banner181
banner210

ÇANAKKALE KÖPRÜSÜNÜ BOĞMAK İSTİYORLAR

ÇANAKKALE KÖPRÜSÜNÜ BOĞMAK İSTİYORLAR

Prof. Dr. Bener KARAKARTAL

benerkarakartal@yahoo.com.tr
12 Haziran 2017, 12:56
Bu makale 602 kez okundu
Haberiniz olsun: “istemezükçülerin” şimdi hedefi Çanakkale köprüsü. Açıklıyoruz. 
       Hikayeye baştan başlayalım. “İstemezükçülerin” sabıka defterinden. Hikaye Osmanlı İmparatorluğunun çöküşüyle bağlantılı. “Matbaayı istemezük”. “Reformları istemezük”. “Sultan  II. Abdülhamit’i istemezük”. 
      Başardılar da. Reformcu Sultanı devirdiler. 600 yıllık koca çınar Osmanlı ellerinde 10 yıl bile dayanmadı. Yok oldu. Tarih oldu. 
       Yıl 1950. “İstemezükçüler” gene devrede. Menderes Başbakan. Anadolu’nun tozlu yolları asfalt olacak diyor.
“İstemezükçüler”  “olmaz” diyorlar. “Memleket ekonomisi mahvolur  . Çünkü asfalt zifttir. Otomobil lastikleri de zifttir. Birbirlerini aşındırırlar”. İktidarının onuncu yılında Menderes’i deviriyorlar. O artık “sabık başbakan” . Darbeyi Bayram ilan ediyorlar. Menderes’i asıyorlar. 
     Bir on yıl daha geçiyor. İstanbul’da trafik boğuluyor. Boğazdan karşıdan karşıya geçmek taşıtlar için bir cehennem azabına dönüşüyor. Demirel “Boğaz’a köprü gerek” diyor. “İstemezükçüler” hemen harekete geçiyor. “olmaz” diyorlar. Ne yazıktır ki bu hareketin başını  İstanbul Üniversitesi’nin Ulaştırma Kürsüsü çekiyor.
       Bir on yıl daha geçiyor. Özal televizyonda konuşuyor. “İstanbul sıkıntı içindedir. İkinci köprü şarttır.” Cevap : “yaptırmam da yaptırmam”. Lütfen bu tarihi konuşma için TRT arşivlerine bakınız. 
ÇANAKKALE KÖPRÜSÜNÜN HİKAYESİ 
      Artan trafik yoğunluğu özellikle tatil günlerinde Çanakkale’ye gidişi zorlaştırıyor. Köprü ihtiyacı orada da ortaya çıkıyor. 
      Girişimci iş adamı Üzeyir Garih bir çözüm arıyor. Hikayenin gerisini benim 1994’ten 2000 yılına kadar yaptığım TGRT’deki “Geniş Açı” ve “Zirvedeki Rüzgarlar” programlarımdan izleyebilirsiniz. Üzeyir Garih bana “hocam bu proje için para buldum” diyor. “İspanya’da kömürlerin özelleştirmesinden elde edilen bir fondan 170 Milyon Dolar buldum. Çanakkale Köprüsünün yapılması için. Ama anlamıyorum.  “Gizli bir el” engelliyor.”
      “İstemezükçüler” devrede. Çanakkale’de mitingler düzenliyorlar. “Köprüyü istemezük” diyorlar. 
     Üzeyir Garih bana soruyor. “hocam bana açıklar mısınız” diyor.   “Bergama’da altın var. Bu altının çıkarılmasını engellemek için Bergama köylüleri otobüsler tutup İstanbul’a gelip Boğaz Köprüsünü kesiyorlar. Kim bunlara para verip organize ediyor? Susuyoruz. Acaba bu eylemleri organize eden Alman Yeşillerinin geri planında Türkiye’de altın çıkarılmasını istemeyen Alman şirketleri mi var? Garih konuşmaya devam ediyor: “Nükleer enerji dünyanın her yerinde var. Türkiye’de yok. Neden acaba? Kimler engelliyor?” İkimizin de aklına yabancı büyük petrol şirketleri geliyor. “İstemezükçüler” onların piyonları. Türkiye zayıf endüstrisini dünyanın en pahalı petrolüyle kurmaya çalışıyor. Zengin ülkeler ise gelişmiş sanayilerini dünyanın en ucuz elektrik enerjisi olan Nükleerle sağlıyor.    
   “İstemezükçüler” gerçekten kötü niyetli hain insanlar. Türkiye’yi sevmiyorlar. 
     Üzeyir Garih Çanakkale Köprüsünü gerçekleştiremeden ölüyor. Onu vahşi bir şekilde bıçaklayarak öldürüyorlar. Bu cinayetin arkasında kimler var?
  
2017: ÇANAKKALE KÖPRÜSÜNÜ KİMLER NASIL BOĞMAK İSTİYOR?
      Çanakkale köprüsü yola çıktı. Müthiş bir proje: dünyanın en büyük köprüsü inşa ediliyor. Bu köprü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir şaheseri olarak tarihe geçecek. Ama dikkat:  müthiş bir tuzak bu projenin boğulması için tezgahlanıyor. Bizden haber vermesi.
BU TUZAK NE?
 
    Mega projeler çok pahalı, çok zor projelerdir. Bir örnek vermek gerekirse Osmanlı İmparatorluğunun en görkemli mega projeleri camiilerdi. Padişahlar tarihe kendi adlarını taşıyan camilerle girmişlerdir. Ama bu camiler Osmanlı zenginliğinin ve teknolojisinin birer vitrini olduklarından Osmanlı çöküşe geçtikten sonra gerisi gelmemiştir. O kadar ki son yıllara kadar İstanbul havaalanından kalkan uçaklardan görünen manzarada bu camiler dışında başka mega proje bulunmuyordu. İstanbul’da ilk görkemli eser için 1974 İstanbul Boğaziçi Köprüsünü beklemek gerekecektir. Yani İstanbul’da dört yüz yıllık bir mega proje boşluğu yaşanmıştır. 
       Çağımızın mega projelerinin başında köprüler geliyor. Ama bu köprülerin önemi tek başına kendilerinden kaynaklanmıyor. Köprüler global ekonomi içindeki katkılarıyla önem kazanıyor. Boğaziçi Şehitler köprüsünün Türkiye’ye katkısı görkemli Bağdat Caddesi olmuştur. Bu köprü  sayesinde İstanbul’a bir İstanbul daha eklenmiştir. Fatih Sultan Mehmet Köprüsüyle birinci köprünün işlevi devleşmiştir: İstanbul-İzmit sanayii koridoru bu iki köprünün Türkiye’ye hediyesidir. Bu koridor boyunca mantar gibi üreyen on binlerce her boydan irili ufaklı sanayii tesisi sayesinde Türkiye sanayii tarihinin en muazzam atılımını gerçekleştirmiştir. 
     Çanakkale köprüsü aynı çizgide Türkiye’nin 2019’a giderken geldiği noktayı dünyaya büyüklüğüyle ve görkemiyle ispatlayacak bir dev mega projedir. Yalnız Sayın Cumhurbaşkanım yeni tuzakların hazırlandığı kuşkusu açıkça  hissediliyor. 
       Geçmiş yıllarda Siyaset Bilimi  tecrübemiz bize tuzakların geleceğini önceden hissettirdi. Ülke sevgisi bilinciyle bunları yazdık. Bir örnek mi? Gezi olayları daha ortaya çıkmamıştı. Ama Siyaset Bilimi fırtınayı hissettiriyordu. Bu ortamda “Hoşgeldiniz Sayın Başbakan” (14 Ocak 2013) yazımızı  yazdık. Gelecek fırtınadan bir karambol çıkarmak isteyenler hazırlık halindeydi. Kısa bir süre sonra Gezi olayları patlak verdi. 
      Daha sonra bir başka yazımız: “Ana Entrika Cumhurbaşkanına Erdoğan’a Tuzak” (19 Ağustos 2015). Bu  yazıda koalisyonlar tuzağı ile Ak Parti’de içerden bir çözülme ve dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidarının sonlandırılmasının planlandığını açıkladık. Bütün bu yazıların Ankara’ya ulaştığını sanıyorum. 
      Şimdi yeni bir tuzak ufukta: bu senaryonun iki giriş kapısı var. Birincisi mega proje Çanakkale Köprüsünü boğmak. 
 Bir düşünelim: İstanbul’da ki köprülerin çıkışları kapatılsaydı netice sıfır olmaz mıydı?  Çanakkale Köprüsü Çin’den İngiltere’ye uzanan ekonomik çizgide bir mega bağlantı. Ayrıca Marmara’yı Ege’ye bağlayacak ve Batı Türkiye’yi şahlandıracak bir dev tramplen. Ama ne? bir zeytinlik yasası: Marmara ve Ege uçsuz bucaksız bir zeytinlik denizi. Kabul: zeytin kutsaldır. Buna kimsenin itirazı yok. Ama “bir tek zeytin kestirmem” diye yola çıkarsanız , Çanakkale’de “zeytinliğin idam yasalarını protesto”  diye halkı sokağa çağırırsanız Çanakkale Köprüsünün idam ipini çekmiş olursunuz. Çünkü bu muazzam köprü kendi başına hiçbir şey ifade etmiyor. Önemi global ekonomi içinde ortaya çıkıyor. Bu köprüyle Ege ve Marmara sahillerinde binlerce tesis yapılacak: binlerce otel, lokanta, kültürel tesis koca bölgeyi şahlandıracak. Milyonlarca insan iş bulacak. On milyonlarca turist Güneyden , Batıdan, Kuzeyden , Doğudan bölgeye akacak. Bölge bu eski dünyanın yeni California’sı olacak. Türkiye’ye bir servet akacak. Ama “bir tek zeytin kestirmem” diyenlere ve demagoji yaparak halkı kandıranlara diyorum ki : zeytin işçisi sefalet içinde. Günde kaç saat kayıt dışı çalıştığını herkes biliyor. Hakkettiği üç kuruşu bile doğru dürüst alamadığını herkes biliyor. Bu “yeni istemezükçülerin” hedefi fakir zeytin işçilerine yardım etmek değil. Bu sefaletin devam etmesi onların umurlarında değil. Hedefleri başka: 2019’a giderken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ayaklarına çelme takmak. Yeni “geziler” tezgahlamak. Türkiye umurlarında değil. Varsa yoksa kendi çıkarları. Yazıklar olsun. 
2019 GİDEN KRİTİK SÜREÇ 
     Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019 seçimlerine çok büyük önem veriyor. Haklı da. 2019 yılında yeni sistem yerine oturacak. 
       2019’a giderken büyük strateji ne olmalı? Başta   “zeytin yasası” olmak üzere  her konuda taviz mi vermeli? Tüm düşmanlara “zeytin dalı” mı uzatılmalı? Ama onlar adı üstünde düşmanlar. Neredeyse çeyrek yüzyıldır non-stop lider Erdoğan’ın yolunu kesmeye çalışıyorlar. Bu projenin içinde Türkiye’yi bölmek , ülkeyi fakir bırakmak, ülkeyi yabancılara peşkeş çekmekte var. Yeni geziler , yeni Marmarisler hayallerini süslüyor. Çıldırıyorlar. Fetö’ye ümit bağlıyorlar. 2019’a giderken “taviz politikası” son derece tehlikeli neticelere yol açabilir. Ufuk çizgisine dikkat. 

PROF.DR. BENER KARAKARTAL 
        

Yorum Gönder