KAŞIKLA VERİP KEPÇEYLE ALMAKTAN VAZGEÇMELİYİZ

Bin bir zorluk içinde yoğun bir emekle üretilip yetiştirilen, hasat edilen ve tüketiciye ulaşan çaydan üretici ne kazanıyor dersiniz? İstanbul gibi büyükşehirlerin lüks semtlerinde bardağı 8-10 liraya satılan çayın taban fiyatı kilo başına 1 lira bile değil.

Gelişmiş dünya ülkeleri arasındaki yerini daha da sağlamlaştırma hedefi olan Türkiye çok önemli bir konuda fena halde çuvallıyor!

Türkiye’ye ilişkin saymaya kalktığınızda tabii ki bir değil, bin hata da bulabilirsiniz. Fakat ekonomiyi yakından ilgilendiren en önemli handikap üreticiyle ilgili… Peki üç doğruyu götüren bu ciddi yanlış nedir? Malum ülkenin kalkınmasında, zenginleşmesinde en önemli role sahip olan üretici kesimi Türkiye’de zorlu bir dönemden geçiyor. Peki üreticisi darda, üreticisi zorda, üreticisi perişan olan bir ülkenin büyümesi, gelişmesi ve yüksek refah seviyesinde sürdürülebilir bir başarı yakalaması mümkün mü? Elbette hayır. Çok sıcak bir örnekle üreticinin durumunu, daha doğrusu dramını masaya yatıralım ve Karedeniz bölgesi için hayati öneme sahip çay üreticisine şöyle bir göz atalım. Bin bir zorluk içinde yoğun bir emekle üretilip yetiştirilen, hasat edilen ve tüketiciye ulaşan çaydan üretici ne kazanıyor dersiniz? İstanbul gibi büyükşehirlerin lüks semtlerinde bardağı 8-10 liraya satılan çayın taban fiyatı kilo başına 1 lira bile değil. fiaka gibi değil mi? Maalesef acı ama gerçek bir kilo yaş çayın taban fiyatı bir bardak çayın neredeyse onda biri fiyatına denk geliyor. Gerçekten şaka gibi…

Hükümet 2009 yılında yapılan maliyet hesabında yaş çay fiyatına 11.5 kuruşu destekleme primi olmak üzere toplam 90.5 kuruş vermişti. Bu yıl eğer lütfedilirse belki rakam 1 liraya çıkartılabilir.

Peki bu kadar emeğe karşı böylesine düşük bir fiyatla ürettiği çayı satmak zorunda bırakılan çay üreticisi acaba uzayda mı yaşıyor? Ard arda gelen zamlar ve bazı kalemlerde yıllık bazda yüzde 50’lere ulaşan fiyat artışlarından hiç mi etkilenmiyor. Yeme, içme, giyim kuşam, konut, harcama, çoluk çocuk ve diğer ihtiyaçlar bu fiyatlarla nasıl karşılanabiliyor? Çay üreticisi ne yer, ne içer, nasıl geçinir ve ne şekilde yaşar diye düşünen var mı acaba? Tepeden tırnağa yapılan astronomik zamlar ortadayken yaş çay alımlarındaki kuruşluk oynamalar üreticinin hangi ihtiyacını karşılar, hangi sorununu çözer, hangi yarasına merhem olur?

Geçtiğimiz ay Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığım birebir görüşmede çay üreticisinin sorunlarını da gündeme taşıyan biri olarak buradan tekrar Sayın Başbakan’a sesleniyor ve “lütfen çay üreticisine sahip çıkın” diyorum.

Mart ayında İngiltere Parlamentosu’nda İngiltere Başbakanı Gordon Brown’la da yaptığım görüşmede Türkiye’yi anlatırken kendisine Rize çayı hediye etmiş, Karadeniz’in cennet köşelerini ve çalışkan insanımızı anlatmıştım. Rize asıllı biri olarak kendisini ülkemize ve Rize’ye davet ettim. Doğup büyüdüğüm Rize o kadar güzel, o kadar farklı ki; İngiltere Başbakanı’nın verdiği sözü tutup da oralara geldiğinde etkilenmemesinin mümkün olmadığına inanıyorum.

Çünkü doğup, büyüğüm Rize’yi çok iyi tanıyorum, Kaçkar Dağları’nda turistlere rehberlik ederek bölgedeki ilk trekking turizmini başlatan da benim.  Babam çay sektöründe emek veren insanlardandı. Çay çuvallarını sırtımda taşıdığım çocukluk günlerim daha dün yaşanmış gibi gözümün önünde. Tarlada çalışmanın, emek vermenin, alın terinin ve helal lokmanın ne olduğunu iyi bilenlerdenim. Aradan geçen yılların ardından eğitimimi tamamlayıp, dünyaya açılabildiysem bu çayın sayesinde gerçekleşmiştir. Ailem oradan kazandığı parayla beni okutup, eğitim almamı sağladı. Bugün dünya genelinde gezmediğim pek az ülke kaldıysa, mükemmel derecede İngilizce konuşabiliyorsam ve en önemli siyasetçi, akademisyen, iş adamı, sanatçı ve ünlü isme danışmanlık yapıyorsam bu çay sayesinde olmuştur. Dolayısıyla ekonomi yönetimine; üreticiye, çay kaşığıyla verip, kepçeyle alma taktiğini uygulamaktan vazgeçmesi gerektiğini hatırlatıyorum.

Büyük önder Atatürk’ün “Millettin Efendisi” olarak tanımladığı köylüyü, çiftçiyi, üreticiyi bizler efendi değil de, yolunacak kaz olarak gördüğümüz müddetçe ülkemizin ekonomik anlamda büyümesi, sağlıklı ve istikrarlı bir şekilde başarıya ulaşması mümkün değil. Üreticinin yeterli kazancı elde etmediği ülkede, reel anlamda ekonomik kalkınma olması beklenemez. Borsa, faiz ve dövizden oluşan şeytan üçgeniyle Türkiye ekonomisinin sağlıklı bir şekilde kalkınmasını kimse beklememelidir. Hiç birimiz bundan medet ummamalıyız. Türkiye kalkınacaksa üreticisinin omuzlarında kalkınacaktır. Fakat bunun için önce üreticinin çöken omzu, çöken mali hayatı yeniden düzenlenip, yeni bir destek hamlesiyle ayağa kaldırılmalı. Sübvansiyonlarda artış, yüksek taban fiyatları ve değişik desteklerle üretici yeniden kazanan, kazandığını üretime dönüştüren bir lokomotif güç haline getirilmeli. Daha önceki dönemlerde ucuz mazot desteği gibi başarılı projeleri hayata sokan hükümet, çay üreticisinin sesine kulak vererek, gerekli ve yeterli taban fiyatı vererek başarıya giden yolda önemli bir adım atmalıdır. Bu yolla tadı kaçan çay sektörü yeniden canlandırılarak, üreticinin nefes alması sağlanmalıdır.

Yorumunuzu Yazınız.





Benzer Yazılar