banner181

banner213
banner210

YUNANİSTAN NEDEN ÇÖKTÜ? TÜRKİYE NASIL BAŞARDI?

18 Şubat 2012 Cumartesi 11:13
Bu haber 1260 kez okundu

“Ekonominin ayakta kalabilmesi siyasi kaptan köşkünde kimin bulunduğuna bağlı.” İstanbul. Şubat 1978. Türkiye ancak otuz yılda bir tekrarlanan çok sert bir kış yaşıyor. Ama bu soğuk kış ortamında ülke ekonomisi de tam anlamıyla bir çöküş içinde. Başbakan Demirel’in değimiyle hazine “on cent’e” muhtaç. Minicik Lüksemburg’dan bir milyon dolar borç isteniyor ve cevap hüsran. Ülke de yakıt yok. Başbakanlık bile ısıtılamıyor. Başbakanlığın önünden karaborsa bir yakıt tankeri geçiyor. Pencereden meraklı bakış: Hükümet “acaba bu yakıt hangi şanslı eve gidiyor?” diyor.

YUNANİSTAN NEDEN ÇÖKTÜ? TÜRKİYE NASIL BAŞARDI?
Yurt dışına gidişler iki yılda bire indirilmiş. Merkez Bankası gidenlere sembolik bir dolar döviz satıyor. İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi olarak çok sayıda yurt dışındaki üniversiteden konferans daveti alıyorum. Uçak biletim dahil tüm masraflarım onlar tarafından karşılandığı için yurt dışına çıkabiliyorum. Ama bunun için bir dosya dolusu evrak imzalatmam gerekiyor. Rektörlükten Başbakanlık’a kadar her çıkışımda bu formalite tekrarlanıyor. Yabancı hava yolu uçağında ancak yedi, sekiz yolcu bulunuyor. Uçağın personeli “böyle giderse Türkiye uçuşlarını iptal edeceğiz” diyorlar. Dönüş uçağında Türkiye’ye tatil için gelen Türk işçiler var. Türkiye ile telefonlaşmak 1978’de çok zor. İstanbul’da telefon müracaatlarına on, on beş sene bekleme süresi veriliyor. Uçakta Türk işçiler: “Ağabey memlekette her şey çok kötü gidiyormuş. Benzin bile yokmuş. Yabancılar yalan söylüyor. Hiç benzin olmaz olur mu?” diyorlar. “İnince görürsünüz” diyorum.

ÜLKEDE HER ŞEY KARABORSADA
Ülkede her şey karaborsada: Benzin kuyrukları petrol istasyonlarında sabahlara kadar uzuyor. Nafile benzin yok. Bu inanılmaz kışta neredeyse hiçbir bina ısıtılamıyor. İstanbul donuyor. Memlekette hiçbir şey yok. Şeker yok, tuz yok, margarin yok ve yıllar sürecek bir kahve yokluğu var. 

Ama bunun yerine tahammül edilmez bir siyasi kavga var: Zirvede sırasıyla Başbakanlık koltuğuna oturan Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel sürekli hakaret ölçüsünde birbirleriyle kavga ediyorlar. Tabanda ülke kurtarılmış bölgelere ayrılmış. Geceleri silahlar devamlı patlıyor. Türk gençleri Türk gençlerini öldürüyor.

Atina. Şubat 1978. Avrupa Siyaset Bilimi Konsorsiyumu tarafından Atina’ya davetliyim. Bir köşesinde Yunanistan Parlamentosu’nun bulunduğu Anayasa meydanına bakan otelimin penceresinden cıvıl cıvıl sokaklara bakıyorum. Otelimde odam sıcak. Musluklardan sıcak su akıyor. İnanılmaz diyorum. Otelin önündeki kafeteryada bir kahve içiyorum. İnanılmaz diyorum. İstanbul Üniversitesinden gelen bir öğretim üyesinin özlediği bir kahve fincanmış sonuçta. 

OTUZ YIL SONRA İSTANBUL VE ATİNA
İstanbul. Şubat 2012. İstanbul son otuz yılın en soğuk kışını yaşıyor. Ama İstanbul artık gecenin her saatinde dolaşılan dünyanın en güvenli kentlerinden biri. Hiçbir binada yakıt sorunu yok. Dünyanın en muhteşem alışveriş merkezleri gece gündüz cıvıl cıvıl. Mutlu Türk gençleri kafeteryalarda kahvelerini yudumluyorlar ve sinemaların yolunu tutuyorlar. Pırıl pırıl taksiler, son model otomobiller, lüks mağazalar ekonominin canlılığının gözle görülür bir göstergesi. Otuz yıl sonra Türkiye’de ne yakıt ne kahve ne de geceleri sokakta dolaşmakta bir sıkıntı var. Türkiye bir bolluk ve huzur ülkesi. Ama Türkiye’nin simetrik iki ucunda büyük yangın var. 2012’nin Şubatında Yunanlılar ekonomik yangını söndüremiyorlar. Türkiye’nin öbür ucunda Suriye ise bir yeryüzü cehennemine dönüşmüş. Bu iki cehennem arasında Türkiye bir vaha, bir huzur ülkesi. İktisat Bilimi bunu nasıl açıklayacak?

EKONOMİNİN AYAKTA KALABİLMESİ SİYASİ KAPTAN KÖŞKÜNDE KİMİN BULUNDUĞUNA BAĞLI
1978’den 2012’ye Türkiye’de değişen ne: Kaptan köşkünde oturan siyasi liderler. 1978’de Türkiye’de kaptan köşkünde olan liderler tarihe nasıl hesap verecekler? Ne siyasi bakımdan ne ekonomik bakımdan Türkiye gemisinin kayalara çarpmasını engelleyemediler. Geminin dibi kayalara oturduğu zaman bile hala kendi aralarında kavgaya devam ediyorlardı.

Gemiyi açık denizlere kim çıkarttı? Önce Turgut Özal. Şimdi unutuluyor ama yıllarca Türk halkının hasretini çektiği kahveye Türkleri Özal kavuşturdu. Kahve İstanbul’a yıllar sonra tekrar geldiği zaman Özal’ın gözlerindeki mutluluğa bizzat şahit oldum. Kahve ile birlikte Türkiye’de fabrikaların çarkları tekrar dönmeye başladı. Uçaklar tekrar dolmaya başladı. Özal Türk Hava Yolları’nın kırk yıllık köhne uçaklarını pırıl pırıl modern uçaklar ile yeniledi. Türkiye ihracat olayını keşfetti ve oluk oluk dolar Türk bankalarının ve hazinesinin kasalarını doldurmaya başladı. 

Sonra tekrar bir Demirel-Ecevit dönemi. Onların partisinden politikacıların, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller’in, Hüsamettin Özkan’ın dönemi. Tekrar “on cent’e” muhtaç olma dönemi. Düzine ile banka batıyor. IMF Türkiye’deki yangının bir kez daha itfaiyeciliğine çağırılıyor. Bu ara dönem siyasi yöneticilerinin bir kısmının Yüce Divan’a gitmesi ile sonuçlanıyor.

TÜRK HALKI TURGUT ÖZAL VE RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I NEDEN ÇOK SEVİYOR?
Bugün Türkiye tarihinin siyasi ve ekonomik açıdan en parlak dönemlerinden birini yaşıyor. Ekonomide hodri meydan. Akıllı ve girişimci iş adamlarına meydan açık. Siyasi yönetim, kaptan köşkü buna imkan tanıyor. Bugün Türkiye’de kime sorarsanız sorun herkes bu Türk mucizesinde Özal ve Tayyip Erdoğan’ın imzaları olduğunu kabul edecektir. 

Ekonominin başarısı siyasi kaptan köşkünde kimin bulunduğuna bağlı. 
Anahtar Kelimeler
banner193

Yorum Gönder