lazım. Sıcak para girişi menşeinin nereden geldiğinin belli olmadığı kaynakların girişi tabi burayı başka işler için de biraz at oynatır hale getiriyor.</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>SICAK PARANIN FATURASINI TÜRK  SANAYİSİ ÖDÜYOR!</strong></span></p>
<ul>
<li><em><strong>Sıcak para girişini teşvik de ettiler aslında, “Para girsin de, nasıl girerse girsin…” şeklinde değil mi?</strong></em></li>
</ul>
<p>Evet doğrudur. Onun da işte maliyetleri bunlar. Dışarıdaki geliyor, burada başka ülkelerde yapamadığı yüksek kazançlar elde ediyor ondan sonra çıkıp gidiyor. Onun da faturasını Türk Sanayisi ödüyor. Buradaki insanlarımız ödüyor. Bunu da hiç kimse dikkate almıyor.</p>
<ul>
<li><em><strong>Çift haneli enflasyonlardan tek haneli enflasyonlara geçildi. Bunu, AK Parti Hükümetleri&#8217;nin ekonomi politikalarındaki başarısı olarak değerlendirebilir miyiz?</strong></em></li>
</ul>
<p>Biz çok yüksek enflasyonlardan gelen bir ülkeyiz. Bu hükümetin bu konularda çok ciddi olarak başarısı var. Biz yüzde 8’li enflasyonlara yüzde 65’li enflasyonlardan geldik&#8230; Hatırlarsanız Hazine Bonoları’na devletin verdiği faiz fevkalade yüksekti. Kurlarla mukayese ettiğinizde dönem sonu geldiğinde yüzde 35-40 dolardan faizler alındığı dönemler oldu. Bunlar kimin sırtından çıktı? Tabii ki hepimizin sırtından… ﬁimdi devletin borçlanma maliyetlerini aşağı çekmesi, bu sıklet farkını azaltması en azından büyük bir avantaj. Yalnız şunu da unutmamak lazım; kurun yatay gittiği, daha kontrol altında olduğu bir dönemde, enflasyonun 7-8’ler seviyesinde olması, sizin beyaz ve mavi yakalı çalışanlarınıza yıllık enflasyon artışını TL bazında veriyor olmanız ve ithalatın da o yatay kur seviyesinden yapılıyor olması, sizin yerli sanayinizin elindeki kaynakların daha da zorlanmasına sebep olur. Yani siz yüzde 7 enflasyon kadar üretim maliyetlerinizi iyileştiremezseniz, dışarıdan gelen ürünlerin ithalatını cazip hale getirmiş olursunuz. Yani rekabette dezavantajlı duruma gelirsiniz. Aşte son birkaç senedir de böyle bir durum söz konusu. Özellikle dampingli ihracat yapan veya devlet teşvikiyle ihracat yapan ülkelerin mallarına daha hassas daha duyarlı olmamız lazım. Biz onlarla ülke olarak lojistiksel anlamda rekabet edebiliriz. Ama bunun da bir sınırı vardır. Esasında yerli katma değerli bir ürünle mukayeseyle her ithal ettiğiniz mal içeride kaç tane Ahmet’in, Mehmet’in işinden kaybına sebebiyet veriyor. Bunu da insanlar göz önüne almıyor. Geçtiğimiz yıl Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)nin yerli malı kullanımına yönelik yaptığı bir çalışma vardı. Ancak, “Yerli malı üretelim… Kullanalım…” diyemedi bile. Çünkü o kadar büyük bir dönüşüm, planlı bir şekilde insanların kafasına işleniyor ki, sanki yerli veya ithal fark etmez gibi düşüncelerle gençleri yetiştiriyoruz. Bunun ileriye yönelik algılamalarda bazı sıkıntılara yol açacağını düşünüyorum.</p>
<p><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-1304" title="HYUNDAI ASSAN YONETIM KURULU BASKANI ALI KIBAR" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/ALI_KIBAR_13_star-300x208.jpg" alt="" width="300" height="208" />ÜRÜNLERİMİZE TÜRK MALI YAZDIK “MİLLİETÇİ” DAMGASI YEDİK !</strong></p>
<ul>
<li><em><strong>Ürünlerin üzerine eğer “Türk Malı” yazılsa olumlu bir etkisi olur mu?</strong></em></li>
</ul>
<p>Onları biz yaptık. O zaman da; “Milliyetçisin…” diye damga vuruyorlar. Yıllık yurt içi tüketim, bizde maksimum 735 bin oldu. Geçtiğimiz yıl 500 bin civarındaydı toplam pazar. Yurt içi tüketime baktığınızda, pazarda tüketimin yüzde 65’i ithal. Yüzde 35’i yerli üretim. Otomobilde hangi araçların Türkiye’de üretildiği biliniyor. Örneğin bir Alman markası veya bir Fransız markası… Burada üretimi olmayan ürünü tercih etmek yerine Türkiye’deki bir Fransız markasını veya bir Atalyan markasını ya da bir Koreli markanın ürününü tercih etmesi esasen kendisine de bir gün yansıyacak. Bu mantaliteyi oluşturmamız lazım. Önemli olan tüketiciyi bu konularda biraz daha bilinçlendirmektir. Tabi ki ithalatın lobisini yapan sayı biraz daha fazla olduğu için bir de biraz ithalata karşı lobi yapmaya başlasak o zaman da; “Milliyetçi misin?” diye hemen damga vuruyorlar. Kamuoyunda maalesef bu şekilde bir ortam da oluşturuldu. Türkiye’de ithalat lobisi yerli lobiden daha güçlü.</p>
<p><strong>“GÜMRÜK BİRLİĞİ&#8217;NDE&#8221; AB, TÜRKİYE’DEN DAHA KARLI ÇIKTI!</strong></p>
<ul>
<li><em><strong>Sanayici Jan Nahum; “Türkiye taşeron kalamaz… Türkiye kendi aracını üretmeli…” diyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong></em></li>
</ul>
<p>Doğru… Esasında Bay Nahum’un bulunduğu kurumların daha önceki dönemlerde bunu yapabiliyor olmaları lazımdı. Türkiye’de “Türk” markasının 1996 yılında Gümrük Birliği’ne girdiğimiz süreçten önce geliştirilmiş olması gerekiyordu. Biz onu geliştiremedik. O tarihlere gümrük duvarlarının  arkasında korumalar vardı. Siz yerli üretim yaptığınızda bu korumalardan istifade edebiliyordunuz. Fakat 1996 yılından sonra gelen Gümrük Birliği uygulamasını takiben herhangi farklı bir vergilendirme yapabilmeniz mümkün değildir.</p>
<ul>
<li><em><strong>Gümrük Birliği yerli sanayinin zararına mı oldu?</strong></em></li>
</ul>
<p>Gümrük Birliği’nden esasında AB çok daha fazla istifade etti. Bizim de bazı sektörlerin işine yaradı. Tekstilde bazı kotalar vardı. Bunların hepsi kalkmış oldu. Biz bir istifade ettiysek, AB iki buçuk istifade etti. Yani halen esasında bizim birliğe alınmamız konusu  bazı ülkelerde ciddi siyasi platformlarda kullanılıyor. Fakat bence AB bu Gümrük Birliği’nden çok daha fazla karlı çıktı. Bunu göz ardı etmemek lazım.</p>
<ul>
<li><em><strong>Almanya ve Fransa&#8217;nın, AB’ye girmemize bu yüzden karşı çıktığını söyleyebilir miyiz?</strong></em></li>
</ul>
<p>Gayet tabii. Esasen Fransız araç üreticisi firma dünyadaki bütün tesislerinden zarar etti. Fakat iki ülkedeki aktivitelerinden kar etti. Bunlardan birisi Türkiye, diğeri de Romanya’dır. Yani Fransa ortalama karlılığı bu iki ülkeden realize etti. Aş dünyasıyla-politika, esasında yüksek hacimli iş sahalarında dünyanın bir çok ülkesinde paralel yürütülüyor. Baktığınız zaman; “Topu tüfeği al, o ülkeye git…” Artık bu dönemde değiliz. Belki bir iki sıkıntılı coğrafya var ama, mücadele ekonomik mücadele. Onun için Türkiye’nin ekonomik anlamda ne kadar daha kuvvetli olabilme imkanı var ve bunu sağlayabilirse Türkiye’nin uluslararası siyasi ve politik etkinliği bir o kadar daha kuvvetlenecektir. Katma değerli ürünlerle büyümek önemli. Yani bu anlamda yerli katma değer yaratacak sahalara ağırlık vermek lazım. Bu imkanları bir takım monopol veya tekellerin elinden kurtarmak gerekiyor. Bazı madenler veya ham maddelerle ilgili ruhsatlar veriliyor. Adam aldığı o ruhsatın üzerine 30 sene oturuyor ve  hiçbir şey yapmıyor. ﬁimdi bu da iş değil yani. Onu kullanacak, değer haline getirecek kurumlara bir şekilde mevzuatların uyarlanması lazım. Bunun gibi gözle görülmeyen  kaynak israfı veya kayıpları var.”</p>
<p><strong>TÜRKİYE OTOMOTiV SEKTÖRÜNDEKİ DÖNÜŞÜMÜ YAKALAYABİLİR Mİ?<img class="alignright size-medium wp-image-1305" title="ALI_KIBAR_10" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/05/ALI_KIBAR_10-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></strong></p>
<ul>
<li><em><strong>Yerli otomobil konusunda neler söyleyeceksiniz? Neden hala taşeronluk yapıyoruz da biz üretmiyoruz?</strong></em></li>
</ul>
<p>Şu anda teknolojimiz motor ve aktarma organları üzerine kurulmuş durumda. Motor var, şanzıman var, diferansiyel var. Aracı çalıştıran tekerleği çeviren mekanizma bu şekilde işliyor. Bunun alternatif yakıt teknolojisinde kullanımı gerçekten sektör içinde devrim niteliğinde olacak. Büyük bir dönüşüm olacak. Jan Nahum’un söylemine şu anlamda katılıyorum; Bu dönüşüm olduğunda dünyadaki otomotiv sektöründeki üretim tarzı değişecek. Ama bu konuşulan şeyler yarın öbür gün olacak şeyler değil. Ben bazı kişilerce dolduruşa getirildiğini düşünüyorum. Onların arkasından çok fazla şey gelmez. Türk firması şu ülkede elektrikli otomobil üretimi yapacakmış falan… Farklı bir yakıt teknolojisiyle üretim yapabilecek dönüşümü Türkiye yapabilir. Katılıyorum, çünkü o zaman daha butik üretim tarzı… Orada da hangi sistemin uygulamada esas olacağını bilmemiz lazım.</p>
<ul>
<li><em><strong>Peki bu elektrikli aracı Türkiye’de üretebilir miyiz biz? Ya da normal bir araç üretemez miyiz? Neden üretilmiyor acaba?</strong></em></li>
</ul>
<p>Elektrikli bir araç tabii ki  üretebilirsiniz. Ama  şarjını nerede ve nasıl oluşturacaksınız? Normal bir araç da üretebiliriz tabii… Her türlü teknoloji var bizde. Mesela; Aran üretir. Çünkü Aran’a ithalat yasaktır. Dolayısıyla herkes gidecek Samand’dan veya rakibi bir iki firma daha var. 1 milyon 300 bindir üretim kapasitesi Aran’da. ﬁaka değil ama çok eski teknoloji. Genel pazarlar için üretilen motor ve şanzıman tipleri, Türkiye’nin 1996 ve öncesi standartlarındaki   ürünler. Bizim üretim kapasitemiz ise geçen yıl 875 bindir. Ancak Aran bizi geçti. Fakat kapalı ekonomi olduğundan  ithalat yasak… Türkiye’nin de gümrük duvarını kapatın, içeride herkes hem büyük bir memnuniyetle volümünü de artırır, toplam pazardaki payını da. Ama böyle bir durum mümkün değil. Athalatın gümrük vergisi yüksek olduğu zaman, örneğin yüzde 30’luk gümrük vergisi veriyor olsa ithalat, o zaman ithal edilmiş bir ürünün tüketiciye maliyeti örneğin 10 bin dolarsa, buna  yüzde 30 eklenerek 13 bin dolara mal olacaktır. Sizin burada yerli üretim olarak yaptığınız malın yine satış fiyatı 10 bin dolar ise, siz belki 12 bin dolara satabileceksiniz ama orada kar edebilme imkanınız olacak. ﬁirketler için kaynak oluşturduğunda o kar tekrar yatırıma gider. Pazar geliştirmeye gider. Yeni ürünler geliştirme imkanına gider. Ama 96’dan bu yana şirketlerde böyle bir karlılık yok. Gümrük Birliği dediğim olay işte oydu. Korumacılık vardı ülkede. Yurt içinde üretim yapan şirketler yıllık büyük karlar yapabiliyorlardı. O zamanlar yerli bir markayı geliştirebilmek çok daha kolaydı. Çünkü kaynak vardı. ﬁimdi tamamen serbest rekabet hüküm sürüyor. Bugün bir Avrupalı üretici sizin pazarınıza dampingli ürününü sattığında, siz o ürüne karşı bir şey yapamıyorsunuz. Yani adam sizi pazarınızda vuruyor.</p>
<p><strong>ÜRETMEK KOLAY AMA KİME SATACAKSIN?</strong></p>
<ul>
<li><em><strong>Bugün düğmeye basılsa Türkiye kendi markasıyla otomobil üretebilir diyorsunuz?</strong></em></li>
</ul>
<p>Benim gibi birkaç arkadaş rahatlıkla bir ekip oluşturup yerli ürün üretebiliriz. Bunda bir sorun yok. Fakat rekabetçi fiyatlarda bu iş olamaz. Onun bir maliyeti var. Alk yatırım maliyeti var. Dağıtım teşkilatı kurma maliyeti var. Onun için şu anda ben ürettiğimde, benim malımı bir nevi mecburen alacak tüketici olsa ona cesaret ederim. Ama şu anda bir modelde uluslararası rekabette etkin olabilmek için en az 200 bin adetlik yıllık üretim şart. Yani yılda 200 bin adetten  aşağısı kalıpları, yatırımı, geri dönüşümü karşılamıyor. Çin büyüyor. Çünkü Çin’de iç piyasada çok büyük bir açlık vardı. Halen araçlar sırada. Kapıda satıyorlar. Hindistan’da da 1.4 milyar insan var. Kişi başına düşen araca bakın… Ama bizim 70 milyonumuza karşılık bizde 230 civarında düşüyor. Yani dünya ortalamasının altındayız. ﬁu anda Çin’de yıllık 12-13 milyon adet otomobil satış noktasındadır.</p>
<ul>
<li><em><strong>Peki o zaman biz de üretip Çin’e satamaz mıyız?</strong></em></li>
</ul>
<p>Bizdeki üretileni Çin’e satma imkanınız yok. Çünkü Çin’in ithalatında vergi var. Korumacılık var. Dolayısıyla Çin bu konuda  volümü yakaladı ve kendi markalarını oluşturdu. Bu işler biraz da böyle yürüyor. Koreli yapar… Alman yapar…Ama Çin’de yatırımı Türkiye yapamaz. Çünkü Türkiye’nin markası yok.</p>
<ul>
<li><em><strong>O zaman hep taşeron mu kalacağız?</strong></em></li>
</ul>
<p>Maalesef…ﬁu anda durum böyle. Ama ne zaman ki otomobildeki teknoloji değişirse, o zaman büyük bir şansımız var ve o dönemde girmemiz lazım bu işe. Elektrikli araçlar dönemi veya farklı bir ürün… Bütün bunların oturması için de bu türden konuşmalara kulak asmayın. Elektrikli araçlardaki, örneğin Asrail’deki bir bölgede bu sisteme alınmış. Ama  bir buçuk milyonluk nüfusu olan ufak bir vilayette. Türkiye gibi geniş haritası olan ülkede  alt yapının maliyetinde sağlıklı bir alt yapı olmadan, hizmeti verecek servis noktaları sağlıklı çalışıyor olmadan bunun master üretim çok zor.</p>
<ul>
<li><em><strong>Türkiye’de bu geçiş sizin tahmininize göre ne zaman olabilir?</strong></em></li>
</ul>
<p>10 sene sonra olur diyebilirim&#8230; Çünkü teknoloji gelişiyor. Zaten o zaman motor aktarma organları, onların üretimleri, bakın oralarda ayrı bir sorun çıkartıyorsunuz, bunların yapısı değişiyor. Benzin istasyonları… Ne olacak onlar?  Bitince ihtiyaç kalmayacak. Kaldı ki büyük bir transformasyon gerekiyor ve enerji üretici şirketler, katı atık, fosil bazlı enerji şirketleri buna çok kolay müsaade etmezler.</p>
<p><strong>BÜTÜN LOBİLERİ KIRMAK ŞART !</strong></p>
<ul>
<li><em><strong>Siz ekonomi düşünüyorsunuz. Sanayi düşünüyorsunuz. Ama karşınıza hep bir takım lobilerin çıktığını söylüyorsunuz, bu nasıl oluyor? </strong></em></li>
</ul>
<p>Kıracaksınız o lobileri… O lobileri dinlemeyeceksiniz. Çünkü önemli olan ülke menfaatidir. Gelecekle ilgili menfaatlerdir. Ben Kore’deki nükleer santralleri gezdim. O santrallerin 2 km  yanında kasabalar var. Hiçbir zararı da yok onlara. Tabii ki  bu kullandığınız teknolojiye bağlı. Bu çok önemli. Kanadalılar’ın, Fransızlar’ın, Koreliler’in, Amerikalılar’ın kullandığı teknolojilerde bu sıkıntıları yaşamıyorsunuz. Adamlar anlattılar. Yanlarında şehir var. Ansanlara bazen emekliliklerinde ne iş yaptığını soruyorsunuz: “Sivil toplum aktivitesine katılıyorum” diyorlar. Yaptığı şey her şeye karşı çıkmak –sorunları çözmez-. Karşı çıktıkça işte ilerlememiz gereken yerlerde böyle  geriliyoruz.</p>
<p><strong>TÜRKİYE FIRSATI KAÇIRDI</strong></p>
<ul>
<li><em><strong>Hyundai’nin, Türkiye’ye yapacağı 1 milyar 150 milyon euro’luk yatırımı, Çek Cumhuriyeti kaptı. Peki, Hyundai olarak Türkiye’de neler yapıyorsunuz? </strong></em></li>
</ul>
<p>Hyundai olarak Türkiye’de en üst standartlarda olması gerektiği şeklinde ürünler üretiyoruz. Zaten bundan dolayı da tüketiciler kalitedeki farklılığı zaman içinde daha net görebilir hale geldi. Bunun getirdiği bir avantaj, yapmış ve yapmakta olduğumuz yatırımlar bununla ilgilidir. Türkiye’de otomotiv pazarı geliştikçe pazarın içinde aktif olmayı devam ettireceğimiz politikayı izliyoruz. Mayıs ayında yeni modellerimizi lanse edeceğiz. Ax35 modelimizi Çek Cumhuriyeti’nde üretiyoruz. Onun üretimini Türkiye’de yapacaktık. Ancak bu fırsatı kaçırdık. Kaldı ki ben şahsıma bir şey istemedim. Ülkem için istedim. Kaç kişinin ekmek kapısı olacaktı. Çek Cumhuriyeti’ndeki tesisi gittim gördüm. Buna çok üzüldüm. O tesis burada yapılacaktı. 1 milyar 150 milyon euro harcadılar o yatırım için. Bir hat 330 tane robot. 500-600 metre uzunluğunda, tıkır tıkır çalışıyor. Yüksek bir yere çıktım oradan robotların aynı anda yaptıkları çalışmaları görünce çok etkilendim. O yatırım Türkiye’de yapılacaktı ama, kısmet olmadı.</p>
<p><strong>İŞSİZLİĞİNÇÖZÜMÜ İÇİN KOBİ’LER DESTEKLENMELİ!</strong></p>
<ul>
<li><em><strong>Türkiye’nin içinde bulunduğu en önemli sorun nedir sizce?</strong></em></li>
</ul>
<p>En başta işsizlik. Astihdam. En önemli sorun bu. Ne Anayasa, ne de başka bir şey. Önce kişiler, insan ocağına giren akşam kaşıklayacağı çorbayı ister. Bir kişinin evinde, bir tencere aşın sağlıklı pişemediği bir ortam en büyük haksızlıktır. Aşsizlik oranı resmi rakamlarla yüzde 14 olarak ifade ediliyor. En büyük sorun bu. Yani istihdam…</p>
<p><em><strong>Siz Türkiye’de işsizlik sorununa da değindiniz. Peki bu sorun nasıl aşılır sizce? </strong></em></p>
<p>Bu sorun şöyle aşılır kanaatindeyim: Birincisi; en fazla istihdamı yaratan KOBİ’lerdir. Onların finansal sıkıntılarının çözülmesi gerekiyor. Para bulamıyorlar. Veya bulduğu paraya yüksek faizler ödüyorlar. Bu işin altından kalkmak mümkün değil bu piyasa şartlarında. İkincisi; istihdamın üstündeki yüklerin azaltılması gerekiyor ki; istihdam teşvik edilsin. Sosyal Güvenlik Sistemi’nin yüzde 35 – 37 sigorta primleri var. Onun azaltılması lazım. Siz bugün yeni yatırıma teşvik anlamında SSK primini almıyorum dediğiniz zaman o yeni yatırım asgari 3 sene sonra devreye girecektir. Siz eldekileri değerlendirin. Eldeki kapanmış bazı büyük ölçekli kurumlar var. Bunlara finansman sağlayarak ayağa kaldırın, üretime girsinler, rekabetçi ürün satabilsinler. Enerji maliyetlerini sanayiye uygun hale getirmek lazım.</p>
<p><strong>DEVLET KAYIT DIŞINI KAYIT ALTINA ALMALI !</strong></p>
<p><em><strong>Devlet bu giderleri aşağı çekebilmek için neler  yapmalı?</strong></em></p>
<p>Devlet vergiyi toplayacak… Kayıt dışından toplayacak… Kayıt dışını kayıt altına alacak. Bu para var… Otomotivde, hafif ticari araç diye yüzde 10 vergi uygulanıyor. Binek aracı yüzde 37’den başlıyor, yüzde 52’ye çıkıyor. Oysa hafif ticari olarak satılan araç binek olarak kullanılıyor. O zaman o araç binektir. Bu Avrupa’da böyledir. Lobilerin etkisinden arınılmalı  ve olması gereken yapılmalıdır. Yüzde 37 ise onu da yüzde 37’ye çıkartın. Gerçekten ticari amaçlı kullananlara yüzde 10 uygulayın. Amerika’da ticari araçların vergileri, bineklere göre çok daha yüksektir. Neden? Aşletme bundan değer yarattığı için para kazanıyor ve daha fazla vergi ödeme imkanına sahip olduğu için. Lojistik hizmetlerinin etkin hale getirilmesi lazım. Mesleki eğitimleri vererek, uzmanlık alanlarına yönelik eğitimler vererek eleman arayan kuruluşlara yönlendirmek lazım. Veya o elemanları alan kurumların o talebeleri o amaçla eğitimleri için masraflarına katkı payı anlamında bir sistem geliştirmek lazım.</p>
<p><em><strong>Peki Sayın Kibar, 2010 yılını nasıl görüyorsunuz?</strong></em></p>
<p>Ben 2010 yılını geçen yıldan daha iyi görüyorum. Ama mutlaka ufak tefek kırılganlıklar olacaktır. Borsanın bugün kalkıp da tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmış olması bana pek makul gelmiyor açıkçası. Fiziki rakamlar bunu tam yanıtlamıyor. Yani, biraz fazla optimizme sahibiz diye düşünüyorum. Fazla iyimseriz bazı noktalarda.</p>
<p><strong>ADAM OLMUŞ… MADAM OLMUŞ… HİÇ FARKETMEZ</strong></p>
<p><em><strong>TÜSİAD’da son iki dönemdir kadın patronlar başkanlık koltuğunda oturuyor. Siz bu gelişimi nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></em></p>
<p>Çok pozitif değerlendiriyorum. Adam olur madam olur ne fark eder ki. Önemli olan o görevi yapacak olmasıdır. Esasında hanımların bazı söylemleri insanları erkeklerin söylemleri kadar rahatsız etmiyor da olabilir. Bunu da hiçbir zaman göz ardı etmemek lazım. Erkekler bazen daha kırılgan olabiliyor. ﬁimdi siz günlük yaşantınızda düşünün; bir hanım size bir şey söylediğinde aynı şeyi adam söylerse ikisini de algılamanız farklı olabiliyor.</p>
<p><strong>TÜRKİYE’DE PARTİ İÇİ DEMOKRASİ YOK !</strong></p>
<p><em><strong>TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, “Türkiye’de lider sultası var” diyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?</strong></em></p>
<p>Bana göre Türkiye’de parti içi demokrasi yoktur. Yani parti içi demokrasiden kastımız –partiler- bulunduğu bölgelerdeki adayları, ardından da  kendi bulunduğu bölgede seçtiği kişiyi o ilin yönetiminde buluşturması lazım. Oralardan gelen kişilerin, partinin genel yönetiminde karar verenler olması lazım. ﬁimdi bakıyorsunuz her partinin kendi lideri; “ﬁurası için şu olsun, burası için bu olsun, Ahmet olsun, Mehmet olsun” diye delegelerini kendileri seçiyorlar. Herhangi bir sıkıntı çıkartanın da kafasını anında koparıyorlar. Her ne kadar çalışma grupları, şunlar bunlar oluyorsa da en sonunda parti liderleri o adayları tamamen kendileri belirliyorlar. Yani yorum yapmıyorlar ama, bildiklerini de okuyorlar. Oysa, parti liderleri belirli bir sayıdaki kontenjanı yine kendileri atayabilir ama bir miktar da gerçekten parti içi demokrasi olması lazım. Doğrusu bu. Çünkü farklı görüşlerden tabanını nabzının daha sağlıklı tutulabilmesi için parti içinin de buna göre şekillenmesinde fayda var diye düşünüyorum. Türkiye’de yüzde 10’luk bir seçim barajı var. ﬁu an maalesef Meclis’in içinde bağımsız girenler bir nevi sistemi delerek başka bir formatta neticeyi almış durumdalar. Neden buna gerek duyulsun ki?  Gerçekten de yüzde 10 çok yüksek bir baraj. En azından iki üç puan indirilmesi gerek. Bununla biraz daha siyasetin yapılabilme kompozisyonuna farklılık gelir. Daha çok kişinin mecliste oyuyla temsil kabiliyeti mümkün olabilir. ﬁu anda yüzde 68 sanıyorum.</p>
<p><strong>REFERANDUMDA KAFALAR KARIŞACAK !</strong></p>
<p><em><strong>TÜSİAD olarak Anayasa değişikliğine nasıl bakıyorsunuz?</strong></em></p>
<p>Anayasanın tamamının değişmesi gerekiyor. Ama oturacaklar, askerini de koyacaklar, yargısını da koyacaklar, milletvekillerini de koyacaklar, değişik parti temsilcilerini de koyacaklar, sivil toplumdan da fikirler alınarak bu işi yapacaklar… Bunlar oturacaklar, kapanacaklar, iki üç hafta ev ödevi yapacaklar. Bir uzlaşı ortamı içerisinde belirli noktalarda anlaşma sağlayacaklar. ﬁu anda öyle bir ortam yok. Bazı maddelerde bir düşünce var… Önümüzdeki dönemde bir referandumla karşılaşacağız. Referandumda insanların kafası o kadar karıştı ki, neye evet neye hayır diyeceklerini bilmiyorlar. Partiye oy verir gibi evet hayır oyu verecek. Bu da sakıncalı bence. Ama değişmesi gereken maddeler var. Yani bunun bir ruh içinde olması lazım. Toplam bütünlük arz etmesi lazım.  Mesela; şu anda Türk ticaret sorununu halledecek Borçlar Kanunu’nu geçiremiyorlar. Her yıl, her dönem meclise geliyor bu kanun. Ancak geçmediği zaman da bir dahaki döneme sıfırdan başlanıyor. 7 senedir bu böyle.</p>
<p><em><strong>TÜSİAD’ın hükümetle ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></em></p>
<p>Bence iyi gidiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/hyundai-assan-patronu-ali-kibar-turk-markali-otomobil-uretiminde-gec-kaldik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PARKE SEKTÖRÜNDE LiDER MARKA PARQUETHOUSE</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/parke-sektorunde-lider-marka-parquethouse/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/parke-sektorunde-lider-marka-parquethouse/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 23:24:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Duyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=1076</guid>
		<description><![CDATA[“Kremlin Sarayı” ve “Windsor ﬁatosu” gibi ünlü mekanların zeminlerini giydiren dünya devi markalar, ParquetHouse tecrübesi ile şimdi de Türk evlerini süslüyor.
İstanbul Levent’teki şık tasarımlı genel merkezlerinde görüştüğümüz Mira Yapı sahibi Bahadır Öğün Ekovitrin’e, kişiye özel parke tasarımlarını ve ParquetHouse  markasını anlattı…
ParquetHouse, Türkiye&#8217;de konsept tasarım alanında bu güne kadar piyasada olmayan ürünleri müşterilerinin hizmetine sunuyor.
Dünyaca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/04/PARKE_1.jpg" rel="shadowbox[post-1076];player=img;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1079" title="PARKE_1" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/04/PARKE_1-224x300.jpg" alt="" width="224" height="300" /></a>“Kremlin Sarayı” ve “Windsor ﬁatosu” gibi ünlü mekanların zeminlerini giydiren dünya devi markalar, ParquetHouse tecrübesi ile şimdi de Türk evlerini süslüyor.<br />
İstanbul Levent’teki şık tasarımlı genel merkezlerinde görüştüğümüz Mira Yapı sahibi Bahadır Öğün Ekovitrin’e, kişiye özel parke tasarımlarını ve ParquetHouse  markasını anlattı…<br />
ParquetHouse, Türkiye&#8217;de konsept tasarım alanında bu güne kadar piyasada olmayan ürünleri müşterilerinin hizmetine sunuyor.<br />
Dünyaca ünlü parke devlerinden ParquetHouse adını Türkiye’de yaşatan, Mira Yapı’nın ünlü sahibi, tanınmış ithalat ve ihracatçı Bahadır Öğün ile arkadaşımız Gökhan Ercan görüştü.</p>
<p><strong>Sayın Öğün, ParquetHouse’un kuruluş hikayesinden kısaca bahseder misiniz? Neden böyle  bir alana giriş yaptınız?</strong><br />
ParquetHouse  2009 yılında yaratılan bir marka. ﬁirketin kökleri bundan 15 sene öncesine kadar dayanıyor. 10 senedir tropikal ağaç, parke üretimi, ithalatı ve ihracatı ile uğraşıyoruz. Dünyanın dört bir yanından  temin ettiğimiz, pek çoğu nadir bulunan kıymetli ağaçları tomruk ya da parke olarak  üreterek satıyorduk. Aynı zamanda parke ithalatı da yapıyorduk. Sahip olduğumuz bilgi birikimini,  kaliteli ürün ve hızlı hizmet bekleyen ve çok çeşitlilik arayan tüketicilerine sunmak üzere ParquetHouse&#8217;u Levent Sülün sokakta bir villada yaşama geçirdik.<br />
Tabii bu arada da  yılların getirdiği birikimleri ile bu işi dünyada bir sanat haline getiren italyan Berti, dünyanın en büyük lamine parke üreticisi Galparke, Alman Boxler gibi sektörün önde gelen markalarının ürünlerini bir arada bulabileceğiniz, ürünleri incelerken ev yapımı ikramlarla kendinizi eviniz atmosferinde hissedeceğiniz bir showroom oluşturduk.</p>
<p><strong>Peki Türkiye&#8217;de bu alanda bir boşluğu doldurdu mu ParquetHouse?</strong><br />
Evet, ParquetHouse Türkiye&#8217;de konsept tasarım alanında bu güne kadar hiç rastlanılmamış ürünleri ile önemli bir boşluğu doldurmak üzere hayata geçti. Lazer teknolojisi ile üretilen parkeler artık bildiğimiz standart parke görüntüsünün dışına çıkıp adeta bir sanat eseri haline geldiler. Çünkü bahsi geçen model ve desenlerde sınır sizin hayal gücünüz. Renk ve desende sınır tanımayan ürünleri ile piyasada önemli bir boşluğu gören ve dolduran ParquetHouse  hergün araştırmaları ve yeni ürünleri ile Türk tüketicilerinin beğenisini kazanmaya ve talep yaratmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Hangi ürünleri satıyorsunuz? Bu ürünlerin belli başlı özellikleri nelerdir?</strong><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/04/PARKE_3.jpg" rel="shadowbox[post-1076];player=img;"><img class="alignright size-medium wp-image-1083" title="PARKE_3" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/04/PARKE_3-300x146.jpg" alt="" width="300" height="146" /></a><br />
italyan Berti, Alman Boxler, İspanyol Galparke gibi dünyanın önde gelen markalarının ürünlerini bir arada bulabileceğiniz ParquetHouse’da, zengin marküteri çeşitleri ve  beyazlatılmış meşeden abanoz’a, wenge’den ceviz’e kadar çok geniş ürün yelpazesini müşterilerimizin  beğenisine sunuyoruz. Aynı zamanda seçtiğiniz ürünlerle, düşündüğünüz dizayna her aşamada eşlik ederek, tasarımdan uygulamaya kadar A’dan Z’ye anahtar teslimi hizmet veriyoruz.<br />
Bu arada firmamızda 40 cm en, 13 m tek boy lamine parkeden, 24 ayar altın kaplamalı masif parkeye kadar butik ürünleri de bulmanız mümkündür.</p>
<p><strong>Sattığınız bu ürünlerin piyasadaki diğerlerine göre teknik ve tasarımsal avantajları var mı?</strong><br />
Özellikle Berti  ürün gamı son derece şık ve özel tasarımlar içeren ve de  Lazer teknolojisi ile işlenen seçeneklerden oluşuyor. Örneğin Berti Studio, Vintage ve Avangarde olarak iki eşsiz seriden oluşuyor.<br />
Geliştirilen teknolojilerle ve eşsiz tasarımlarıyla alışılageldik çizgilerden çok farklı olan Avangarde serisinde zemini komple bakır veya metal ışıltılarla kaplamanız, deri-jean veya dilediğiniz tekstil dokusuyla spor mekanlar yaratmanız, meşe’nin en bakir halini seçerek, bir dağ evi –ﬁale- ortamını oluşturmanız veya yaşamınıza en uygun trendleri yakalamanız çok kolay.<br />
Avangarde serisiyle parke standartlarını alt üst ederek yenilikte çığır açan Berti geçmişi de unutmadığını Studio Vintage serisiyle ispatlamıştır. Dünü temsil eden, geçmişte yaşamımızın belli bir zamanına damga vurmuş olan masalsı tasarımlar Berti kalitesiyle yeniden vücut bularak Vintage serisini oluşturuyor. Eskitilmiş hissini çatlatılmış, kurtlu-çivili sandık dokulu ürünlerle zirveye çıkaran serinin ürünleriyle yaşadığınız mekanları geçmişten bugüne taşımanız mümkün.<br />
Meşe ağacına, özel tekniklerle renk ve desen verilerek modern ve farklı bir görünüm kazandırılan ürünlerde alt taşıyıcı malzeme olarak yine  4 mm’lik meşe kullanılarak mukavemeti maximuma çıkarılarak stabilize sağlıyor.<br />
Bu donanımla parkeler, banyo ve mutfaklarda da şık mekanlar yaratmak için ideal…<br />
Marküteride Berti’nin dünyanın en iyi markası olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Firmanın kendi tasarımı desenlerden seçebileceğiniz gibi kağıdı elinize alıp çizeceğiniz her deseni de lazer teknolojisiyle üretebiliyoruz. Mesela; dünyanın ünlü yapılarından Kremlin Sarayı ile Windsor ﬁatosu’nun marküterilerinin “Berti” markasını taşıdığını söylemek sanırım olayın ne  boyutta olduğunu ifade etmek için yeterlidir.</p>
<p><strong>Türkiye’de referans gösterebileceğiniz ParquetHouse’un yaptığı projeler var mı?</strong><br />
istinye&#8217;de bir yalı projemiz halen devam etmekte. Bu projede yaklaşık 5 bin  kalem üründen bahsediyoruz. Ahşap bir yalıyı komple soyup dış kaplamaları, konstrüksüyonu dahil her yerinde ahşap ve parke kullanarak gerçekleştiriyoruz. 16 aydır devam eden projemizde marküteriden &#8211; lamine parkeye, masiften- dış kaplamaya kadar birçok ürün kullanıyoruz. Tabi bütün bunları da  kendi uzman ekiplerimizce projelendirip uyguluyoruz.<br />
Bir diğer projemiz ise; Mayıs ayında uygulamalarına başlayacağımız “istanbul Manhattan” projesi. Bunların yanı sıra Türkmenistan’da devam eden bir projemiz var. O da bir otel konsepti içerisinde kullanılmak üzere farklı ürünlerimizden oluşan bir çalışma. Bu arada tabii ki pek çok villa ve siteye de  ürün vermekteyiz.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/04/PARKE_2.jpg" rel="shadowbox[post-1076];player=img;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1084" title="PARKE_2" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/04/PARKE_2-300x70.jpg" alt="" width="600" height="140" /></a></p>
<p><strong>Bu çalıştığınız dünyaca ünlü markaların örnek referans projeleri arasında neler var?</strong><br />
Berti markasının referansları arasında son derece elit bir listeden bahsetmek hiç de haksız olmaz. Gerçekleşmiş projeleri arasında dünyanın birçok yerinden şu örnekleri verebiliriz:<br />
Kremlin Sarayı-Moskova, Windsor Şatosu- ingiltere, Cumhurbaşkanlığı Sarayı–Ukrayna, Cumhurbaşkanlığı Sarayı-Kazakistan, Morton Square Project-New York, Hotel Royal-Osaka, Ünlü Modacı “Gucci”nin   Milano’daki evi, Hofburg İmparatorluk Sarayı–Viyana ve Armani Hotel–Dubai</p>
<p><strong>ParquetHouse olarak hedefleriniz nelerdir? Pazarda nerede olmak ve nasıl konumlanmak istiyorsunuz?</strong><br />
ParquetHouse 2010 yılı içerisinde farklı hizmet anlayışı ve sınırsız ürün seçenekleri ile ahşap ve parke sektöründe kalite, marka, tasarım denince akla gelen ilk marka olmayı hedef edinmiş durumda. Gerek özel uygulamalar olsun gerek büyük çaplı projeler her türlü ihtiyacı ve bütçeyi karşılayabilecek durumda bir firmayız. Satışın yanı sıra teknik destek ve satış sonrası hizmetlerde çok güçlüyüz.<br />
Çünkü parke evinizin perdesi gibi veya boyası gibi sıkılıp hemen değiştireceğiniz bir ürün değildir. Parke onunla yaşamanızı ister ve biz ParquetHouse olarak  içinde uzun yıllar zevkle ve sorunsuz yaşamak isteyeceğiniz mekanlar yaratıyoruz. işte bu yüzden inanıyoruz ve hedefledik ki parke denince ParquetHouse varacağımız yegane noktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/parke-sektorunde-lider-marka-parquethouse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Züccacye Sektörünün Ünlü Markasi Karaca “Endüstriyel Tasarım” Ödülüne Layık Görüldü</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/turk-patent-enstitusu%e2%80%99nden-karaca%e2%80%99ya-tasarim-odulu/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/turk-patent-enstitusu%e2%80%99nden-karaca%e2%80%99ya-tasarim-odulu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 22:34:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Duyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşetler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=1049</guid>
		<description><![CDATA[En fazla tasarım ve tescili olan firmalar arasında yer alan züccacye sektörünün ünlü markası Karaca, Türk Patent Enstitüsü tarafından “Endüstriyel Tasarım” ödülüne layık görüldü.
Sayın Fatih Karaca, Karaca Porselen ne zaman ve nasıl kuruldu, anlatır mısınız?
Karaca Porselen 1973 yılında istanbul’da kuruldu ve mutfak eşyaları sektöründe faaliyet gösteriyoruz. Porselen ve çelik ürünler olarak iki ana ürün grubu vardır. Çelik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>En fazla tasarım ve tescili olan firmalar arasında yer alan züccacye sektörünün ünlü markası Karaca, Türk Patent Enstitüsü tarafından “Endüstriyel Tasarım” ödülüne layık görüldü.</p>
<p><strong><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/04/KARACA.jpg" rel="shadowbox[post-1049];player=img;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1050" title="KARACA" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/04/KARACA-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Sayın Fatih Karaca, Karaca Porselen ne zaman ve nasıl kuruldu, anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Karaca Porselen 1973 yılında istanbul’da kuruldu ve mutfak eşyaları sektöründe faaliyet gösteriyoruz. Porselen ve çelik ürünler olarak iki ana ürün grubu vardır. Çelik ürünlerimizi istanbul’da Hadımköy fabrikamızda, porselen ürünlerini de Fransa’nın Limonj bölgesinden ithal ettiği ham maddelerle Tunus’ta üretmektedir. Karaca porselen 2001 yılında ilk alışveriş mağazasını istanbul Etiler’deki Akmerkez’de açtı. Sonrasında mağazalaşma hızını artırarak 2010 yılında 40 mağaza daha açtık. ﬁu anda Türkiye geleninde 1500’e yakın Karaca satış mağazamız vardır.</p>
<p><strong>Karaca’nın dünya pazarındaki yeri nedir?</strong></p>
<p>Karaca 2009 yılında ihracatta büyük adımlar attı.</p>
<p>Türki Cumhuriyetleri’nden-Avrupa’nın büyük ülkelerine kadar bir çok ülkede ürünlerimiz satılıyor. Aynı zamanda 2009 yılında yurt dışında ingiltere ve Azerbaycan’da frenchise mağazaları da açmaya başladık. Yurt dışında şu anda 15’in üzerinde satış noktamız vardır. Biz yurt dışında da marka olmak istiyoruz ve bunun için de  yurtdışı şubesi olarak tabir edilen “frenchise” mağazalarımızı artırmayı planlıyoruz.</p>
<p><strong><em>ÖDÜLLERiMiZ, GURURUMUZDUR</em></strong></p>
<p><strong>Biraz da Ar-Ge çalışmalarınızdan bahseder misiniz?</strong></p>
<p>2010 yılı itibariyle Ar-Ge yatırımlarımızı artırdık. Endüstriyel tasarım ve tescil konularına da ağırlık veriyoruz. Çünkü Karaca sadece Türkiye’de olan bir firma değil. Yurt dışında da dünyanın önde gelen isimleriyle rekabet etmek durumundayız. Bu rekabetin sürekliliği için de  yeni ürünler çıkarmamız gerekiyor. Bunların sonucu olarak da Türk Patent Enstitüsü’nün kayıtlarına göre, geçtiğimiz yıl en fazla tasarım ve tescili olan firmalar arasında yer aldığımız için Sayın Başbakanımızın elinden Türk Tasarım Patent ödüllerinden birisini  almış olmanın gururunu yaşıyoruz.</p>
<p><strong>Yurt dışından da bir ödül aldınız, bundan ve hedeflerinizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl Chicago’da “Dünya Ev Perakendesi”  dalında ödül aldık. Bu ödül de bizim için büyük bir gurur kaynağı oldu. Karaca,  2009 yılını yüzde 35’lik büyüme oranıyla kapattı. 2010 yılı için de aynı rakamları hedefliyoruz. Yurt dışındaki françayzing mağazalarımızın sayısını da artırmayı hedefliyoruz. Bununla ilgili de çalışmalarımız sürüyor.</p>
<p><strong><em>DÖRT YEMEĞi AYNI ANDA VE 25 DAKiKADA PiŞiREN ÜRÜN GELiŞTiRDiK</em></strong></p>
<p><strong>Ürün gamınızdan da bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Porselen ve çelik olarak iki ana ürün grubumuzun olduğunu söylemiştim. Porselenimiz ikiye ayrılıyor, Fransa’nın Limonj bölgesinden ithal ettiğimiz porselenler, diğer porselenlerimiz de transparan porselenler. Bunların ham maddeleri biraz daha farklı oldukları için daha ince porselenlerdir. Biz bunların hem modelleriyle hem de üzerlerindeki desenlerle ilgili ayda en az 5 model çıkartıyoruz.</p>
<p>Çelik üretimimizi istanbul’da yapıyoruz. Desenden ziyade yeni modeller üzerine çalışmalar yapıyoruz. En son olarak da “Marifetli” adında bir ürün çıkarttık. Komple iki tencereden oluşan bu ürünü aynı zamanda düdüklü olarak da kullanabiliyorsunuz. Ayrıca 4 yemeği 25 dakikada pişirebileceğiniz  yeni bir ürün daha geliştirdik. Bu ürün sadece bizde var.</p>
<p><strong>Garanti konusundan da bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Tüketicimiz ürünü kırsa bile biz onlara 6 yıl boyunca ürünü sağlama garantisi veriyoruz. Çelik ürünler biraz daha sağlam ürünlerdir. Her ne kadar ürünlerin garanti süresi 2 yıl olsa bile, 5 yıl sonra bile, biz ürünlerimizin hep arkasında duruyoruz. Tüketici bazında herhangi bir sıkıntı yaşanırsa mutlaka gideriyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/turk-patent-enstitusu%e2%80%99nden-karaca%e2%80%99ya-tasarim-odulu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
