Küreselleşen ve adeta küçük bir köye dönüşen dünyada yeni yıla adım atılırken tüm ülkeler ellerindeki kartları kullanarak daha fazla söz sahibi olma yolunda strateji geliştirmeye devam edecek. Siyasal, sosyal, kültürel, askeri ve ekonomik güç dengelerini kullanarak bölgesinde liderliğe oynayan ve küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Türkiye; 2011 yılına girerken coğrafi konum ve tarihten gelen mirasın sağladığı avantajla önemli ilerlemeler kaydetmeyi sürdürecek. Ortaya çıkan bu pozitif grafiğe rağmen Türkiye ekonomisinde önemli bir rol oynaması gereken bazı sektörlerin hala arzu edilen noktada olmadığı da ortada. Uzmanlık alanım olan turizmden örnekleme yapmam gerekirse söz gelimi “bacasız sanayi” olarak tanımlanan turizm sektöründe her nedense bir türlü hakkettiğimiz yere ulaşamadığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Peki bu olumsuz tablo nasıl değişir ne yapılır, hangi adımlar atılırsa cennetten bir köşe olan Türkiye, turizmde dünyanın en çok turist çeken ve bu paralelde ekonomisine en büyük katkıyı sunan ülke konumuna yükselir.
Öncelikle geride bıraktığımız 2010 yılının ilk altı aylık rakamlarına göz attığımızda; Türkiye’ye gelen turist sayısında 2009 yılının aynı dönemine göre yüzde 9,26 oranında artış olmasına rağmen turizm gelirlerindeki artışın sadece ve sadece yüzde 3,6′da kaldığını görüyoruz. 2010 yılının ilk 6 ayında Türkiye’ye gelen ziyaretçi sayısı 11 milyon 571 bin 427 oldu. Türkiye’ye en fazla ziyaretçi gönderen birinci ülke Almanya, ikinci ülke Rusya oldu. Bu yılın ilk 6 ayında Rusya’dan gelen ziyaretçi sayısı ise yüzde 25,30′luk artış ile 1 milyon 257 bin 630 kişiye ulaştı. Önümüzdeki yıllarda Rusya’nın bize en çok ziyaretçi gönderen Almanya’nın yerine geçme gibi bir atak içinde olması bekleniyor. İsviçre, Belçika gibi bazı Avrupa ülkelerinden gelen turist sayılarında ise geçen yıla göre yüzde 5-6′lık düşüşler oldu. Ortadoğu pazarında tam tersine ciddi artış var. Örneğin İran, Suriye, Suudi Arabistan ve Dubai’den gelen ziyaretçi sayısı epeyce yükseldi. İran’dan önceki yıl 1 milyon 300 bin ziyaretçi gelmiş, 2010 yılının sadece ilk 6 ayında gelen ziyaretçi sayısı ise 900 binin üzerinde. Suriye’den de 375 binin üzerinde turist Türkiye’yi ziyaret etti.
Bu rakamların ışığında konuşulduğunda tüm dünyayı silkeleyen küresel krize rağmen Türkiye’nin turist sayısını arttırdığı görülüyor. Krizden fazlaca etkilenen bazı Avrupa ülkelerindeki düşüş ve krizle bağlantılı olarak dünya genelinde insanların tatil için ayırdıkları bütçeleri minimize ettiği düşünüldüğünde aslında Türkiye’nin geçen yılı başarıyla atlattığı savunulabilir. Fakat bu başarı, zafer naraları atmamıza neden olacak cinsten değil çünkü madalyonun öteki yüzü de var ve turizmden elde edilen gelir, artan turist sayısıyla kıyaslandığında oldukça düşük kalmakta. Bir başka anlamda Türkiye fakir turistleri ağırlayan, ya da ucuz turizm destinasyonu imajına sahip bir ülke konumunda yer alıyor. 2010 yılının Ocak-Haziran ayı rakamlarına göre Türkiye’ye gelen ziyaretçi açısından en çok artış gösteren ülkeler yüzde 108 ile Suriye, yüzde 75,78 ile İran, yüzde 57,36 ile Birleşik Arap Emirlikleri, yüzde 42,86 ile Japonya, yüzde 25,30 ile Rusya, yüzde 29,69 ile Suudi Arabistan ve yüzde 17,57 ile İngiltere oldu.
TURİZME ‘ÜVEY EVLAT’ MUAMELESİ YAPILMAMALI
Tabiri caizse cennetten bir köşe olan, 4 mevsimi yaşayan, deniz, kum, güneş gibi zengin bir yelpazenin yanında inanç-kültür, trekking ve kış turizmi potansiyeline de sahip Türkiye’de sektörün istenilen seviyeye gelmesi için öncelikle devletin bu sektöre sahip çıkması gerekiyor. Vergi indirimleri ve diğer alanlarda özel istisnalar sağlanarak mali anlamda geniş destekler sunulmalı. Son olarak Erzurum’a yapılan 800 milyon dolarlık turizm yatırımı örneğinde olduğu gibi yeni yatırımlar yapılmalı. Ayrıca 5 ay çalışıp, 7 ay işsiz kalan sektör çalışanları için bir fon kurulmalı, bunun için gerekli altyapı ve düzenlemenin önü açılarak istihdama yönelik rahatlama sağlanmalı. Bu hususların yanında turizmdeki pazarlama politikalarında köklü değişiklikler yapılmalı. Sektör temsilcileri; aynı ürünü her yıl aynı taktikle, yöntemle satmaktan vazgeçmeli. Keza pazarlama stratejisi gereği hiç kimse bu kısır döngüyle iş yapamaz. Böyle çalışıldığında bir süre sonra satışlar yavaşlar ve sonrasında durma noktasına gelir. Bu pazarlama stratejisi turizm için de geçerlidir. Bu anlamda artık Türkiye’nin farklı yerlerini, yörelerini turizmin hizmetine açmak, özellikle inanç-kültür turizminde yeni destinasyonlar yaratmak şart… Artık turizme üvey evlat muamelesi yapmaktan vazgeçip, bu sektörün bacasız sanayi olduğunu hatırlamak gerekiyor. Turizmin gelişmesiyle ülkeye girecek döviz miktarının yükselmesi ekonomi için oldukça önemlidir. Bu gelişmeye bağlı olarak artacak istihdam ve işsizliğin azalması da bir başka pozitif nokta olacaktır. Sektörde çarkların işlemesiyle birçok yan iş kolunun harekete geçeceği de unutulmamalıdır. Yıllardır yurt dışında dünyanın çeşitli ülkelerinde turizm sektörüyle ilgili önemli projeler yürüten, bugün hala İngiltere’de bulunan bir turizm uzmanı olarak Türkiye’nin daha iyi noktalara gelebileceğine inanıyorum. 2002-2008 yılları arasında Antalya’da; A grubu büyük bir turizm ve seyahat acentesinin kurucu Müdürlüğü ve Operasyon Müdürlüğü görevini üslendiğim yıllardan bugüne hep Türkiye’nin daha fazlasını hak ettiğini savundum, bunun için uğraş verdim. Yıllar önce Rize’nin Hemşin ilçesinden kalkıp, Washington DC’de eğitim almamın arkasında da bu uğraş ve hedeflerim vardı. Bu hedeflerime ulaşmak amacıyla ilk olarak işe, Rize’nin yaylalarında ve Kaçkar dağlarında yabancı turistlere rehberlik yapmakla başladım. Bölgede ilk kez trekking turları düzenleyerek hedeflerimi gerçekleştirmeye yöneldim. 1995’te T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın profesyonel rehberlik sınavlarını kazanarak eğitimimi tamamladım ve Ülkesel-Profesyonel Turist Rehberi olarak meslek yaşantıma devam ettim. Daha sonra eğitim için Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek vizyonumu geliştirdim ve uluslararası alanda sektöre adım attım. 10 yıldır Londra WTM ve Berlin ITB Turizm fuarlarına Meridian Club üyesi olarak en üst düzeyde katılıyorum, turizmle ilgili yüzlerce konferans ve panele iştirak ettim. Halen Turizm ve Halkla İlişkiler Danışmanı olarak; ülkemizin, misafirperverliğini, Türk tarih ve kültürünü,Türk mutfağını dünyaya tanıtmak için çalışmalar yürütüyorum. Dünyanın 6 kıtasında, 30 ülkeyi gezdim. İngiltere, ABD, Lüxemburg, Meksika, Kanada’da yaşayan ve mükemmel derecede İngilizce konuşabilen bir uzman olarak Türkiye’nin cennetten bir köşe olduğunu anlattım dünyaya ve bunun için tanıtım projeleri üretmeye devam ediyorum. Bu paralelde yürüttüğüm çalışmalar ve kampanyalar hem ulusal basında hem de Karadeniz-Rize basınında büyük ilgi görüyor. Ayrıca dünyanın en büyük basın kuruluşu The Epoch Times; benimle ilgili çalışmalara yer vererek tüm dünyada 60 milyonu bulan okuyucusuna çalışmalarımı duyurdu. The Epoch Times’a İngilizce verdiğim demeçte; Türkiye’mizi, Karadeniz kıyılarını, cennet memleketim Rize’yi ;”tablodaki gibi müthiş güzelliklere sahip olan coğrafya” sözleriyle tanıttım. Cennet ülkemizde; Akdeniz ve Ege kaliteli yataklara sahiptir. Bir de bunun üstüne iyi servisi, Türk misafirperverliği, lezzeti ve sağlıklı yemeklerimizi, eşsiz tarih-kültür ve doğa zenginliklerimizi katarsak; ülkemizin turizmde hak ettiği yere ulaşması daha kolay olur. Türkiye’yi ucuz tatil destinasyonundan kurtarıp, bir de kültür ve inanç turizmini harekete geçirirsek hedeflenen noktaya ulaşmak hiç de zor olmayacaktır.
İŞTE TURİZMİ ŞAHA KALDIRACAK ÇÖZÜM PAKETİ
Türk turizminin arzu edilen noktaya ulaşabilmesi, pastadan daha büyük pay alınabilmesi ve sektörün ekonomiye daha fazla katkı sunabilmesi için öncelikle şu adımların atılması gerekiyor: Tanıtım ve reklama ayrılan bütçenin isabetli ve yerinde kullanılması, sektörde tekelleşmenin önlenmesi, hem ziyaretçi sayısının hem de kişi başı harcamaların arttırılmasına dönük projeler üretilmesi, yasal ve etik olmayan farklı fiyat uygulamalarının sona erdirilmesi, vatandaşlarımızın kendi ülkesinde; yabancı misafirler kadar ucuz ve rahat tatil yapabilmesi, gerekli alt yapı çalışmalarının zamanında yapılması, gürültü ve çevre kirliliğinin önlenmesi, çarpık yapılaşmanın durdurulması, sektörde hizmet içi mesleki ve yabancı dil eğitiminin özendirilip desteklenmesi, kalifiye eleman açığının kapatılması, KDV-ÖTV ve yerel yönetim vergilerinde teşvik edici indirimlere gidilmesi, güvenlik tedbirleri için yerel yönetimlerin yetkilerinin arttırılması, turizmin çeşitlendirilmesi, Türkiye’ye turist getiren tur operatörlerinin charter uçuşlarında; havaalanı ücretlerinde, yakıt-vergi giderlerinin indirilmesi ve her şey dahil sisteminde kalite ile sağlık denetimlerinin arttırılarak standartların yakalanması. Bunların yanı sıra sektörde yasal çalışma izni olmayan yabancı uyruklu kişiler hakkında yasal çalışma yapılması, turizmin 12 aya yayılmasını sağlayacak yatırımların yapılması, çocuk eğlence merkezleri, büyük duty free, alışveriş merkezleri, kongre, toplantı ve konferans turizmine uygun komplekslerin nitelik ve sayısal anlamda arttırılması, bürokrasinin en aza indirilmesi, kamuya ait turizm kurumlarda turizmi gerçekten bilen yabancı dil konuşabilen en azından “charter uçuş ile tarifeli uçuş” arasındaki farkı açıklayabilecek kadar bilgi ve deneyime sahip yönetici ve çalışanlar istihdam edilmesi, Türk vatandaşlarının Avrupa ve diğer ülkelere seyahat etmek istedikleri zaman karşılaştıkları; haksız ve yasal olmayan, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ndeki “seyahat ve yerleşim” haklarına aykırı olan “vize’ uygulamalarının sona erdirilmesi ve Avrupa ülkeleri ile 1970′li yıllarda yaptığımız AET -Ankara Anlaşması’ndan doğan vize ile ilgili haklarımızın geri alınıp, Avrupa ülkeleri yetkililerinin yasal olmayan bir şekilde ve adeta bizi ikinci sınıf insan konumuna sokan haksız uygulamaların önüne geçilmesi. Burada başlıklar altında saydığımız bu sorunların çözülmesi halinde Türk turizmi bugün olduğu noktadan çok daha iyi bir konuma yükselecektir.
Yorumlar