banner181

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ GÜLEN ’İ İADE EDECEK Mİ ?

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ GÜLEN ’İ İADE EDECEK Mİ ?

Vahap YAZAROĞLU

03 Ağustos 2016, 17:38
Bu makale 989 kez okundu
Gülen sorunu, bundan sonra Türkiye ve ABD arasında ilişkilerin seyrinde daha önce hiç kimsenin tahmin etmediği boyutta bir ağırlık oluşturacak.

Türkiye, geçen ay ulusal güvenliğini hedef alan tarihinin en kanlı terör saldırılarına karşı tüm silahlı birimlerini seferber etmiş, yoğun biçimde savaşmakla meşgulken, hiç ummadığı, beklemediği bir anda, devleti ele geçirmek isteyen bir grup hain cuntacının başarısız silahlı darbe girişimiyle kendi içinden vuruldu.
Bu üniformalı ihanet çetesi, lanetli bir elin düğmeye basması ile 15 Temmuz gecesi ülkenin ve devletin tapusunu kendi üzerlerine geçirmeye kalkıştı.
Darbenin tozu dumanı dağılırken, sis perdesinin ardın da ki karanlık elin sahibi de kısmen gün yüzüne çıktı.
Cumhuriyet tarihi boyunca laik sistemi koruma adına siyasi iktidarları darbe ile devirme geleneği orduda ki Kemalist komuta kademesine aitti. 
Ancak ilk kez bu gelenek bozuldu. 
Muhafazakar İslamcı kimliği ile tanınan siyasi iktidar, laik Kemalistlerden beklerken, kökü Amerika’nın Pennsylvania eyaletine kadar uzanan başka bir rakip sözde İslamcı örgütün, ordu ve emniyet içinde ki kendine bağlı unsurların kanlı kalkışmasının hedef oldu.
Bunlar kimdi ve devleti ele geçirmek için darbe planı yapabilecek cüret ve güce nasıl ulaşmışlardı?
Bunun için Türk siyasi tarihinin son 36 yılına bir göz atmak lazım. Gerek sağ gerekse sol cenahtaki gelmiş geçmiş bir çok hükümetin maddi ve manevi yardımını gören bu din sapığı inanç teröristleri, şeytanın dahi aklına gelmeyecek takiyye taktikleri ile kamuoyunun güvenini istismar ettiler.
Kendilerini karıncayı dahi incitmeyen vatansever, muhafazakar, barışçı, hoşgörü sahibi eğitim gönülleri olarak tanıttılar. Bu sayede milyonlarca insanı kandırırdılar. Devlet dahi uzun yıllar onların din maskesi ardında ustaca gizledikleri şeytani yüzlerini göremedi.1980’den bu yana, merhum Erbakan hariç, Özal, Demirel, Çiller, Yılmaz, Ecevit ve son olarak Erdoğan liderliğinde ki iktidar ile muhalefette ki siyasi partilerden sınırsız destek gördüler. 
İdeolojisi ve doktrinleri, İslam’ın temel öğretisi dışında ki yoz, çağdışı gelenek ve hurafelerle oluşmuş şirk bataklığından beslenen bu sapık ve gerici topluluk, dürüstçe parti kurup halkın önüne çıkmak yerine, seçilmişlerin paltosu içine saklanıp, devletin rotasına yön vermeye kalktılar. 
Devletin kanadı altında ki gölgelerde gizlenen uydurma din soslu hizmet misyoneri yarasalar, bugün ihanet ettikleri ülkenin kanını emerek muazzam bir güce ulaştılar. 
O gücü, kendilerine kol kanat geren siyasi iktidar üzerinde baskı unsuru olarak kullanıp, devlet yönetimine ortak olmak istediler. Şantajla devleti rehin almaya kalktılar. 
AKP iktidarı, halkın verdiği yetkiyi onlarla paylaşmayı ret edince, 2013’de 17/25 Aralık krizi patlak verdi.
Adı konmamış olan bu gizli ittifak da büyük bir gürültüyle çöktü.
Sahip olduğu çok sayıda özel okul, şirket, medya kuruluşu, banka ve finans kurumlarıyla varlık değeri yaklaşık 50 milyar dolar olduğu öne sürülen ve kamuoyunda “Gülen Cemaati” olarak bilinen uluslararası dev bir sömürü imparatorluğundan bahsediyoruz.
TC Hükümeti bir süre önce bu ihanet şebekesini “terör örgütü” ilan etmişti. 
Ankara’ya göre darbenin arkasında ki hain el ise, 17 yıldır Amerika’da yaşayan örgütün manevi lideri Fethullah Gülen ve çekirdek kadrosu. 
Türkiye, geçen ay günah imparatorluğunun başında ki din baronunu yargılanmak üzere ABD’den resmen iadesini istedi. 
Amerikan yönetimi, Fethullah Gülen’in iadesiyle ilgili Türkiye’nin tatmin edici hukuki kanıtlardan oluşan bir dosya sunması halinde işbirliği yapmaya hazır olduğunu açıkladı.
Daha da ileri giderek ortaklaşa oluşturulacak bir soruşturma komisyonu kurulmasını önerdi. 
Bu doğrultuda her türlü teknik desteği sağlama sözü verdi.
Washington, ikinci teklif olarak Gülen’in iade başvurusuna yardım etmek için, Dışişleri ve Adalet Bakanlığı mensuplarından oluşacak karma bir özel ekibi Ankara’ya yollayabilecekleri önerisinde bulundu.
Amerika’nın bu sürpriz önerisi Türkiye’nin iade başvurusunu ciddiye alındığını gösteren olumlu bir işaret olarak yorumlanabilir. 
İKİ ÖNEMLİ KANIT
Şu ana kadar Ankara’nın elinde kanıt olarak sunabileceği kamuoyunca bilinen iki madde var. 
Bunlardan ilki 5 Şubat 2016’da Fethullah Gülen’nin Herkül.org sitesinde yayınlanan vaazında darbeyi çağrıştıran kanıt teşkil edebilecek dikkat çekici mesajı. 
Gülen’in mesajı aynen şöyle:
“Cennet kılıçların gölgesindedir… Kılıçların hakkını verin; gerekirse şehit, gerekirse gazi olun, düşmanı vesayet altına alın!”
Diğer kanıt düzeyinde ki gelişme ise darbeci cuntanya katılmayı ret eden Genelkurmay Başkanı Akar’ı generallerden birinin ikna için Fethullah Gülen’le konuşturma teklifi.
Resmi iade başvurusu, darbe girişimi ile ilgili soruşturmaların  sonuçlanmasından sonra yapılacak.
Bunun için bu ay  Dışişler Bakanı Çavuşoğlu ve Adalet Bakanı Bozdağ’dan oluşan bir heyet resmi talep dosyası ile birlikte ABD’ye gelerek bu konuları Amerikan yönetiminin ilgili birimleri ile görüşecek. 
Ankara, geçen ay ABD’den Gülen’in bu süreç zarfında kaçma olasılığına karşı önlem olarak derhal göz altına alınmasını ve iade edilmesine kadar geçecek süre boyunca tutuklu kalmasını talep etti.
Ancak bu sürecin sonuçlanması, Amerikan hukuk sisteminin ağır işleyiş tarzı göz önüne alındığında, umulduğundan çok daha uzun bir zamana yayılabilir.
İADE İŞLEMİ İKİ YIL SÜREBİLİR
Woodrow Wilson Merkezi Ortadoğu Programı Direktörü Prof. Henri Barkey’e göre; Türkiye’nin sunduğu kanıtlar incelenip kabul edilme süreci aşıldıktan sonra, varsayalım ki bugün dava açılıp başlasa bile, sonuçlanması en az iki yıl sürer. 
Çünkü dosya ilgili verilen kararın birde temyize ve anayasa mahkemesine gönderilme olasılığı var.
Türkiye o kadar uzun süre bekleyebilir mi?
Bunu zaman gösterecek.
Tüm bu gelişmeler, Suriye ve PYD sorunu nedeniyle her iki ülke arasında ki ilişkilerin zaten son derece gerildiği bir döneme rastlamış olması ayrı bir talihsizlik. 
Ankara’nın darbeden dolayı ABD’yi suçlaması, Amerikan yönetiminin bu suçlamalara en üst düzeyde cevap verirken kullandığı sert dil, her iki ülkeyi de önümüzde son derece kritik ve zor bir dönemin beklediğini gösteriyor.
Gülen sorunu, bundan sonra ikili ilişkilerin seyrinde daha önce hiç kimsenin tahmin etmediği boyutta bir ağırlık oluşturacak. 
Ancak stratejik ortaklığın, Gülen gibi deşifre olmuş bir soruna kurban edilmesi, hem ABD’nin hem de Türkiye’nin uzun erimli çıkarları açısından göze alamayacağı bilinen somut bir gerçek.

Yorum Gönder