AB’nin en büyük sorunu Yunanistan

1981 yılında o zamanın Fransız Cumhurbaşkanı Valery Giscard d`Esteing’in katkıları ile AB’ye tam üye olan Yunanistan 1981-2005 yılları arasında AB’den aldığı katkılar ile ciddi bir altın devir yaşadı. AB bölgesel ve sosyal yapı fonlarının yanında, tarımsal garanti fonundan da bu yıllar arasında tam 104 milyar euro’luk katkıyı, Yunanistan’a verdi. Türkiye bu süreç zarfında IMF’den ve diğer uluslararası kuruluşlardan borç alırken, Yunanistan hibeler ile ciddi bir şekilde ayakta durdu. Yunanistan’daki yaşam AB katkıları ile Almanya, Fransa ve İngiltere’de yaşayan çalışanlara göre çok daha iyi bir durumda idi.

Yunanistan’da mağazalar Pazartesi günleri öğleden sonra açılıyor, Çarşamba günü öğleden sonra tekrar kapanıyor ve Cuma günü öğleden sonra da  çalışmıyorlardı. Aynı şekilde devlet memurları da bu düzeni sürdürüyorlardı. Özellikle AB’nin; İspanya ve Potekiz’i tam üye almak için yaptığı çabalar çerçevesinde “Baba Papandreu” ciddi bir Akdeniz fonu istemiş ve bu fondan en iyi şekilde kendisi yararlanmıştı. 2008 yılından itibaren 27 ülkeden oluşan AB’de denizin yavaş yavaş bittiğini görüyoruz. İlk önce Macaristan ve Romanya, AB’ye ekonomik olarak sorun olmaya başlamışlar ve bu çerçevede IMF ile anlaşmak zorunda kalmışlardı. Yeni üyelerden Bulgaristan’a fazla para aktaramayan Almanya, Bulgaristan’ın TIR filosuna daha fazla olanak sağlamak için Türk nakliye şirketlerine ve TIR’larına çok büyük yaptırımlar getirmiş, böylece birçok tır filosu sahibi Bulgaristan’da şirket kurma zorunluluğuna girmiştir. 2009 yılı sonuna baktığımız zaman Yunanistan’ın dış borcunun, 295 milyar euro sınırını aştığını görüyoruz. Konunun uzmanlarına göre, bu borç 350 milyar euroya yaklaşıyor. Yalnız 2010 yılı için Yunanistan’ın 53 milyar euroya ihtiyacı var.

AB’nin Zor Görevi

Yunanistan eğer bir şirket olsaydı, ciddi bir şekilde batmış işlemi görecekti. Ama ülkelerin batma olanakları az olduğu için, özellikle AB ülkelerinin batmasına başta AB Merkez Bankası (ECB) karşı çıkması gerektiğinden euro ülkesi Yunanistan’a Avrupa Merkez Bankası Başkanı Jean Claude Trichet’in, yeni bir zirve ile yardım olanaklarını araştırdı. Buna göre, 27 AB ülkesi 10 yıllık bir plan oluşturarak euro bölgesindeki zayıf ülkelerin durumundan kaynaklanan yatırımcı endişelerini gidermeye çalışacak. Yunanistan’dan sonra sorun olan ülkelerin arasında İspanya, Portekiz ve  İrlanda’da yer alıyor. Son gelişmelere göre İtalya’nın da durumu her geçen gün daha da güçleşen bir konum içine giriyor.

Yunanistan kendine göre belirli tedbirler aldı. Buna göre emeklilik yaşını 61 den 63’e çıkardı. 2011 yılı itibariyle kamudan ayrılan her beş kişinin yerine 1 kişi alınacak. Hisse senetlerinin kısa vadeli kazançları vergilendirilecek. Yunanistan Başbakanı ve bakanların maaşları dondurulacak. Aynı yaptırımları çalışanların ücretlerine de getirmiş bulunuyorlar.  Rahata alışan Yunan halkı hükümetin aldığı bu tedbirlere karşı 24 saatlik bir grev ile cevap verdi. 24 Şubat 2009 tarihinde daha büyük bir grev daha bekleniyor. Yunanistan’ı bu durumdan kurtarmak AB’ye ve başta Almanya ve Fransa gibi ülkelere kaldı. Yunanistan’ın Alman bankalarına olan borcu 30 milyar euro civarında Yunanistan’ın ekonomik dar boğazdan çıkamaması euro bölgesine büyük sorunlar getiriyor ve euronun dolara karşı etkilendiği, her geçen gün değerinin daha da azaldığı ortaya çıkıyor. Buna karşılık Yunanistan savaş uçakları ve savunma alanında harcamalarına aksatmadan devam ediyor. Bu gelişmeler çerçevesinde Fransa’nın da  yardımlarını sağlama almak için Yunanistan ordusunun önümüzdeki yıllarda Fransa’dan 6 savaş gemisi alacağı açıklandı. AB’nin fonları son yıllarda büyük ölçüde artış göstermiyor. Bunun dışında fonlardan pay almak isteyen ülkelerin sayısı 27’e çıktı. Birlikte hala 6 ülke bütçeden aldığından daha fazla para öderken,  diğer 21 ülke AB bütçesinden nasıl daha fazla fon alırız, savaşı içinde bulunuyor. Yunanistan 2010 yılında tüm sorunlarına rağmen AB tarafından  kurtarılacak ülke konumunda. Bunun dışında AB’nin en büyük ülkeleri belirli garantileri Yunanistan’a verecekler. 2011 yılında Ispanya ve Portekiz’te aynı sorunlar ile birliğin kapısını çalacağından hareket edebiliriz. Türkiye’nin 50 yıldır tam üye olmak istediği AB ekonomik açıdan bir çöküş durumuna girmiş bulunmaktadır. 10 milyonluk nüfusu ile Yunanistan bugüne kadar AB fonlarından en fazla yararlanan ülke olmasına rağmen çöküşün önüne geçememiş bulunmaktadır. AB ülkeleri arasında birlikten çıkarılma  olanağı olsaydı herhalde AB nin ilk ayrılacağı üye ülke Yunanistan olacaktı.  Üretime yönelik bir ekonomi politikası olmayan Yunanistan büyük bir olasılıkla 2020 yılında AB’nin kapısını “kurtarılmak” için tekrar çalacaktır.

AB kamuoyu özellikle Yunanistan’ın kurtarılmasına çok soğuk bakıyor. Bu da devletleri güç duruma düşürüyor. Yunanistan’a nasıl yardım edeceklerini kendi kamuoylarına kabul ettirmekte zorluk çekiyorlar, iş sadece Yunanistan ile de bitmeyecek. rkasından gelecek olan Ispanya, Portekiz ve Irlanda gibi ülkelerde AB’nin moralini bozacak 50 yıldır girmek için çalıştığımız AB’nin artık çekiciliği yavaş yavaş kayboluyor. Türkiye’nin şimdi ciddi olarak düşünmesinde yarar var. 2021 yılından evvel üye olma şansımız olmayan AB’ye hala aynı şekilde üye olmak için uğraşalım mı? Yoksa AB’nin dışında kalmak Türkiye’ye daha iyi mi olanaklar getirir.

Önümüzdeki 7 yıllık mali dönem başlayana kadar daha üç yıl var. 2014 yeni mali yılında üye ülkelere özellikle Akdeniz şeridindeki Doğu Avrupa’dakilere ne kadar para ayrıldığını gördükten sonra Türkiye’nin bu işten karlımı zararlımı çıkacağı ortaya çıkacak. Biraz daha beklemekte yarar var. Sistem olarak AB ile iç içe girdik fakat ekonomik olarak bir al benisi kalmayan birlik haline de gelmiş bulunuyor.

Yorumunuzu Yazınız.





Benzer Yazılar