BİST
96455
ALTIN
223.181
DOLAR
5.6626
STERLİN
7.3967
EURO
6.5275
banner287

“Türkiye + İran = Rusya mı?”

FMV IŞIK ÜNİVERSİTESİ KURUCU REKTÖRÜ, MÜTEVELLİ HEYETİ BAŞKANI VE İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ELEKTRİK-ELEKTRONİK BÖLÜM BAŞKANI PROF. DR. SIDDIK YARMAN: Son yaşanan olaylardan bir mühendis olarak ‘Türkiye zararlı çıkmayacak’ diyorum. Yine bir mühendis olarak Cumhurbaşkanımızın tutumunu beğeniyorum ve doğru buluyorum. Olumsuz konuşanların aksine ‘Bu işten zararlı çıkmayacağız’ diyorum.

“Türkiye + İran = Rusya mı?”

FMV IŞIK ÜNİVERSİTESİ KURUCU REKTÖRÜ, MÜTEVELLİ HEYETİ BAŞKANI VE İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ELEKTRİK-ELEKTRONİK BÖLÜM BAŞKANI PROF. DR. SIDDIK YARMAN: Son yaşanan olaylardan bir mühendis olarak ‘Türkiye zararlı çıkmayacak’ diyorum. Yine bir mühendis olarak Cumhurbaşkanımızın tutumunu beğeniyorum ve doğru buluyorum. Olumsuz konuşanların aksine ‘Bu işten zararlı çıkmayacağız’ diyorum.

10 Aralık 2015 Perşembe 14:34
4501 Okunma
“Türkiye + İran = Rusya mı?”
İstanbul Üniversitesi’nden öğrencim Dr. Naci ÜNAL ve eski müsteşar, eski Paris Büyükelçimiz Sönmez KÖKSAL hocamızla özellikle Işık Üniversitesi birlikteliğimiz zamanlarında ülkelerin güçlerinin değerlendirilmesi ve ölçümlemelerinin yapılabilmesi üzerine ciddi çalışmalar başlattık. Bu konu üzerine matematiksel modellemeler geliştirdik. Her ülkenin gücünü matematiksel bir vektör olarak düşündük. Çıkış noktamız elbette özellikle Türkiye ve komşuları oldu. Bu noktada Türkiye, Rusya Federasyonu, Gürcistan, İran, Irak, Suriye, Yunanistan ve Ermenistan’ı değerlendirmeye aldık.


Vektör olarak değerlendirdiğimiz ülkelerin güçlerini yedi boyutlu uzayda ele aldık. İlerleyen süreçlerde ise Harp Akademileri’ndeki öğrencilerimin de katkılarıyla bu vektör boyutunu sekize çıkardık:

1. İlk olarak kaçınılmaz bir değer olan insan gücü; ülkenin nüfusu ve nüfusun eğitim dağılımları, zenginliği, kalitesi ve potansiyeli.

2. Ülkelerin ekonomik gücü; bu yapının alt katmanları daha geniş ama ana kavram şekliyle etkili bir başlık olarak modellememize girdi.

3. Ülkelerin coğrafi gücü; denizleri ve kullanım yoğunluğu, sınırları ve uzunlukları. Sınırlar arttıkça sorunlar da artıyor; örneğin 900 km. lik Suriye sınırı önemli bir nokta.

4. Ülkelerin siyasi ve yönetim gücü; siyasi yapı, politikacıların sürekliliği, karizmatik değerleri ve en önemlisi halk tarafından anlaşılırlığı ve iktidar süreleri. Örnek olarak; Ak Parti yönetiminin 12 yıl sürekliliği ciddi bir değer. İki ayda bir hükümet değişikliği sürekli olarak yaklaşım ve algı değişimlerine neden olabilir. Bürokratik alt yapı, yönetim tarzları önemli bir değer.

5. Askeri güç olarak; kara, hava ve deniz unsurlarının kullanım kabiliyeti ve teknolojik yapıları. Ateş gücü ve manipülasyon etkinliği, askeri üretim, satın alma, ithalat ve ihracat değerleri bu inceleme değerinin önemli başlıklarından.

6. Sokakta yürüyen insanın fazla dikkat etmediği ama toplumsal yapının özünü oluşturan sosyo-psikolojik güç. Yani sokakta yürüyen o insanın mutluluğu, özgüveni, geleceğe bakışı ülkelerin gücüne etki eden en önemli değerlerdendir.

7. Teknoloji ve teknoloji üretebilme gücü. Teknolojinin üretimden ne kadar bağımsız olduğu tartışılabilir bir konu ama ciddi bir teknoloji birikiminiz, teknolojik üretim altyapınız yoksa büyük engellerle karşı karşıyasınız demektir. Ülkeler bağımsız olarak teknoloji üretim kabiliyetine sahip olmalı. Ülkelerin zaman zaman yaşadığı ekonomik krizlerin temelinde eskiyen, atıl kalmış ve kendini yenilemeyen dev kurumların çökmesinden kaynaklanıyor.

8. Tüm bu bağımsız değişkenlere ek olarak sekizinci değişken ülkelerin istihbarat gücü. İstihbarat ve istihbarat toplayabilme kabiliyeti, ülkenin gücüne direkt etki eden önemli bir değer. Ülkenin ciddi bir istihbarat yapısı yoksa üst düzey siyasi yapının ya da askeri yönetimin karar alma mekanizmaları sekteye uğrar. İstihbarat bilgisi olmadan karar mekanizmalarını çalıştırmak; küçük ya da büyük ayırt etmeksizin her düzey yönetici için tehlike yaratır.

ASKERİ YA DA İSTİHBARAT GÜCÜNDEN YOKSUN ÜLKELERİN GÜÇLÜ STATÜYE ULAŞMASI İMKÂNSIZLAŞIYOR
Bu sekiz değişken, ülkemizin fikir değerleri olan öğrencilerimizin araştırmaları sonucu somutlaştırılarak bir model haline geldi diyen Prof. YARMAN, “Bu değişkenleri ülkelerin gücünü belirleyen formül içerisinde ilgili yerlere koyuyoruz. Bu formülde ‘istihbarat’ ve ‘askeri güç’ değişkenleri ciddi birer çarpan olarak yer alıyor. Geri kalan değişkenler çarpanların üzerine toplam bir lineer vektör olarak ekliyoruz. Dolayısı ile ülkelerin gücünü belirleyen fonksiyon formülü; askeri güç çarpı istihbarat gücü, artı kalan diğer bağımsız değişkenlerin lineer toplamları olarak oluşuyor. Bu formülü oluşturan her bağımsız değişkenin bir katsayısı var. Bu katsayılar ülkelerin insan, ekonomik, coğrafi, siyasi, askeri, sosyo-psikolojik, teknolojik ve istihbarat gücünün önemini belirtiyor. Askeri ve istihbarat güç değişkenlerinin çarpan olarak yer alması bu değişkenlerin fevkalade önemli olduğunu vurguluyor. Örneğin; askeri güç değişkeninin sıfır olması, o ülkenin güç değerinde büyük bir açık oluşturarak dışarıdan gelen etkilere karşı savunmasız durumda kalmasını neden oluyor. Bir başka yaklaşımla ülkelerin istihbarat gücünün zayıflığı ise; o ülkenin askeri gücünün etkilenmesi ile birlikte siyasi karar alma mekanizmasının aksaması, ekonominin ya da teknolojinin negatif etkilenmesi gibi olumsuz sonuçlar doğuruyor. Bu durumda askeri ya da istihbarat gücünden yoksun ülkelerin güçlü statüye ulaşması ortaya koyduğumuz modellemeler ile imkânsızlaşıyor” diyor.

164 ADET BAĞIMSIZ DEĞİŞKEN VAR
"Bütün bu tanımlanan güç değişkenlerinin doğru hesaplanabilmesi, doğru sonuçlar elde edilebilmesi için alt değişkenler, alt katmanlar mevcut. Bütün bu katmanları arka arkaya koyduğumuzda toplam 164 adet bağımsız değişken ile ülkelerin güç vektörlerini hesaplamış oluyoruz. Bu hesaplamalarda; ülkeler hakkında dünyada çıkan basılı kaynakları ve değerlendirmeleri ele alıyoruz. Hepsini belli oranlarla normalize ederek formülümüz içerisine kullanıyoruz. Ana bağımsız değişkenlerin altında toplam 71 alt değişken mevcut. Bu değişkenlerin altında ise ayrıca 85 değişken ile 163 bağımsız değişken yapısı oluşurken son olarak eklediğimiz ‘istihbarat’ değişkeni ile 164 değişkenimiz şekillenmiş oluyor.”

"YUNANİSTAN’I VE ERMENİSTAN’I YILLARCA GÜÇLÜ ZANNEDERDİM, YANILMIŞIM”
FMV Işık Üniversitesi Kurucu Rektörü, Mütevelli Heyeti Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Elektrik-Elektronik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sıddık YARMAN, “2000 yılından 2014 yılına kadar ortalama her yıl ülkemiz ve komşularımızın güç değerleri ölçüldü. Bu noktada sizlerle önemli bir değerlendirmemi paylaşmak istiyorum” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Amerika’dan Japonya’ya uzun yıllar birçok ülkede bulunmamın etkisi ile ülkemiz ve komşularımızın güç etkilerini farklı açılardan değerlendirme şansım oldu. Gerek teknolojik ve bilimsel altyapılarımızın, gerekse düşünce yapılarımızın gelişmesinde Amerika’da aldığımız eğitimlerin etkisiyle komşularımızı değerlendirmekte objektif olmaktan uzak kaldık. Örneğin Yunanistan’ı çok güçlü olarak düşünürdüm. Yine ülkemizin dinamiklerini takip ettiğimizde Ermenistan’ı ileri düzeyde güçlü olarak değerlendirirdim. Diğer yandan uzun yıllar dünya medyatik algısının etkisinde kalarak İran’ın güçsüz ve zayıf bir yapıda olduğunu düşünürdüm. Çünkü orada İslamik yapıda bir devlet var ve bilimsel koşullar altında algılamakta zorlandığımız tavır ve yaklaşımlar görülebiliyor. Hesap sonuçlarını değerlendirdiğimizde; sıranın başına hiç de şaşırtıcı olmayan bir sonuçla Rusya oturuyor, ardından gelen ülke ise Türkiye. Üçüncü sırada ise bizi az bir farkla takip eden İran var.”

TÜRKİYE + İRAN = RUSYA MI?
FMV Işık Üniversitesi Kurucu Rektörü, Mütevelli Heyeti Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Elektrik-Elektronik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sıddık YARMAN, hesaplamaların sonuçlarını paylaşıyor: Hesaplamalar çerçevesinde konuşacak olursak ilk üç ülke sıralamasında Türkiye ve İran güçlerini bir araya getirdiğinde; Rusya kadar büyük ve çok kapsamlı güç etkinliğine kavuşuyor. Bu demek oluyor ki; Türkiye veya İran’ın güç vektörleri, Rusya güç vektörünün yarısı kadar. Başka bir deyişle; İran ve Türkiye’nin güçlerini birleştirmesi ve Rusya’nın karşısına geçmesi durumunda güçler dengesi oluşturabilecek bir konum ortaya çıkıyor. Eğer Türkiye ve İran zamanla bilimde, teknolojide, elde edilen yeniliklerde ve üretimde güçlerini birleştirebilirse fevkalade büyük atılımlar gerçekleştirebilirler ve Avrupa Birliği’nin gücünü tartabilecek seviyeye ulaşabilirler; çünkü Rusya, tek başına Avrupa Birliği’nin gücünü tartabilecek seviyede.

Rusya’nın nüfusu yaklaşık 145 milyon olmasına rağmen; petrol zenginlikleri, doğal gaz zenginlikleri ve insani birikimleri ile Avrupa Birliği’nin yapısını yakalayabiliyor. Çok net olarak ABD dünyanın süper gücü; özellikle ileri teknoloji tüketimi ile dünya toplam üretiminin yarıdan fazlasını kullanıyor. Kalan tüketim payının ortalama yüzde 20-25’ini Avrupa ve kalanını ise diğer ülkeler kullanıyor. Son zamanlarda Çin, bu dengeleri biraz değiştirdi. Bu noktada son değerlendirmeler ile Türkiye, İran ve Rusya bir araya geldiğinde ABD karşısında çok ciddi bir güç oluşturmuş oluyor ve dolayısı ile ABD’nin gücünü tartıyor.

DÜNYA TÜRKİYE VE İRAN’IN GÜÇLERİNİ BİRLEŞTİRMESİNDEN KORKUYOR!
Benim özellikle değinmek istediğim konu; İran’la 1639 yılında imzaladığımız Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bu yana organik bağlarımızın kopuk olması. Ne birlikte olabiliyoruz, ne de savaşabiliyoruz. Bu aslında o zamandan beri iki yakanın güçlerinin denk olduğunu ifade ediyor. Farklı ve günümüz yaklaşımı ile değerlendirdiğimizde ise; Türkiye ve İran’ı çevreleyen güçler bu iki güç unsurunun bir araya gelmemesi için ellerinden geleni yapmışlar. Çocukluğumuzdan bu yana bir İran olduğunu biliyoruz ve divan edebiyatında etkilerini gözlemliyoruz ama bunun haricinde bir iletişimimizin olmadığını görüyoruz. Türkiye ve İran’ın birbirlerinden izole olmasının ya da edilmesinin en temel sebebi bu iki ülkenin güçlerinin bir araya gelmesi durumunda ortaya çıkacak yeni gücün etkileri. Bu düşünce özellikle Avrupa tarafında tedirgin edici bir durum oluşturuyor. Avrupa ve Amerika bunun farkında, tüm dünya bunun farkında. İran ve Rusya’nın da bir araya gelmesi yine Avrupa için ciddi bir sıkıntı oluşturuyor.

Yani ben bir mühendis olarak yaşadığımız son olaylardan ‘Türkiye zararlı çıkmayacak’ diyorum. 
Biz bu hesapları yaparken siyaset bilimi uzmanı olarak değil, matematik modelci olarak yaptık. Sonuç olarak matematiğin bize sunduğu resmi çıplak gözle, yalın olarak değerlendiriyoruz. Bu değerlendirmelere baktığımızda komşu 3 ülke (Rusya-İran-Türkiye) gayet basit bit şekilde dünyaya yön verebilecek gücü elinde tutarken, akılcı Rus yönetimi neden Türkiye’yi dışlasın ki? Durum böyle olunca suni olarak ortaya çıkan Türkiye-Rusya gerginliğini çıkarlar bazında örgütlenmiş dış siyasetin uzun süre yönlendirmesi akılcı olmaz. Bu durum ne Rusya’nın yararınadır, ne de Türkiye’nin... Sonuçta; ortak menfaatler galebe çalarak Rusya-İran-Türkiye işbirliği günümüzde dengeli şekilde devam etmek zorundadır. Yine bir mühendis olarak Cumhurbaşkanımızın tutumunu beğeniyorum ve doğru buluyorum. Olumsuz konuşanların aksine ‘Bu işten zararlı çıkmayacağız’ diyorum.

Son Güncelleme: 10.12.2015 14:36
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.