BİST
95852
ALTIN
190.976
DOLAR
4.6622
STERLİN
6.1791
EURO
5.4311
Bugün farkında değiliz ama yeni projelerle Türkiye “altın üçgene” sahip oluyor. Modern teknoloji, mega yapılar üç denizi birleştiriliyor. Türkiye’ye bir Türkiye daha ilave ediliyor. İcraat bakımından Türkiye’nin önünde dört altın icraat yılı var. Ama dikenler tasfiye edilirse. Çünkü mayınlı dikenli bir tarlada hiçbir icraat sürekli olamaz.

Projelerin etkileri önceden belirlenemiyor. “1974 Boğaziçi Köprüsü”: Başını üniversitenin çektiği sol eğilim köprünün lüzumsuz olduğunu savunuyordu. İktidarda bulunan Süleyman Demirel ise aksini iddia ediyordu. “Köprü, İstanbul için zaruri bir ihtiyaçtır” diyordu.
Netice: iki tarafta neticenin ne olacağını doğru tahmin edemediler. Öngöremediler. “Köprünün çocuğu” yalnız muhteşem “Bağdat Caddesi” olmadı. Köprünün üzerinden geçen ve İzmit’e kadar uzanan E-5 Karayolu sağlı sollu binlerce fabrikayla doldu. Bu yol Türkiye’nin “sanayii koridoru” oldu.
Şüphesiz bu fabrikalar “KOBİ” türünden tesislerdi. Geri teknolojiyle iç pazar için üretim yapıyorlardı. Ama önemli olan bu değildi. Önemli olan: Türkiye sanayii toplumu olma yolunda dev bir adım atmıştı.
1986’da benzer tartışma. Başbakan Özal, “Yeni bir köprü İstanbul için bir şart. İstanbul boğuluyor” diyordu. Karşı taraf “yaptırmam” diyordu. Netice: Fatih Sultan Mehmet Köprüsü açıldı. Ama etkilerini gene kimse tahmin edemedi.
Köprünün üzerinden geçen TEM Otoyolu’nun çevresi modern ihracata dönük dev fabrikalarla doldu. Türk ekonomisi sanayileşmenin ikinci büyük sayfasını açtı.

Günümüz mega projelerinin etkileri anlaşılamıyor
Neden? Yukardaki sebeplerden. Projelere bir miyop gibi çok yakından bakılıyor. “Geniş açı” . “hayal gücü” dışlanıyor.
Şimdiki mega projeleri tabloya yerleştirelim. İstanbul’ da üçüncü köprü, İzmit geçişi, Çanakkale köprüsü. Marmara’yı çepeçevre saran Marmara ring otoyolu. İstanbul ,İzmir ,Çanakkale: birbirleriyle otoyollarla , tünellerle , hızlı trenlerle bağlanmış bir altın üçgen. Merkezde dünyanın en büyük havaalanı, İstanbul üçüncü havaalanı. Şimdiki mega projeler bir bütün oluşturuyor.
Bugün farkında değiliz ama Türkiye “altın üçgene” sahip oluyor. Modern teknoloji, mega yapılar üç denizi birleştiriliyor. Avrupa Birliği’nin potansiyel olarak en zengin bölgesi olacak bir fırsat süratle doğuyor. Yirmi, otuz sene sonrasını hayal edebilmek lazım. Türkiye’ye bir Türkiye daha ilave ediliyor.

Cumhurbaşkanından beklenen
Siyaset biliminin şimdi sorması gereken çok önemli, çok tarihsel, çok temel bir soru var: Türkiye’nin 2010’lu yıllarda başlayan süper mega projeleri ve mega projeler demetiyle Erdoğan’a yönelik saldırılar arasında bir bağ var mı? Eğer böyle bir bağ varsa bunun nedenleri ne? Kimler yapıyor, neden yapıyor ve hangi güçleri taşeron olarak kullanıyor?
Türkiye’ye açılan bu gizli savaş 17-25 Aralık saldırısıyla başladı. Hedef olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi alındı.
Ama esas amaç neydi? Bu dev bir “itibarsızlaştırma” operasyonuydu. Cumhurbaşkanın itibarı “sıfırlanacaktı”.
Cumhurbaşkanı bütün dünyada “yolsuzlukla” adı geçen prestiji yerlerde bir politikacı olarak tanınacaktı. Amaç önce Erdoğan’ın prestijini yerle bir etmek ve ikinci aşamada kendisini ve ailesini mahkeme önüne sürüklemekti. Gizli amaç: Türkiye de başlayan tarihinin en önemli icraat sayfası yerle bir edilecekti. İtibarı sıfırlanmış liderin icraatları ani bir fren darbesi ile durdurulacaktı.

Gezi’den 1 Kasım’a: Amaç
mega projelerin yolunu kesmekti
Türkiye kanmadı. Uyandı.  Bu sinsi savaşın ana hedefinin Türk milleti olduğunu anladı. Türkiye tarihinin en parlak icraat dönemini yaşıyordu. Bu muhteşem icraatın tek bir kahramanı vardı. Erdoğan’ın yolunun kesilmesi Türkiye’yi tekrar tarihte çok kez yaşadığı karanlık dönemlere geri götürecekti. 
Türkiye’nin yolunu kesmek için dün PKK kartını oynayan iç ve dış düşmanlar  “Gezi” den bu yana çok daha kullanışlı ve çok daha tehlikeli bir taşeron örgüt buldular. Cepteki bir yılan, bir akrep gibi: “Paralel yapı”. Kendisiyle ne uzlaşılabilecek ne barışılabilecek kontrol dışı bir örgüt. En tehlikeli kısmı da “paralel yargı”.
Cumhurbaşkanı Erdoğan her şeyin farkında. Devlet içindeki bu ölümcül tehlikeye “kanser” teşhisini bizzat o koydu. Yargıç” sıfatını taşıyan, devletten maaş alan ama devletten elde ettiği ekmek parasıyla Devlet Başkanını mahkemeler önüne çıkartmaya çalışan, iradesini bir “dış akla” servis etmiş kişilerle,” paralel yargıyla” Türkiye’nin yoluna devam etmesi, mega projeleri başarıyla sonuçlandırması mümkün olabilir miydi?  Türk halkı bu soruya net bir şekilde 1 Kasım’da cevap verdi.
İcraat bakımından Türkiye’nin önünde dört altın icraat yılı var. Ama dikenler tasfiye edilirse. Çünkü mayınlı dikenli bir tarlada hiçbir icraat sürekli olamaz. Hiçbir büyük demokrasi Cumhurbaşkanının ve ailesinin ayaklarının altına mayın döşenmesine izin vermez. Hiçbir büyük devlet halkının refahını hedefleyen büyük kalkınma hareketinin önünün sinsice kesilmesine hoşgörüyle bakmaz. Türk halkı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yoluna devam etmesini istiyor ve dimdik arkasında duruyor.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner268