İngiliz liderler de bel altı vuruşu yapıyor.

Seçim sürecine girildiğinden beri iktidara oynayan iki büyük parti arasındaki farkın daraldığı bugünlerde Britanya iç politikasında “bel altı” vuruşlara da tanık oluyoruz.

Bel altı”ndan vurmak deyimi; daha çok normal yoldan yenemediği rakibine kural dışı olarak bel altından dalan güreşçilerin, siyasi  literatüre armağanıdır…

Rakip partiyi veya liderini seçmenin gözünden düşürüp, oylarını böylelikle kendi partisine kanalize etme çabaları siyasette “bel altı” oyunlarıyla beraber de gelir.

Seçim sürecine girildiğinden beri iktidara oynayan iki büyük parti arasındaki farkın daraldığı bugünlerde bu “bel altı” vuruşlara Britanya iç politikasında da tanık oluyoruz.

Observer gazetesinin siyasi yorumcusu Andrew Rawnsley’in son kitabında Başbakan Gordon Brown hakkında yazılanlar tam da bel altı tanımıyla açıklanacak iddialar taşıyor.

Rawnsley kitabında, Brown’un çalışanlarına bağırdığı, zaman zaman yakalarından tutup silkelediğini ileri sürüyor. Hatta Brown’un bir çalışanına vurduğuna kadar vardırıyor iddialarını…

Bu iddialar Başbakan Gordon Brown tarafından yalanlanmasına rağmen, -seçim sürecinden olmalı- Hükümet Müsteşarı Gus O’Donnell’ın, Brown’u çalışanlarına karşı tutumundan dolayı sözlü olarak uyardığı bile ileri sürüldü.

Suçlamalar üzerine Başbakan Brown zaman zaman stres altında ağır sözler söylediğini kabul etti, ancak “Hayatımda kimseye bir tek fiske bile vurmadım” diyerek, hakkındaki iddiaları kesin bir dille reddetti.

Başbakan da olsa her insan gibi öfkelendiğini saklamadı Brown ve “Tabii ki zaman zaman öfkeleniyorsunuz. Çoğu zaman da kendinize. Ama ben çok kararlı biriyim. Ülkenin de işleri ileri götürecek birine ihtiyacı var” sözleriyle hakkında yazılanların birer  spekülasyon olduğunu hatırlattı.

Andrew Rawnsley’in kitabında Başbakan Brown ile ilgili yazılanların hepsi doğru da olabilir şüphesiz. Başbakan da bunu saklamıyor ama “agresif bir başbakan” imajına hizmet ettiği anlaşılan sözkonusu iddiaların seçim kampanyasında gündeme getirilmesi inandırıcılığın uzağında.

Anlaşılan, iktidara hazırlanan Muhafazakar Parti ile işçi Partisi arasındaki açığın altı puana kadar indiği günlerde “kavgacı”  bir Başbakan fotoğrafıdır yansıtılmak istenen…

Bilinen haliyle sakin, içine kapanık, kendi halinde bir başbakan imajının tersini göstererek, kendi partileri lehine birkaç puan alacakları beklentisi var kimilerinin. Böyleyse etik değil tabii ki.

Oysa bu iddiaların medyada tartışıldığı günlerde yapılan kamuoyu yoklaması, işçi Partisi ile Muhafazakar Parti arasındaki farkın iyice daraldığını ortaya çıkardı.

Bu sonuçlar, siyasette  bel altı vuruşların minderdeki kadar etkili olmadığını gösterdi.

YouGov adlı araştırma şirketinin yaptığı son ankete göre, David Cameron liderliğindeki Muhafazakar Parti ile Gordon Brown liderliğindeki işçi Partisi arasındaki oy farkı 6 puana düştü.

Ankete göre üç büyük siyasi partiden Muhafazakar Parti’nin oy oranı yüzde 39, işçi Partisi’nin yüzde 33, Liberal Demokrat Parti’nin de yüzde 17. Gazeteler için günlük anketler yapan YouGov şirketinin son araştırması, Başbakan Brown’un “çalışanlarına kötü muamele yaptığı” iddialarının, seçmenlerin tercihini etkilemediğine işaret ediyor…

Mayıs ayında yapılması beklenen seçimlerde dikkat çeken bir diğer detay da, iktidar mücadelesi veren üç büyük parti liderinin ilk defa genel seçim için halkın karşısına çıkıyor olmaları. Bu durum ise, çıkacak sonuçta parti politikalarından öte, lider-seçmen ilişkisinin etkili olacağına işaret ediyor.

Halkın sandığa gitmesine daha iki aydan fazla bir süre var.  Mevcut anket sonuçları ana muhalefetteki Muhafazakar Parti’yi iktidara yakın gösteriyor. Ancak, Muhafazakar Parti’nin iktidar olduğu “Thatcherlı Yıllar”ı yaşayan seçmenlerin tedirginliği de ayrı bir gerçek olarak duruyor.

Parti liderliğinde ilk genel seçime giden David Cameron’un başbakanlık koltuğuna oturması işte bu tedirgin seçmen kitlesini ikna etmesine bağlı.

Eğer seçmen Muhafazakar Parti’yi tek başına iktidara taşırsa bunun artı puanları, partiye değil Cameron’un hanesine yazılacak.

Gordon Brown’un da liderlik koltuğunda seçmenle ilk yüzyüze gelmesi anlamına geliyor bu seçimler. Küresel ekonomik krizde izlediği politikadan dolayı örnek alınan bir başbakan; üç dönemin yorgun düşürdüğü bir partiyi tekrar iktidara taşıma sınavını vermeye hazırlanan lider aynı zamanda Brown.

Eğer bel altı vuruşlara rağmen seçim sınavını geçerse bu sonuç işçi Partisi’nin değil, Brown’un başarısı olacak bir anlamda…

Keza Liberal Demokrat Parti lideri Nick Clegg de Cameron ve Brown gibi partisinin başında ilk genel seçim tecrübesini yaşayacak.

Seçimlerin tek başına bir iktidar çıkarmaması, Clegg’in liderliğindeki Liberal Demokratlar’ı Parlamentoda anahtar parti konumuna getirecek.

Liberal Demokrat Parti lideri Nick Clegg’i de, Britanya Parlamentosu’nun en güçlü lideri konumuna taşıyacak.

Üç büyük parti ve liderleri için kritik bir seçim sözkonusu olunca da, “bel altı vuruşlara” kadar vardırılan seçim kampanyaları şaşırtıcı gelmiyor.

Seçimin muhetemel sonuçlarına, bir de üç büyük siyasi parti liderinin penceresinden bakıldığında, ortaya böyle farklı bir fotoğraf çıkıyor.

Bize de görebildiğimiz bu fotoğraftan kareleri yansıtmak kalıyor. Asıl fotoğrafı “minderde” ayakta kalanla birlikte göreceğiz.

Yorumunuzu Yazınız.





Benzer Yazılar