Cumhuriyetimizin 100. Kuruluş yılı olan 2023 yılında; Türkiye’nin, dünyadaki en büyük 10 ekonomiden biri olmasını ve 500 milyar dolarlık ihracatla, 1 trilyon dolarlık dış ticaret hacmine ulaşmasını hedefliyoruz.
Küresel krizin etkisini ağır bir şekilde hissettirdiği 2009 yılında Ekovitrin’e özel açıklama yapan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi, ihracatçının ortaya çıkan tablodan rahatsız olduğuna dikkat çekmişti. 2010 Ocak ayında yeniden görüşüne başvurduğumuz TİM Başkanı bu kez daha ümit verici konuşuyor ve Türikye’nin krizden çıkma sürecine girdiğini söylüyor. Komşu ülkelerle kurulan ilişkilerin ihracatın arttırılmasında önemli rol oynadığını ve dış politikada doğru bir açılım yakalandığını belirterek, “bunun en güzel örneği Mısır oldu. Mısır’a ihracatımız 2009 yılında yaklaşık yüzde 100 arttı ve bu bir rekordur” diyor. Irak ve diğer bölge ülkeleriyle ticari ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğine işaret eden Büyükekşi, 2023 yılına ilişkini hedeflerini dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmak ve 500 milyar dolarlık ihracatla 1 trilyon dolarlık dış ticaret hacmine ulaşmak olarak özetliyor. İşte 2023 yılı hedefleri, IMF’yle yapılacak yeni anlaşmaya dair görüşleri, Dolar–TL beklentileri ve ihracatçının sorunlarına dair açıklamalarıyla TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi’yle yaptığımız özel röportaj ve ayrıntıları:
Sayın Başkan sizinle daha önce yaptığımız röportajda krizin tam göbeğindeydik ve moraller bozuktu. Aradan 1 yıl geçti, moraller biraz da olsun düzeldi, ihracat yükselişe geçti. 2010’a dair beklentilerinizden bahseder misinizi?
2010 yılının tüm iş dünyasına ve ihracatçılara sağlık ve bol kazanç getirmesini diliyorum. Gerçekten zor bir yıl geçirdik. 2009 özellikle ihracatçılar açısından son derece zor bir yıldı. 2008’in son çeyreğinde başlayan kriz, 2009 yılının ilk aylarında ihracatta yüzde 30–40’lık bir düşüşe neden oldu ve üzdü. Özellikle bazı sektörlerde büyük rahatsızlıklar oluştu. Otomotiv ve yan sanayi, demir çelik, kimya sektörlerimizde yüzde 50’lere ulaşan düşüşler oldu ilk aylarda. Tarım ve tarıma dayalı sektörlerde zaman zaman artışlar yaşadık ama genelde ortaya çıkan yüzde 30’luk düşüş bizi huzursuz etti. Fakat moralimizi bozmadık. Çünkü önemli olan önümüzdeki günlerdi. O zaman da hep dile getirmiştim, hep önümüze bakacağız, bundan sonra ne yapabiliriz, nasıl hareket etmeliyiz, bunun çabası içine girdik. 2010 yılına girmeden, 2009 Ekim ve Kasım aylarında çok küçük artışlar oldu ama Aralık’ta yüzde 30’luk ihracat artışı yaşadık. Komşu ve çevre ülkelere yapılan ziyaretler önemli, bu ilişkiler önümüzdeki günlerde de devam edecek. Geçmişten gelen alt yapı Türkiye’yi öyle bir hale getirdi ki; belli ülkelerde gerçekten büyük önem kazandık. Bunun en güzel örneği Mısır oldu. Mısır’a ihracatımız 2009 yılında yaklaşık yüzde 100 arttı, bu bir rekor. Bahsettiğimiz başarının elbette geçmişten gelen bir alt yapısı var. Özellikle Mısır’daki yatırım imkanlarının cazip olması, gerek enerji, gerek işçilik fiyatlarının son derece rekabet edebilir seviyede olması ve Mısır’ın Amerika’yla yaptığı anlaşma, Türk yatırımcılarının kısmen buraya yatırım yapması ve önümüzdeki günlerde de devam edecek olan serbest ticaret anlaşması Mısır’a ihracatımızda artış zemininin hazırladı. Mısır’ın yanında, Libya’ya ihracatımız yüzde 60 arttı. Yine Irak, bizim için son derece önemli bir pazar. 2008 yılında Irak, Türkiye’nin ihracat sıralamasında 10. sıradaydı, 2000 yılında 5. sıraya geldik. Irak’la ihracatımız 5 milyar doları geçti. Bu durum gerçekten sevindirici bir gelişme. Önümüzdeki yıllarda Irak’a ihracatımızın 10 milyar dolara ulaşacağını ümit ediyoruz. Çünkü gerçekten gelişen bir pazar. Oradaki terör olayları bittikten sonra; gerek müteahhitlik, gerek inşaat malzemeleri, gerekse gıda sektöründe güzel gelişmeler bekliyoruz. Öte yandan Suriye ile yapılan serbest ticaret anlaşması var. İhracatın artması açısından vizelerin kaldırılması da önemli, önümüzdeki yıllarda Suriye ile ilişkiler devam edecek. Çünkü hem Cumhurbaşkanımızla, hem Başbakanımızla, hem de Bakanlarımızla Suriye’ye geziler gerçekleştirdik. Son gezimizde 51 anlaşma imzalandı. Öyle bir ortam yaşadık ki; son iki bayram arasında neredeyse hiç İstanbul’da durmadık. Sayın Devlet Bakanımız Zafer Çağlayan ve TİM olarak biz, tüm ihracatçıları toplayıp ülke ülke dolaştık. Bir gün Brezilya’da, bir gün Afrika’dayız. Irak’tayız, Çin’deyiz. Üç defa Çin’e gittik. Bu ziyaretlerin Türkiye’ye ye katkısını gördük. Dünya ticareti 2009 yılında yüzde 30 düşerken, bizim ihracatımız yüzde 23 civarında düştü. 100 milyar dolarlık hedefimize bazıları hayal diyordu. Oysa Türkiye 101,6 milyar dolarlık ihracat yaptı. Birincisi psikolojik sınırı aştık, ikincisi de bizim bir idamız vardı. 2007 yılında 107 milyar dolarlık ihracat yaptığımızda ortaya bir söylem koyduk. Dedik ki; biz yüzler kulübüne girdik. Yüzler kulübü dünya açısından gerçekten önemli. 2008 yılı kayıtlarında 36 ülke yüzler kulübünde. Türkiye’de bunlardan birisi. Türkiye 33 ülkenin içerisinde. Yüzler kulübü ayrı bir şey.
Bir yerde süper lig. Biz orada kaldık. İnşallah bundan sonra da ihracatımızı artırarak yolumuza devam edeceğiz. Niye derseniz hükümetimizin koyduğu bir hedef var: 2010 yılı için 107 buçuk milyar dolar. Biz kendimize bunun üzerinde hedef koyduk. Sektör sektör analiz ederek bunun yaklaşık 111 milyar dolar olmasını hedefliyoruz ve bunun için her türlü çabayı gösteriyoruz. Bizim şu anda başka bir büyük hedefimiz daha var. Bu hedef için de çok büyük bir yol aldık. Bu hedef ne diyecek olursanız; hedef biliyorsunuz 2023 yılı cumhuriyetimizin 100. kuruluş yılı. 2023 yılında Türkiye’nin bir hedefi var, 10. büyük ekonomi olmak ve 500 milyar dolar da ihracatı gerçekleştirmek ve 1 trilyon doların üzerinde dış ticaret hacmine ulaşabilmek. Bunu yapabilmek için neler lazım, nasıl bir strateji gerekiyor, biz TİM olarak bunları kendimize iş edindik. 2009 Mart ayından itibaren çalışmaya başladık. Dünyaca ünlü şirket ve uzmanlarla çalışmaya başladık. Bu çalışma hummalı bir şekilde sürüyor. Onlarca çalıştay yapıldı. 8 bakanlığımızla ilk toplantımıza bu bakanlıklarımızın müsteşarlarının tamamı katıldı. Sivil toplum örgütleri, akademisyenler katıldı. Hedef 500 milyar dolarlık ihracatı gerçekleştirirken nasıl bir yol izleyeceğiz, nasıl bir strateji oluşturacağız, bu Türkiye için hem büyük bir hedef. Yapılması gerekenleri kısaca da özetlemek istiyorum çünkü makro kısmı bitti projenin. Mikro kısmına çalışıyoruz. Mart ayında bitirip kamuoyuyla paylaşacağız. Şöyle bir şey yaptık, 2008 yılında dünya ticareti yaklaşık 16 trilyon dolar. Bu rakamın 2009 yılında 11,5 trilyon dolara düşeceği varsayılıyor. Türkiye’nin ihracatta 2008 yılı ve 2009 yılı rakamlarına baktığımızda dünya ticaretinden aldığımız pay yaklaşık binde 8 civarında. Biz 2023 yılı için bir hedef ve referans senaryo oluşturduk. Dünyadaki ticaret hacminin yaklaşık 34,5 trilyon dolar olacağını varsayıyoruz ve bundan yaklaşık yüzde 1 buçukluk pay almayı hedefliyoruz. Biz bunun olacağına inanıyoruz. Çünkü 2001 yılına baktığımızda ihracat rakamlarımız 30 milyar dolarlardaydı. O zaman dünya ticaretinden aldığımız pay yaklaşık binde 5 civarındaydı. 7 yıllık süreçte bunu binde 8’lere çıkarttık. 15 yıllık bir zamanda da binde 8’i, binde 15’e çıkarabiliriz. Yani binde 7 artış mantıklı bir hedef. Türkiye’nin ihracat yaptığı 30 ülkeyi araştırıyoruz. 30 ülkenin tek tek şu andaki ihracattan aldığı pay ne, 2013– 2018 ve 2023 yıllarında bu ekonomilerin durumu nasıl olacak? Dünyadaki ticaret nasıl olacak ve ithalatları nasıl olacak, bunlara bakıyoruz. Ortaya çıkan bu hedeflere göre de her ülkeye ne kadar ihracat yapacağımızı ortaya koyuyoruz. Bunları yaptıktan sonra bizim hedefimiz şu; 23 tane sektörümüz var, bu sektörler kendi içerisinde aynı çalışmaları sektörel olarak yapıyorlar. Otomobilden örnek vermek gerekirse 2008 yılı rakamlarına göre yaklaşık 1,1 trilyon dolarlık dünya ticaret hacmi var. Türkiye’nin ihracatı ise 2008 yılında 22 milyar dolar. Dünya ticaretinden yaklaşık yüzde 2 pay alabiliyoruz. Otomobilde, normal ticaretten aldığımız payın neredeyse iki buçuk katı pay alıyor. Biz otomotiv sektörüne bu çalışmayı kendi içinizde yapın dedik ve onlara hedef verdik. Dünya ticareti 2023 yılında yaklaşık 2,2 trilyon dolar olacak. Buradan yüzde 2 pay alınsa 44 milyar dolarlık ihracat yapılır. Otomotivde olduğu gibi diğer sektörler için de yol haritası olacak. Türkiye’nin de ayrı bir yol haritası olacak. Bu çalışmalar bitirildikten sonra Bakanımızın liderliğinde; Ekonomi Koordinasyon Kurulu’na, Başbakanımıza, Cumhurbaşkanımıza, muhalefet partisi başkanlarına, sunulacak. Hedefimiz bunun ihracatla ilgili bir devlet politikası olması.
4 şehrin ihracatı 1 milyar doları geçiyor
Türkiye’nin sadece 4 şehri, 1 milyar doların üzerinde ihracat yaparken 2008–2009 yılında yaklaşık 12 şehir 1 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştiriyor. Kendimize hedefler koyduk. Dedik ki; bunu nasıl 25 şehre çıkarabiliriz. Eski bakanımız Sayın Tınaz Titizle bir anlaşma yaptık. Onunla şehirlerde yine aynı şekilde o şehrin ihracatını 1 milyar dolarlara nasıl çıkartabiliriz, toplantılar yapıyoruz ve ilkini Mardin’de, ikincisini Ordu’da ve Samsun’da yaptık. Sonrasında Van’da ve Kahramanmaraş’ta yapacağız. Hedefimiz; hem bu şehirlerde ihracatla ilgili yapılmayan çalışmaları yapmak, potansiyeli daha büyük illerde 5 milyar doları geçmek. Bununla ilgili çalışmalar yürütüyoruz. Hedefimiz Türkiye’nin İstanbul’daki ağırlığını Anadolu’ya kaydırmak ki; bu oluyor. İstanbul geçen yıl ihracatta yüzde 55’ten, yüzde 47’lere geriledi. Yavaş yavaş Anadolu’daki şehirlere kayıyor ihracat. 2008 yılında AB’ye ihracatımız yüzde 55’ti, yüzde 50’lere geldi. Ortadoğu pazarında yaptığımız çalışmalarla yüzdesi arttı ama asıl artış Afrika’da oldu. Yüzde 4’ten, yüzde 8’e çıktı. Orada da son derece bakir bir pazar var. Özellikle Kuzey Amerika ve Pasifiklerde çok yetersiz. 2009’a baktığımızda 86 ülkeye ihracatımızda artış var ama bu artışların yüzde 70’i geçtiğimiz yıl ziyaret edilen ülkeler. Kriz ortamında son derece önemli bir detay var ilk olarak tüm dünyaya ihracatımız yüzde 23 düşmüşken, ihracatımız Çin’e yüzde 10, Brezilya’ya ise yüzde 10 arttı. Bunlar çok büyük artışlar değil ama bizim için önemli, çünkü bize uzak pazarlar.
Krizden çıkış sürecine IMF’siz girdik
IMF’yle yeni bir anlaşma gündemde. IMF ile henüz anlaşma yapılmamasına rağmen Türkiye, krizden çıkış sürecine girdi. Uluslararası kredi kuruluşları not artırımına gitti. Peki bu durumda yeni bir anlaşmaya gerek var mı?
Bu son derece önemli bir konu. Türkiye’de yıllardan beri IMF ile ilgili bir takım çalışmalar yapıldı. Geçtiğimiz dönemde IMF’nin çizdiği bazı hedefler tuttu, fakat bazıları ihracatçı ve sanayici açısından olumsuz sonuçlar doğurdu. İhracatımız arttı fakat ihracatçılar karlılık konusunda sıkıntı yaşadı. 2007–2008 yılında yaptığımız araştırma firmaların karlılıklarının yüzde 7,2’den 5,8’e gerilediğini ortaya koydu. Bu yaklaşık yüzde 30’luk bir kâr kaybı anlamına geliyor. Sonuçta firmalar kâr edebilirlerse ancak yatırım, Ar–Ge ve inovasyon yoluna girer. Biz kardaki azalmanın zararlarını gördük. Türkiye’nin kredi notunu kademe kademe yükseltiyorlar ve bu çalışma IMF sayesinde olmuyor. Bize göre Türkiye krizden IMF’den destek almadan çıktı. Bunun ilk habercisi Aralık ayında ihracatın yüzde 32 artması oldu. Biz Ocak, Şubat ve Mart aylarında da aynı şekilde yüzde 30 artış bekliyoruz. IMF anlaşması sanayimize ve ihracatçımıza zarar verecek diye bir endişe taşıyoruz. Sebebi şu; IMF ile anlaşma süreci bile dolarda dalgalanma yaratıyor ve Türk parası değer kazanıyor. O zaman ne oluyor birçok ham madde veya ara malına zamlar gelmeye başlıyor. Bu olunca rekabet gücümüz zayıflamaya başlıyor. Bir yandan kur düşlerken, bir yandan da girdi maliyetlerinde artış olursa uluslararası piyasalarda rekabet etmemiz zorlaşır.
Türkiye, Brezilya tarzı bir model uygulayabilir
2010 yılında bankaların, sanayinin finansmanına dönmesi gerekmez mi?
Tüketici kredileri daha kârlı olduğundan bankalar, kendilerini buraya kanalize ediyor. Örneğin tüketici kredilerindeki oranlar, sanayiye göre çok daha yüksek, çok daha kârlı. Aynı şekilde devlete verilen krediler çok daha risksiz. Bu anlamda kredilerin iş dünyasına dönmesini beklemek elbette önemli. Böyle olunca yatırımlar başlayacak. Çünkü Türkiye’nin 2009 ve 2010 yılındaki en önemli baş ağrısı istihdam oldu. Yatırım ve üretime çözüm getirilmezse işsizlik daha büyük sıkıntılar oluşturacak. Biz o yüzden “IMF ile bir anlaşma yapılacaksa; uzun vadeli yatırımların desteklendiği, ihracata dayalı yatırımların özendirildiği, sanayiye dayalı bir program üzerinden görüşülmeli” diyoruz. Türkiye’ye gelen yatırımcılara baktığımızda; bankacılık, sigortacılık, alışveriş merkezi ve perakendecilik sektörleriyle karşılaşıyoruz. Bunlar sıfırdan yatırım gerektiren, ya da ihracata destek veren unsurlar değil, tam tersi, Türkiye’nin 70 milyonluk iç piyasasına yönelik hedefleri içeriyor. Biz yabancı sermaye yatırımlarının; sanayi ve ihracat odaklı olmasını istiyoruz. Örneğin Brezilyaya kısa vadeli giriş–çıkışları önlemek için vergi koydu. Bizim de bu yönde bir çalışmaya ihtiyacımız var.
Son günlerin güncel bir tartışma konusu var. 2010 yılında erken seçim gündeme gelebilir diye. İhracatçı açısından bu konuyu değerlendirir misiniz?
2010 yılında erken seçim olacağını tahmin etmiyorum. Çünkü 2011 yılında yapılacağı konusunda kesin açıklamalar var. Böyle bir seçimin olması ihtimalini de olanaklı görmüyorum. Olursa ihracatçı bundan nasıl etkilenir diyorsanız; ihracatçı kısa vadeli çalışmalardan mutlu olmaz. Biz bir fuara gidiyoruz üç, dört ay sonra yükleyeceğimiz mallara fiyat veriyoruz ve o fiyatı değiştirebilme imkanımız yok. Aynı verdiğimiz dövizle o malı yüklüyoruz. Aradaki o değişikliklerle zaman zaman da ihracatçı zarar etmek durumunda kalıyor. O yüzden uzun vadeli uygulamalar bize yarar getirir, önümüzü ancak öyle görebiliriz. Aniden verilecek kararlar ve değişiklikler bize tabii ki fayda vermez.
Dolarda alt seviye 1.500 olmalı TL’de istikrar sağlanmalı Yani ihracat düşecek, ithalat yükselecek diyorsunuz?
İthalatın 2 türlü yükselme riski var. 2009 yılında baktığımızda yaklaşık 101,6 milyar ihracat, 138 milyar dolar civarında da ithalat olunca yıllardan beri en büyük karabasanımız olan cari açık çok minimum seviyelere indi. Böylece ara malı ve ham madde ithalatında dengeye gelindi. Bu oluşan güzel dengenin 2010 yılında gerek ara malı ham madde, gerekse ithalatta tekrar tersine dönmesinden endişe ediyoruz. Böyle olursa cari açık yeniden sıkıntılı bir hale gelebilir. Karlılık konusunda sıkıntılı döneme girebiliriz. Çünkü bizim yurt dışında rekabetçi bir kura ihtiyacımız var. Bu rekabetçi kuru elde edersek önümüz açık olur. Biz bu yüzden IMF anlaşmasına sıcak bakmıyoruz. Ama eğer illa ki; IMF ile bir anlaşma yapılacaksa orada da özellikle şunu söylüyoruz: Yapılacak anlaşmayla beraber bu paranın mutlaka merkez bankasında tutulup, Hazine’nin borçlanma dönemlerinde, borçlanmaya karşılık bunun kullanılması ve Hazine’nin, bankalardan borçlanacağı rakamın oradan karşılanıp böylece bankaların kredi kaynaklarının da özel sektöre yönlendirilmesini talep ediyoruz. Türk parasının kıymetini korumasıyla ilgili de mutlaka bir takım tedbirlerin alınması gerekiyor. Dolarda 1.5 seviyesi bizim alt sınırımız. 1.5 ile 1.6 arasındaki dalgalanma bizi rahatsız etmez. Türk lirasında istikrar gerekiyor.
Başbakan ihracatçıya “kolaylık” sözü verdi
KDV iadesiyle ilgili yeni bir uygulamadan söz ediliyor. Bu ne getirecek, nasıl yaklaşıyorsunuz bu konuya?
İhracatın yaşadığı zorlukları bir an önce aşmasını istiyoruz. Sayın başkanımızdan aldığımız söz şu; hiçbir şey daha zor olmayacak, daha kolay olacak ve dijital ortamda olacak. Özellikle Kod uygulamaları konusunda büyük sorunlar var bu konuda çözüm getirilecek. Bizim de beklentimiz ihracatla ilgili özellikle KDV iadeleriyle ilgili bu sorunun en hızlı şekilde çözüme kavuşturulması




