banner181
banner210

Uslu : 'MHP ve BDP içe kapanık partiler'

05 Ocak 2012 Perşembe 20:26
Bu haber 8433 kez okundu

TBMM İdare Amiri ve eski sendikacı Salim Uslu, meclisin daha verimli çalışabileceğini ifade ediyor. Yeni anayasa konusunda umutlu olan Uslu: “Yeterli konsensüs diye bir kavram var. Bunu uygulayabilirsek bu meclis sivil anayasayı yapar” ifadesini kullanırken; kıdem tazminatı fonunun işçi ve emek yararına olduğunu da vurguluyor.

Uslu : 'MHP ve BDP içe kapanık partiler'
ÖZEL RÖPORTAJ : NİHAL ALP

Sendikacılıktan siyasete geçiş yapan AK Parti Çorum milletvekili ve TBMM idare Amiri Salim Uslu ile  hem siyaseti hem işçileri  konuştuk.  Uslu,  yeni bir siyasetçi olduğu için, siyasete ve Meclise daha dışarıdan ve objektif bakabildiğini ifade ederek aslında TBMM’nin çok daha verimli, daha çağdaş, daha uygar çalışabileceğini ve milletvekillerinin de bu çalışmanın koşullarını yaratabileceklerini söyledi. Salim Uslu, kıdem tazminatı fonunun işçileri  özgürleştireceğini savunurken  sivil anayasanın da bu meclisten çıkacağına inandığını söyledi.
 
MUHALEFETİN HALİNDEN UMUTSUZUM

Siyasete adım atar atmaz  idare amiri seçildiniz ve kendinizi genel kurul tartışmaları, kavgaları arasında buldunuz. Zor mu yeni göreviniz?

Meclisin çok daha verimli, çok daha örnek çalışması mümkün. Çok daha uygar çalışmanın koşullarını yaratmak bizim elimizde. Bunu yapabiliriz diye düşünüyorum. Bazı parti sözcülerinin hem kendi partileri hem de topluma iyi bir model olmadıklarını kanısındayım. Mesela bazı arkadaşlar  tartışma yaratmakta  bir modelse ve hele bu modeli aşmaya çalışan bir çok da isim varsa demokrasinin geleceğinin muhalefetle olacağını düşünen biri olarak muhalefetin bu halinden umutsuzum. Toplum da umutsuz… Toplum bunları iktidar yapmamış. Koalisyon ortağı oldum diye seviniyorlarsa diyecek bir şey yok. Çok partili sisteme geçişten beri  iktidar olamamışlar, oturup bunu düşünmek lazımken hala kurucu olmakla övünüyor olmaları şaşırtıcı.  Siyaset üretme noktasında başarılı değiller.

MHP VE BDP İÇE KAPANIK PARTİLER

Muhalefet partileri sıradan olayları bile karşı pozisyon almak için kullanılıyor.  Kimi olaylar vardır ki pozisyon almanız için milat oluşturmaz.  Kamer Genç olayı oluyor, onu milat alıyorlar. Tekel işçileri geliyor onu baz alıyorlar,  her olayı siyasi söylem gerekçesi yapıyorlar. Oysa bir muhalefet partisi yelpazenin neresini temsil ediyorsa gündem oluşturmak, ön olmak için daha becerili olmalıdır.  Yani iktidarı peşine takar. Oysa olayların peşine takılıp oradan dünyaya ve Türkiye’ye bakmaya çalışıyorlar. Dünyadaki Sosyal Demokrat Hareket’ten de kopuş oluyor. Sosyalist Enternasyonal  de çok kez eleştirmiştir onları, onlar da efelenmişlerdir. İçerdeki seçim sonuçlarını değerlendirerek de kendilerine çeki düzen vermiyorlar.  O da yok. MHP’ nin ve BDP’nin içe kapanık partiler olduğunu düşünüyorum. Evrenselleşmiş örneği yok bu partilerin.

‘SÖZE BAKARIM SÖZ MÜ DİYE’

Siyasetle sendikaları karşılaştırdığınızda nasıl bir analiz ortaya çıkıyor?

Siyasette yeniyim, biraz  acemilik var tabii. Sendikacılıkla siyasetin ilgisi yok. Sendika kongreleri demokratik olgunluk bakımında siyaset kurumlarından  daha ileri. Kongrelerde,  konuşmacı çok fazla agresif değilse eğer  sonuna kadar dinlenir. Laf atmalarda bile bir düzey olur. Mecliste ise aklına gelen söyleniyor. Lehte söz alıyor aleyhte konuşuyor,  aleyhte söz alıyor leyhte konuşuyor. Siyasi etikle de bunu pekala bağdaştırabiliyorlar. Yürürlük maddesi ile ilgili söz alıyor aklındakini söylüyor. Sendikalarda olmaz böyle…  Bütün sorunları alt alta sıralayıp iyi demagoji yapınca iyi siyasetçi olmuyorsun. Dersinki bu yanlıştır, benim önerim de şudur. Öyle bir şey görmüyoruz. Eleştiri olmalı tabii. Eleştiri düşünceyi olgunlaştırır. Düşüncenin sistematik hale getirilmesine katkı sağlar. Eleştiri eleştirilenin yararlanmasını sağlamalı. İrite etmemeli. Yapıcı olmalı. Mevlana ne diyor, “Söze bakarım söz mü diye.” Eski kitapları örnek vermek istiyorum; eski kitaplarda hazırlayan kişinin  metninin kenarlarında şerhler vardır. Şarihler tarafından düşülür. Böylece siz o metinle şerh arasında farklılığı görürsünüz. Yazan da görür. Metinle şerh arasında bir düşünce silsilesi oluşur.  Böylece kitabı okurken eleştiriyi de görür ona göre bir sentez üretmeye çalışırsınız.


“STANDARTLARIMIZ EVRENSEL OLMALI”

İdare Amirinin  görevi sadece tartışmaların arasına girmek değil elbette değil mi?

İdare amirinin biricik görevinin genel kurulda zaptiyelik yapmak  olduğu zannediliyor. Çünkü canlı yayında kavga sırasında,  idare amirleri göreve, anonsu yapıldığı için öyle sanılıyor. İdare amiri sorunları saygınlıkla çözer. Ama milletvekilleri de kürsüyü terk etmemek yolunu seçmemeliler. Bu davranışların da pirim yapmaması lazım. İdare amirlerinin de birbirine yardımcı olması gerekir. Ben yine yanlış anlamalardan yakınacağım biraz. Mesela bütçe görüşmeleri sırasında beş idare amiri bir belge imzalıyoruz. Diyoruz ki,  kesinlikle ziyaretçi almayacağız. Zaruret varsa sivil toplum örgüt temsilcileri olursa veriyoruz. Ama ziyaretçi yasağını sanki AK Partili amirler koyuyormuş gibi yansıtılıyor. Başka sorunlarımız da var. Mesela otopark… Orada da sıkışıklıklar var. Yeni bina  yapılıyor ama yeterli olur mu bilmem. Çok da iyimser değilim. Bu arada Askeri tabur buradan gitti.  Çok da gürültü patırtı olmadan.  Çok demokratik oldu. Buradan siyaset üretilmedi. Demek ki standartlarınız evrensel olursa çok daha kolay oluyor her şey.  

Avrupa ülkelerinde durum ne?
Birçoğunun kendi güvenlik birimi var. Birçoğunda asker yok. Belki sembolik olanlar var.  Onlar da saraylarda falan. Biraz da folklorik nitelikli.

ORTAK BİR ANAYASA ÇIKACAK
Biraz da anayasaya değinelim isterseniz? Konu hakkında bilgi verir misiniz?

Anayasa konusunda iyimser açıklamalar devam ediyor. Bu iyi bir şey tabii.  Sayın Kılıçdaroğlu ‘masadan kalkmayacağız’ açıklaması yaptı.  Sayın Çiçek bu konuda son derece önemli bir rol üslendi.  Ve tarafları koparmadan bu işi götürmeye çalışıyor. Sayın Başbakan kararlılığını vurguluyor. Ben inanıyorum ki buradan ortak bir anayasa çıkacak. Ortak anayasa tanımını bazı partilerin işi tıkamak için kullanmaması gerekiyor. Uzlaşma önemli ama uzlaşamadığınız için anayasayı çıkartamıyorsanız ve 12 Eylülcüler galip geliyorsa, o zaman uzlaşmayı doğru kullanmıyoruz demektir. Benzer uygulamalar  Güney Afrika’da da olmuş. Birkaç defa girişimler sonuç vermeyince “yeterli konsensüs” diye bir kavram geliştiriyorlar.  
Çoğunluğun uzlaştığı metne yeterli konsensüs diyorlar. Yüz maddeden sekseninde uzlaşma sağlandıysa buna yeterli uzlaşma deniyor. Ya da dört partiden ikisi uzlaşmışsa  bu yeterli uzlaşma sayılıyor. Oy da yeterli ise  mutlak bir uzlaşma beklemiyorlar. Mutlak uzlaşma, işi tıkamak için pekala kullanılabilir.  Sonra bir şey yapılmamış oluyor, sonra toplumda siyaset kurumuna güven katsayısı düşüyor. Toplum, bak seçimden önce yeni anayasa dediler, bir araya gelip bir anayasa yapamıyorlar diyor.

BİR KÖYÜN SU SORUNU ANKARA’YA GELMEMELİ, YERİNDE ÇÖZÜLMELİ

Peki çıkar mı sizce?

Evet  ben inanıyorum.  Yapmak gerekiyor.  Bu anayasa temel hak ve özgürlükler,  siyasetin etki alanı,  yetki alanı bakımından  sorunludur. Siyasetçi olduktan sonra daha geniş bakıyorum. Falanca köyün yol meselesi bile anayasayla ilişkili.  Örneğin Hacıbayram Köyü’nün yolunun yapılmamış olması anayasa  sorunundan kaynaklanıyor. Bakın şimdi, yolun önceliği İl Genel Meclisi’nde kabul edilecek, programa alınacak, programı Ankara onaylayacak, İl Genel Meclisi bütçe yapacak.  Ankara para gönderecek,  yeterli olmasa ek bütçe Ankara tarafından karşılanacak.  Bu kadar uzun prosedürle  siz Çorum’un Hacıbayram Köyü’nü Ankara’ya muhtaç tutuyorsunuz.  Gerekçeniz üniter yapı. Bozmadan da pekala yerel yetkileri artırabilirsiniz.  Para basma yetkisi vermezsiniz, ama müsaade edin yolunu da yapsın, Müsaade et hemşireyi tayin etsin, öğretmeni tayin etsin. Önceliğine kendisi karar versin.




Anahtar Kelimeler
banner193

Yorum Gönder