Avrupa “Yaş”lanırken…

Önce Birleşik Krallık Çalışma ve Emeklilik Bakanlığı’nın yaptığı bir araştırmanın geçtiğimiz günlerde açıklanan sonuçlarını hatırlatalım…

Araştırma sonuçları Britanya’da kırk yıl içinde yaşı yüzü aşanların sayısının üç yüz bin sınırına dayanacağını ortaya çıkardı. Bu durum, ülkede emeklilerin sayısının on altı milyona ulaşacağını ve artan yaşlı nüfusun devlete ek mali yük getireceği anlamına geliyor. Bir de yaşam kültürünün baştan sona değişeceğine işaret ediyor…

Benim gibi düşünüp “Kırk yıl sonrasını şimdiden düşünmenin sırası mı’ diyenler olabilir ama İşçi Partisi hükümeti öyle düşünmediği için Britanya’nın yarım yüzyıl sonra yaşlanacak nüfusuna karşı şimdiden tedbir arayışına yönelmiş durumda. Çünkü ciddi endişeler var bu konuda. Yaşlı nüfusun artması insan ömrünün uzadığının kanıtı belki ama onların kollanıp korunması da bir hayli önemli.

Asıl önemlisi de yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte, yaşam kültürünün tamamen değişecek oluşu. Avrupa ülkelerinde gelecek yılların en önemli sorunu olarak öngörülen yaşlı nüfus endişesi, emeklilik yaşının yükseltilmesinden, emeklilerin yardım almadan yaşamını sürdürmesine; hatta ilerleyen yaşlarda da yaşlıların çalışmasına imkan sağlayacak projelerin gündeme getirilmesine kadar yayılan bir endişe.

Britanya ve Kıta Avrupası’nda ilgili kurumları, yaşlı nüfusun artmasıyla ortaya çıkacak tablo ile birlikte hizmet sektörlerinde göçmenlerin etkisinin artacak olması da endişelendiriyor.

Yaşlı ve emeklilere yönelik hüzmetlerde de göçmen işgücünün gerekli olduğu bilinmesine rağmen Britanya başta olmak üzere hemen tüm Avrupa’da göçmen karşıtlığı yükselmeye devam ediyor.

Göçmenler hemen her ülkede ve hemen her siyasi partinin seçim malzemesi oluyorlar.

Irkçı ve yabancı düşmanı partiler ekonomik olumsuzluklardan göçmenleri sorumlu tutup halktan oy isterlerken, liberal ya da muhafazakar partiler de radikal partilere kayacak seçmenleri durdurmak için “göçmen karşıtlığı”  da içeren kampanyalar düzenliyorlar.

Yakın dönemde birçok Avrupa ülkesinde yapılan seçimlerde göçmen karşıtlığının oy getirdiği unutulmadı henüz.

Kendi toplumlarında kırk yıl sonra yaşlanacak nüfusun şimdiden kabusunu gören politikacılar, hizmet alırken rahatsız olmadıkları göçmenlerin, hep “göçmen” olarak kalmalarını sağlayacak düzenleme arayışındalar aynı zamanda.

Eğer hafta başında Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakan yardımcısı Chris Bryant’ın ağzından kaçırdığı doğru ise Britanya’da genel seçimler 6 Mayıs’ta yapılacak…

Seçim tarihi Başbakan Gordon Brown açıklamadı henüz ama partiler seçim kampanyalarını çoktan başlattılar. Kampanya ile birlikte Britanya’da da göçmen karşıtlığı politikacıların ana malzemesi oldu.

İktidar hazırlığı yapan ana muhalefetteki Muhafazakar Parti’nin lideri David Cameron, 2010’u  “ Böyle Gidemeyiz” sloganıyla  “Değişim yılı” olarak ilan etti. Cameron seçim kampanyasını da İngiltere nüfusunun önümüzdeki yirmi yılda 70 milyonu aşmasını önlemek amacıyla ülkeye girecek göçmen sayısına sınırlama vaadi ile başlattı.

Cameron, göçmenlere sınır getirme vaadini, İngiltere vatandaşlarının yüzde 10’unu, Londralıların da yüzde 30’unu Britanya dışında doğanların oluşturduğu gerekçesine dayandırıyor. Müstakbel başbakanın bu politikası daha ilk günden medyada destek buluyor. Desteğin de ötesinde Cameron’a ve göçmen karşıtlarına, Almanya, Fransa gibi göçmeni “ötekileştiren”  ülkelerin izlediği yol öneriliyor.

Hükümete, ülkeye alınacak göçmenlerle ilgili net tanımlar ortaya koyması tavsiye ediliyor. Tavsiyenin de ötesinde, Britanya’ya girecek göçmen işçilere puan sistemi, öğrencilere İngilizce bilgisi zorunluluğu ve kuralların daha da sıkı hale getirilmesi gerektiğini savunuyor bu yeni politikaya destek verenler.

Evliliklerin bile önlenmesine kadar vardırılan bu öneriler paketi zaten birkaç yıldan beri İngiltere’de sıkı şekilde uygulanıyor.

Resmi istatistiklerde 62 milyon olan ülke nüfusunun 2029’da ancak 70 milyon sınırına dayanması beklenen İngiltere’de göçmen karşıtlığı, sadece Muhafazakar Parti’nin seçim malzemesi olmakla kalsa iyi. On üç yıldır ülkeyi yöneten iktidardaki İşçi Partisi’nin de benzeri politikalar sarılması, Avrupa’da başlayıp Britanya adasına kadar sirayet eden hastalıklı bir durumu ortaya çıkarıyor.

Yaşlanan nüfusa, bozulan ekonomiye,  değişin sosyal dengelere de neden olarak gösterilen bir hastalık sözünü ettiğim.

Adı konmayan ama göçmenleri “ötekileştiren” bir grip bu.

Domuz Gribi mi diyorsunuz?

Bundan ala Domuz Gribi olur mu?

Yorumunuzu Yazınız.





Benzer Yazılar