BEYAZIT ÖZTÜRK’TEN, EKOVİTRİN’E ÇOK ÖZEL AÇIKLAMALAR…

Ekovitrin okuyucuları tarafından “Yılın Sanatçısı” seçilen Beyazıt Öztürk, ödülünü aldıktan sonra duygularını şöyle dile getirdi: “Bazı ödülleri hasbelkader unutuyor olabilirim. Ama Ekovitrin’den aldığım ödülü asla unutmayacağım. Yılın Sanatçısı seçildim mi? Evet seçildim diyebileceğim bir ödül oldu benim için.”

.Röportaj : Sibel ÜNLÜ

O bir “15 yıldır gülen ve güldüren”… O bir “bizden”… O bir “içimizden”… O bir “yüreğimizden gelen seslerle bize seslenen”… O bir “gönlümüzden geçenlere tercüman olan”… O’nun tanımlamasıyla, O bir “normal”…

Evet, 15 yıldır Beyaz Show’la ekranlardan evimize konuk ettiğimiz bir isim Beyazıt Öztürk. Ekovitrin Dergisi tarafından Yılın Sanatçısı seçilen Beyazıt Öztürk’le, bir röportaj gerçekleştirdik. Biz sorduk o içtenlikle cevap verdi. Her soruya titizlikle yaklaştı ve “3 kere düşündü 1 kere cevap verdi”. Biz onu tanıdığımızı zannediyorduk, ama gördük ki, gülmek insana en çok yakışansa düşünmek ve üretmek ise yüceltenmiş. Öztürk, nasıl başarılı olduğunu ve sürekli ürettiğini anlatırken, Türkiye’nin ekonomisinden, siyasetinden, işsizlikten ve içindeki insani yangınlardan bahsetti. Bu keyifli röportaj suya sabuna dokunmayan, bir röportaj olmadı. İşte size bilmediğiniz, kendi cevapları, tepkileri ve kabullenişleriyle bir Beyazıt Öztürk portresi…

Yılın Sanatçısı Seçilen Beyazıt ÖZTÜRK, Ödülünü Ekovitrin Genel Yayın Yönetmeni Bilal Koçak'ın Elinden Aldı.

Ekovitrin dergisi’nin her yıl geleneksel olarak düzenlediği “YILIN STARLARI ANKETİ”nde 47.000’e yakın oy kullanıldı. Bu oylama sonucunda Ekovitrin okuyucuları tarafından “YILIN SANATÇISI” seçildiniz. Sizi tebrik ediyoruz. Bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz?

47 bin, bu çok ciddi bir rakam. Türkiye’de son dönemlerde çok fazla ödül töreni yapılmaya başlandı. Ama birçoğumuz bunu şöyle düşünüyoruz. O ödülleri bizi orada görmek istedikleri için veriyorlar. Biz onun için gidip gitmediklerimizi ayırmaya başladık. Bundan dolayı da 47 bin rakamı biraz önce ifade ettiğim gibi çok ciddi bir rakam ve bunun olağanüstü bir şey olduğunu gösteriyor. Sizi bu rakamdan dolayı tebrik etmek istiyorum. Bu aslında büyük bir kamuoyu anketidir. Teşekkür ederiz. İkincisi bu ödül benim için şu anlamda da çok önemli. Çünkü ben ilk defa yılın sanatçısı seçiliyorum. Ben Yılın Talk Show’cusu, Yılın En İyi Eğlence Programı Yapan kişisi, Yılın En İyi Sohbetçisi seçildim. Ama Yılın Sanatçısı seçilmedim. Yılın Sanatçısı kavramının içine şarkıcısı da, sanatçısı da, oyuncusu da giriyor. Dolayısıyla herkes giriyor. Onun için ilk defa bu kadar çok insanı geride bırakarak bu ödülü almış olmak benim için önemli. Almış olduğum bazı ödülleri hasbelkader unutuyor olabilirim, ama bunu hayatım boyunca unutmayacağım. Yılın Sanatçısı seçildim mi ve “Evet seçildim” diyebileceğim bir ödül oldu benim için.

BAŞARISININ SIRRI

Siz Eskişehirlisiniz, dolayısıyla bir Anadolu çocuğusunuz. Sizin önemli bir başarı grafiğiniz var. Radyo programından başlayarak bugünlere geldiniz. Sizin entelektüel bir yapınızın yanı sıra bir de yeteneğiniz var. Bu başarıyı nasıl yakaladınız?

Başarı ama kime göre başarı. Bu program 15. seneye girdi. Başarılı olmasının tek bir sebebi var o da hiçbir şeyin değişmemesi. Biz de buna başarı diyoruz. Şöyle izah etmek istiyorum. Adam değişmiyor, adamın tavrı değişmiyor, adamın kişiliği değişmiyor, adamın burnu kalkmadı, adam kimseye kötü davranmıyor, adam medyayla iyi geçiniyor, adamın ailesi iyi, keyfi yerinde bir sıkıntısı yok, abuk sabuk haberleri de çıkmıyor, programı da iyi gidiyor. Bütün bunlar değişmediği sürece, insanların gözünde de bunlar değişmiyor. İnsanlar başka programlara da bakıyorlar sonra gelip benim programıma bakıyorlar, “Evet değişmedi” diyorlar… İnsanların yıllardır bana söylediği tek bir laf var. Hakkari’den Edirne’ye kadar tanıyan tanımayan herkes bana tek bir laf söylüyor. “Sakın değişme”. Çünkü değişenleri görüyorlar. Bizdeki değişim ilericilik anlamında bir değişim olmuyor yani devrim anlayışıyla yapılmış bir değişiklik olmuyor. Bizdeki değişim kötüye gidiyor. Birisi çıkıyor yeni olarak ben çıktım diyor, insanlar onu seviyor şarkısını seviyor, ona değer veriyor, ona mektup yazıyor, ona mail atıyor. Sonra o adamın gözünün önünde bambaşka bir yere doğru gittiğini görüyor.

Sizin tabirinizle “ileriye doğru” bir değişimi düşünüyor musunuz?

O zaten programın içerisinde yer alıyor. Günlük hayattaki o değişimi karakterimde zaten var ve kendi içimde yaşıyorum. Değişimden bahsettiğim şudur: Mesela Beyaz Show’u değiştirmem. 15 senedir artık değiştirsin deseler değiştirmem. Dünya medyasına bakın, pek çok talk show yapan ünlü isim programını değiştirmiyor. Biz de konuk değişir, sohbetin değişir, içine yapacağın argümanlar değişir. Ama mantık bellidir. İki kişi sohbet edecek 3’üncü kişiye bunu seyrettireceksin. İş bu kadar basittir. Koltuktan kalkar Okan (Okan Bayülgen) gibi masaya oturursun, masadan kalkarsın yeniden koltuğa geçersin, sohbet edersin ve yine sohbet edersin. Başka değişecek bir şey yok. Ben de programın içine bir dönem köşeler, tiplemeler yaptım. Şimdi daha interaktif bir hareket yapıyorum. Anında anket yapıyorum, canlı bağlantılar, üniversitelilerle yarışma, “bunları biliyor musunuz” diye bir köşe yapıyorum. Bütün bunlar aslında programın içerisindeki değişimlerdir. İnsanlar bunu görüyor. Karakterim nasıl çok fazla değişmiyorsa bunu da değiştirmem. Başarı dediğiniz için teşekkür ediyorum. Bence başarı bu. İnsanlar bunu seviyorlar…

PROGRAMIMA GELEN EVİME GELMİŞ DEMEKTİR

Karakteriniz bu programa ve yaptığınız işlere yansıyor mu?

Yüzde yüz yansıyor. Ufak ufak örnekler vereyim. Ukalalık olarak algılanmasını istemem. Ben programa gelen misafiri evime gelen misafiri nasıl ağırlıyorsam o şekilde ağırlıyorum. Çünkü biz de adettir. Eve gelen misafir kapının önünde karşılanır, giderken de gözden ayrılana kadar el sallanır. Bunu yapmamak ayıptır. Evin içinde de öyledir. Mesela canınız sıkılır belli etmezsiniz, gelen misafir abuk bir hareket yapar sineye çekersiniz. Benim programım da öyle. Programımda da konukların rahat etmesi için, üzülmemesi için, sıkılmaması için, onlar hakkında kötü bir haber varsa eğer söylememek için elimden geleni yaparım. Benim için önemli olan onların da bir annesinin, babasının, sevgilisinin, sevenlerinin olduğunu bilerek hareket etmektir.

Pozitif bir enerji veriyorsunuz…

Tabi ki o enerjiyi vermeye çalışıyorum. Programıma gelen birisinin açığı varsa o açığı soracaksınız, annesi seyretmiyor mu diye düşünmek gerekiyor? Onun annesi üzülmeyecek mi, onun annesi yarın sokağa çıkacak, tanıdıkları ona demeyecekler mi “Dün gece Beyaz Show’da sizin oğlana, sizin kıza nasıl laf söylediler” diye. Şimdi ben bundan para mı kazanayım. Parayı kazanıp, eve giderken yemek alıp o yemeği mi yiyeyim. Çok acı bir şey, çok ahlaksızca bir şey.

MEDYA ŞİMDİ DAHA İYİ

Peki buradan baktığınızda medyayı değerlendirir misiniz?

Son dönemde bizimle ilgili garip bir haber var. Bunun doğru olmadığını insanların görmesinden başka bir şeye inancımız yok. Yine de medyanın bu hali çeki düzen verilmiş hali. Eskiden daha da feciydi. Magazin daha başka yerlerdeydi. Ki beni bir sürü magazin gazetecisi aradı ve dedi ki “Biz üzüldük”… Ben detaycı adamım. Beni kaba hareketler etkilemez. Bu kaba bir hareketti,  beni çok etkilemedi, çünkü yalandı. Ama detay vuruşlar beni etkiler. O detay vuruşlar da akıl işidir. Ben detaya takılırım. Mesela televizyon izlerken de şuna takılırım. Haberlerde “Türkiye’de kadınların yüzde bilmem kaçı fuhuşa sürükleniyor” diye söylendiği zaman, Beyoğlu’ndan görüntüler veriliyor. Birincisi Beyoğlu’ndaki o kadınlar sürüklenmiyor, niye o kalabalık görüntüyü veriyorsun. İkincisi, o kalabalık görüntünün içerisinde sevgilisiyle dolaşan bir çocuk gizli aşk yaşıyor. Şimdi bu detay ama veriliyor. Ben işin sonucunu düşünüyorum.

Bu detaycılığınız programınıza da yansıyor…

Evet tüm detaylarıyla ilgileniyorum. Her hafta programın bütün görüntülerini, detaylarını evde tek tek gözden geçiririm, benden sonra ekip de gözden geçirir. Sonra ben bir konu hakkında bunu yapsam mı yapmasam mı demeye başlarım ve bir konu hakkında tereddütüm varsa yapmam. Ben üç kere düşünürüm bir kere konuşurum. Bu çek etme sürecinden sonra sonuçlarını da tahmin edebiliyorum. Yapılmış halini ekrandaki halini tahmin edebiliyorum ve elemeler yapıyorum. Ekip kontrolü yaptıktan sonra montajlı haline bakıyorum, burada bu laf yanlış olmuş, buradaki bu laf buraya gider, öteki yanlış anlar, öteki yanlış anlarsa, bir sonraki yanlış anlar diye üç adım sonrasını düşünürüm. Herhangi bir sözün, bir davranışın gerçekten de bir hataya gidebileceğini düşünürüm. Biz üzülmeyiz ama onlar üzülebilir. Onlar için buraları deşip, programa çıkarken çok ince elerim. Program sırasındaki sohbetim de mümkün olduğu kadar belden aşağı değildir. Espriler de dozunda olur. Bunlara dikkat etmeye çalışıyorum. Yüzde yüz dikkat ettiğimi söyleyemem. Benimkisi dört dörtlük program değil, dört ikilik programdır.

Reyting kaygınız oluyor mu?

Tabi ki oluyor. Olmak zorunda. 15 seneye girmiş bir program olarak bizim bir kredimiz var. Yüzüncü olsam da olabiliyor. Gerçi program bu sene 15. senesinde en iyi reytingini yaptı. Çünkü aşağı da gitse kötü de gitse biz Kanal D’nin yüzü olduk. İkincisi kendi açımdan söyleyeyim, ben her sene programımı biter diye yapıyorum. Hatta her hafta programımı da biter diye yapıyorum. Programa çıkıyorum bir espri yapıyorum başlıyor sesler ve gülmeler gelmeye, işte o zaman “tamam” diyorum.

Halkı çözmüşsünüz ve neye tepki vereceklerini biliyorsunuz diyebilir miyiz?

O da var. Ben işimi kış tutarım yaz çıkarsa bahtıma. Kendimi iyi bir şeye hiç hazırlamam. Bir ilişki yaşarken de bir iş yaparken de başıma hep bir şeyler gelebileceğini düşünürüm.

HER ZAMAN BİR “B PLANIM” VAR

BEYAZ SHOW’LA BiR MARKA YARATTIM!

Dünyaya açılmak ya da Türkiye’nin en iyisi olmak gibi bir derdim yok. Beyaz Show’la dolu dolu bir marka yarattım. Kendimi; “O bir normal” diye tanımlıyorum. Toplumun yüzünü güldürüyorum. Kahkaha kısmında eksiklik vardı, ben onu yapmaya çalışıyorum.

Her zaman bir B planınız var mı?

Evet bir B planım var. B planım geldiğim yer. Hayattaki en büyük A planım yaptığım iş, B planım da yaptığım işteki hassasiyetim. Bundan dolayı hangi işi yaparsam yapayım, şoför de olsam, bakkal da olsam bu hassasiyetle en iyisini yapmaya çalışırım.

Bunu neye güvenerek söylüyorsunuz?

Birincisi Beyaz Show’a çıkarken her hafta birinci programa çıkıyormuş gibi çıkıyorum. Bu önemli bir heyecan. İkincisi yaptığım işi en iyi yapmaya çalışıyorum. Ne iş olursa olsun böyle olmalı. Mesela biz de asistanlar var, yapımcı olmak isterler. Yahu önce iyi bir asistan olsana niye hemen yapımcı olmaya çalışıyorsun. İmkan olsa teklif gelse bile yapımcı olma da en iyi yapım yardımcısı olsana. Hani derler ya “Ayşe diye bir kız var, onu alsak da bizim ekibe yapım yardımcısı olsa, o olsa” Ben o olmayı seviyorum.

Siz bir yere geldim diyor musunuz? Başka hedefleriniz var mı?

Bu işle ilgili hedefim sadece bu işi iyi yapmak. Bir dönem çok şey yapmıştım. Mesela Türk Halk Müziği albümü yapmıştım, TRT’de Şans Topu isimli program yaptım, iki sinema filmi yaptım, seramik sergisi açtım, evde cam atölyesi yaptırdım şimdi cam çalışıyorum. Dolayısıyla aslında televizyon için çok şeyler yaptım. Ama anlıyorum ki ben Beyaz Show’u yaparım. Bir tane işim var onu da iyi yapayım, başka bir derdim var. Dolayısıyla Beyaz Show’u iyi yapmak istiyorum. Dünyaya açılmak ya da Türkiye’nin en iyisi olmak gibi bir derdim yok.

Sinemada da iyi işleriniz olmuştu özellikle Karagöz Hacivat karakterlerindeki rolünüz üzerinden konuşursak…

Hacivat gerçekten de iyi bir projeydi, kabul edilebilir bir projeydi ve benim de çok hoşuma gitmişti. Gişe olarak iyi bir film olmadı.

10 yıl sonra biz Beyazıt Öztürk’ü nerede göreceğiz?

51 yaşında olacağım. Kendimi nerede görmek istediğimle ilgili isteklerim var elbette. Birincisi bu işi Beyaz Show’u demek istiyorum, Joy Leno’dan Larry King’e geçmiş birisi olmak isterim. NTV’de ve CNNTÜRK’te yaptığım daha farklı formatlı programı Beyaz Show’la birleştirebilirim.  Ben enteresan konular konuşmayı seviyorum. Şu an Beyaz Show’da onu yapamıyoruz ama NTV ve CNNTÜRK’teki programlarda yapıyorduk. Beyaz Show benim için önemli. Beyaz Show’u yaptığım için bana o programları yaptırıyorlar. Ben Beyaz Show’u yaptığım için sinema filminde yer alıyorum, ben Beyaz Show’u yaptığım için reklamlarda oynuyorum.

Ben bu dünyaya bir kere gelineceğine inanan insanlardanım. Dolayısıyla radyoyla başladım ve bugünlere geldim. Ve siz de bununla ilgili bir röportaj yapıyorsunuz. Ben bundan çok memnunum. Bir marka yarattım ve dolu dolu bir marka yarattım.

Tekrar sinema filmi yapmak ister misiniz? Oynamak istediğiniz bir rol var mı?

Ben her hafta televizyona çıkan bir adamım. Her hafta televizyonda Beyaz’ı oynuyorum. Benim şimdilik işimin en önemli bölümünü televizyon programı oluşturuyor. Ama çok enteresan bir teklif ve senaryo gelirse belki bir tarihi filmde rol alabilirim ki; ben tarihi çok severim ve tarihle ilgili birçok kitap okudum. Hem Türk tarihini hem de Avusturyalı ünlü tarihçi Joseph Von Hammer’ın kitaplarını okudum. Hacivat ve Karagöz’ü çekerken de o dönemi çok okudum. Tarihimiz o kadar zengin ki; bu tarih üzerine  binlerce sinema filmi çekilebilir.

Programınızda özellikle telefon bağlantılarınızda konuklardan daha çok size yönelik sorular geliyor. Sürekli size iltifat ediyorlar. Bu hayranlık ve ilgiyi neye bağlıyorsunuz?

Sanıyorum bir kere telefonu düşürme hakkı olduğu için böyle konuşmalar oluyor. Sürekli telefonla görüşülüyor olsa bu iltifatlar edilmeyecektir. Belli ki arayan kişi 15 senedir beklemiş ve telefonu düşürmüş. Dolayısıyla bu adama da bir şeyler söyleyeyim diyordur. Her çıkanın sadece konuklar için değil benim için de bir yaşanmışlığı var ve bu çok önemli. Bunu şunun için söylüyorum. Maden ocağında göçük oluyor, 17 tane madenci vefat ediyor herkesin canı sıkılıyor. Benim de çok canım sıkılıyor. Belki bir gün önce beni seyretmişlerdir.  Bu çok acayip bir duygu. Bu ülkede katilin de beni tanıdığını biliyorum, öldürülenin de beni tanıdığını biliyorum. Onun bir sorumluluğunun olması lazım. Bir örnek vermek isterim. 17 Ağustos depreminden sonra 18 Ağustos’ta Yalova’da oyunum vardı. Oyunu iptal ettik. Moral vermek için Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan ve ben depremin olduğu yere gittik. Çınarcık’ta yaşlı bir teyzenin yanına oturduk. “Teyze bir şeyin var mı?” diye sordum. “3 tane kızım göçük altında” dedi. “İnşallah kurtulurlar” dedim. “Öldüler biliyorum. 3’ü de senin oyununa bilet almışlardı” dedi. Benim işim bu. Bunu kabul etmeyen bunu yapamaz. Bunu bileceksin. Televizyonda programı yaparken stüdyodaki 400 kişiye program yapıyorum gibi görünüyor ama Elazığ’daki teyzenin Trabzon’daki amcanın da bir şekilde beni izlediğini biliyorum.

ARTIK ŞEHİT HABERİ VERMEK İSTEMİYORUM

Bir talk show yapıyorsam ve bu show bir eğlence programıysa, ben bu showun içinde artık şehit haberi vermek istemiyorum. Ya da herhangi bir yerde madenci ölümü haberi vermek istemiyorum. Birşeylerin düzene girmesini istiyorum.

EKONOMİDE ADALET KALMADI ESKiDEN DAHA HUZURLUYDUK

“Tüp kuyruklarına girdim. Annem Samsun sigarası içerdi, tezgah altlarından sigara alırdık. Elektrik kesiliyordu, karnımız açtı ama; huzurluyduk. Mahallede bir dayanışma vardı.”

Beyazıt Öztürk’ü ekranda enerjik insanlarla pozitif bir iletişim kuran birisi olarak görüyoruz ama bazı fikirlerini de merak ediyoruz. Mesela Türkiye ekonomisi ve işsizlik hakkında ne düşünüyorsunuz?

1969 doğumluyum. 70’leri Ankara Yenimahalle’de geçirdim. 70’lerde Ankara, siyasi olayların ve ekonominin göbeğindeydi. 80’lerde darbeyi hep beraber yaşadık ve ardından 90’ı da yaşadık. Değişim süreci bize denk geldi. Bütün bu süreç içerisinde olanlara dikkat ediyordum. Haberleri izlemeyi, gazete okumayı zaten severdim. Babam polis memuruydu ve evin her tarafı kütüphaneydi. Babamın okuduğu kitabı belki de hiç kimse okumamıştır. O günlerden hatırladığım şeyler var. Mahalleden bir çocuk ekmek almaya giderken bize de al denirdi ve içimizden birinin başı yanardı. Yani 50 kişiye ekmek alıp dönerdik. Tüp kuyruklarına girdim. Annem Samsun sigarası içerdi, tezgah altıydı oralardan sigara alırdık. Aslında huzurlu dönemlerdi. Karnımız açtı. Elektrik kesiliyordu, canımız sıkılıyordu, karşıdaki evin elektriği geldi mi diye bekliyorduk. Belki bunlar hoş değildi ama bir huzur vardı. Bir mahallede yaşardık ve huzurluyduk. Komşuluk ilişkilerinden tutun da yardımlaşmaya kadar sosyo- ekonomik hayat böyleydi. Yoktu ama yokluk bizi birbirimize bağlayan bir şeydi. Bir apartman 5 katlıysa 5 katı da birbirini tanırdı. Arka bahçeler denen yerler vardı, kapı önünde oturmak denen bir şey vardı. Bunlar ekonominin sonuçlarıydı, insanlar birbirlerine düşmüşlerdi ve güzel sohbet ederlerdi. Bir dayanışma vardı. Şimdi iyiye mi gidiyor diye sormak lazım. Belki de iyiye gidiyor. Ama kimin için iyiye gittiğiyle ilgili sıkıntılarımız var. Birileri için iyiye gitmiyor. Ama bu 80’den sonra da böyleydi, 90’da da. Gerçekten ekonomi iyiye gitti ama birileri için iyiye gitti. Çok turneye çıktım. Gitmediğim şehir, kasaba kalmadı. Bu ülkenin her tarafını gezdim, hem de 5 kere gezdim. Bazı şeyleri görüyorsun ve çok canın sıkılıyor. Onun için ekonomi iyiye gidiyor demek Timur Selçuk’un bir şarkısı “Ekonomi tıkırında” geliyor aklıma. Evet tıkırında ama başka yerler tıkırdıyor. Kimin tıkırında bilmiyoruz. Türkiye için işsizlik çok büyük bir sorun. Bu sektörün içinde olarak her sene bizden toplu çıkarımlar oluyor. Ki bu sektör ki beslenen bir sektördür, Albenisi olan bir sektördür. Dolayısıyla işsizlik Türkiye’nin en önemli sorunlarından bir tanesi. Avrupa’da da bir doyum var. Bir dönem 60’larda 70’lerde yurt dışına insanlar gitti. Şimdi bir doyum başladı, kimse gitmiyor ve onlar da almıyorlar. Bu ülkenin içinde kaldın, işsizliği burada yaşıyorsun. Bunlar benim gördüğüm kaba taslak şeyler.

Aslında çok anlamam, çok detaylı bir ekonomi bilgim gerçekten de yoktur. Ama en azından şuna canımın sıkıldığını söyleyebilirim. Halkalı toplu konutlarında oturdum, konutların hemen dibi varoş bir mahalleydi. Orada oturan, tezgahta salata satmaya çalışan ve gün içinde hiçbir şey satamayarak eve dönen, yanından çok lüks bir arabayla geçen birisini görenin, canının sıkılması ve eve gittiğinde bunun acısını karısından çıkarması beni rahatsız ediyor. Bütün cinayetlerin ve sıkıntıların hep varoş semtlerde olması benim gözüme batıyor. Bu sıkıntılar niye bir başka yerde olmuyor da oralarda oluyor. Yurt dışına turneye çıktığımda görüyorum. Yurt dışına ilk gidenler oraların kahrını çok çekmişler, ikinci gidenler işlerini oturtmaya çalışmışlar, şimdi orada olanlar ise semeresini almaya başlamışlar. Mesut Taş’lara, Halil Altıntop’lara bakıyorsun bunu açıkça görüyorsun. Siyaset arenasında olanlara, film yapanlara, güzellik yarışmasına katılanlara bakıyorsun, müzik yapanlara bakıyorsun ve görüyorsun. Oralarda birileri çıkmaya başladı. Çünkü oralarda ekonomik adalet çok yerinde. Bir sıkıntı olmuyor. Orada herkesin her şeyi yapabilme şansı var.

Türkiye 2001 krizi yaşadı ve 2002’de AK Parti hükümeti geldi ve bir anlamda bir istikrar sağlandı. 2 sene önce de bir ekonomik kriz yaşandı. Türkiye’de bir büyüme ve ekonomik istikrar görüyor musunuz? Genele baktığınız zaman Başbakan Tayyip Erdoğan’ı ve AK Parti hükümetini başarılı buluyor musunuz?

Uzun bir dönemdir AK Parti hükümeti iktidarda. Ve AK Parti hükümetinin yaptıkları etrafta konuşulanlar var ve sohbeti yapılıyor. Belediyeciliğin iyi olduğu söyleniyor ama işsizliğin arttığıyla, açılımın sonuçlarıyla ilgili beklentiyle kafaların çok net olduğunu söyleyemeyeceğim. Hoşnut olanlar da çok fazla olmayanlar da. Gerçi bunu her hükümet döneminde yaşıyoruz. DSP’nin, CHP’nin, MHP’nin döneminde de Refah Hükümetinin olduğu dönemde de gördük. Kimse net bir şey söyleyemiyor. Bana göre yukarıdakiler kendilerini ne kadar savunurlarsa savunsunlar, ekonomik sistemi ne kadar oturtmak isterlerse istesinler, seçmen bambaşka bir tarafa oyunu verebiliyor. Çünkü beklentiler daha naif beklentiler. Önemli olan karnının doymasıdır, öyle çok ideolojik beklentileri yoktur. Senin karnını doyuracağım dediğin zaman sana güveniyor ve sana oyunu veriyor. O sebeple alt tarafın beklentisi ile üst tarafın beklentisi farklı.

Siz ne taraftasınız alt tarafta mısınız üst tarafta mısınız?

Ben oy verenim. Ben de bir oy veren olarak 41 yaşına gelmiş bir adam olarak, bir talk show yapıyorsam ve bu show bir eğlence programıysa, ben bu showun içinde artık şehit haberi vermek istemiyorum. Ya da herhangi bir yerde madenci ölümü haberi vermek istemiyorum. Bir şeylerin düzene girmesini istiyorum. Bunu haberin içerisinde verebilirsiniz ama talk showun içerisinde veriliyorsa düşünmek lazım. Dolayısıyla canımız sıkılıyor ve biz bile etkileniyoruz. Bana hep aynı şeyi söylerler. Toplumun yüzünü güldürüyorsun, kahkaha kısmında eksiklik var ve ben onu yapmaya çalışıyorum.

VERDİĞİMİZ VERGiLERE BAKIN KAZANCIMIZ ORTAYA ÇIKAR

Türkiye’de parayı daha çok nasıl kazandığın değil de nasıl yediğin merak ediliyor. Kazanıyorum, vergimi veriyorum. Sosyal hayatım çok fazla yok. Lokal yerlerde bulunuyorum, dolayısıyla lokal bir hayat yaşıyorum. Yatırım olarak memleketim Eskişehir’de bir otel inşa ediyorum.

Para ve ekonomi deyince ne anlıyorsunuz? Mesela iyi para kazanıyor musunuz?

Verdiğimiz vergilerden ne kadar kazandığımızla ilgili bir sonuç çıkıyordur. Türkiye’de daha çok parayı nasıl kazandığın değil de nasıl yediğin merak ediliyor. Göze batmamaya gayret ediyorum. Dünyaya da bir kere geliyorum. Kazanıyorum vergimi veriyorum, sosyal hayatım çok fazla yok. Dışarıya çıkıp çok eğlenen birisi değilim. Lokal yerlerde bulunuyorum, dolayısıyla lokal bir hayat yaşıyorum. Mesela bir spor araba alma keyfim varsa bunu artık al diyorum. 40 yaşında adamsın alıyorsun ama göze batıyor. Haber yapılıyor. Onun için de dikkatli harcamaya gayret ediyorum. Benim mali işlerimle abim ilgilenir. Kendisi ODTÜ inşaat mezunudur, eşi de öyle.

Tasarruflarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tasarruflarımı genellikle gayrimenkul olarak değerlendiriyorum. Memur bir aile zihniyetinde olduğumuz için kira gelsin mantığıyla. Şu an Eskişehir’de güzel bir yatırım yapıyoruz, bir arsamız vardı oraya bir otel inşaatı gerçekleştiriyoruz. Başka bir marka olabilir ama bir aile işidir. Bir de Eskişehir’e yatırım yapmak istiyorum. Eskişehir’de yaşayıp daha sonra oradan ayrılanlar doğdukları yere döner ve oraya bir yatırım yapmak isterler. Mesela bana ilginç gelir, Eskişehir’le ilgili Es-Es diye bir dizi yapıldı. Hangi şehrin dizisi yapıldı ben hatırlamıyorum. Eskişehir’den çıkan birçok kişi geri dönmüş ve bir şeyler yapmıştır. Bu da Yılmaz Büyükerşen’in sayesinde oluyor. Eskişehir’in halkı çok çağdaştır ve çok demokrattır. Yılmaz hocanın üniversitede açtığı 4 tane bölüm var. Sinema televizyon, konservatuar, güzel sanatlar, pilotaj. Bir okula nasip olması gereken 4 önemli bölüm.

SiYASETE GiRMEM

Birkaç yerden teklif geldi ama; kabul etmedim. Siyasete girmem ve girmeyi de hiç düşünmedim. Benim şöyle bir konumum var; bu ülkenin Edirnesi’nden bir rüzgar geliyor, Kars’tan çıkıyor. Biz o rüzgarda çamaşırlarımızı kurutuyoruz. O rüzgar ortak rüzgarımız. Ortak bir platformumuz var.

Gündemi nereden takip ediyorsunuz?

Gazetelerden ve Internet’ten takip ediyorum. Televizyondan çok fazla takip edemiyorum.

Siyaseti düşündünüz mü?

Ben siyasete girmem ve girmeyi de hiç düşünmedim.

Teklif geldi mi?

Birkaç yerden geldi. Ama kabul etmedim. Benim şöyle bir konumum var. Bu ülkenin Edirne’sinden bir rüzgar geliyor, Kars’tan çıkıyor. Biz o rüzgarda çamaşırlarımızı kurutuyoruz. O rüzgar ortak rüzgarımız. Biz devamlı bir uçlaşma durumundayız. Bize anneni mi çok seviyorsun babanı mı çok seviyorsun diye başlayan bugüne kadar gelen illa bir taraf olmak zorunda hissettiriliyor. Halbuki bunları yaparken ortak değerlerin kaybolduğunu görüyoruz oysa ortak bir platformumuz var. Teşekkür etmek, kolay gelsin demek bir ortak değerdir. Bunlar arada gidiyor. Programımda gelen mesajlara fakslara bakıyorum, sağcısı da atıyor solcusu da atıyor. 7’den 77’ye herkes mesaj atıyor. Ben bu sebeple ortak değerlerden yanayım.

Türkiye açısından ortak değerlerin gittiğini mi düşünüyorsunuz?

Eğer bu değerler giderse bizim hamurumuzun en önemli yapışkanlarından bir tanesi de gider diye düşünüyorum. Ve bu durum beni çok üzüyor. Şöyle bir örnek vermek gerekirse, bir yerde bir trafik kazası olduğu zaman kurtarılacak adamların hiçbirisine hangi takımı tutuyorsun, hangi partiyi tutuyorsun memleket neresi gibi sorular sorulmaz. Eğer bu soruları sormuyorsan başka yerde de sormamalısın. Şimdi biz TEGEV’e gece yapıyoruz. Amacımız çocuk okutmak. Amacın Konya’daki Ahmet’i okutmak. Artık bunun ne olduğuna bakma. Bunun kimliğine bakma insan olarak bak ve ona yardım et.

Beyazıt Öztürk kendini nasıl tanımlar? O bir ne…?

“O bir normal” diye tanımlardım. Normal kalmaya gayret ediyorum. Çünkü insanlar normal insanlara hasret oldu.

Beyaz, siyasiler hakkında ne düşünüyor?

BAŞBAKAN ERDOĞAN ETKiLEYiCi BiR HATiP, KEMAL KILIÇDAROĞLU BİR ALTERNATİF

Siyasilerden yeterli performansı görmediğinizi söyleyebilir miyiz?

Ben doğdum büyüdüm 41 yaşımdayım. Ben 41 sene boyunca çok yeterli performans görmedim. Şu anki siyasilerden bahsetmiyorum. Genel anlamda konuşuyorum.

Özellikle Turgut Özal’la birlikte 83’ten sonra Türkiye’nin dışa açılımında önemli bir süreç yaşandı…

Oralarda bir kırılma oldu diyebiliriz. Ama genel olarak baktığımızda çok farklı. Aslında hiçbir şey söylemenize gerek yok, akşam televizyonu açın seyredin ne olduğunu göreceksiniz.

Bu değerlendirmelerinizden sonra yeni bir siyasi lider olarak tabir edilenle söylemek istiyorum, Kemal Kılıçdaroğlu rüzgarını nasıl buluyorsunuz?

Ben olumlu bir rüzgar olarak görüyorum. Çünkü bir ülkede alternatiflerin olması lazım. Onun için de Kemal Kılıçdaroğlu’nun iyi bir alternatif olduğuna inanıyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu’nda yeterli performansı görüyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu, CNN Türk’te yaptığım programa da gelmişti. O zaman belediye başkan adayıydı, Ankara’da yetişmiş birisi. Ben Ankara’da büyümüş birisiyim. Sohbet ettiğimizde onun naif olduğunu gördüm.

Peki Tayyip Bey’in sizi etkilediği yönü yok mu?

Tabi ki; var. Bir kere hitabetinin çok kuvvetli ve çok etkileyici olduğunu düşünüyorum. AK Parti’de sadece Tayyip Bey’in değil, Bülent Arınç’tan tutun da diğerlerine kadar çok etkili hitap yetenekleri olan insanlar var. Kitleleri rahatlıkla etkileyebiliyorlar. Siyasetin en önemli taraflarından bir tanesi de bu. Süleyman Demirel de Bülent Ecevit de çok etkileyici konuşmalar yapardı. Her birini tavrı başkaydı. Erbakan da Türkeş de öyleydi.

TÜRKiYE, BiR PIRLANTA YÜZÜKTÜR

Öncelikle bu ülkenin kıymetini bizim bilmemiz, sonra dışarıya tanıtmamız lazım. Hak ettiği yeri bulduğu anda Türkiye, dünyanın en önemli ülkesi haline gelir. Türkiye bir pırlanta yüzüktür. Bunu ya bir taşa sürtersin ya da parlatıp kadife kutuya koyar öyle sunarsın. Parlatılması gerektiğine inanıyorum. Bir kere bu ülkenin kıymetinin bilinmesi lazım.

Türkiye Avrupa’da 6. büyük ekonomi, dünyada 17. büyük ekonomi haline geldi. Bu tabana yayılmamış olabilir. Vizeler kalkıyor komşularla ilişkiler iyiye gidiyor. Türkiye’nin bölgede önemli bir aktör haline geldiğini düşünüyor musunuz?

Ben iyi ilişkiler ve iyi niyetli ilişkiler kurulduğuna inanıyorum. Ermenilerle ilgili olsun, Doğu’yla ilgili olsun, Yunanistan’la ilgili olsun, gerçekten de siyasi anlamda atılan adımlar çok önemli.  Ben şuna çok üzülürdüm; bir dönem, Yunanistan, Bulgaristan, Sovyetler Birliği, Irak, İran, Ermenistan, Suriye dolayısıyla komşularımızla kötüydük. Şimdi bu durumun düzeltilmesi açısından güzel politikalar yapılıyor. Hem de Ortadoğu’nun göbeğinde çok da stratejik noktada bir ülke için önemli adımlardır. Yakın zamanda Yunan adalarındaydım ve oradakiler şunları söylüyorlardı. Yunanistan başta olmak üzere, İspanya, Portekiz ekonomik açıdan gidiyor diyorlar. Bunlar AB içindeki ülkeler ve hatta darbeden bile bahsedebiliyorlar. Bütün bunlar konuşulursa ve biz de bu sırada kendimizi sorgulayan bir döneme girdiysek, İspanya, Portekiz, Yunanistan’ın nerede olduğuna baktığımız zaman ve kendimizle karşılaştırınca daha keyifli bir tablo çıktığını görebiliyoruz. Ama dediğim gibi, ben şimdi keyifli bir tablo dediğimde bir kişi de çıkabilir “Nerede keyifli bir tablo var Sayın Öztürk?” diyebilir ve bunun için bunları söylüyorum hassas dengeler de var.

Mesela gemi baskınıyla ilgili olarak baktığınızda Türk ve dünya siyasetinin fotoğrafını çeker misiniz?

Bu çok hoş bir durum değil. Bunun da kimliğine tarzına bakmamak lazım. Bir bütün olarak olaya baktığım zaman üzücü. İsrail’in orada yaptığı hareketi ne dünya ne biz tasvip edebiliriz. Ama İsrail’in orada yaptığı hareket Türkiye’nin içinde yaşayan o menşeili vatandaşları da incitmemeli diye düşünüyorum. Mozaiğin bir parçasıyız. Gazze’deki durum ayrı bir trajedi. Bir dönem bu trajedi Bosna’da yaşandı. Ülke içerisinde bir infial yaratmadan bunu siyasi arenada çözmek faydalı olacaktır.

İlişkilerin gerilmemesi lazım. Burada bir devlet yapısı seçilmiş bir hükümet var. Şu anda demeçler veriliyor sonucuna siyasi getirisine götürüsüne bakmak lazım. Sanıyorum beklemek gerekiyor. Bunlarla ilgili demeçler verilirken dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum.

Genel olarak baktığınızda Türkiye bölgede bir önemli aktör olabilir mi?

Türkiye zaten konumu itibariyle yetiştirdiği beyinler itibariyle, gerçekten de siyasi arenadaki doğru hareketleri ile çok şey yapabilir. Türkiye bir pırlanta yüzüktür bunu ya bir taşa sürtersin ya da parlatıp kadife kutuya koyar öyle sunarsın. Parlatılması gerektiğine inanıyorum. Bu ülkenin daha iyi tanınması lazım çok iyi bilinmesi lazım. Bir kere bu ülkenin kıymetinin bilinmesi lazım. Öncelikle bu ülkenin kıymetini bizim bilmemiz lazım, sonra dışarıya tanıtmamız lazım. Hak ettiği yeri bulduğu anda Ortadoğu’nun değil, Avrupa’nın değil dünyanın en önemli ülkesi haline gelir.

TÜRKİYE’NİN TANITIM EKSİKLİĞİ VAR

Türkiye’nin önemli bir tanıtım eksikliği olduğunu düşünüyor musunuz?

Yüzde yüz tanıtım eksikliği olduğunu düşünüyorum. Kendi işimden örnek vermek istiyorum. Programa tek bir kişi alınacaksa ve önemli bir konuksa o programda bayıltıcı darbeler yapmam, öldürücü darbeler yaparım. Seyredenlerin içi geçmemeli hep zinde seyretmeli. Bunu bir de bombardıman halinde yaparım. Bunu şunun için söylüyorum. Türk Hava Yolları Manchester United ile Barcelona sponsorluğunda futbolcuları taşıdı. Bu çok güzel bir hareketti. Ayrıca çok da doğru bir hareketti. Hava yolu demek her yere uçmak demek ve her yere reklamını yapmak demek. Bunun yapıldığı dönemde bunun gibi bir sürü hareketin yapılıp kolektif bir çalışma gerçekleştirilmesi gerekiyordu. Bu kadar büyük bir hareketin yanında sanat anlamında, edebiyat anlamında, spor anlamında, siyaset anlamında da hiçbir şey yapmazsanız, THY küçük kalır. Topyekün bir hareket yapmak lazım. Mesela televizyon medya anlamında da destek yapmak lazım. Şu örneği de vermek isterim. Bizler yardım derneklerine geceler yapıyoruz. Herkes bir yerlerde farklı televizyon kanallarında geceler yapıyor. Sürekli bizi izleyenlerden SMS mesajı atmalarını istiyoruz. Biliyoruz ki insanlarımızın en iyi çalıştığı güdüsü vicdan güdüsüdür. Ve bunu da köreltmemek lazım. Ki SMS atmak önemli bir şeydir. İnsanlar yerinden kalkmadan telefonla, olmadık maaşından 5 milyon lira veriyor. Bunu insanlara devamlı yaptırmamalısın. Bunu Uğur abiyle (Uğur Dündar) konuştum. Her tarafta tek tek yardım konseri ve geceleri yapılacağına tek hareketle bu gerçekleştirilmeli dedim. Mesela TRT’de her sene bir kere böyle bir organizasyon yapılabilir. Ben, Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Okan Bayülgen, Şahan, Şafak aklınıza kim geliyorsa hepimiz toplanacağız. Sunanlar da Uğur Dündar, Mehmet Ali Birand, Ali Kırca olacak, katılanlar da Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Filiz Akın gibi isimler olacak. Diğer taraftan Tarkan, Kenan Doğulu, Serdar Ortaç da olacak. Herkes o gün orada olacak. O kadar büyük bir aura o kadar büyük bir enerji olacak ki ve o gün TRT’deki bu organizasyon diğer tüm kanallardan yayınlanacak. O gün o program bütün gün yayınlanacak, tüm kanallar ve TRT tüm reklam gelirlerini o yardım derneklerine verilecek. O gün toplanan paralar paylaştırılacak. İşte bu bayıltmak değil öldürmektir. Bu büyük harekettir. Halbuki bizim yaptıklarımız cılız hareketler, oradan da bize verin buradan da bize verin demekle olmuyor. İnsanlar da yorulmaya başlıyor.

Bunu Uğur Dündar dışında kimlerle paylaştınız?

Başka pek çok medyadaki isimlerle paylaştım. Herkesin hoşuna gitti ama yapılamadı. Yapılsın müthiş bir hareket olabilir. Ülke de mahalle gibi olur. Bir yerde birinin başına bir şey geldiği zaman hepimiz koşacağız. Şimdi bir yerde bir hareket yapılıyor kimsenin haberi yok.

Yorumunuzu Yazınız.





Benzer Yazılar