AVRASYA EKONOMiK BiRLiĞi AB’YE ALTERNATiF OLABiLiR

DEİK TÜRK–AVRASYA İŞ KONSEYLERİ BAŞKANI TUĞRUL ERKİN, AVRASYA BÖLGESİ HAKKINDA KONUŞTU:

Enerji kaynaklarının batılı ülkelere ulaşmasında doğal köprü olma avantajını iyi kullanması gereken Türkiye; Rusya ile Kazakistan’ın başını çekebileceği “Avrasya Ekonomik Birliği”ni kurarak, Avrupa Birliği’ne alternatif model geliştirebilir.

Doğalgaz ve petrol rezervlerinin çoğuna sahip ülkelere komşu olan Türkiye, enerji kaynaklarının Batılı ülkelere taşınması konusunda adeta köprü konumunda yeralıyor. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türk–Avrasya İş Konseyleri Başkanı Tuğrul Erkin’e göre; 300 milyon nüfusluk bir pazara hitap edebilecek ve temelde Türkiye, Rusya ile Kazakistan’dan oluşacak “Avrasya Ekonomik Birliği”, Avrupa Birliği’ne alternatif olabilir… Yakın gelecekte birçok stratejinin belirlenmesinde önemli rol oynayacak enerjiyle ilgili Ekovitrin’e özel açıklamalarda bulunan Tuğrul Erkin; ülkemizin önemli bir enerji köprüsü olduğuna dikkat çekiyor. İşte Erkin’in sorularımıza verdiği yanıtlar ve Avrupa Birliği’ne bile alternatif olabilecek öneme sahip “Avrasya Ekonomik Birliği” projesinin ayrıntıları:

Sizin ilk şapkanız Sovyetler Birliği dağılmadan önce Türk-Sovyet İş Konseyi’nde başkan yardımcısısınız. Baştan alırsak, o günden bu yana nasıl bir gelişim yaşandı? Bu değişim aleyhimize mi, lehimize mi?

Türk–Avrasya İş Konseylerinde çalışmak çok büyük bir çaba gerektiriyor. Avrasya bölgesi şuanda dünyanın büyük ekonomik potansiyel taşıyan en önemli bölgelerinden. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra 15 cumhuriyet kuruldu. Sovyetler Birliği dağılmadan önceki bu ülkeler ile 1980 yıllarındaki toplam 2 milyar dolarlık ticaret hacmimiz, bugün aynı ülkeleri üst üste koyarda toplam yaparsanız 40 milyar dolara erişti.

80’li yıllarda Sovyetlerde, Lenin’in de doktrinde yer alan “2000 yılına gelindiğinde tüm dünya bizim sistemimizi kabul edecektir, bu sayede savaşlarda olmayacaktır” diye bir takım ütopik düşünceleri iyice dillendiriliyordu. Derken 1991 yılı 24 Ocak tarihinde Komunist parti genel sekreteri Gorboçov televizyonlara saat 11’de çıkarak beklenildiğinden çok kısa bir konuşma yaptı. Dedi ki “Sovyetler Birliği dağılmıştır ve Sovyetler Birliği’ni oluşturan her ülke bu andan serbesttir.” Bu büyük bir şok yarattı.  Bu fırsatı kaçırmamak için ülkeler bir bir bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar.

Buradan bir adım daha geri gidersek, şunu göreceksiniz; Sovyetler döneminde son derece kuvvetli bir merkezi sistem vardı. Bu merkezi sistem şu demek; Sovyetler Birliği’nde yetişen, üretilen her türlü ürün Moskova’da yerleşik bir yetkili kurum tarafından ihraç ediliyor. Yani siz bir malı aldığınız zaman bu mal Kırgızistan’dan mı geldi, hangi fabrikada üretildi gibi hiçbir bilgiye sahip olmuyorsunuz.

Bütün ithalatı da Moskova’da yerleşik devletin böyle başka şirketleri yapıyor. Sovyetler Birliği dağıldığı zaman biz ve ya başka iş adamları, hangi malı nereden aldıkları, kaç paraya aldıkları hakkımda bir fikir sahibi değildi. Sovyetler dağıldıktan sonra iş adamları ellerinde bir numune ile “acaba bu nerde yapılıyor” diye kapı kapı dolaşmaya başladı.

İkincisi, uluslararası piyasalarda tamamen farklı bir değeri olan süspanse edilmiş bir ruble ile ticaret yapıyorsunuz.

Üçüncüsü, kambiyo mevzuatı diye bir mevzuat cumhuriyetlerde yok. Çünkü merkez bunları alıyor ve satıyor. Bankalarda dış ticareti yöneten bir birim yok. Bunun ötesinde kambiyo ve ihracat gümrüğü yok. Ayrıca, bütün bağımsız cumhuriyetlerde toplam 50-60 civarında ruble basan matbaası var. Dolayısıyla para devamlı devalüe edilmek zorunda kalıyor.

İşte bu kaosdan çıkılmasında Türkiye’nin, özellikle DEIK’in büyük faydası olmuştur. Türkiye hayati önemli olan cumhuriyetlere uçak seferlerini başlatmıştır. Önemli, çünkü Sovyetler uçaklarını çekmiştir.

Peki Sovyetlerin dağılmasına kim karar verdi? Gorboçov mu? Bu dağılmadan sizce Rusya karlı çıktı mı? Türkiye bu fırsattan yararlanabildi mi?

Türkiye bu ülkelere uçak seferleri başlattı. Bu cumhuriyetlerin kabuklarından çıkmalarını sağladı. Ayrıca Türkiye bu ülkelere kredi verdi, 2 milyar dolar civarında kredi açıldı. Türk Eximbank’ı daha yüksek faizle dışardan borç alarak bunu yaptı. Türkiye oralardan öğrenciler getirdi. Tabii bunları sonra elimize yüzümüze bulaştırdık. Sonra Türk Standartları Enstitüsü oralarda ofisler açtı. Türkiye bu ülkeleri Latin alfabesine geçirmeye çalıştı. Çoğunda başarılı oldu. Ondan sonra Türkiye bu ülkelerin ordularını eğitti. Yani Türkiye elinden gelenleri becerebildiği oranlarda yaptı. Tabi şunu dikkate almak lazım; Türkiye’nin bu tür ilişkileri düzenleyecek tecrübesi de yoktu. Şimdi gelinen noktayı düşünün, 80’ler yılda Rusya’dan 15-20 turist gelirken, bugün 3 milyon turist geliyor. 2 milyar dolar ticaret hacminden, 45 milyara dolara yaklaşıyoruz.

Peki neden dağıldı? Ben bunu Sovyetlerde birçok yetkiliyi sordum. Hatta Gorbaçov’a dahi sordum. Fakat bunun cevabını ciddi olarak bilene rastlamadım. Bana göre nedeni; Bir kere Amerika ile arasında silahlanma yarışı. Bu Rus bütçesinin kaldıracağı bir yük olmaktan çıktı. Fakat bu siyasi sebeplerden dolayı saklandı.

Çok büyük bir ekonomik kriz içerisinde kaldılar. Gorbaçov iki karar arasında kaldı. Ya Sovyetler Birliğini dağıtıp Rusya’yı kurtarmaya çalışacak. Yada tümünü kurtarmaya çalışıp tümünü batıracak. Bence doğru kararı seçti. Sonuç olarak ekonomisi çöktüğü için Sovyetler çökmüştür.

Sovyetler Birliği ile ticaretimiz nasıl işliyordu?

Ruslar ile 1920’li yıllarda imzaladığımız bir ticaret anlaşması var. Bu ticaret anlaşmasına göre aramızda “clink” denilen bir ödeme sistemi var. Bu sisteme göre para yerine mal dönüyor. Yani 100 milyon dolarlık onlar mal satıyor, 100 milyon dolarlık biz satıyoruz. Ticareti yapılacak ürünleri hepsi listelere yazılıyor. Yıl sonunda kalan dengesizlik önümüzdeki seneni hesabına yazılıyor. Tabi bu bizimde Rusya bir takım ürünleri satma onlarında alma imkanı yarattı. Ayrıca 1982 Ruslar ile doğalgaz anlaşması imzalandı. Bunun üzerine Ruslara alınacak doğalgaza karşı yeni mallar satılmak zoruna kaldı. Ruslar buraya geldi. DEIK ile birlikte burada birçok fabrika gezdiler. Aldıkları mallara çok değişik ürünler ekenmiş oldu. Örneğin ilaç ve otobüs gibi değişik ürünler eklendi. Satılan mallar yine de doğalgazın parasını ödemeye yetmiyordu. Bunun üzerine anlaşmaya bir madde eklendi. Türkiye ürünün yanında hizmet ile de ödem yapacaktı. Bunun üzerine Rusların onay verdiği (6 grup) Türk müteahhitleri Sovyetler gitmeye başladı. 1991’de Sovyetler dağılınca bu sistem bozuldu. Türkiye’de Rusların bizden mal alma zorunluluğu doğuran bu sistemi devamını sağlayamadı.

AVRASYA EKONOMİK TOPLULUĞU FIRSATI İYİ DEĞERLENDİRİLMELİ

Peki Rusya’nın da bulunduğu bölgeye, Avrasya’ya bakarsak Türkiye neler yapabilir?

Bundan 4 ay önce Avrasya İş Konseyleri olarak “Avrasya nereye gidiyor?” diye bir panel yaptık. Dünya politikalarını yönetmiş önemli kişileri bu panelde bir araya getiriyoruz. Rusya ve ABD senatosundan ve başka diğer devlet başkanlarının katılımı oldu. Bu panelde de dile getirildiği gibi Türkiye’nin bir Avrasya Ekonomik Topluluğu içinde yer alması arzu ediliyor. Benim şahsi görüşüm Avrasya Ekonomik Topluluğu Türkiye’nin elinde kaybetmemesi gereken bir değerdir. Tarihi bağları sebebi ile, coğrafi konumu gereği Türkiye bunu en iyi şekilde değerlendirmelidir. Tabi bu demek değil ki Avrupa Birliği’ne yada NATO’ya karşıyız. Ben Türkiye AB’ye üye olamadığı durumda elinde bir  B planı olması ve bunu sürüklemesi gerektiğini düşünüyorum. Yaptığım temaslarda şunu gördüm ki, elinde bu tür imkanları olan bir ülkenin AB’ye alınması daha kolay olacaktır.

Şöyle bir teori var; 300 milyondan az nüfusu olan bir ülke bölgede ekonomik güç olamıyor. Muhakkak belli bir nüfus sayısında olması gerekiyor ki kendi iç pazarını yaratsın. Sırf kendi iç pazarı ile yaşadığı için küresel krizden çıkan iki ülke var. Bir tanesi yüzde 7,9 ile büyüyen Hindistan. Diğeri ise Çin. Dolayısıyla şu görüş var; 300 milyondan az nüfusunuz varsa etkin bir güç olamıyorsunuz. Türkiye, Rusya ve Kazakistan bu gücü oluşturuluyor. Panelde teklif edilen bu. Türkiye ve Rusya ana sütunları olacak.

Böyle bir oluşumun ismi ne olacak? Bu öneriyi kim ortaya atıyor?

Avrasya Ekonomik Birliği. Bu öneri 10 senedir gündemde. Bunun bir mimarı Nazarbayev, bir mimarı eski Kırgızistan Cumhurbaşkanı Asker Akayev ve bir takım sivil toplum örgütleri. Özal’da Türkçe konuşan ülkeler topluluğu diye bir sistem Kuramaya çalışmıştı. Burada sistem içine kimseyi zorlayarak yada iltimasla alınmayacak.  Bu tamamen ekonomik bir birlik olacak. Siyasi bir birlik değil. Dünya’ya bakarsak ekonomik olarak hakim güçler, ABD, AB, Hindistan ve Çin bu nüfus yoğunluğunu yakalıyor. Rusya çoğu kimse bu potansiyeli yakalamanın böyle bir ekonomik birlikten geçeceğini anlamış durumda.

Türkiye’nin Rusya ile böyle bir alternatif ekonomik pakt içinde olmasının önemimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Avrasya’daki ülkelerin bu işe talip olanları ile bir ekonomik pakt kurulabilir. Nasıl AB 3 ile başlayıp 28 ülke olduysa, bu birlikte 3 ile başlar gönüllü girmek isteyenler ile devam eder. Gümrük vergilerinin, vizelerin kaldırılması gibi bir takım ekonomik tedbirlerle başlar. Türkiye ciddi bir ekonomik potansiyel kazanır. AB paraleline bir politika olabilir. Yani AB ile birlikte bu projede götürülebilir.

Gelecek 50 yılın ekonomik büyümesi bu bölgede şekilleniyor. Avrupa yaşlanıyor. Çok önemli bir proje olacaktır.

Ben bunun çabasını yürütüyorum. Tarihi, ekonomik, coğrafi ve soydaşsal bir takım ciddi ilişkiler var. Bu ilişkileri elinin tersiyle itmek son derece hatalıdır. Bunları değerlendirmemiz gerekir. Tabi bunu kullanırken diğer birlikler ile ilişkileri sonlandıralım demiyorum. Rahmetli Cengiz Aritmetov şöyle demiştir; “Bu birliğin mutlaka iki ilkesi olmalıdır. Birinci birliğin Türkiye ve Rusya gibi 2 temel direği olmalıdır. İkincisi diğer ülkelerde istedikleri zaman eşit şartlarda üye olmalıdır”. Bende buna katılıyorum. Şimdi bu birlik bize, ticarette bir takım kolaylıklar sağlar.

Ayrıca çok önemli bir başka potansiyel var. Bu ülkelerin ekonomileri birbirine rakip değil aksine tamamlayıcı bir gelişim göstermiş. Biz nükleer santral yapamıyorum. Oda un fabrikası yada fırım yapamıyor. Ben TV yapıyorum, o ise ağır sanayi ürünlerini yapıyor. Dolayısı ile bu ekonomilerin birbirlerini tamamlayıcı özellikleri var.

Türkiye’de Avrupa’lıların yerini alan turist sayısı bu sayede belki 2, 3 katına çıkabilir.

Tabi, kolaylaştırdığınız ölçüde artabilir. Benim başka bir projem daha var; O bölgede büyük devlet kuruluşları var. Gelsinler burada otel yapsınlar. Çalışanları için. Mesela Rus demir yolları idaresinin binlerce çalışanı var. Bütün çalışanlarını Türkiye’ye tatile gönderebilir. Bütün mesele insanın yeni şeyler düşünmeye başlaması!

Enerji açısından ve Nabucco gibi yürütülen projelere baktığımızda Türkiye’nin konumu nasıl buluyorsunuz?

Türkiye’nin stratejik bakımdan çok önemli bir konumda olduğuna inanıyorum. Allah ülkemize petrol, doğalgaz gibi kaynakları vermemiş. Diğer taraftan dünya doğal rezervlerinin yüzde 70’ine sahip bir ülkeyi doğumuzda komşu yapmış. Yüzde 69’una sahip başka bir petrol ülkesini de yine komşu yapmış. Öbür tarafta da ABD sonra en çok petrol ve doğalgaz tüketen AB’yi de komşumuz yapmış. Dolayısıyla etrafımızdaki kaynakları kullanıcılara dağıtmak için Türkiye çok avantajlı bir ülke. Yetişmiş insan gücü ve bürokratik yapısı açısından da şanslı bir ülke durumuna geldik.

Nabucco akıllı bir projemi? Türkiye’ye bir takım avantajlar sağlayacak mı sizce?

Nabucco zaten yürüyor. Fakat gaz bulunmuş değil. Ben ikinci bir mavi akım projesinin çok faydalı olacağını düşünüyorum. Birincinin paralelinde yapılarak Nabucco’nun yerine Avrupa’ya satacaksınız. Güney Akım’da geçmesi planlanan gazın Karadeniz’in altından geçeceğine, Türkiye’den geçerek bir söz hakkımız olmasını istiyorum. İkinci Mavi Akım projesini Rusya’nın yapmağa kalktığı Güney Akım’dan daha gerçekçi görüyorum. Fırsatları kaçırmamak lazım.

Boru hatlarında geçiş ücretleri en para getiren yer. 250, 300 milyon dolar alıyorsunuz. Karınız daha ziyade sizin stratejik üstünlüğünüz.

Rus liderlerden konuştuk. Peki Erdoğan bir şans mı Türkiye için?

Erdoğan büyü bir aktivite getirmiştir. Dünya liderleri arasında itibar kazanmıştır. Türkiye’nin dünya ile ilişkisi olağanüstü farklı bir boyuta ulaşmıştır. 2 senede bir bakanın geldiği ülkemize, bugün her hafta 5, 6 tane gelmektedir. Elindeki gücü kullanarak çevre ülkeler ile iyi ilişkiler oluşturuyor. Erdoğan’ı dış ekonomik ilişkilerde çok başarılı buluyorum.

Tuğrul Erkin kimdir?

İstanbul Teknik Üniversitesi’nin maden mühendisliği bölümünü bitirdikten sonra belli bir sure Batı Almanya’da kömür ve metal madenlerinde eğitim gördü. Daha sonra Türkiye’de Kömür İşletmeleri Kurumu’nda, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında ve bağlı ve ilgili kuruluşlarında üst düzey görevlerde bulundu. KÜMAŞ, Kütahya Manyezit İşletmelerinin kuruluşundan itibaren 10 yıl genel müdürlüğünü yaptı. Ayrıca bu dönemde Hacettepe Üniversitesi, Yer Bilimleri Fakültesinde “maden ve petrol hukuku ve ekonomisi” dersleri verdi. Yine aynı dönemde iki yıl üst üste Maden Mühendisleri Odası Başkanlığı yaptı.1983’ten itibaren Ankara’dan ayrılarak İstanbul’da özel sektörde muhtelif görevlerde bulundu. Alarko topluluğu başkan yardımcılığı, Tekser İnşaat başkan yardımcılığı gibi görevler bunların arasındadır. Yine bu dönemde üç yıl süreyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği görevini yürüttü. Halen Bosphorus Gaz Corporation A.Ş.’de Genel Koordinatör görevi ile çalışmaktadır. Sivil toplum örgütlerinde de Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu Üyesi, DEİK İcra Kurulu Üyesi, DEİK Türk – Avrasya İş Konseyleri Başkanı, DEİK Türk – Gürcü İş Konseyi Başkanı, İstanbul Teknik Üniversitesi Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, TUSİAD Enerji ve Çalışma Grubu Doğal Gaz Sektör Başkanı görevlerini aktif olarak yürütmektedir. Kendisine Macar Cumhurbaşkanı tarafından verilmiş bir şeref madalyası, İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından verilmiş bir teşekkür plaketi ve Maden Mühendisleri Odası tarafından verilmiş “Madencilikte İlkler, 2006” ödülü vardır. Evli, bir çocuk ve iki torun sahibidir.

Yorumunuzu Yazınız.





Benzer Yazılar