banner100

banner197

CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ TURKİYE’YE NE GETİRECEK?

CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ TURKİYE’YE NE GETİRECEK?

Prof. Dr. Bener KARAKARTAL

benerkarakartal@yahoo.com.tr
02 Şubat 2017, 16:11
Bu makale 3263 kez okundu
“Yeni Anayasa” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “ustalık” dönemini perçinliyor. Ekonomideki “mega eserler” şimdi siyasetteki bu “mega eserle” tamamlanıyor. Türkiye’ye tarihte olduğu gibi “lider ülke” kapısı bir kere daha açılıyor. Fakat gidilecek yolda çok önemli bazı pürüzler var.

Anayasaların değeri uygulamadan çıkan neticeyle anlaşılır. Büyük anayasalar ile güçlü ülkeler arasında ilişki çok dikkat çekicidir. Anayasaların yazımlarındaki ustalık veyahut uzun ve kısa olmaları hiç önemli değildir. Önemli olan uygulamadan çıkan başarı derecesindedir.

BAŞARILI ANAYASALARA HANGİ ÜLKELERDE RASTLANIYOR?
LİDER ÜLKE İNGİLTERE
İngiltere yüz ölçümü ufak bir ada ülkesidir ama tarih içinde öylesine başarılı olmuştur ki ona “Güneşin Batmadığı İmparatorluk” ünvanı verilmiştir. Yani İngiltere’nin egemen olduğu saha dünyadaki beş kıtadır. İngiliz bayrağı beş kıtada dalgalanmıştır. İngiltere’de rejim tartışması yoktur. İngiltere’de monarşi devam etmektedir. Parlamenter demokratik sistem Cumhuriyete geçilmesini hayal bile etmemiştir. Kraliçe, İngiltere halkı tarafından baş tacı edilmektedir. İngiliz siyasetinin özelliği istikrar ve sürekliliktir. Bu müthiş başarıyı nasıl bir anayasa sağlamaktadır? Hiçbir anayasa. İngiltere’de yazılı anayasa yoktur. ABD ANAYASASI ABD bugün dünyada “number one” dır. Coğrafi olarak adeta bir kıtadır. Atlantik okyanusundan Pasifik okyanusuna uzanır. Kendisini dünyanın patronu ve efendisi olarak görür. ABD’de ne rejim ne sistem tartışılmaz. Amerika bir istikrar ülkesidir. ABD bayrağı altında her dinden her renkten her ırktan her kökenden insan Amerikan bayrağı altında yaşamını sürdürmektedir. ABD’de anayasa kuruluşundan bu yana ana hatlarıyla sürmeye devam etmektedir. İstikrar ve sürekliliği bu köhne ve ihtiyar anayasa sağlamaktadır.

FRANSA ANAYASASI
1958 Fransız anayasası anayasaların “Rolls Royce” u olarak kabul edilir. Parlamenter sistem Fransız ihtilaliyle 1789’da kabul edilmiş ve 1958’e kadar Fransa’yı perişan etmişti. Yüz binlerce Fransız iç siyasal çekişmelerde canlarından olmuştu. Hızlı infaz için Fransızlar ihale yoluyla hızlı ölüm aracı “Giyotin”i uygulamaya koymuşlardı. 1958’e kadar Fransa’da askeri darbeler birbirini izlemiş, dört Cumhuriyet kurulmuş , 32 anayasa yazılmış ve çöpe atılmıştı. Bütün bunlar 1958’de değişti. Halkın talebiyle iktidara gelen De Gaulle Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesine karar verdi. Halkın seçtiği Cumhurbaşkanı neredeyse yasal bir “diktatör” , bir “kral” oldu. Meclisi fesh ediyor, kararnamelerle ülkeyi yönetiyor, Başbakan’ı göreve getiriyor, ve görevden alabiliyordu. Bakanlar kurulu Cumhurbaşkanlığı Başkanlığında yapılıyordu. Anayasaların gücü süreklilik ve sağladıkları icraatla ölçülür. Fransa’da 5. Cumhuriyet anayasası sürüyor. Bu anayasa sayesinde Fransa dünyanın en büyük üç Nükleer askeri gücü arasına girdi. Uzayda , havacılıkta , sivil nükleer enerjide , hızlı trenlerde , ulaştırmada ,turizmde dünya lideri oldu. Bu anayasa sayesinde Avrupa Birliğini kurdu. Bugün Avrupa parası Euro Dolardan daha güçlü. Avrupa 19 Trilyonluk GSMH’sıyla dünyada bir numara , ABD’nin önünde.

PARLAMENTER SİSTEM TÜRKİYE’Yİ MAHFETTİ
1946 yılında Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün liderliğinde parlamenter demokrasiye geçti. Ama 1960 yılında aynı İsmet İnönü muhalefet lideri olarak parlamenter demokrasiyi mezara gömdü. Nasıl mı? Nisan 1960’da CHP güdümündeki gençlik Başbakan Menderes’i devirmek için sokağa indi. Mayıs ayında askerler tüm iktidar partisini mensuplarını , Cumhurbaşkanı , Başbakan’ı , tüm bakan ve milletvekillerini hapsettiler. Başbakanı ve iki bakanı astılar. CHP bayram etti. Eğer 1960’da CHP parlamenter sistemi savunsaydı bu sistem Türkiye’de yerleşebilirdi. Yapmadılar. Yozlaşan sistemin altında tüm siyaset kaldı. Kendileri de. 1960’ı izleyen yıllarda hapse girmeyen lider kalmadı: Demirel, Ecevit, Baykal, Erbakan, Türkeş, Tayyip Erdoğan… liste uzayıp gidiyor. Bu nasıl demokrasi? Bu nasıl parlamenter sistem? On binlerce genç birbirini öldürdü , yaraladı. Türkiye fakir kaldı. Türkiye dış politikada piyon ülke durumuna düşürüldü. Bu sistemi CHP’nin bugünde savunması tarafsız siyaset bilimcilerine saçlarını başlarını yoldurtuyor.

1980 PARADOKSU
1980 darbesini yapan askerler anayasa profesörlerinden bir anayasa yazmalarını istediler. Profesör Aldıkaçtı Fransız ekolünden olduğu için 1958 Fransa 5. Cumhuriyet anayasasını adeta satır satır kopya etti. Bu anayasa parlamenter sistemi adeta rafa kaldıran ve bütün gücü Cumhurbaşkanına veren bir anayasaydı. Cumhurbaşkanı ilgili maddeleri bizzat General De Gaulle dikte etmişti. De Gaulle halkla ilişkisini referandum vasıtasıyla kurmakta ve tek soruda iki şey sormaktaydı: “… konusunda onay veriyor musunuz ve ben Cumhurbaşkanı kalmaya devam edeyim mi?” Bu teknik 1982 yılında Türkiye’de uygulandı ve seçmenlere “ yeni anayasayı ve General Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı olmasını kabul ediyor musunuz?” diye soruldu. Fakat 1982 garabeti hemen bu sorunun arkasından geldi. Anayasacılar ve darbeciler halktan korkuyorlardı. Bu nedenle Evren sonrası Cumhurbaşkanlarının seçimi halktan alındı ve meclise verildi. Garabet burada başlıyordu: anayasa dev yetkileri Cumhurbaşkanına veriyor ama Cumhurbaşkanı seçimi meclisin patronu olan Başbakana bırakıyordu. Kim patron sorusu cevapsız kalıyordu. Sonuç: Özal’dan itibaren tüm Cumhurbaşkanları Başbakanla karşı karşıya getirildi. İstikrar dinamitlendi parlamenter sistem iyice felç oldu, ekonomik krizler peş peşe gelmeye başladı.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN TÜRK TARİHİNDE İSTİSNAİ BİR PARANTEZDİR
 2002’de başlayan istikrar dönemi tek bir kişinin eseridir: Recep Tayyip Erdoğan’ın. Sakat 1982 anayasasına rağmen Erdoğan’ın müthiş karizması ve halkın çoğunluğuyla kurduğu gerçek bir aşk ilişkisi Türk demokrasisine istikrar getirmiştir. Ama Erdoğan 1982 anayasasının sakatlığının farkındaydı. Esas meselenin Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi olduğunu biliyordu. Bu anayasal değişikliği gerçekleştirmeyi başardı. 2014 yılında halk tarafından doğrudan seçildi. 2014’den itibaren anayasal açıdan taşlar yerine oturdu: bakanlar kurulu Cumhurbaşkanlığı başkanlığında toplanabilecek ve Başbakanın göreve gelmesi ve gitmesi yetkisi Cumhurbaşkanı’nın tasarrufunda olacaktı. Bu anayasal gerçek kötü niyetli muhalefet yanında AK Parti içinde bile en yüksek düzeyde kabul görmedi. Bu geçiş döneminde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın çok üzüldüğünü ve kendine kurulan tuzakları fark ettiğini biliyoruz. Basında bu konuda hiçbir şey yazılmadığını görünce bir siyaset bilimi profesörü olarak ikaz etme görevimi yerine getirmek istedim: Bakınız “Prof. Dr. Bener Karakartal : Ana entrika ; "Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tuzak." 10 Ağustos 2015” Dengeler yerine Mayıs 2016’da oturdu. Ahmet Davutoğlu gitti. Başbakanlığa Binali Yıldırım geldi.

2017: CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİNE NEDEN GİDİYOR?

Türk halkına önemli bir anayasal değişiklik teklifi sunuluyor. Bu model Fransız ve Amerikan anayasal sistemlerinin bir sentezi gibi. Cumhurbaşkanı büyük yetkilere sahip. Kararnameler ve meclisi fesih yetkileri var. Bu Fransa’dan. Başbakan yok. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve Milletvekili olmayan bakanlar var. Bu da ABD’den. Tahminimize göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gücü bu referandumun kabulüne imkan sağlayacaktır. Ama daha sonrası için iki sorumuz var: 1-Bu yeni sistem başarılı olabilecek mi? Cevap: yazımızın en başında söyledik. Anayasaların başarıları ancak uygulamada ortaya çıkar. İngiliz anayasası çok başarılıdır. İngiltere’yi dünyada güneşin batmadığı imparatorluk haline getirmiştir. Ama yazılı bile değildir. Beyinlerdedir. Amerikan anayasası epey köhnemiştir ama Amerika’yı dünyada number one yapmıştır. Modern Fransa anayasası bir şaheserdir ve Avrupa Birliğini dünyanın bir numarası yapıp GSMH’sı ile ABD önüne geçirmiştir. Yeni Türk Cumhurbaşkanlığı sisteminin başarısı on yıllar içinde uygulama sonucunda görülecektir.

2- Ama büyük tehlike:
Cumhurbaşkanı ve ailesini yüce divana göndermeye çalışan bir FETÖ belası hala bir kara bulut gibi Türkiye’nin üzerinde çöreklenmeye devam etmektedir. 15 Temmuz öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın müthiş ısrarlı taleplerine rağmen yargıdaki FETÖ’cüler aynen görevlerine devam etmişlerdir. Bugünde kamuoyunun yargıdaki FETÖ’cülerin temizlendiği konusunda derin şüpheleri vardır. Acaba daha ne beklenmektedir? Kamuoyu bu sorunun cevabını Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bekliyor.



Yorum Gönder