banner181

HÜKÜMETTEKİ DEĞİŞİKLİĞİ NASIL OKUMALI?

HÜKÜMETTEKİ DEĞİŞİKLİĞİ NASIL OKUMALI?

Prof. Dr. Bener KARAKARTAL

benerkarakartal@yahoo.com.tr
20 Temmuz 2017, 13:01
Bu makale 936 kez okundu
Kabinede büyük ölçüde bir revizyon yapıldı. Neden? Bu değişikliği nasıl okumalı? Cevap basit: kimler gitti, kimler kaldı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan vefa duygularının güçlülüğü ile biliniyor. Sevdiklerinin başına bir şey geldiği zaman gözyaşlarını tutamıyor. Ama gerektiği zaman “güle güle” demesini de biliyor. Ne zaman, neden?

Yakın zamandan bir örnek: yakın mesai arkadaşı Efkan Ala’yı görevden aldığı zaman kamuoyu şaşırmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu kararının nedeni zaman içinde anlaşıldı. “Dava arkadaşı” Efkan Ala’yla yollarının ayrılmasından sonra İçişleri Bakanlığına AK Partinin dışından, Doğru Yol Partisi kökenli Süleyman Soylu’yu getirdi. Ama Parti dışından gelen Soylu bütün Türkiye’ye icraatıyla parmak ısırttı. Bakanlık içinde FETÖ’cüleri bir fırtına hızıyla ihraç etti. Bakanlık dışında da, terör örgütü hayalinden geçmeyecek ölçüde Türk Devletinden bir tokat yedi. Demek yapılması gereken buymuş. Efkan Ala’nın gitmesi belki Cumhurbaşkanını insan olarak üzmüştür ama tarihi bir devlet adamı kişiliğiyle kararının doğru olduğunu matematik olarak görmüştür.
AYNI MANTIĞIN İZLERİ 19 TEMMUZ 2017 KABİNE REVİZYONUNDA DA GÖRÜLÜYOR
19 Mayıs 2017 Kabine Revizyonu: kimler gitti, kimler kaldı? Neden? Başbakan Binali Yıldırım, Bakanlar Berat Albayrak, Veysel Eroğlu, Ahmet Arslan görevlerinde kaldılar. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ Adalet Bakanlığından gitti. Neden? Bu soruya cevabı önce “gidenlerde” arayalım.

YARGIDA “KANSER” OLAYI
15 Temmuz 2016 öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan defalarca ısrarla adeta kendini sürekli tekrarlayarak konuşuyor. “Yargıda bir kanser var” diyor. “Dikeni suluyorlar” diyor. “Yapayalnız kalsam da yargıda FETÖ’nün temizlenmesi için mücadeleme devam edeceğim” diyor. Ama ne? Cumhurbaşkanı boşluğa mı konuşuyor? FETÖ’nün bir kanser gibi yargıyı sardığı bir dönemde görevden alınan yargı mensuplarının sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Cumhurbaşkanının mesajını kimler, niçin almıyor? Cumhurbaşkanının talimatlarını kimler, niçin savsaklıyor? Kimler çeşitli bahanelerle ipe un seriyor? Netice ortada: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Marmaris’te ölümden Allah kurtarıyor.

FETÖ’NÜN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’I TASFİYE PLANI
Tarihe mal olmuş bir kişi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın içerde ve dışarda sayısız yeminli düşmanı var. Onu tasfiye etmek. Ama nasıl? Bu düşmanların maşası FETÖ’nün tezgahladığı birkaç plan var.
Fiziken tasfiye etmek, yani darbe, suikast: bu yöntem 15 Temmuz 2016’da deneniyor. Ya başarılı olsalardı? Allah korusun bu 27 Mayıs 1960’ın bir tekrarı olacaktı. Menderes’i askerler astılar. Ama Menderes’in karizması tavan yaptı. Onun hatırası üzerine koca bir Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi neredeyse kırk yıl iktidar oldu. Süleyman Demirel yedi defa iktidara geldi. Menderes ölümüyle büyüdü, büyüdü. Devirenler tarih önünde her gün daha çok rezil oluyorlar.
Prestijini sıfırlayarak tasfiye etmek: bu modeli gittikçe daha büyük ölçüde Latin Amerikalılar kullanıyorlar. Yeni metot ne? Öldürmeyerek, mümkünse ailecek yargılayarak, yolsuzlukla, hırsızlıkla suçlayarak prestijini yok etmek ve halkın önüne çıkamayacak hale getirmek. Bu model son olarak şimdi Brezilya’da uygulanıyor. Brezilya’nın milli kahramanı Lula şimdi yargı önünde. FETÖ bu modeli 17-25 Aralık’ta uygulamaya çalıştı ama bu hedefinden hiç vazgeçmiş değil. Amerika’da tutuklu yargılanan ve İran’la bağlantılı olduğu iddia edilen kişiler bu planın bir parçası.

ADALET BAKANLIĞINDA GÖREV DEĞİŞİMİ: NEDEN?
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ şimdi Başbakan Yardımcısı. Daha önce de olduğu gibi. Bu değerli siyasetçi çok sevdiği Adalet Bakanlığından neden ayrılmak zorunda kaldı?
15 Temmuz 2016 gecesi Bekir Bozdağ’ın Büyük Millet Meclisindeki konuşma ve görüntüleri hala hafızalarda. Ölmek pahasına darbeye meydan okumak, hem de bombalar Meclisin betonarme yapısını parçalarken. Bu büyük bir cesaret örneği.

Ama neden Bakanlıkta bu görev değişikliği?
Bekir Bozdağ’ın kaderi biraz Efkan Ala’nınkini andırıyor. 15 Temmuz 2016’dan sonra Adalet Bakanlığında büyük tasfiyeler oldu. Çok sayıda Hakim ve Savcı görevden alındı, meslekten ihraç edildi. Ama sorunda burada başlıyor. Temizlik tam yapılmadı mı? Kanser tam temizlendi mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bahsettiği “dikenler” hala sulanıyor mu? Kamuoyu ikna edilmiş değil.
Neden? Gün geçmiyor ki FETÖ’cüleri acımasızca yargılayan Hakim ve Savcıların kendilerinin de FETÖ’cü oldukları anlaşılmasın. Adil Öksüz’ü salıveren Hakim ve Savcıların FETÖ’cü olduğu iddiası aylar sonra ortaya çıktı. Temizlik tam yapılmadı mı? Eksik yapıldıysa neden? Kimler bu tezgahı Bakan’a kurdu? Efkan Ala’yı FETÖ’cü temizliğinde yokuşa sürenler Adalet Bakanlığına mı transfer oldu?
Bazı şikayetler: 15 Temmuz 2016 öncesi memleketin çok değerli insanlarına, ülkeye gerçekten hizmet eden insanlara önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'a taraf oldukları için tehditler yöneltildi. Sonra da çok adice, vicdansızca kumpaslar kuruldu. Bunlar hapse mahkum edildi. Kanser oldular, öldüler. “Gerekçeli karar” verenler bu kararları “Türk milleti adına” verdiklerini ifade ettiler.
15 Temmuz 2016’dan sonra bunlar tasfiye edilmediler mi? Kısmen. Kamu oyu binlerce örnekle çalkalanıyor. Verilen kararlarda mahkemenin Hakimi mahkemenin Savcısıyla el ele kol kola. 15 Temmuz’dan sonra bakıyoruz: Savcı FETÖ’cü olduğu için ihraç edilmiş, tutuklanmış ama onun el ele kol kola dolaştığı Hakim şimdi gene Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aleyhinde ama artık o “laik Atatürkçü”. Sosyal medyada “bağımsızlık karakterimdir” diye mesajlar atıyor.
Kamu oyu infial içinde. FETÖ’cüler tezgahı ayan beyan ortada. Kamu oyu tatmin olmadı. Bu tezgah sonucunda FETÖ darbeleri bir komediye dönüşüyor. FETÖ’cüler hala kahraman gibi. Şov yapıyorlar. Üzerlerine İngilizce kahraman yazan tişörtlerle mahkemelere katılıyorlar. Maalesef Bekir Bozdağ burada enerjisini ispatlayamadı. Süleyman Soylu’nun hem bakanlığı içinde FETÖ’cülere verdiği mücadeleyi hem de Türkiye düzeyinde teröristlere karşı sürdürdüğü acımasız savaşı hatırlasaydı sonuç farklı olabilirdi. Türkiye’de ufukta hala darbe karabulutları dolaşırken FETÖ ile mücadeleyi Cumhurbaşkanı Erdoğan kararlılığı, sürati, enerjisi, cesareti ile sürdürmek gerek. Çünkü fatura tüm Türk Milletine çıkıyor. Kriptolara tahammül vakit geçirilirse kanserden ölüm anlamına geliyor.



VE KABİNE DE KALANLAR
19 Temmuz 2017 Kabine revizyonunu inceleyenler bu kararlarda bir kez daha dahi bir devlet adamının damgasını görüyorlar: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI BERAT ALBAYRAK TÜRKİYE’NİN VİZYONUNU GENİŞLETİYOR.
Başlangıçta Berat Albayrak’ın Bakan olarak atanması kıskançlıkları ve eleştirileri beraberinde getirdi. Sonuçta “damattı”. Gençliği Bakanlığı ile bağdaştırılmıyordu. “İltimas” kokusu seziliyordu.
Ama zaman geçtikçe Albayrak’ın Bakan olarak atanmasındaki isabet her gün daha net bir şekilde anlaşılmaya başlandı. AK Parti iktidara gelinceye kadar Türkiye enerjide çok ama çok geri bırakılmıştı. Süleyman Demirel “barajlar kralıydı”. Ama yalnız suya dayalı enerji yoktu ki. Demirel Başbakanken nüfusu bizden daha az olan Fransa elli dört nükleer santralle elektriğinin yüzde seksenini sağlıyordu. Fransa sanayii ve kentleri Avrupa’nın en ucuz elektrik üretiminden faydalanıyordu. Türkiye cılız sanayiini dünyanın en pahalı enerjisi ithal petrolden sağlıyordu. Ajda Pekkan Eurovision yarışmasına “aman petrol” şarkısı ile katılıyor ve Türk enerji Bakanları dünyanın modern enerji kaynaklarına pencereden bakar gibi yabancı kalıyorlardı. İnsanın bazı Türk enerji Bakanlarının cehaletine ve cesaretsizliğine isyan edesi geliyordu.
AK Parti iktidara geldikten sonra durum değişti. Anadolu’ya doğal gaz dağıtımı hızlandı. Büyük şehirlerdeki hava kirliliği gözle görülür bir şekilde azaldı. Ama sonuçta doğal gaz ithal ediliyordu. Ülke güvenliği bakımından çok tehlikeli bir durum.
Berat Albayrak’la birlikte Türkiye’de enerjide bir devrim yaşanıyor. Her konuda. Doğalgazın depolanması, güneş ve rüzgar enerjilerinde, nükleer enerjide yedinci vitese geçilmesi, doğal gaz ve petrol aramalarının hızlandırılması… liste uzayıp gidiyor. Bunlar hayalci bir yaklaşımın ötesinde somut adımlar. Bir örnek mi? Çok sıcak geçen bu yazda klimaların neredeyse her eve girdiği dönemde elektrik kesintileri hiç yaşanmadı. Bütün bu modern araç ve gereçlerin olmadığı dönemde bile “ilerici CHP” iktidarında Ecevit dönemi dahil köyler ve kasabalar simsiyah karanlık içindeydi ve büyük şehirlerde de elektrik günde ortalama dört saat kesiliyordu. Kılıçdaroğlu bunu biliyor mu? Türkiye Berat Albayrak’tan, onun dünyayla olan diyalogundan, vizyon ve cesaretinden çok şeyler kazanacak gibi gözüküyor.

MEGA PROJELER EKİBİ TÜMÜYLE TEKRAR GÖREVDE
Cumhurbaşkanının yirmi yıldır yanında taşıdığı mega projeler ekibi göreve devam ediyor. Başta Başbakan Binali Yıldırım ve diğer icraatçı bakanlar Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan yeni kabinede de görevdeler. Başbakan Binali Yıldırım’ın projeleri üniversitelerin tüm fakültelerinde tüm dersleri dolduracak nitelikte: havacılık, havaalanları, duble yollar, otoyollar, hızlı trenler, dev tüneller, dünya klasmanını zorlayan mega köprüler… liste uzayıp gidiyor. Eskiden Türkiye’den bir uçtan bir uca günler içinde gidilirdi. CHP’nin en övündüğü demir yolları ile Erzurum’dan İstanbul’a üç gün üç gece de gelinirdi. Çanakkale’den İstanbul’a karayolu yoktu: limanı olmayan kentte haftada bir kere gelen ve açıkta demirleyen gemiye sandallarla gidilir ve İstanbul’a bir gün bir gece de ulaşılırdı. Şimdi Çanakkale köprüsü bitince İstanbul’a gidiş iki saat sürecek. CHP’nin bir kentten bir kente gidiş birimi üç beş gündü. Başbakan Binali Yıldırım neredeyse her kente bir havaalanı yaparak Türkiye’nin bir ucundan bir ucuna gidişi iki saatin altına indirdi. Bu bir devrim. Tabii herkes bu devrime ayak uyduramayabilir. Kılıçdaroğlu hala Ankara’dan İstanbul’a yürüyerek gitmeyi tercih ediyor ve yanındakilerle birlikte 21. Yüzyılın bu destansı yürüyüşü galiba 23 gün sürüyor. Binali Yıldırım’ın niye hala hükümette görevde kaldığını anlamak için yukarıdaki satırlar en sağlam bilimsel açıklamayı sağlıyor.

TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ ON KRİTİK YIL
Türkiye hızlı, çok hızlı koşuyor. Ama düşmanları da hiç boş durmuyor. Ne yapıp ne yapıp yolunu kesmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin geleceği onları korkutuyor.
Ben benzer bir durumu gençliğimde Fransa’da yaşadım. Orada da bir büyük lider dünya da şöhretini peynir ve şarapla yapmış ülkesini dünyanın lider ülkesi yapmaya çalışıyordu. Bu liderin adını tahmin ettiniz: De Gaulle. Şans bana onun bursuyla okuyup Başbakanlıkta onun ekibi içinde Araştırma Ekip Şefi olarak çalışma imkanını tanıdı. 1960’lı yılların başındayız. Fransa’nın nüfusu elli milyon bile değildi. De Gaulle dünya devleri Amerika ve Sovyetler Birliğine kafa tutmakta kararlıydı. Uzayda, havacılıkta, hızlı trenlerde, tıpta dünya da bir numara olmak ve bunun için Avrupa’yı bütünleştirmek ve dünyanın en güçlü parasını kurmak. Bütün bunlar gerçekleşti. Ben bütün bunları yaşadım. Çünkü ekibin içindeydim. Ve De Gaulle’ün söylediklerini sanki şimdi gibi hatırlıyorum: “bizi bırakmazlar. Çare ne? Askeri. Öyle bir gücümüz olacak ki biz onlara saldırmasak ta onlar bizi ısırmaya korkacaklar. Ben bunun adını koydum. Caydırıcı güç.” Evet De Gaulle’ün gerçekleştirdiği “caydırıcı güç”. Bu caydırıcı güç neydi? Nükleer enerji ile çalışan uçak gemileri ve nükleer deniz altılar. Bugün Fransa’nın elindeki üç yüz nükleer başlıklı füze Fransa’nın imal ettiği askeri uçaklarda ve nükleer uçak gemileri ve nükleer deniz altılarda dünyada fellik fellik dolaşıyorlar. Fransa’nın bu “caydırıcı gücü” ne kadar mı önemli? Çin’den önce geliyor. ABD ve Rusya’dan hemen sonra. Fransa’nın nüfusu mu? Bizden az.
Bütün bunlar bana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı özel bir açıdan dinlememe imkan sağlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan “şimdi sıra uçak gemisinde” diyor. Çünkü önümüzdeki on yılın Türkiye için “kritik on yıl” olduğunu biliyor. FETÖ çıbanını içerde ve dışarda Türkiye’yi mayınlarla kuşatmış durumda. Kuduruyorlar. Ben 19 Temmuz 2017 Kabine revizyonunu bu pencereden yorumluyorum. Gidenler ve kalanlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dehasının bir yeni göstergesi diyorum.

Yorum Gönder