Erdoğan kafesi sarsıyor! Bu deyim 1960’ların başında Fransa’da iktidarda olan General de Gaulle için söylenmişti: “Aslan kafesi sarsıyor!”
Davos, İran, Brezilya, Gazze, Mavi Marmara, BM Güvenlik Konseyi’nde “red oyu”… Türkiye’nin dış politika ile ilgili haberleri dünya gündeminde 1 numaraya yerleşti. Benzer girişimlerin dünyada başka örnekleri hangileri? Ne zaman başarıya ulaşıyorlar, ne zaman değil? Yarını görmek mümkün mü?
Erdoğan kafesi sarsıyor! Bu deyim 1960’ların başında Fransa’da iktidarda olan General de Gaulle için söylenmişti: “Aslan kafesi sarsıyor!”
İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkan ezik bir Avrupa vardı. Batısı Amerikan egemenliği altındaydı. Doğusu ise Sovyet işgali altındaydı.
İktidara gelen General de Gaulle, Uluslararası İlişkiler tarihine geçen şu cümleyi söyledi: “Avrupa Avrupalılarındır ve Atlantik’ten Ural’lara uzanır.” Tercümesi: Avrupa’da Amerikan egemenliği ve Sovyet işgali kabul edilemez. Netice: General de Gaulle Nato’nun hem askeri hem sivil karargahını Fransa’dan çıkarttı ve Sovyetlerin adının Rusya olduğunu söyleyerek doğu Avrupa’daki Sovyet işgalinin son bulacağını söyledi. Dünya o zaman tarihe geçen yorumu yaptı: “Aslan kafesi sarsıyor!”
Lafla peynir gemisi yürümez. İcraat gerekir. De Gaulle’ün icraatının içinde yer aldım. Bir yandan onun bursuyla Paris Üniversitesi’nde okuyordum. Öte yandan Fransa Başbakanlığında araştırma ekip şefi olarak çalışıyordum. De Gaulle’ün verdiği direktifler şunlardı: Avrupa Birliği kurulacak ve bu birlik Atlantik’ten Ural’lara uzanacaktı. Yani Doğu Avrupa’da Sovyet işgali bitecek ve Doğu Avrupa tekrar Avrupa uygarlığına geri dönecekti. Yunanistan ve Türkiye Avrupa Birliği’nin üyesi olacaktı. Avrupa, ekonomisi, milli geliri ve parasıyla dünyanın en zengin kıtası olacaktı. Uzayda Avrupa bir numara olacak ve uzaya en fazla uyduyu Avrupa yollayacaktı. Avrupa uçakları ve trenleri dünyanın en süratli ulaşım araçları olacaktı. Bunların neredeyse hepsi gerçekleşti. Avrupa Birliği kuruldu ve Avrupa Parlamentosu Fransa’da Strasbourg’ta çalışmaya başladı. Komünizm çöktü. Sovyetler Rusya oldu. Doğu Avrupa, Avrupa Birliği’ne katıldı. Euro dünyanın en güçlü parası oldu. Avrupa uzaya en fazla uydu gönderen kıta oldu. (Türkiye’de televizyonlar dahil tüm iletişim Avrupa Türksat uydularıyla gerçekleşmektedir.) Diğer uçaklardan üç misli daha hızlı olan Concorde uçakları yolcularını stratosferde taşırken, en hızlı askeri uçaklar bile onu en fazla iki buçuk dakika izleyebilmektedirler. Ben Concorde’da stratosferde yerden 23 bin metre yukarda ses süratinin üstünde 2 bin 300 km süratle, “Mach 2.3”de bir salon konforu içinde uçtum. Fransız TGV hızlı trenleri saatte 570 km sürate ulaşıyor. General de Gaulle’ün rüyasının içinde yer aldım, “aslanın kafesi kırdığını” gördüm ve yaşadım.
“Erdoğan kafesi sarsıyor!”
Davos’da başlayan süreci izlerken benzer bir durumla karşı karşıya olduğumuzu hissediyorum. fiüphesiz kafes Özal döneminde sarsılmaya başlamıştı. Türk ekonomisi kapalı sınırlar arkasından dünyaya bakmak yerine yapısını ihracata dönük biçimde değiştirmeye başlamıştı. Türkiye otoyollarla tanışmış geri iletişim yapısından çağdaş bir iletişim yapısına geçmişti. Özal’ın Cumhurbaşkanlığı uçağında onunla değişimi başbaşa konuşarak Türkiye’den binlerce km ötede İslam Teşkilatı zirve toplantılarına katıldım. Ama itiraf edeyim ki Tayyip Erdoğan’la kafesin sarsıntısı bambaşka… Bir deprem şiddetinde. Özal’la Türkiye dünya gündemine girmeye başlamıştı. fiimdi Türkiye dünya gündeminde bir numara.
Davos’da başlayan süreç hızlanarak İran ve Brezilya’da devam etti. Türkiye’nin kafesi sarsması birçok ülkeyi rahatsız ediyor. İsrail’in Mavi Marmara gemisini basarak Türk vatandaşlarını öldürmesi sıradan bir olay değil. Uluslararası büyük bir olay. Amaç kafesi sarsan Türkiye’yi durdurmak…
İsrail “Mavi Marmara”da 1960’larda Arap ülkelerine karşı uyguladığı aynı stratejiyi uyguluyor. İsrail’in bu stratejisi neydi? Arap ülkelerini tahrik etmek ve kendisinden otuz misli kalabalık olan Arap ülkelerini kendisine saldırtmak. Arap ülkeleri bu tuzağa düştü. 1967 yılında Mısır peşine Suriye’yi de takarak minicik İsrail’e Sovyet’lerin verdiği en modern ağır silahlarla donatılmış ordularıyla saldırdı ve rezil oldu. “Altı gün savaşında” İsrail Arap ordularını perişan etti. Mısır’lı askerler o kadar hızlı kaçtı ki çölde postallarını bıraktılar. Çöldeki postal fotoğrafları batı basının gazetelerinde manşet oldu. “Altı gün savaşı” deyimi siyaset bilimi literatürüne girdi. Mısır İsrail’le barış yaptı, dost oldu. Gazze ablukasında bile İsrail’le işbirliği yapıyor.
Bu nasıl oldu? Lafla peynir gemisi yürümez. Mısır yüksek sesle bağırıp çağırıyordu ama hantal ve geri ekonomiye sahipti. Süper ileri ekonomi ve teknolojiye sahip minicik İsrail hantal Arap ordularını altı günde perişan etti.
İsrail Türkiye’ye bugün Mısır’a dün uyguladığı stratejiyi uyguluyor. Uluslararası sularda Mavi Marmara’yı basıyor ve Türkleri öldürüyor. Kafesi sarsan Türkiye’yi dün Mısır’ı susturduğu gibi susturmaya çalışıyor.
Türkiye kafesi İsrail’i korkutmak için sarsmıyor. Yeni bir düzen için sarsıyor. Hem doğuyla hem batıyla iyi geçinen ama kendisi bir büyük ülke olan bir Türkiye olarak sarsıyor. Bunu başarabilir mi? İlhamını tarihten alıyor. Üç kıtaya yayılmış ve yüzyıllarca üç kıtada barışı sağlamış bir Osmanlı geleneği ona yol gösteriyor. Ama tarih tek başına yeterli olsaydı Mısır’da İsrail’in karşısında başarı kazanabilirdi. Tarih yetmiyor. İşin sırrı ekonomide.
Sırrın ekonomide olduğunu anlayan General de Gaulle kafesi kırmayı başardı. Avrupa yaşlıydı, kendisi de yaşlıydı ama uzaya dönük genç ekonomisiyle ve güçlü parasıyla Amerika’ya kafa tuttu ve Sovyet imparatorluğunu dağıttı. Kafesi sarsan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiyesi kafesi kırabilecek mi? Mümkün. Türk ekonomisi çok güzel bir gelişme içerisinde. İhracatımız artıyor. Paramız güçlü. Ama kafesi sarsmak başka kırmak başka. Kafesi kıran Fransa’nın nüfusu bizden daha az ama ciroları 10 milyar dolarla 200 milyar dolar arasında değişen 85 mega şirketi var. Enerjisinin yüzde seksenini elliyi aşan nükleer santralinden sağlıyor. Carrefour’un cirosu 150 milyar dolar, Total’in ki 200 milyar dolar. Areva dünyanın en büyük nükleer enerji şirketi. General de Gaulle kafesi kırarken içine bu makinayı koydu.
Türkiye’nin 10 milyar doları aşan iki mega şirketi var. Nükleer enerji santrali hiç yok. Uzay sanayinde çok geriyiz. Ufacık İsrail bu yüzden pervasızca Mavi Marmara’yı basıp Türkleri öldürebiliyor. Belki bir Mısır değiliz ama Fransa da değiliz.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kafesi sarsarak bir tarih yazıyor. Bu bir gerçek. Ama neticeye ulaşması için önünde bir de Gaulle örneği var. O örneğin içinde yaşadım ve yer aldım. Arada bir fark var. General de Gaulle’ün bir hayal gücü takımı vardı. Fikirler geliştirilir ve öneri olarak hazırlanırdı. Eyfel Kulesi’nin yanı başındaki minik sarayımsı bir binada dünyanın dengelerini değiştiren senaryolar tartışılırdı. Gençliğim bu ekip içinde geçti. Benzer bir heyecanı Özal’ın Cumhurbaşkanlığı uçağında yaşadım. Özal’ın başbaşa görüşmelerimizde bana söylediklerini Türkiye gazetesi 16 Ocak 1993 günü sürmanşetten yayınladı. Türk siyasi tarihinin en önemli belgelerinden biridir. Türkiye şimdi uzun soluklu mega planlar yapan hayal gücü takımını bekliyor.







