<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aylık Ekonomi Dergisi</title>
	<atom:link href="http://www.ekovitrin.com/index.php/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ekovitrin.com</link>
	<description>Ekovitrin</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Mar 2010 19:19:54 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>TÜRKİYE’NİN TURİZM POTANSİYELİ  SU, KUM VE DENİZDEN İBARET DEĞİL</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/turkiye%e2%80%99nin-turizm-potansiyeli-su-kum-ve-denizden-ibaret-degil/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/turkiye%e2%80%99nin-turizm-potansiyeli-su-kum-ve-denizden-ibaret-degil/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 19:19:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Okumuş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazar Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=856</guid>
		<description><![CDATA[Keşfedilmeyi bekleyen eşsiz köşeleriyle Türkiye, turizmde zengin alternatiflere sahip. Doğanın bütün hünerlerini cömertçe sunduğu Rize Kaçkar Dağları; rafting, heliksi ve trekking turizmi için mükemmel bir potansiyel taşıyor. 
Turizm sektörü dünya genelinde zor bir yılın ardından toparlama çabasına girerken,  Türkiye’nin durumu diğer ülkelere göre daha parlak görünüyor. Deniz, kum, güneş konsepti üzerine kurgulanan beklentilerin kırılması, Türkiye’yi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Keşfedilmeyi bekleyen eşsiz köşeleriyle Türkiye, turizmde zengin alternatiflere sahip. Doğanın bütün hünerlerini cömertçe sunduğu Rize Kaçkar Dağları; rafting, heliksi ve trekking turizmi için mükemmel bir potansiyel taşıyor. </strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/mehmet-okumus.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-859" title="mehmet okumus" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/mehmet-okumus-300x249.jpg" alt="" width="300" height="249" /></a>Turizm sektörü dünya genelinde zor bir yılın ardından toparlama çabasına girerken,  Türkiye’nin durumu diğer ülkelere göre daha parlak görünüyor. Deniz, kum, güneş konsepti üzerine kurgulanan beklentilerin kırılması, Türkiye’yi alternatif arayışlara itti ve gelinen noktada sahil turizmi, doğa, yayla, çiftlik evi, gastronomi, kanyon, mağara, dağ bisikleti, botanik, heliski ve trekking turizmi önem kazanmaya başladı. Turizm cenneti Antalya’yla milyonlarca turisti ülkemize çekebileceğimizi öğrendiğimiz gibi; örneğin Rize’nin Kaçkar Dağları ve Ayder Yaylası’nda “heliksi” tutkunlarına hitap edebileceğimizi ve buralara da turist akını başlatabileceğimizi keşfetmeye başladık. Kayakçıların helikopterle dağların zirvelerine çıkıp oradan atlayarak kaydıkları bir spor türü olan heliski, dünyada çok sınırlı yerlerde yapılabiliyor. Türkiye&#8217;de bu sporun yapıldığı tek merkez olan Kaçkar Dağları&#8217;nın Rize&#8217;nin Çamlıhemşin ilçesinde kalan bölümü, Ayder Yaylası&#8217;ndaki konaklama imkanı nedeniyle heliski tutkunlarının ilgisini çekiyor. Kaçkar Dağları&#8217;nda heliski yapmak için bölgeye gelen kayakçılar, konakladıkları Ayder Yaylası&#8217;ndan sabah erken saatlerde helikopterle alınarak, dağların zirvesine bırakılıyor. Daha sonra zirveden kayarak vadilere inen kayakçılar, yeniden helikopterle dağların zirvesine bırakılıp, tekrar aşağıya iniyor. Kayakçılar, gün boyunca bu şekilde kayak yaptıktan sonra akşam saatlerinde helikopterle Ayder Yaylası&#8217;na dönüyor. Bu modelden de anlaşılacağı üzere Türk turizmi; su, kum ve deniz üçgenin yanında alternatif birçok imkana sahip.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/kackar-daglari-manzara.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-858" title="kackar daglari manzara" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/kackar-daglari-manzara-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Rize’yi turizm cennetine dönüştürebilecek bu avantajlar önemli fakat, daha da önemlisi; Turizm Bakanlığı ve özel sektörün Kaçkar Dağları’na otel, altyapı ve diğer alanlarda yatırım yaparak burayı dünyada heliski sporunun en iyi merkezlerinden biri haline getirmesidir. Kar kalınlığının teknik anlamda istenilen seviyelerde olması nedeniyle buradaki yaylalar birer kayak merkezi olmaya oldukça müsait. Keza bölgeye yapılacak yatırımlar sadece heliksi sporu için yapılmayacak. Çünkü bu bölgede şelaleleri ve doğal güzelliği ile insanı büyüleyen Fırtına Deresi de yer almakta ve burası rafting sevenler için eşsiz bir yer. Bunun yanı sıra bölgede günlük yaşamın sıkıntılarını doğada eritmek isteyenler için özel bir alternatif olan trekking yapılabiliyor. Eşofman ve yürüyüş ayakkabınızı giyip dağ-bayır gezerek, temiz havada doğal hayatın içinde keyifli bir yürüyüşle Trekking sporunu da burada yapabiliyorsunuz&#8230; Özü, dağ, bayır, orman demeden; doğal hayatın zorluklarına da göğüs gererek belirli noktalara yürümek (bazen de tırmanmak) olan Trekking, Türkiye&#8217;de özellikle son yıllarda önemsenecek derecede gelişim gösterdi. Sadece yabancı turistler için değil, hafta içi yaşanan sıkıntı ve stresi, sağlıklı bir yürüyüşle doğanın içinde atmak isteyen insanlarımız da eşofmanlarını giyip trekking keyfi yapıyor.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/rafting.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-857" title="rafting" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/rafting-300x229.jpg" alt="" width="300" height="229" /></a>Bahsettiğim bu saklı cennetlerin bulunduğu bölgede; Rize’de hayata “merhaba” diyen, daha sonra dünyanın 6 kıtasında, 30 ülkeyi gezen bir turizm uzmanı olarak Türkiye’nin bu zenginliklerini kullanması gerektiğini düşünüyorum. Son 20 yılda İngiltere, ABD, Lüksemburg, Meksika’da bulundum. Hâlâ yurt dışında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan kokartlı uzman turist rehberi olarak çalışmalarımı sürdürüyorum. Aldığım eğitim ve mükemmel dereceye taşıdığım İngilizcemle dünyanın dört bir yanını gezdim ama Türkiye kadar turizmde şanslı bir ülkeye rastlamadım. Daha doğrusu böyle bir ülke yok!</p>
<p>Geçmişte Rize’de trekking-yayla turizmini başlatan ilk isimlerden biri olmam nedeniyle bölgedeki potansiyelin yüksek olduğunu çok iyi biliyorum ve bu nedenle Turizm Bakanlığı ile özel sektöre alternatif turizmi güçlendirmek adına bölgeye daha fazla ilgi göstermeye davet ediyorum. Gizli cennet olarak tanımlayabileceğim bu yerlerin iyi değerlendirilmesi halinde Türk turizminde patlama yaşanabileceğinin altını çiziyorum. Hem iç, hem dış turizme hitap edecek bu bölgeye gerekli ilgi ve alakayı gösterilmeliyiz. Ülkemizi ucuz tatil destinasyonu kategorisinden kurtarıp, zengin turizm alternatifleri içeren bir konuma yükseltmeliyiz.  Turizmde önemli bir potansiyele sahip olan Kaçkar’ın altyapı, proje ve tanıtım sorununu çözdüğümüzde İsviçre’yle rekabet edebilecek noktaya gelebileceğini unutmayalım. Burası Nepal Himalayalar ile İsviçre Alpleri’nin adeta birleşimi gibi bir yer… Kaçkar Dağları dışında, turizm rehber kitaplarına girmemiş, keşfedilmeyi bekleyen nice cennet köşelerimizi fark edip, ülke ekonomisine milyarlarca dolarlık katkı sunacak yatırımları yapmamız dileğiyle…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/turkiye%e2%80%99nin-turizm-potansiyeli-su-kum-ve-denizden-ibaret-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GELECEĞİN DÜNYASI Mart 2010</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/gelecegin-dunyasi/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/gelecegin-dunyasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 01:33:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Ercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geleceğin Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=829</guid>
		<description><![CDATA[ACİL DURUMLAR İÇİN; KOZA ÇADIR
İsterseniz ara sıra çıktığınız kamplarda, ormanda kaybolduğunuz zaman, ya da bir doğal  afet sonrasında kullanabileceğiniz, içerisinde güvenle uyuyup, sizi dışardan gelebilecek her türlü tehlikeden koruyacak bir küçük uyku tulumu bu. Ya da sallanan çadır. İngilizce “The Cocoon” olarak adlandırılan bu çadırlar, endüstriyel tasarımcı John Moriarty tarafından tasarlandı.
Özellikle kaybolduğunuz zaman bir yerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ACİL DURUMLAR İÇİN; KOZA ÇADIR</strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0124.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-826" title="01" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0124-233x300.jpg" alt="" width="233" height="300" /></a>İsterseniz ara sıra çıktığınız kamplarda, ormanda kaybolduğunuz zaman, ya da bir doğal  afet sonrasında kullanabileceğiniz, içerisinde güvenle uyuyup, sizi dışardan gelebilecek her türlü tehlikeden koruyacak bir küçük uyku tulumu bu. Ya da sallanan çadır. İngilizce “The Cocoon” olarak adlandırılan bu çadırlar, endüstriyel tasarımcı John Moriarty tarafından tasarlandı.</p>
<p>Özellikle kaybolduğunuz zaman bir yerde durmak, sizi daha çok tehlikeye maruz kalmadan bulunmanız için her zaman en iyi çözümdür. İşte böyle bir durumda başınızı sokacak en güzel uyku yeri bu sallanan kozalar. Kullanmadığınız zaman taşıması oldukça kolay. Acil durum anında da hızlıca açarak bir ağaca, hatta bir faleze asarak kendinize korunaklı bir mekan oluşturabilirsiniz. Parlak renkleri ve içerisindeki özel kumaşı sayesinde, rüzgar ve yağmurdan sizi korurken, vücut ısınızı içerde tutarak sıcak kalmanızı sağlıyor.</p>
<p><strong>DÜNYANIN EN UCUZ BİLGİSAYARI; OLPC XO-3</strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0319.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-828" title="03" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0319.jpg" alt="" width="220" height="157" /></a>Bilgisayarlar devamlı kendini yenileyen, teknoloji ilerledikçe daha fazla özelliği olan daha küçük bir alet haline geliyor. Fakat bu yeni ürünler her zaman daha pahalı halde piyasaya sürülüyor. ABD’de kar amacı gütmeyen “Her Çocuk İçin Bir Laptop” (One Laptop Per Child &#8211; OLPC) adında bir bilgisayar tasarım vakfı var. Bu kurum özellikle geri kalmış bölgelerde herkesin alabileceği son teknoloji ürünler tasarlıyor ve piyasayı sarsmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0224.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-827" title="02" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0224.jpg" alt="" width="275" height="195" /></a>Geçtiğimiz yıllarda OLPC, XO isimli dizüstü bilgisayarı sadece 100 dolar karşılığı piyasaya sürmüştü. Şimdi ise OLPC kurumundan Yves Behar’ın tasarladığı XO-3 isimli konsept tablet bilgisayarı kamuoyuna tanıtıldı. Ve sadece 75 dolara satılması planlanıyor. Yarı esnek plastik üretilen XO-3, bir önceki modelin üstüne iletici ve yansıtıcı modları sayesinde açık havada ve içeride ekranı görüntülenebiliyor. 8.5 x 11 inç boyutlarında dokunmatik ekranı ve köşesindeki katlanabilir kulpu sayesinde taşınması çok rahat. Bir iPhone’un yarısı kadar inceliğinde ve uzaktan şarj olma özelliği mevcut. Piyasaya ise 2012 yılında sürülecek.</p>
<p><strong>HUMMER HB İLE OFF-ROAD SÜRÜŞLERİ SINIRLARDA YAŞAYIN</strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/hummer-hb_04_e9MSk_22976.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-834" title="hummer-hb_04_e9MSk_22976" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/hummer-hb_04_e9MSk_22976-300x197.jpg" alt="" width="300" height="197" /></a>Küçük bir ATV’nin büyütülmüş versiyonunu düşünün. Her çeşit arazi koşulunda gidebilsin. Romanyalı tasarımcı Andrus Ciprian, ön ve arka tamponları kaldırarak tasarladığı araca “Hummer HB” ismini verdi. Karoseri iskelette olacak şekilde üretilen araç, alüminyum ve karbon fiber gövdesi sayesinde hem hafif hem de güçlü. HB dev tekerleri sayesinde hemem hemen tüm yol ve arazide gitmeyi imkanlı hale getiriyor. İki farklı sınıfta yapılan bu Hummer’lardan birincisinin daha küçük ön camı 3 bölüme ayrılıyor. Fakat kameralar yardımıyla genişletilmiş bir görüş açısı ve güvenlik sürücüye sağlanıyor. Diğer versiyonunda daha geleneksel bir tek parça bir ön cama ilaveten daha fazla ışık alması için cam tavan ilave ediliyor. Tam off-road düşkünleri için.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/hummer-hb_08_mkxiv_22976.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-835" title="hummer-hb_08_mkxiv_22976" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/hummer-hb_08_mkxiv_22976-300x165.jpg" alt="" width="300" height="165" /></a>Araçta bulunan güçlü bir vinç sayesinde çamurlu ortama saplanan hem kendi aracınızı hem de diğerlerini kurtarabiliyorsunuz. Ayrıca HP’nin altına yerleştirilen zırhlı panel sayesinde kayalık zeminde giden aracın aktarım organları ve yolcular korunmuş oluyor. Dahası Hummer HB’nin V6 motoru ve otomatik 6 vites sistemi bulunuyor. Bio-dizel kullanma özelliği ile de doğaya dost bir sürüş keyfi sağlıyor.</p>
<p><strong>AMFİBİ EVLER</strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/Su-Studyosu.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-832" title="Su Studyosu" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/Su-Studyosu-300x149.jpg" alt="" width="300" height="149" /></a>Deniz seviyesinin altındaki toprakları, küresel ısınma tehdidi ile sular altında kalma riski taşıyan Hollanda’da karada ve denizde (amfibi) kullanabilecek konsept ev tasarımları yapılıyor. Deniz seviyesi yıldan yıla yükselirken, şehir planlamacıları sel ve şiddetli yağmur risklerini de göze alarak denizcilik mimarisi alanında atılımlar yapıyorlar. Koen Olthuis isimli Hollandalı mimar, şaşırtıcı derecede güzel su meskenleri ortaya çıkardı. Bu yeni meskenleri, ev olarak kullanılan gemilerden (houseboats) ayırt eden şey, patentli bir teknolojiye sahip olan binanın temelinin yüzer hale dönüşebilmesi. Köpük çekirdeklerin betonu kapladığı bu yeni meskenler, potansiyel dalgalara karşı çelik kablolarla korunuyor.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/Su-Studyosu-3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-833" title="Su Studyosu 3" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/Su-Studyosu-3-300x184.jpg" alt="" width="300" height="184" /></a>Olthius isimli şirketin amacı bireysel mesenler yapmaktansa deniz üzerinde bütün bir yerleşim alanı ortaya çıkarmak. Bu amfibi meskenlerin Lego parçaları gibi birbirine birleşebilir şekilde tasarlanması ile bu deniz mahalleleri kolayca kurulabilecek. Havadan resmedilmiş imajda görüldüğü gibi bahsedilen yüzen meskenlerin nasıl olacağına dair bir fikir edinebilirsiniz. Bu meskenlerde  kalacaklara evlerinin sel yada başka sebeple yükselen suya cevap vereceği güvencesi veriliyor. Küresel ısınmanın ilerlemesiyle bu tür evlere Hollanda’dan başka ülkelerde de ihtiyaç duyulacağı kesin gibi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/gelecegin-dunyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OTOVİTRİN Mart 2010</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/kirmizi-simsek/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/kirmizi-simsek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 01:20:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Ercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Otovitrin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=816</guid>
		<description><![CDATA[KIRMIZI ŞİMŞEK
 
Kırmızı rengiyle, bütün dikkatleri üzerine çeken Scirocco, 1.4 TSI motor, 160 HP ve 6 ileri manuel şanzıman ile kendini ispatlamayı başarıyor. Vücudu çok iyi saran ön koltuklar rahat. Yol tutuşunun çok iyi olması performansı artırıyor. Görüş açıları küçük arka cam sebebiyle azalıyor.
Scirocco, bizim uzun zamandır test etmek istediğimiz model. Scirocco’nun test programı bize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KIRMIZI ŞİMŞEK</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0123.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-818" title="01" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0123-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></a>Kırmızı rengiyle, bütün dikkatleri üzerine çeken Scirocco, 1.4 TSI motor, 160 HP ve 6 ileri manuel şanzıman ile kendini ispatlamayı başarıyor. Vücudu çok iyi saran ön koltuklar rahat. Yol tutuşunun çok iyi olması performansı artırıyor. Görüş açıları küçük arka cam sebebiyle azalıyor.</p>
<p>Scirocco, bizim uzun zamandır test etmek istediğimiz model. Scirocco’nun test programı bize geldiğinde Florya’dan Şekerpınar’a gitmek bize hiç zor gelmedi. Çünkü  Scirocco’yu teslim alacaktık. Bu heyecanla düştük yollara.</p>
<p><strong>Keskin virajlar sorun değil</strong></p>
<p>Scirocco yerinde durmayı sevmeyer bir otomobil yollarda performansını sergilemeyi daha çok seviyor.  Scirocco’nun yere yakın duruşu, genişliği ve buna eklenen ESP sistemi sayesinde keskin virajlardan çok rahat bir şekilde yol almanızı sağlıyor.  Ön tarafta siyah bal peteği desenli büyük hava girişi ile radyatör ızgarası otomobile kısık bir bakış kazandırıyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tanıdık iç mekan </strong></p>
<p>Scirocco’nun iç mekanı VW’nin diğer modellerine benziyor. Kapı içi panelleri ve ön konsol başta olmak üzere birçok noktada kullanılan krom malzemenin sağladığı bir sportiflik hissediliyor. Oldukça alçak bir oturma pozisyonuna sahip olan koltukların yapısı vücudu çok iyi sarıyor. Kumanda öğeleri ergonomik açıdan oldukça başarılı, göstergeler ise okunaklılığı ile bizden iyi not alıyor. Arka tarafta ise diz mesafesi biraz yetersiz kalsa da tavan tasarımından dolayı baş mesafesinin beklenenden daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Sadece içeriden ve kumandadan açılabilen bagaj kapağı sizi zor durumda bırakabilir. 292 litrelik bagajın koltuklarının da 50/50 oranında katlanabildiğini hatırlatalım.</p>
<p><strong>Etkileyici performans</strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0223.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-819" title="02" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0223-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></a>Bu otomobil Golf’le aynı platformu paylaşıyor ama sürüş karakteri Golf’e pek benzemiyor. Öncelikle Scirocco&#8217;nun çok daha fazla sportif tatlar sunduğunu söyleyebiliriz. Bunun en büyük sebebi de standart olarak sunulan Adaptif Şasi Sistemi sayesinde süspansiyonların sertlik ayarlarının istenildiği gibi yapılabilmesi. Tüm bunların ardından en son işin hassas direksiyon sistemine düştüğünü söyleyebiliriz ki o da işini hiç zorlanmadan yapıyor.</p>
<p>Test aracımızda 1.4 TSI, 5800 d/d’de 160 HP güç ve 1500-4500 d/d’de 240 Nm tork üretiyor. 6 ileri manuel şanzıman ile görev paylaşımı yapan 1.4 TSI motor Scirocco&#8217;yu 0’dan 100’e 7 saniyede çıkarken 250 km/s’lik son sürate ulaştırıyor. Şehir içinde ve şehir dışında geçen testlerimizde ortalama 6.3 lt/100 km yakıt tüketen Scirocco&#8217;nun gösterdiği performansa göre makul tüketim değerlerine sahip olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Scirocco’nun baz modeli 26.200 Euro’dan başlıyor. Test aracımız Sportline plus ise 30.850 Euro.</p>
<p><strong>ESTETİK STATİON WAGON</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0318.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-820" title="03" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0318-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></a>Renault Megane Sport Tourer’ın 1.5 lt 105 HP’lik turbo dizel motoru, alt devirlerde yaşanılan turbo gecikmesine rağmen yeterli çekiş gücü sunuyor. Yumuşak direksiyon ve belirgin vites geçişleri Sport Tourer’ın şehir içinde konfordan ödün vermemesini sağlıyor.</p>
<p>Renault’nun en gözde modellerinden olan Megan Station Wagon olan Megan Sport Tourer bu ayki test konuğumuz. Testini gerçekleştirdiğimiz Megane Sport Tourer modeli ise ailelerin çok seveceği geniş ve sportif hatları ile  dikkat çekiyor.</p>
<p>Megane Sport Tourer’ın ön bölümü ailenin diğer üyelerinden farksız. Yandan kaslı görünümü devam eden aracın, metalik tavan raylarıyla sportifliği artırılmış. Otomobilin arka bölümü, tasarım anlamında en çok zaman harcanan kısım olduğunu hissettiriyor. Stopların sıra dışı görünümü herkesin beğenisini kazanacak kadar çekici. Bagaj kapağının da düz bir çizgide iniyor olduğu dikkatlerden kaçmıyor.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0411.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-817" title="04" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0411-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></a>İç mekandaki dijital göstergeler  otomobile güncel bir hava katmış. Start butona bastırarak çalışan motor otomobilin teknolojik oyuncaklarından bir kaçı. Genel tasarım hatchback Megane modellerinden farksız. Hatchback Megane’ın aks aralığı uzatılarak Megane Sport Tourer üretilmiş. Bu sayede daha fazla diz mesafesi sunuluyor. Ayrıca hachback Megane’ın 368 litre olan bagaj hacmi Sport Tourer’de 486 litreye yükselmiş. İstendiğinde arka koltukların yatırılmasıyla bu hacmi 1562 litreye kadar artırmak mümkün. Arka direklerin kalın olması sebebiyle geri çapraz görüşte problem yaşanabiliyor. Orta konsolun en üstündeki navigasyon ekranı vites kolunun ardındaki merkezi bir kontrolle idare edilebiliyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>60 lt. depo ile 1000 km </strong></p>
<p>Renault Megane Sport Tourer, Türkiye’de 1.6 litre benzinli ve 1.5 litre dizel motor seçenekleriyle satılıyor. Dizel motorunsa 85 HP ve 105 HP olmak üzere iki versiyonu mevcut. 0’dan 100km/s hıza 11.2 saniyede ulaşan otomobilin son hızıysa 190km/s. Testimiz süresince 6 litre motorin tüketen Megane Sport Tourer, 60 litrelik deposuyla 1000 km menzile sahip. Altı kademeli manuel vites sayesinde uzun yolda bu tüketimi 5 litrenin altına düşürmek mümkün.</p>
<p><strong>Konforlu iç mekan</strong></p>
<p>Orta sertlikteki süspansiyonlar yeterli konforu sunuyor. Direksiyon sistemi ikinci nesil Megane’a göre iyileştirilmiş olsa da yine de hissiz. Ancak Megane Sport Tourer iyi bir yönlendirmeye ve tepkilere sahip. Yol tutuş genel anlamda sorunsuz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/kirmizi-simsek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Otomobil sektörünün önemli markalarından biri olan Peugeot, 2010 yılına hızlı girdi…</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/otomobil-sektorunun-onemli-markalarindan-biri-olan-peugeot-2010-yilina-hizli-girdi%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/otomobil-sektorunun-onemli-markalarindan-biri-olan-peugeot-2010-yilina-hizli-girdi%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 01:08:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Ercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Otovitrin]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=811</guid>
		<description><![CDATA[Peugeot Türkiye Genel Müdürü Jean Pierre Vieux’le, Kozyatağı’ndaki genel müdürlükte özel bir röportaj yaparak markanın gelecekle ilgili hedeflerini konuştuk. Peugeot olarak pazarda yüzde 5’lik bir paya sahip olduklarını belirten Vieux, 2010 yılında satışlarda artış beklediklerini ifade ederek, üretilen otomobillerin güvenlik, konfor ve son teknolojik gelişmelerle zengin bir konseptte geliştirildiğini belirtiyor. Müşteriye dönük avantajlı kampanyalar düzenlediklerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0222.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-807" title="02" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0222-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a>Peugeot Türkiye Genel Müdürü Jean Pierre Vieux’le, Kozyatağı’ndaki genel müdürlükte özel bir röportaj yaparak markanın gelecekle ilgili hedeflerini konuştuk. Peugeot olarak pazarda yüzde 5’lik bir paya sahip olduklarını belirten Vieux, 2010 yılında satışlarda artış beklediklerini ifade ederek, üretilen otomobillerin güvenlik, konfor ve son teknolojik gelişmelerle zengin bir konseptte geliştirildiğini belirtiyor. Müşteriye dönük avantajlı kampanyalar düzenlediklerini belirten Vieux, otomobil alan tüketiciye 2 yıllık yakıtı bedavaya getirecek bir çalışmaya imza attıklarını söylüyor. Her kesime hitap eden arabalar ürettiklerini belirten Vieux, Peugeot markasını en fazla kadınlar tercih ettiğinin altını çizerek arabanın insan hayatında önemli olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Kullandığınız araç sadece ait olduğu markayı değil, sizin kişiliğinizi de yansıtıyor.”</p>
<p>n 2010 yılı için Peugeot’un hedeflerinden ve sektöre kattığı yeniliklerden bahseder misiniz?</p>
<p>Peugeot olarak son iki yıldır pazar paylarında ilerleme kaydediyoruz. Pazar payımızı bir yılda 1 puan arttırdık, yani şu anda yüzde 5 buçukluk bir pazar payına sahibiz. Bunda birçok etken var fakat bunların arasında en önemlileri olarak piyasaya çıkarttığımız yeni ürünler ve aynı zamanda bayi teşkilatımızda yaptığımız köklü değişikliklerin etkisi var. Bayi teşkilatımızda özellikle servis kalitemiz konusunda köklü değişiklikler yapmaya çalıştık. Bu ilerlememizi de esasında bunlara bağlıyorum. Dolayısıyla yeni ürünler çıkarıyor olmamız pazar payımızın düşmeyeceğini gösteriyor. Hatta böyle bir temele dayandırıldığı için daha da artabilir.  Dolayısıyla denklem çok basit, 2008 yılında artı bir puan kazandık, 2009 yılında da artı bir puan kazandık ve 2010 yılında da yine artı bir puan kazanmayı hedefliyoruz. Son lansmanlarımızla da bunu başaracağımıza inanıyorum. 2010 yılında 5008’in lansmanını gerçekleştirdik. Bu çok küçük bir pazar, bu aracın bulunduğu segment ama Ocak ayında 150 araç sattık, yani segmentin yüzde 60’ını gerçekleştirmiş olduk. 3008’den de faydalanacağız çünkü o da çok iyi satıyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>PEUGEOT’TAN ARAÇ ALAN 2 YILLIK YAKITI BEDAVAYA GETİRİYOR </strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0317.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-808" title="03" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0317-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>n 5008’in lansman kampanyası olarak DVD oynatıcı hediye ettiniz. 5008’in satışlarını nasıl etkiledi. İstediğiniz satış hedefine ulaştınız mı?</p>
<p>Video ve DVD oynatıcıyı eklemiştik o aracımıza. İlk 200 araç için bunu belirlemiştik. Ocak sonunda halen 50 tane vardı. Onlar da satıldı. Bu çok önemli bir konu bir sonraki araç serisinde de video oynatıcıların bedavaya verilmesini planlıyoruz. 5008 esasında bir aile arabası. Dolayısıyla çocukların markada sessiz kalabilmesi sürüş zevkinizi dörde katlıyor.  Bu aracımızın üretimini sürdüreceğiz fakat önümüzdeki dönemde özel birkaç serimiz olacak. Ticari araç satışlarımızın önemli oranını oluşturan aracımız Partner’dir. Bu araç Doblo ve Kangoo gibi araçların doğrudan rakibidir. Bu araçta özel bir serimiz var. Bütün güvenlik donanımlarını yüklediğimiz bir seri. USB olacak mesela bu araçlarda, yine aynı şekilde yokuşta kalkış için özel bir sistemimiz olacak. Başka araçlarda olmayan yan hava yastıkları olacak. Dolayısıyla bu da bir aile aracıdır ve güvenliği ön plana çıkardık. Türk müşterilerimizin güvenlik konusunu düşünmelerini istiyoruz. Çünkü özellikle son nesil araçlarımız herhangi bir çarpışma anında olası bütün çarpışmaları emebilecek yeteneklere sahip araçlar. Dolayısıyla bu eksen üzerinde ilişki kurmak istiyoruz. Kendi kategorisinde en iyilerden birisi. Yakıt tüketiminde de düşüş çok önemli. Siz otomobil piyasasını iyi bilen birisiniz, bunu gözlemlemişsinizdir, Peugeot ve diğer markalar birçok kampanyalar yapıyorlar ve bu kapsamda indirimler yapıyorlar, bu indirimlerin olması araç alırken çok iyi muhakkak. Ama iş araç almakla bitmiyor, aldıktan sonra da araca benzin doldurmak gerekiyor. Bizim burada çok büyük bir avantajımız var. Teknisyenlerimiz sayesinde rakiplerimizin çoğunun altında yakıt tüketen araçlarımız var. Dolayısıyla biz bu konudaki mali tasarrufu da öne çıkartmak ve olası müşterilerimizi bu konuda duyarlı hareket ettirmek istiyoruz. Yeni bir kampanya yaptık, eskiden para olarak yaptığımız indirimi şimdi aracın iki yıllık benzin tüketiminden tasarruf… Dolayısıyla şu anda yaptığımız kampanyadaki indirim rakamı aslında kişinin bu aracı aldığı zaman yılda 20 bin km üzerinden hesaplanmış modeline göre farklılaşan bir tüketim miktarına denk düşüyor yakıt tasarrufu. Ne kadar az yakıt tüketirseniz o kadar az çevreyi kirletirsiniz. Bu da çocuklarımızın geleceği demektir.</p>
<p><strong>HER KESİME HİTAP EDEN ARAÇLARIMIZ VAR </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/054.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-810" title="05" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/054-300x210.jpg" alt="" width="300" height="210" /></a>n 5008’in gelmesi, 3008’i etkiledi mi?</p>
<p>Olumsuz etki diyemeyiz. İkisi arasında tereddüt eden müşterilerimiz var. Önemli olan müşterilere sahip olmak. 3008 veya 5008 bizim için ikisi de aynı. Mesela 5008’de 7 kişilik yer var, 3008’de bu yok. 3008 esasında bir crosower 4&#215;4 araç özelliklerine sahip. Aynı imajda değil bu iki araç. Aslında iki farklı müşteriye hitap ediyor. Birbirlerine yakın olduğu için tereddütte kalan müşterilerimiz var. Aynı zamanda 5 kişi, 7 kişi gibi bir araçtan neler beklendiğine bakılırsa bayideki satıcının müşteriyi yönlendirmesi kolay olacaktır. Herkese hitap edecek aracımız var.</p>
<p>n 3008 dizel hybrid hakkında neler söyleyeceksiniz?</p>
<p>Hem dizel motor olacak, hem de arka tekerleği hareket ettiren elektrikli motorlar olacak. Dolayısıyla bu anlamda da gerçek bir 4&#215;4’e dönüşmüş olacak. Elektrikli araçlar konusunu da konuşmamız gerekiyor çünkü okurlarınız elektrikli ve hybrid araçların ne kadar önemli olduğunu görecekler. Bu araçları bizim piyasaya sürebilmemiz için bu alanda yatırım yapan yegane marka biz olmamız gerekiyor. Bu araçları üretmek daha pahalı. Alt yapı konusunda çok endişeliyim. Geliştirilebilir. Ayrıca bu elektrikli araçlar daha çok şirketlerdeki filo satışlarına yönelik. Buradaki esas sorun şu; bataryaları pahalı olduğu için ve iki motorlu olduğu için bunların üretmesi zor ve maliyetli, dolayısıyla satışı da pahalı olacaktır. Bunu birçok ülke anladı ve piyasaya sürmek için bir takım yardımlar ve teşvikler öngördü. Diyeceksiniz ki yine hükümetten para mı istiyorsunuz?  Mesela bazı ülkelerin örneklerine bakalım. Gerçekten çevreyi kirletmeyen araçlara teşvikler veriliyor. Daha çok kirleten araçlara da daha fazla vergi veriliyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>YATIRIMLARI ÇEVRECİ OTOMOBİLLERE YAPMAKTA FAYDA VAR</strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0410.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-809" title="04" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0410-300x236.jpg" alt="" width="300" height="236" /></a>n Hybrid araçlar Türkiye’de çok pahalı fakat Avrupa’da ucuz. Çeşitli kampanyalar söz konusu, Türkye’de bir destek yok bu anlamda.</p>
<p>Evet, Avrupa’da bu anlamda destek kampanyaları yapılıyor. Türkiye de çevre kirliliğini anlama konusunda katkılar yapmak durumunda. İster istemez bu konuda yatırımlar yapılacaktır. Bu yatırımları da çevreyi daha az kirleten araçlara yapmakta fayda var. Bu kadar basit. Belki o zaman bu araçları piyasaya daha rahat süreceğiz ve çevreyi daha az kirleteceğiz.</p>
<p>n Peugeot’un dünya otomobil piyasalarındaki payı nedir?</p>
<p>Bu sorunun cevabını tam olarak vermek zor. Şu aşamada net olarak bunu hesaplamamız mümkün değil. Tüm dünya pazarında yüzde 3’lük bir pay diyebiliriz. Bunu ezbere söylüyorum.</p>
<p>n 2009 yılı kriz anlamında kötü bir yıldı fakat 2010 beklentileri olumlu yönde. Yeni araçların gelmesi de söz konusu, bu konuda neler söyleyeceksiniz?</p>
<p>Ben 2010 yılı için çok da umutlu değilim aslında. Çünkü bazı ekonomik çevrelerle görüştüğümüz zaman tünelin sonunda bir ışık gördüklerini söylüyorlar. Bazıları da o ışığın bir tren olabileceğini söylüyor. Bir tedirginlik var. Halen krizde olduğumuzu düşünüyorum. Özellikle pazarın ilk aylarında bunu görebiliyoruz. Pazar geçen yıla oranla biraz daha iyi fakat bu kriz pazarı. Unutmayalım ki geçtiğimiz yıl ÖTV yarı yarıya azaltıldı. Bugün geçen yılki pazara benzer bir durumun içindeyiz, ama eğer geçtiğimiz yılki vergi indirimleri, destekler, teşvikler olmazsa mart ayında geçtiğimiz yılın daha aşağılarında olma ihtimalimiz var. Geçtiğimiz yılın Pazar akışını inceledim ve orada net bir şekilde 3 tepe noktası gözüküyor. İlki ÖTV döneminde, ikincisi eylül sonundaki ikinci ÖTV indirimi zamanında, üçüncüsü de aralık ayında bir takım markalar birinciliği yakalamak için yaptıkları kampanyalar zamanında. Bu dönemlerin dışındaki zamanlarda pazar çok düşük oranlarda seyretmiş.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0122.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-806" title="01" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0122-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>n Peugeot’nun hangi ürününe daha çok güveniyorsunuz.</p>
<p>Bugün için 207, 206+ Plus’a çok güveniyorum, bir diğer güvendiğimiz aracımız ise Bipper. Onlar Türkiye’de Tofaş tesislerinde üretiliyor. Bir de Türikye’de Karsan tarafından üretilen Partner ve ithal ettiğimiz Partner Tepe. Partner Tepe ve Bipper sayesinde geçtiğimiz yıl ticari araçlarda üçüncü sıraya yükseldik. İyi sonuçlar elde ettik.</p>
<p>n SR1 önemli bir konsept. SR1’i önemli kılan nedir?</p>
<p>Bu araç henüz piyasaya sürülmesi düşünülen bir araç değil. Konsept bir araç. Gerçi öyle diyoruz ama bir bakıyorsunuz bu araçlar piyasaya çıkıyor. Bu tabi sizlere bizlere bağlı. Bu araç neden önemli onu anlatayım. Bu araç aslında gelecekteki bütün araçlarımızın bir bileşkesi. Ön yüzü mesela. Yan kasa kendini çok ifade ediyor, geleceğin otomobili bu aslında. Bu piyasaya olduğu gibi sürülmez. Mesela SRZ’yi de gördünüz o da geleceğin bir özetiydi ama onu piyasaya sürdük. Bu yaz gelecek. Bir çok müşterimiz Peugeot bu tür araç yelpazesine girmesini beklemiyordu.</p>
<p>SRZ geçtiğimiz yıl internet kullanıcıları tarafından yılın en güzel arabası seçildi. Şu da var ki gelecekte hiçbir zaman Peugeot’u sadece ve sadece işlevselliği bakımından satın almayacaksınız. Bir araç bir araba mutlaka bir özelliği de taşımalı içinde.</p>
<p>Otomobil sadece kendi markasının imajını değil, aynı zamanda arabayı kullanan kişinin de imajını yansıtır. Dolayısıyla kalbinizin küt küt diye atması lazım bu arabayı gördüğünüz zaman, yoksa hayat çok hüzünlü olurdu kalbiniz atmazsa…</p>
<p>n İkinci el otomobil piyasasındaki durgunluktan bahseder misiniz?</p>
<p>Gerçekten otomobilin çok önemli bir yer tuttuğu ülkede yaşıyoruz. Çünkü bu ülke otomobil alımında çok güçlü köklere sahip bir ülke ve hızlı bir gelişim göstermesi gereken bir ülke. Türkiye’de bin kişiye yüz araba düşüyor, Batı Avrupa’da bu rakam 400, 500 ve 600’lere kadar çıkıyor. Bu pazarın birlikte gelişmesini sağlamalıyız.</p>
<p>Bu pazarda araba sayısı ister istemez artacak. Ama daha az kirletiyor olması lazım, çevreci olması lazım, daha fazla güvenlik sağlaması lazım, aynı zamanda da büyük kentler dışında araçların daha fazla satılıyor olması lazım. Dolayısıyla da daha ulaşılabilir rakamlarda olması lazım.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İKİNCİ EL ARAÇ DA SATMAMIZ GEREKİYOR</strong></p>
<p>Vergilerde indirimlerin olması lazım. Şunu bilmekte yarar var ki bizlerin kar marjı çok düşük Türkiye’de. Eğer illa ki bir rakam vermem gerekirse toplam kar payımız yüzde 10 civarındadır. Buna yüzde 37’lik bir ÖTV eklememiz gerekiyor. Yüzde 20’lik de bir KDV eklememiz gerekiyor. Dolayısıyla arabanın fiyatının yüzde 60’ı vergiden oluşuyor. İnanılmaz bir vergi yükleniyor aracın üstüne. Bu açıdan Türk otomobil pazarı çok profesyonel bir pazar. Gerçekten çok zor bir pazar. Düşünün ki aracınız satamadığınız için 6 ay stokta kaldı,  o zaman kar marjınız sıfırlanıyor. Yazık oluyor bence, arabaya da aslında ihtiyaç var. İndirim olduğunda müşterilerin nasıl talep gösterdiğini gördünüz.</p>
<p>Kampanyalarımızdan müşterilerimiz çok memnun doğal olarak. Şu da var, 5 bin liralık indirimler yapılmadan arabasını almış müşterimizin arabası da 5 bin liralık değer kaybediyor. O zaman ne oluyor, ikinci el otomobil pazarını öldürmüş oluyorsunuz. Normal bir pazarda bir sıfır araç satıyorsanız iki tane de ikinci el araç satıyor olmanız lazım. Anadolu’da daha fazla araç satmak gerekiyor dediğimde, çünkü düşük gelirli vatandaşların illa da sıfır araba alması söz konusu değil, peki biz bu sebeple araba satmayacak mıyız? Gayet güzel ikinci el arabalarımız da var, paraları olduğunda da yeni araba alacaklardır. Ama iyi yapılandırılmış ikinci el pazarınızın da olması lazım, bu pazarı bir türlü istikrarlaştıramıyoruz. Çünkü sürekli indirimler uygulanıyor. Mesela Türikye’ye geldiğimde çok şaşırdım, çünkü her ay fiyatları gözden geçirmek gerekiyor. Müşteri nasıl yolunu bulsun ki, böyle bir oyunda kazanandan çok kaybeden var. Bu sistem insana kaybettirir. Yeni araç satın almak isteyenlerle ikinci el araç satın almak isteyenler arasında büyük bir uçurum var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/otomobil-sektorunun-onemli-markalarindan-biri-olan-peugeot-2010-yilina-hizli-girdi%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LALELİ’NİN ÇEHRESİ DEĞİŞİYOR</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/laleli%e2%80%99nin-cehresi-degisiyor/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/laleli%e2%80%99nin-cehresi-degisiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 00:59:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Ercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=798</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’nin dışa açılan kapısı olan Laleli, her geçen gün değişen ve gelişen yüzüyle dikkat çekiyor.
Fatih Belediyesi, Laleli’nin çehresini değiştirmek amacıyla, Laleli Sanayici ve İşadamları Derneği
(LASİAD) ile ortak projeler yürütüyor.
Laleli bizim için çok önemli ve dinamik bir bölge. Oradaki işadamlarımız dünyayla rekabet edebilecek düzeyde. Onları yakından tanıdıkça heyecanlanıyorum. Bizler proje yaparken neyi öngörürüz; kendi potansiyelimize bakarız, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0121.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-800" title="01" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0121-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a>Türkiye’nin dışa açılan kapısı olan Laleli, her geçen gün değişen ve gelişen yüzüyle dikkat çekiyor.</p>
<p>Fatih Belediyesi, Laleli’nin çehresini değiştirmek amacıyla, Laleli Sanayici ve İşadamları Derneği</p>
<p>(LASİAD) ile ortak projeler yürütüyor.</p>
<p>Laleli bizim için çok önemli ve dinamik bir bölge. Oradaki işadamlarımız dünyayla rekabet edebilecek düzeyde. Onları yakından tanıdıkça heyecanlanıyorum. Bizler proje yaparken neyi öngörürüz; kendi potansiyelimize bakarız, yani eğer burada bir turizm, ticaret ve ihracat potansiyelimiz varsa bunun üzerine gideriz. Laleli’de böyle ciddi bir potansiyelin olduğunu görüyoruz. Onlarla birlikte çalışıyoruz ve yaptıkları projeleri destekliyoruz. Bizim için son derece önemli. Üst Laleli’nin yayalaştırılmasını gerçekleştirdik. Büyük bir bölümü bitti. Önemli olan da bunu sürdürülebilir hale getirmek. Bunu ancak sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirebilirsiniz. Sonuç olarak LASİAD ile diğer şehirlere örnek olabilecek bir çalışma başlattık. Üst Laleli’nin yayalaştırılmasını sağlıyoruz. Yayalaştırdığımız zaman oradaki ticari hayat da  artacak. Ümit ediyorum ki bu uygulamamız yayılacak. Alt Laleli’ye de bu uygulamayı getireceğiz. Tarihi yarımadanın diğer bölgelerine bu örnek olacak bir projedir.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/049.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-799" title="04" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/049-300x266.jpg" alt="" width="300" height="266" /></a>Dünyanın en büyük açık hava alışveriş merkezlerinden biri olan Laleli’de farklı sektörlerde faaliyet gösteren 30 bin firma bulunuyor. Laleli, istihdama ve ihracata sağladığı katkıların yanısıra turizm alanında da tarihi ve kültürel güzellikleriyle 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’un güzelliklerini turistlere sunuyor…</p>
<p>Laleli’nin her geçen gün değişen ve gelişen yüzü dikkat çekiyor. Bu değişimde bölgenin tek sivil toplum kuruluşu olan Laleli Sanayici ve İşadamları Derneği(LASİAD) ve yerel yönetimlerin çalışmalarının büyük etkisi var. İki dönemdir Fatih Belediye Başkanlığı görevini yürüten Mustafa Demir, başkanlık dönemini ikiye ayırıyor. Demir, çalıştığı dönemleri ‘2004’deki eski Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ile 2009’da Eminönü ile bütünleşmiş tarihi yarımada ve yeni Fatih’in Belediye Başkanı Mustafa Demir’ olarak özetliyor.</p>
<p>Laleli’nin çehresini değiştirecek projeleri ve tarihi yarımadayla ilgili çalışmaları  Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir şu şekilde özetliyor:</p>
<p>n İki dönemdir Fatih Belediye Başkanlığını yürütüyorsunuz, bu iki dönemde Fatih’te neler değişti?</p>
<p>Benim başkanlık dönemimi ikiye ayırıyorum. Birincisi 2004’de eski Fatih’in belediye başkanı, şimdi ise 2009’da Eminönü ile bütünleşmiş tarihi yarımada ve yeni Fatih’in belediye başkanı. 2004’den bu yana çok önemli işler yaptığımızı, tarihi yarımadaya, Eminönü ve Fatih’de kalıcı işler gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum. 2009’daki son seçimlerden bu yana ciddi projelerin altyapılarını oluşturduk. 2010 süreci bizim için ayrıca önem arzediyor. İstanbul’u İstanbul yapan bütün yegane eserlerin bulunduğu yer olan Fatih gibi böylesine önemli bir yerde belediye başkanı olmanın da bu anlamda ciddi sorumlulukları var. Klasik belediyecilik hizmetlerinin dışında tarihi yarımadanın beklentisi doğrultusunda bazı projeler başlattık. Ümit ediyorum ki bu dönem sonunda gerçekten önemli değişikliklerin yapılacağını bekliyoruz.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0316.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-802" title="03" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0316-300x213.jpg" alt="" width="300" height="213" /></a>n 2010 kültür başkenti kapsamında ne gibi projeler hayata geçirildi? Ve bundan sonra kültür başkenti İstanbul’a yakışır ne gibi çalışmalar planlanıyor?</p>
<p>Şimdi 2010 sürecinde bazı beklentilerimiz, bunları üçe ayırıyoruz. Bunlardan birincisi tarihi eserlerin restorasyonu, çevre düzenlemesi, yeniden fonksiyonlanması ve insanlara sunulması. İkinci olarak meydan ve cephe düzenlemeleri, bu meydanlar vesilesiyle oluşturulacak etkinliklere insanların da katılımının sağlanması için alt yapının oluşturulması, üçüncü olarak kültürel ve sanatsal etkinlikler. Bununla birlikte bizim için kalıcı olan çalışmalar tarihi eserlerin restorasyonu ve meydan düzenlemeleri. 2004’den bu yana bu tür çalışmaları zaten başlatmıştık. 2010 münasebetiyle hazırladığımız bu projeler ki bunların birçoğu Anıtlar Yüksek Kurulu’nca onaylanmış projeler. Bunları 2010’daki katkılarla gerçekleştirdik. Örneğin, Üst Laleli’nin ihalesi yapıldı. Yine Sultanahmet Meydanı için projeler yapıldı, görüşmeler sürüyor. Sirkeci’de Hoca Paşa bölgesinin meydan düzenlemesi kurul tarafından onaylandı. 2010’un başından itibaren yürütme kuruluna sunduğumuz ve kabul edilmiş projelerin başlayanları var ve bunlardan birisi olan kadınlar pazarının cephe düzenlemeleri bitmek üzere.  Murat Molla Kütüphanesi’nin restorasyonu gibi projelerimiz ise sürüyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>LALELİ’Yİ YAYALAŞTIRIYORUZ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>n Fatih Belediyesi’nin Laleli Sanayici ve İş Adamları Derneği(LASİAD) ile  ortak projelerinizden bahseder misiniz?</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0221.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-801" title="02" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0221-223x300.jpg" alt="" width="223" height="300" /></a>Laleli bizim için çok önemli ve dinamik bir bölge. Oradaki işadamlarımız dünyayla rekabet edebilecek düzeyde. Onları yakından tanıdıkça heyecanlanıyorum. Bizler proje yaparken neyi öngörürüz; kendi potansiyelimize bakarız, yani eğer burada bir turizm, ticaret ve ihracat potansiyelimiz varsa bunun üzerine gideriz. Laleli’de böyle ciddi bir potansiyelin olduğunu görüyoruz. Onlarla birlikte çalışıyoruz ve yaptıkları projeleri destekliyoruz. Bizim için son derece önemli. Üst Laleli’nin yayalaştırılmasını gerçekleştirdik. Büyük bir bölümü bitti. Önemli olan da bunu sürdürülebilir hale getirmek. Bunu ancak sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirebilirsiniz. Sonuç olarak LASİAD ile diğer şehirlere örnek olabilecek bir çalışma başlattık. Üst Laleli’nin yayalaştırılmasını sağlıyoruz. Yayalaştırdığımız zaman oradaki ticari hayat da  artacak. Ümit ediyorum ki bu uygulamamız yayılacak. Alt Laleli’ye de bu uygulamayı getireceğiz. Tarihi yarımadanın diğer bölgelerine bu örnek olacak bir projedir.</p>
<p><strong>BAŞKAN DEMİR’DEN LASİAD’A TEŞEKKÜR</strong></p>
<p>n Projeler bitiğinde nasıl bir Laleli göreceğiz?</p>
<p>1980’li yıllarda üniversitede okuyordum. O dönemlerle kıyaslarsak Laleli, şimdi çok iyi yerlerde. Bunu çok insan bilmiyor. Ancak turizmcilerle, otelcilerle bir araya geldiğimizde bunu fark edebiliyorsunuz. Bence şu anda gelinen noktanın tanıtımında bazı sıkıntılar var. Bunun da LASİAD gibi derneklerle aşılacağını düşünüyorum. Kaldı ki çok ciddi bir altyapı var orada. Bunun bir an önce Laleli’nin şu anki durumuyla birlikte tanıtılması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>LASİAD’a teşekkür ediyorum, gerçekten onların dinamizmi bizim de oralara bakış açımızı değiştirdi. Onlara başarılar diliyorum.  Bundan sonra da çok önemli projelerde birlikte olacağız.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Rus yıldız Sobchak, Laleli&#8217;de alışverişte</strong></p>
<p>İstanbul Fashion Week (İFW) kapsamında Türkiye&#8217;ye gelen Rusya&#8217;nın ünlü sunucu, oyuncu ve şarkıcısı Ksenia Sobchak, Laleli&#8217;de Ruble ile alışveriş yaptı.</p>
<p>Laleli&#8217;deki bir mağazayı gezen Sobchak, 68 bin ruble (yaklaşık 2 bin 300 dolar) karşılığında, üç elbise, iki bluz ve ayakkabıdan oluşan 6 parça ürün aldı. Rus yıldızın, öngörülen 10 bin rublelik alışverişin üzerinde alışveriş yaptığı gözlendi. Mağazanın yüzde 30 indirim jesti yaptığı Sobchak&#8217;ın takıları ve başına taktığı bone dikkati çekti. Mağazayı dolaşırken gazetecilerin sorularını yanıtlayan Rus yıldız, çocukken Antalya&#8217;da bir ay geçirdiğini, Türkiye&#8217;yi çok sevdiğini, İstanbul&#8217;a da ilk defa geldiğini ve çok beğendiğini söyledi.</p>
<p>Sobchak, &#8221;İstanbul Moda Haftası’na çağrılmış olmaktan büyük bir onur duyuyorum. Türkiye&#8217;yi çok seviyorum” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/laleli%e2%80%99nin-cehresi-degisiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HAİTİLİ ÇOCUKLARIN DRAMI YAŞAM İLE ÖLÜM ARASINDA İNCE ÇİZGİ</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/haitili-cocuklarin-drami-yasam-ile-olum-arasinda-ince-cizgi/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/haitili-cocuklarin-drami-yasam-ile-olum-arasinda-ince-cizgi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 00:54:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Ercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dosyalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=788</guid>
		<description><![CDATA[Kimse Yok Mu Derneği, Haiti’de her gün 2 bin kişiye sıcak yemek dağıtıyor. Yemek dağıtma noktalarında saat belli olmasına rağmen 3–4 yaşındaki çocuklar saatlerce önceden sıraya geçiyorlar. Buradaki insanlar bütün dünyaya ‘açız’ diye yalvarıyor.
Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Haiti’deki çocuklar belki de dünyanın en mağdur olan canlıları. Depremden önce Haiti halkı günde bir kez [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/063.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-795" title="06" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/063-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Kimse Yok Mu Derneği, Haiti’de her gün 2 bin kişiye sıcak yemek dağıtıyor. Yemek dağıtma noktalarında saat belli olmasına rağmen 3–4 yaşındaki çocuklar saatlerce önceden sıraya geçiyorlar. Buradaki insanlar bütün dünyaya ‘açız’ diye yalvarıyor.</p>
<p>Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Haiti’deki çocuklar belki de dünyanın en mağdur olan canlıları. Depremden önce Haiti halkı günde bir kez yemek bulabiliyor ve Haitili çocukların yüzde 60’ı sabah kahvaltı yapmadan okula gidiyordu. Halkın yüzde 80’i fakirlik sınırının altında yaşıyor ve en büyük problem açlık. Haiti’de son yüzyılda 32 ihtilal yapılmış. Yapılan her ihtilal ülkenin istikrarını bozmuş ve ülkeyi biraz daha geriye götürmüş.</p>
<p>Tek amacı karınlarını doyurmak olan Haitili çocukların oyuncakları yok. Oyuncağa sahip olmak ve insanca yaşamak Haitili çocuk için gerçekleşmesi imkansız bir rüya.</p>
<p>Kimse Yok Mu Derneği, Haiti’de her gün 2 bin kişiye sıcak yemek dağıtıyor. Yemek dağıtma noktalarında saat belli olmasına rağmen 3–4 yaşında çocuklar, 5 dakika önce yemek alabilmek için saatlerce önceden sıraya geçiyorlar. Yollarda anne ve çocukların ‘biz açız’ diye hallerini arz etmeleri ise oldukça tanıdık bir manzara.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/053.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-794" title="05" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/053-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Deprem felaketinin yaralarını sarmak için dernek yetkilileriyle birlikte bizzat bölgeye giden Kimse Yok mu Derneği Genel Başkanı Mehmet Özkara burada yaptığı açıklamada, “Sokak kenarlarında ‘Biz açız. Burada aç insanlar var. Lütfen bize yardım edin” levhalarıyla sık sık karşılaşıyoruz. Komşusu açken, Amerika vb. ülkelerde oturan tokların, vicdan taşıyan insanların ve ‘ben hümanistim’ diyenlerin kulakları çınlasın. Haiti, Amerika’nın burnunun dibinde ve uçakla sadece 1.5 saat mesafede bulunuyor. Amerika’da çöpe atılan yiyeceklerin yüzde beşi, Haiti’yi zengin etmeye yeter ve artar” diyor.</p>
<p><strong>AÇLIK, SAĞLIK VE EĞİTİM EN BÜYÜK SORUNLAR</strong></p>
<p>Özkara, “Haitili çocukların 3 dev problemi var: Açlık, sağlık ve eğitim. Haitili bebeklerin 3’te biri 10 yaşına ulaşmadan açlıktan ve hastalıktan ölüyor. Haitili çocukların yüzünün gülmesi için kuru ekmek bulması yeterli. 3 haftadır Haiti’deyim. Sürekli iki gözü 2 çeşme olan çocuklarla karşılaşıyoruz. Bazı çocukların ise 2 gözü 4 çeşme olmuş. Her iki gözünün hem sağından hem de solundan gözyaşları çeşme gibi akıyor. Aynı çocuk bizi görünce hemen ağlamayı kesiyor ve tebessüm etmeye başlıyor. Haitili çocuklar bizleri bir kurtarıcı olarak görüyorlar. Genç nüfusa sahip 9 milyonluk Haiti’de 2 milyon çocuk bizim el uzatmamızı, aç karınlarını doyurmamızı ve gözyaşlarını silmemizi bekliyor.</p>
<p><strong>BİR TEBESSÜME BİLE MUHTAÇLAR </strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/048.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-793" title="04" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/048-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Haitili çocuklar depremin acılarını paylaşmak için çok uzak bir ülke olan Türkiye’den geldiğimizi öğrenince bizleri çok seviyorlar. Haitili çocuklar bizleri görünce uzaktan koşarak yanımıza geliyorlar. Onlara samimi ve içten bir tebessüm ediyoruz. Kendilerine tebessüm ettiğimizi görünce onlar da bize tebessüm ediyorlar. Yanlarından ayrılıncaya kadar etrafımızda pervane oluyorlar. Eğer Haiti’ye gelmeseydim “Tebessüm sadakadır” hadisini anlayamayacaktım. Meğer Haiti’de tebessüm ne büyük hazineymiş.</p>
<p>Haiti’de eğitimin yüzde 90’ı özel ve paralı. Haitili çocukların 3’Te biri parasızlıktan dolayı okula gidemiyor.</p>
<p>Verilen eğitimin yüzde 20’si başarılı, yüzde 80’i ise eğitim yapılmak için yapılan eğitim, yani rutin özellikler taşıyor.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0315.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-792" title="03" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0315-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Biz de Haiti’de fakir bir aile çocuğu olarak dünyaya gelebilirdik. Vicdan taşıyan bütün insanlar, bütün hümanistler Haitili çocukları düşünmeli ve Haitili çocukların da insanca yaşamaları için çözüm üretmeli” diye konuşuyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE ÇİZGİ</strong></p>
<p>Mehmet Özkara, şöyle devam ediyor: “Haitili bebekler altına bağlanacak bez bulmak şöyle dursun altlarına giyecek elbiseden mahrum olarak yaşıyorlar. 2 yaşında bir bebeğin önüne bir tabak pilav koyduğumuz zaman, son pirinç tanesini yiyene kadar tabağını hiç bırakmadığına ve yüzümüze bakmadığına şahit olduk. Kaç gündür aç olduğunu bilmediğimiz bu bebeklerin dikkatini çekmek için onlarca defa seslenmemize ve hareket yapmamıza rağmen yemeğine ara verip yüzümüze bakmadı. Haiti’de açlık ile ölüm arasında ince bir çizgi var. Çünkü Haitili bebeklerin 3’te biri 10 yaşına ulaşmadan açlıktan ve hastalıktan ölüyor.</p>
<p>Bebeğimizin bir aşısını vaktinde yaptıramayınca uykumuz kaçıyor ve huzursuz oluyoruz. Haitili anneler bebeklerini, deprem çadırında ve doktorsuz bebeklerini dünyaya getiriyorlar. Bir günde doğum yapacak 3 kadın bizden doktor desteği istedi. 5 milyon insanın çadırda yaşadığı Haiti’de kendilerine ulaşamadığımız binlerce anne doktorsuz doğum yapıyor. Haiti köylerinde ömür boyu doktor yüzü görmemiş, bebeklerini aşılatmamış annelerin sayısı çok fazla.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0220.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-791" title="02" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0220-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Haiti’de gündüz 40-45 dereceye çıkan sıcak, geceleri ise soğuk var. Bazı geceler sağanak okyanus yağmurları yağıyor. 5 milyon deprem mağdurunun ekserisi ıslanıyor. Bebeklerine ve çocuklarına sarılarak sabahlara kadar tir tir titriyorlar. Çadır ve battaniye bulamayan 2 milyon deprem mağdurunu soğuktan Allah korusun. Kimse Yok Mu Derneği, her gün 500-1000 insanı sağlık taramasından geçiriyor. Haitili anneler doktorlarımıza ‘Geceleri çocuklarımız üşüyor. Lütfen bize yardım edin’ diyorlar. Son bir aydır dünyada en mağdur bölge ve bebeklerin en mağdur olduğu ülke Haiti.</p>
<p>Onlarca hadiste ‘Bir yetimin başını okşayanın Cennette Efendimizle beraber olacağı’ vurgulanıyor. Haiti’de onbinlerce yetim başını okşayacak talihli elleri bekliyor. Cennette Efendimize komşu olacak talihlilerin ellerini…”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Haitili imam Abdullah ve 8 çocukunun ilginç hiyakesi</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0120.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-790" title="01" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0120-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Kimse Yok Mu Derneği Basın Danışmanı İsmail Kılınç,  Haiti’de yaşadığı       ilginç olayı şöyle anlatıyor. Nur Camii İmamı Abdullah Antoine, 44 yaşında ve 8 çocuk babası. Cuma hutbelerini Arapça olarak okuyan, hutbe okurken ağlayan, cemaatini ağlatan ve cemaati tarafından sevilen birisi. Depremde İmam Abdullah’ın evi ve Nur Camii tamamen yıkılıyor. İmam Abdullah şimdi 8 çocuğu ve ailesiyle sadece 2 yatak sığacak kadar küçük derme çatma bir çadırda yaşıyor. Komşu çadırın çocukları çadırın deliklerinden kafasını uzatıp içeriyi görebiliyor. İmam Abdullah’ın oğlu hala enkaz arasında banyosunu yapıyor. Kız çocuklarının banyo yapma imkanı yok.</p>
<p>Geceleri güvenlik görevlisi olarak çalışan ve az bir maaş alan İmam Abdullah, Haiti’de sadece kilise görevlilerinin maaş aldığını söylüyor ve cami imamlarına maaş verilmediğinden dert yanıyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ALLAH 8 ÇOCUĞUMU KURTARDI</strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/071.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-789" title="07" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/071-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>İmam Abdullah 8 çocuğu ve ailesiyle depremde 2 kat enkazın altında kalıyor. Enkazın altından yarım metre karelik bir delik açarak ailesi ve 8 çocuğuyla kurtuluyor.</p>
<p>Allah tarafından korunduğuna inanan İmam Abdullah şöyle diyor: “Allah bizleri çok seviyor. Depremde 2 katlı enkazın altında kalan 8 çocuğumu kurtardı. Allah’ın beni nasıl kurtardığını sokağa çıkıp Haiti’ye ve bütün dünyaya anlatmak istiyorum. Ben ve ailem Allah’ın bir mucizesi olarak kurtulduk. Çok ilginç bir şekilde cami sütununun biri dik kalıyor ve bizim kurtulduğumuz mağara gibi bir yer oluşuyor. Yoksa kurtulmamız asla mümkün değil.”</p>
<p>İmam Abdullah, depremin bütün insanlık için bir uyarı olduğuna dikkat çekerek “Bu deprem sadece Haiti için değil bütün insanlık için bir ikazdır. Bu deprem Allah’tan gelen bir şey. Bu depremle Allah insanlara bir şeyler öğretiyor. Allah, “Ben varım diyor. Beni bilin, Yaratıcınızı unutmayın. Biz bu depremle Allah’ın uzakta olmadığını, Allah’ın her zaman her yerde olduğunu anladık. Allah Kuran-ı Kerimde her şeyin Allahın izniyle olduğunu söylüyor” diyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ÇOCUKLARINI TÜRKİYE’DE OKUTMAK İSTİYOR</strong></p>
<p>Ayrıca İmam Abdullah, “Türkiye, Müslüman bir ülke olduğu için çocuklarımı Türkiye’de okutmak istiyorum” diyor. İmam Abdullah’ın çocuklarının ismi: Hazfa, Fatıma, Ayşe, Hatice, Muhammed İbni Abdullah, Zekiye, Nazike Zara, Tamara.</p>
<p>Çocuklarının en büyüğü 22 yaşında, en küçüğü ise henüz 7 aylık. Oğlu ise 9 yaşında.</p>
<p>İmam Abdullah; “Haiti halkının en büyük problemi açlık problemi” diyor. İmam Abdullah bize İnşirah suresinden “Her sıkıntıdan sonra bir kolaylık gelecektir. Mutlaka her sıkıntıdan sonra bir kolaylık gelecektir” ayetini okuyor. Sahabelerin çektiği sıkıntıları bize örnek veriyor.</p>
<p><strong>GÜNDE 2 BİN SICAK YEMEK</strong></p>
<p>Kimse Yok Mu Derneği, her gün 2 bin kişiye sıcak yemek veriyor. Dernek, İmam Abdullah’ın ve çok fakir Haitili Hıristiyan ve Müslümanların kaldığı çadır kente de her gün 450 kişilik sıcak yemek dağıtıyor.</p>
<p>“Haiti’nin en büyük problemi açlık problemi” diyen İmam Abdullah’ın yüzü şimdi az da olsa gülüyor. Ancak İmam Abdullah, Nur Camii cemaatinin “Nur Camii’nin yeniden yapıldığı zaman yüzünün güleceğini söylüyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/haitili-cocuklarin-drami-yasam-ile-olum-arasinda-ince-cizgi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HATAY’IN TARiHi MECLiS BiNASI HiZMETiNDE</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/hatay%e2%80%99in-tarihi-meclis-binasi-hizmetinde/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/hatay%e2%80%99in-tarihi-meclis-binasi-hizmetinde/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 00:50:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Ercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dosyalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=783</guid>
		<description><![CDATA[1927 yılında Fransızlar tarafından sinema salonu olarak inşa edilen ve bir dönem Hatay Meclisi’ne hizmet veren tarihi bina Güney Ailesi tarafından kültür ve sanat dünyasına kazandırıldı.
Asıl faaliyet alanları inşaat ve kuyumculuk olmasına rağmen 2006 yılında kültürel yapıya sahip çıkma adına tarihi binayı satın alan Güneyler Grup, 2 yıllık projelendirme ve 1 yıllık uygulama sürecinden sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1927 yılında Fransızlar tarafından sinema salonu olarak inşa edilen ve bir dönem Hatay Meclisi’ne hizmet veren tarihi bina Güney Ailesi tarafından kültür ve sanat dünyasına kazandırıldı.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0219.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-786" title="02" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0219-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Asıl faaliyet alanları inşaat ve kuyumculuk olmasına rağmen 2006 yılında kültürel yapıya sahip çıkma adına tarihi binayı satın alan Güneyler Grup, 2 yıllık projelendirme ve 1 yıllık uygulama sürecinden sonra tarihi binayı tekrar halkın hizmetine sundu. Tarihi bina artık ‘kültür sanat merkezi’ olarak faaliyetlerine devam edecek.</p>
<p>Uzun yıllar metruk bir halde olması dolayısıyla binanın hakikaten terk edilmiş bir görüntüsü olduğundan bahseden Mehmet Güney, “Bina, ciddi bir emek istiyordu. Abartısız olarak şöyle söyleyebilirim ki birçok mimar arkadaşımızla konuştuk ve onlar çok uzun bir sürede ve ciddi maddi külfetler getirebileceğini söylediler. Sözkonusu Antakya olunca ve doğup yaşadığımız güzel Antakya’mız olunca yönetim olarak bunu gözden geçirdik ve hiçbir masraftan kaçınmadan, her noktasına bir emek vererek orjinaline uygun ciddi bir çalışma gerçekleştirdik” diyor.</p>
<p><strong>EŞSİZ BİR TARİHİ MİMARİYE SAHİP</strong></p>
<p>Asi Nehri kıyısında yeralan binanın, eşsiz bir tarihi mimariye sahip olduğunu belirten Güney, “Tüm turist kafileleri geldiğinde önce binamızda güzel bir kahvaltı yapıyorlar, sonrasında şehrimizi tanıtan bir video filmi izlettiriyoruz.</p>
<p>Sonrasında şehri gezmeye başlıyorlar” diye konuşuyor.</p>
<p>Gelin tarihi binanın restorasyon ve dönüşüm öyküsünü Mehmet Güney’den dinleyelim: “1927 yılında Fransızlar döneminde bir proje yarışması kapsamında yapılan bu mimari yapı 1935 yılında tamamlanmış. O dönemde Hatay’ın ilk sineması, belki de Türkiye’nin ilk sinemalarından birisi. 1935 -1975 yılları arasında sinema olarak hizmet veriyor.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0119.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-785" title="01" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0119-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a>En popüler filmlerin gösterildiği, halkın tüm kesiminin geldiği bir sinema. Bu süreçte bir tarih aralığı var ki o binayı daha da özel kılıyor. 1938 yılında Hatay devleti kurulduğunda parlamento binası olarak kullanılıyor.</p>
<p>1939 yılında Türkiye Cumhuriyeti’ne katılmasıyla birlikte binamız tekrar sinema faaliyetlerine devam ediyor. 1939-1970 yılları arasında sinema olarak kullanılmış. 1970 yılında sinema sektörünün çöküşüyle maalesef binamız 1970-2006 yılları arasında hiç hoş olmayan filmler gösterilmiş.</p>
<p>Güneyler Grup olarak asıl işimiz inşaat ve kuyumculuk olmasına rağmen 2006 yılında kültürel yapıya sahip çıkma adına burayı aldık ve 2 yıllık projelendirme ve 1 yıllık uygulama sürecinden sonra binamızı tekrar halkımızın hizmetine sunduk. Meclis kültür sanat merkezi olarak çeşitli faaliyetleri imza atıyoruz.”</p>
<p><strong>AÇILIŞI BAŞBAKAN YAPTI</strong></p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0314.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-784" title="03" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0314-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a>10 Nisan 2009 tarihinde Başbakan Recep Tayip Erdoğan Erdoğan’ın açılışını gerçekleştirdiği kültür ve sanat merkezinde; tiyatro, konser, şirket toplantıları, kongreler, paneller, sempozyumlar gibi etkinlikler yapılabiliyor.</p>
<p>500 kişi kapasiteye sahip olan binada iki adet fuaye alanı bulunuyor. Bunlardan birisi açık diğer kapalı. Etkinliğe gelen ziyaretçiler için etkinlik sonrasında kahvelerini yudumlarken şehrin güzel manzarasını seyredebilecekleri güzel bir konsept de uygulanmış durumda. Binada Özsüt firması da şube açarak hizmet veriyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/hatay%e2%80%99in-tarihi-meclis-binasi-hizmetinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜSİAD’ın zor görevi</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/tusiad%e2%80%99in-zor-gorevi/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/tusiad%e2%80%99in-zor-gorevi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 00:40:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prof. Dr. Bener Karakartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazar Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=780</guid>
		<description><![CDATA[Tarih: 15 Şubat 2010 Pazartesi. Yer: İstanbul The Marmara Oteli. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, seçildikten sonra ilk kez Türk basınıyla buluşuyor. Ümit Boyner’in zor görevi başlıyor. Kendisine Türk basını neredeyse el birliğiyle, ideolojik fark gözetmeksizin, sınırsız kredi açıyor. Bu durum ertesi günkü gazetelerden açıkça görünüyor. Ümit Boyner neredeyse tüm gazetelerde ertesi gün manşet. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0218.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-781" title="02" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0218-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a>Tarih: 15 Şubat 2010 Pazartesi. Yer: İstanbul The Marmara Oteli. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, seçildikten sonra ilk kez Türk basınıyla buluşuyor. Ümit Boyner’in zor görevi başlıyor. Kendisine Türk basını neredeyse el birliğiyle, ideolojik fark gözetmeksizin, sınırsız kredi açıyor. Bu durum ertesi günkü gazetelerden açıkça görünüyor. Ümit Boyner neredeyse tüm gazetelerde ertesi gün manşet. Köşe yazarları da Boyner konusunda olumlu bir tavır sergiliyor.</p>
<p>Boyner başarılı olacak mı? İşi zor, çok zor, ama başarabilir. Türkiye’de ortam çok gergin. Siyasi taraflar uzlaşmaz tutumlar içinde. Her bir taraf sivil toplum kuruluşlarını taraf olmaya zorluyor. Ekonomide işsizlik hat safhada. Çözümü çok zor gözüküyor. Bu stresli ortamda TÜSİAD’a zor ve şerefli görevler düşüyor.</p>
<p>Boyner nasıl başarabilir?</p>
<p>Bunu anlamak için ekonomideki rakip kurumların neden başarısız olduklarını analiz etmek lazım. Rakip kurumların başarısızlık sebeplerini hatırlayalım; çok sayıda hedef tespit ediliyor ve bu hedefler dağınık olduğundan hiçbir konuda netice alınmıyor. Yöneticiler bürokrasilerine teslim oluyor ve başarı, gerçekleştirilen seyehat sayısı ile ölçülmeye çalışılıyor. Her konuda yüzeysel kalınıyor. Propaganda ile başarı varmış hissi yaratılsa da bilanço zamanı gelince çok parayla az iş yapıldığı ve hatta doğru dürüst hiçbir iş yapılmadığı anlaşılıyor. Sivil toplum kuruluşları topluma hizmet etmek yerine başlarındaki starların şöhret olma hırsının bir aracı haline dönüşüyor.</p>
<p>Ümit Boyner, sivil toplum kuruluşları’nın bu fasit daireli tuzaklarına düşmeyecek kadar zeki ve profesyonel. Zor görevinde başarılı olabilir. Nasıl?</p>
<p><strong>ÖNCE ÜSLUP MESELESİ</strong></p>
<p>Otoriter toplum geleneğinde liderlerin asık üsluplu olma geleneği TÜSİAD’ın geçmişinde de yaşandı. Yeni doğan Türk sanayiine, iki kutuplu dünya döneminde sol çevrelerden yapılan yoğun baskı TÜSİAD’ın başlangıcından itibaren hep savunma mekanizması içine girmesine yol açtı.TÜSİAD başkanları bugüne kadar hep stresli ve gergin bir tavır sergilediler.</p>
<p>Ümit Boyner daha ilk günden bu stres ve gerginlik modelini rafa kaldırıyor. Sıcak, güleryüzlü, demokrat, hoşgörülü tavrıyla sempati topluyor ve Türk kapitalizminin belki geçmişte yalnız Sakıp Sabancı örneğinde tanık olduğu sevecenlik görüntüsünü veriyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ÜSLUPTAN DAHA ÖNEMLİSİ: İÇERİK</strong></p>
<p>Yeni TÜSİAD yönetimi Türk toplumunu doğru okuyabilicek mi? Programı çok yaygın ve detaycı. Ama Türk toplumu doğru okunmazsa icraatta rakip kurumların düştüğü tuzağa yakalanma tehlikesi var. Örgüt patinaj yapabilir.</p>
<p>Türk toplumu ne istiyor?</p>
<p>Türk toplumu fukaralıktan kurtulmak istiyor. Türk toplumu zenginleşmek istiyor. Türk toplumu her açıdan özendiği batı toplumlarının düzeyine erişmek istiyor.</p>
<p>Bu nasıl gerçekleşecek?</p>
<p>Batıda nasıl gerçekleşti ise Türkiye’de de böyle olacak. Gelişmiş Türkiye boyutundaki ülkelerde ciroları otuz ile iki yüz milyar dolar arası değişen çok sayıda şirket var. Gene bu ülkelerde mega projelerle alt yapı sorunları çözülmüş ve hayat keyifli bir hale getirilmiş. Türkiye’nin artık yeni hedefleri bunlar. Patronların kuruluşu TÜSİAD’ın bu hedeflere ulaşılması için çözüm üretmesi gerek. Türkiye’de mega şirketler nasıl kurulur, mega altyapı yatırımları nasıl hızlanabilir? TÜSİAD’ın bu ortamı yaratması gerekir.</p>
<p><strong>AVRUPA BİRLİĞİ İLE İLİŞKİLER</strong></p>
<p>Türkiye daha 1963 yılında altı üyeli Avrupa Birliği’nin Ankara antlaşmasıyla ortak üyesi olmuş. 2010 yılında altılar yirmi yediye geçmiş ve Türkiye hala oyalanıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’yi tek engel göstermek bir çocuk kandırmacası olur. Sarkozy elli yıldır mı Fransa’da iktidardaydı? Avrupa Birliği’nin adeta sahibi olan iki kurucu üye Fransa ve Almanya Türkiye’yi birliğe davet etmiyor. Türk devlet politikası da yanlış bir stratejiyle tamamen Brüksel bürokrasisine odaklanmış. Seyahat sayısı başarı kriteri gibi sunuluyor. Araba olduğu yerde patinaj yapıyor.</p>
<p>TÜSİAD, Fransa ve Almanya engelinin aşılmasında ne yapabilir? Yeni kurulan Boğaziçi Enstitüsü hoş bir girişim ama acaba entellektüel bir heves olarak kalma tehlikesi taşımıyor mu? Fransa ve Almanya engeli aşılabilir. Bunun nasıl olacağını TÜSİAD’ın bulması lazım.</p>
<p>Ümit Boyner bunları başarabilir. Kurumsallaşmaya, ekip çalışmasına önem veriyor. Basınla, iktidarla, Türkiye’nin en büyük patronlarıyla çok köklü ve güzel ilişkileri var. Ama şimdi TÜSİAD Başkanı. Başarının şansı liderden geçiyor. Boyner’in liderlik kapasitesi yükselen Türk ekonomisinin önemli bir lokomotifi olmasını sağlayabilir. Başarabilecek mi? Bekleyip görelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/tusiad%e2%80%99in-zor-gorevi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin dış ticaretteki birinci ortağı: RUSYA</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/turkiye%e2%80%99nin-dis-ticaretteki-birinci-ortagi-rusya/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/turkiye%e2%80%99nin-dis-ticaretteki-birinci-ortagi-rusya/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 17:02:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Ercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dosyalar]]></category>
		<category><![CDATA[Manşetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=767</guid>
		<description><![CDATA[Erdoğan–Putin liderliğinde Türkiye–Rusya ilişkileri ekonomik ve siyasal anlamda en parlak günlerini yaşıyor.
1990’lı yılların başındaki 2–3 milyar dolar seviyelerinde seyreden iki ülkenin ticaret hacmi 2008’de 38 milyar dolar oldu.

Türkiye’nin dış ticaretteki birinci ortağı: RUSYA 2008’de Almanya’yı geride bırakarak Türkiye’nin dış ticaret hacminde birinci sıraya yükselen Rusya, 2009’da da gerilemeye rağmen birinciliğini korumaya devam etti.
Türkiye ile Rusya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erdoğan–Putin liderliğinde Türkiye–Rusya ilişkileri ekonomik ve siyasal anlamda en parlak günlerini yaşıyor.</p>
<p>1990’lı yılların başındaki 2–3 milyar dolar seviyelerinde seyreden iki ülkenin ticaret hacmi 2008’de 38 milyar dolar oldu.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0313.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-770" title="03" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0313-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Türkiye’nin dış ticaretteki birinci ortağı: RUSYA 2008’de Almanya’yı geride bırakarak Türkiye’nin dış ticaret hacminde birinci sıraya yükselen Rusya, 2009’da da gerilemeye rağmen birinciliğini korumaya devam etti.</p>
<p>Türkiye ile Rusya arasında ivme kazanan ticari ilişkiler gerçekleştirilen üst düzey ziyaretlerle perçinleniyor. İki ülkenin liderleri Erdoğan ve Putin’in ortak uyumu en verimli döneme girilmesinde önemli rol oynamakta. Son olarak Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in daveti üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın beraberindeki kalabalık bir heyetle Moskova’ya gitmesinin ardından şimdi Putin’in, Ankara’ya yeni bir ziyaret düzenlemesi bekleniyor.</p>
<p>Son yıllarda iki ülke arasında gerçekleşen üst düzey görüşmeler, Türkiye–Rusya ilişkilerinin geldiği seviyeyi göstermesi açısından mühim. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2008 yılında 38 milyar ABD dolarını bulmuştu. Her ne kadar küresel krizin ve gümrüklerde yaşanan sorunun etkisiyle ticaret hacmi 2009 yılında 22 milyar dolara kadar gerilese de 1990’lı yılların başındaki 2–3 milyar dolarlık ticaret hacmi ile karşılaştırıldığında hala büyük bir başarı. 2008’de Almanya’yı geride bırakarak Türkiye’nin dış ticaret hacminde birinci sıraya yükselen Rusya, 2009’da da gerilemeye rağmen birinciliğini korumaya devam etti.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/047.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-768" title="04" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/047-300x198.jpg" alt="" width="300" height="198" /></a>Ankara ile Moskova’nın uluslararası sorunlara yaklaşımlarında büyük çoğunlukla bir örtüşme görülüyor. İran nükleer sorununun diplomatik yolla çözülmesi, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi, Dağlık Karabağ sorununun diplomatik yollarla çözülmesi, Ortadoğu’da barışın sağlanması, Suriye-Lübnan sorunu, Afganistan ve Irak’ta güven ortamının tesisi gibi uluslararası konularda Rusya ile Türkiye yakın politikalara sahip.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÜRKİYE–RUSYA İLİŞKİLERİ 520 YILLIK GEÇMİŞE SAHİP </strong></p>
<p>Bugünün Rusya Federasyonu, dünün Sovyetler Birliği ve önceki günün Rus İmparatorluğu olarak bildiğimiz komşu ülkeyle ilişkilerimiz yüz yıllara dayanıyor. Osmanlı İmparatorluğu ile Rus Çarlığı arasında resmi ilişkilerin başlamasının üzerinden 520 yıl geçti. Bu ilişkiler zinciri Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Sovyet sisteminin kuruluş yıllarında aynı sıcaklıkla devam etti. İkili ilişkilerin sürdüğü dönemlerde taraflar arasında savaş dolu yıllar da yaşandı. Bu duruma dikkat çekmek isteyen tarihçiler; barışın, savaştan daha geniş bir zaman dilimini kapsadığına vurgu yapıyor.</p>
<p>İmparatorluklar döneminde Ruslardan ağırlıklı olarak kürk ve benzeri mallar alırken, Rusya tarafına kuru meyve ve incir ile üzüm gibi tarımsal mallar satıldı. Bu şekilde yapılan ticaret endüstrileşme devrimine kadar devam etti. 19. ve 20. yüzyılda ilişkiler askeri alandan, ticari alana kayarak yeni bir boyut kazandı. 22 milyon kilometre kareden fazla bir alana hükmeden Sovyetler Birliği, o dönemde yüz ölçümü olarak Türkiye’nin yaklaşık 30 katı büyüklüğüne ve 300 milyona ulaşan nüfusa sahipti.</p>
<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0118.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-769" title="01" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/0118-300x185.jpg" alt="" width="300" height="185" /></a>Sovyetler Birliği’nin kucağından çıkan Rusya Federasyonu, bugün halen tartışılan Vladimir İlyiç Lenin’in Komünist Devrim Hareketiyle 1917 yılında gerçekleşen ihtilaliyle kuruldu. Özel teşebbüse, özel sektöre, kişisel girişim ve pazar ekonomisine asla izin vermeyen Komünist Ekonomik Sistem, Planlı Ekonomi ile her dalda devlet egemenliğini benimsiyordu. İç ticaretin yanında dış ticaretin de devlet eliyle yürütüldüğü Sovyetler Birliği döneminde, devletlerarası ticari ilişkiler söz konusuydu. Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya çıkan iyi ilişkiler sonunda Türkiye’nin ağır sanayiye adım atmasında Ruslar oldukça etkili oldu ve sanayi kalkınmasında kilometre taşı sayılan tekstil fabrikaları kuruldu.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşının getirdiği durgunluk dönemi ve soğuk savaşın olumsuz etkileri Türkiye-Sovyet ilişkilerini durgunluğa itse de ekonomik ilişkiler kopmadı. 1960’lı yılların başından itibaren Sovyetler Birliği ile yapılan ikili anlaşmalar sonucu Ruslar ülkemizde çok kalıcı yatırımlar yapmaya başladı. Bu dönem yapılan yatırımlar arasında Seydişehir Alüminyum Fabrikası, İskenderun Demir Çelik Tesisleri, Ali Ağa Petrol Rafinerisi ve Orhaneli Termik Santralını dile getirmek mümkün.</p>
<p>Sovyetler Birliği döneminde, Türk devletinin ve özel sektörün bu ülkeye sattığı ürün yelpazesi oldukça sınırlıydı. Türkiye 1920’li yıllardan, 1990’lı yıllara kadar Sovyetlere; sadece limon, portakal, mandalina, kuru üzüm, incir, zeytin yağı gibi geleneksel ürünler satabiliyordu. Sovyetler Birliği’yle 1984 yılında imzalanan doğalgaz anlaşmasıyla ticari ilişkiler yepyeni bir boyut kazandı. Bu anlaşmada alınan gazın bedelinin bir bölümünün Türk malları ile adeta takas şeklinde ödenebilir olması, Türk ürünlerinin Rus pazarında yer bulmasını beraberinde getirdi. 1989 yılında Türk Eximbank’ın, Rusya’ya yatırım kredisi açması da karşılıklı yatırımlarda artışa yol açtı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/turkiye%e2%80%99nin-dis-ticaretteki-birinci-ortagi-rusya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EKOPAZAR 100. PROGRAMI GERİDE BIRAKTI&#8230;</title>
		<link>http://www.ekovitrin.com/index.php/ekopazar-100-programi-geride-birakti/</link>
		<comments>http://www.ekovitrin.com/index.php/ekopazar-100-programi-geride-birakti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 16:21:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Ercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Manşetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ekovitrin.com/?p=755</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/ekopazar.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-743" title="ekopazar" src="http://www.ekovitrin.com/wp-content/uploads/2010/03/ekopazar-781x1024.jpg" alt="" width="781" height="1024" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ekovitrin.com/index.php/ekopazar-100-programi-geride-birakti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
