banner181

2019 SEÇİMLERİ: KİM KAZANACAK?

2019 SEÇİMLERİ: KİM KAZANACAK?

Prof. Dr. Bener KARAKARTAL

benerkarakartal@yahoo.com.tr
06 Kasım 2017, 11:09
Bu makale 3773 kez okundu
     Türkiye dolu dizgin 2019 seçimlerine koşuyor. Tüm davranışlar 2019’a endeksli: kim kazanacak? 2019 seçimlerinin sonuçları Türkiye için hayati önem taşıyor. Neden? Bugün başlayan yazı dizimizle bu sorulara cevap arayacağız. 
2019: FARKLI GALAKSİLERİN SAVAŞI
     Türkiye’de farklı galaksiler savaşa girmiş durumda. Bu galaksilerin bir kısmı 19. Yüzyıla ait. Diğerleri de 21. Yüzyıla. 
19. YÜZYIL GALAKSİSİ
     Demokrasi teorisi milattan önce 5. Yüzyıla ait. Ama modern demokrasilerin temeli 19. Yüzyıl diyebiliriz. Demokrasi rejimi ilk uygulamalarını İngiltere’de, Fransa’da, ABD’de buldu. Bu uygulamalarda iki aşamadan geçti. “Çalışkanlık” ve “tembellik” dönemi. 
“ÇALIŞKAN DEMOKRASİLER” SİYASETÇİLER İÇİN “MEZARLIK” ANLAMINI TAŞIYOR
     Demokrasilerin “çalışkanlık” döneminde kan ve cellatlar vardır. İdeoloji uğruna insanlar birbirlerinin canına kıymıştır. Bazen bu “demokrasi” adına “öldürme” paranoyası öyle bir hal almıştır ki uygulama için özel aletler icat edilmiştir. Fransız ihtilalinde Kral, Kraliçe, Aristokratlar öldürülmüş, sonra sıra ihtilalcilerin kendilerine gelmiştir. Aşırı solcular, ılımlı solcuları sonra tümünü de darbeci askerler öldürmüştür. O kadar çok insan öldürmek gerekmiştir ki bu  nedenle İhtilal Meclisi ihale yoluyla bir idam makinası arayışına girişmiştir.   Fransız İhtilal Meclisi Doktor Guillotin ve Cerrah Antoine Louis’in aleti ‘’giyotini’’ birinci ilan etmiştir. 50 adet giyotin sipariş edilmiş ve ilki Paris’in en ünlü meydanı şimdiki adıyla Concorde Meydanı’na yerleştirilmiştir. Yeni alet süratli çalıştığından kısa zamanda yirmi bin kişinin kafası kesilmiştir. İhtilalciler aletten memnun kalmışlardır. 
     “Çalışkan demokrasilerin” bir diğer örneğine Atlantik Okyanusunun öte yanında ABD’de rastlanmıştır. ABD tarihi yalnız kitlesel olarak Kızılderililerin öldürüldüğü tarih değildir. Amerikalılar birbirlerini de öldürmüşlerdir. Birliğin boyutları konusunda anlaşmazlık çıkınca Kuzeyliler Güneylileri öldürmeye başlamışlardır. Hızlı öldürmek için de kasabaları ordu kuşatmış ve şehirler yoğun topçu ateşiyle yakılıp yıkılmıştır. Amerikan demokrasisinin bu tablosunu Hollywood ölümsüz eseri “Rüzgar gibi geçti” ile tarihe mal etmiştir. 
“ÇALIŞKAN DEMOKRASİDEN” “TEMBEL DEMOKRASİYE” 
     “Çalışkan demokrasilerde” taraflar rakiplerini öldürüyorlardı. Zamanla bu demokrasiler “sakinleşmiş” , “tembellik dönemine” girmiş, “öldürme” yerini “konuşmaya” bırakmıştır. “Sakinleşen demokrasilerin” ilk örneğini İngiltere’de görüyoruz. İngiliz demokrasisi rejim tartışmasını ilk ortadan kaldıran demokrasidir. İngiltere’de rejim hala monarşidir. 
     Fransa’da 5. Cumhuriyet şu anda iktidardadır. Ama İngiltere Cumhuriyete geçmemiştir. İdeolojiler İngiltere’de öylesine anlamını kaybetmiştir ki “sınıf partileri” ideolojik sıfat taşımamaktadırlar. Kıta Avrupa’sında olduğu gibi İngiltere’de sonu “izm” le biten sağcı ve solcu partiler yoktur. İşçilerin “İşçi Partisi”, iş çevrelerinin “Liberal Partisi”, muhafazakarların “Muhafazakar Partisi” vardır. İngiltere demokrasisi çatışmanın yerine tartışma ve konuşmayı koymuştur. Bunun da yeri “parlamentodur”. 
     Fransız demokrasisi bu “ tembel demokrasi” dönemine gerisinde yüzbinlerce ölü bırakarak ancak 1875’de 3. Cumhuriyet döneminde gelebilmiştir. 1871 Paris Komününde bir hafta içinde 38.000 kişi tutuklanmış, 20.000 kişi kurşuna dizilmiştir. Ama Fransız demokrasisi 1875 3. Cumhuriyet Anayasasıyla birlikte bu kanlı sayfalar dönemini kapatmıştır. O kadar ki bütün dünyaya yayılacak olan Paris Mayıs 1968 öğrenci eylemlerinde bile sadece tek bir öğrenci ölmüştür. O da bir kaza sonucu.  Seine nehrine düşüp boğularak.
TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ “HANGİ” DÖNEMİNDE?
     Maalesef Türkiye 1946’da girdiği demokrasiye hala aşırı enerjik “bir çalışkanlıkla” sarılıyor. Bu “çalışkanlığın” ilk aşaması 27 Mayıs 1960 darbesi ise son örneği de 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsüdür. Bu demokrasi dönemi içinde kan, şiddet, terör fazlasıyla vardır. 
     Kısa Türk demokrasi tarihinde ilk sayfa Başbakan Adnan Menderes ve iki bakanının idamıdır. Mayıs 1968 olayları Fransa’dan Türkiye’ye sıçrayınca bu eylemler çok kanlı bir biçim almıştır. 1968 – 1990 döneminde siyasi nedenlerle çoğu genç ve öğrenci olmak üzere beş bin kişi ölmüş, yirmi bin kişi yaralanmıştır. “Tembelleşen” batı demokrasilerinde siyasi nedenlerle hapse atılan politikacı artık kalmamıştır. “Çalışkan” Türk demokrasisinde ise 1946’dan günümüze hapse girmemiş lider neredeyse olmamıştır. 
“ÇALIŞKANLIKTAN” “TEMBELLİĞE” GİDEN YOLUN EMARELERİ NELER?
     Siyaset bilimi bu emareleri artık biliyor: şiddetin ve öldürmenin yerini zamanla “sözle kavga” alıyor. Zaman içinde de bu “sözle kavga” yerini “konuşmaya ve tartışmaya” bırakıyor. Demokrasiler zamanla “vahşet” zamanını geride bırakınca, “olgunlaşma dönemine” giriyorlar. İlk dönemlerden geriye kısmen bir “sert üslup” kalsa da artık siyaset gemisi sakin sularda yoluna devam ediyor. Seçimler zamanında yapılıyor. Cinayet yerine icraatı bırakıyor. 
2019 SEÇİMİ BİR GALAKSİLER SAVAŞI: HANGİ GALAKSİLER?
     Türkiye’de 2019 seçimleri iki galaksinin çarpışması şeklinde ortaya çıkıyor. Birincisi batının ilkel demokrasi döneminden kalan bir galaksi. İçinde şiddet var. Cinayet var. Bu cinayet zinciri Menderes’in asılmasından 15 Temmuz  katliamına kadar uzanıyor. Bu cinayetin yanında ilkel demokrasi üslubu da var: durmadan erken seçim istemek, iktidarları ne pahasına olursa olsun, kaosla, karambolle devirmeye çalışmak, saldırmak, saldırmak, hep saldırmak, proje yerine iftira üretmek, küfretmek, aşağılamak, hakaret etmek, siyaseti bir kavga arenasına dönüştürmek, ülkede sürekli bir iç savaş rüzgarı estirmek, huzuru dinamitlemek, “o düşsün de ben geleyim, ne pahasına olursa olsun” demek, ekonomi batsa da, bankalar batsa da, ortalık yangın yerine dönse de demek… bu galaksi dünden kalan, batının çoktan çöpe attığı ama Türkiye’de hala yaşayan bu galaksi 2019 öncesinde muhalefet cephesinde olanca gücüyle yaşıyor ve bir ucu FETÖ’ye kadar uzanıyor. 
DİĞER GALAKSİ: 21. YÜZYILIN GALAKSİSİ
     Dünün ekonomik olarak yerlerde sürünen Asya ülkeleri kendilerini batı demokrasi tarihinden gelen yıkıcı galaksilerden uzak tuttular. Bu durumun meyvelerini topladılar da. Birkaç on yıllık kısa sürede öylesine bir hızla geliştiler ki büyüme oranları batılıların kabusu oldu. Rejimleri ne olursa olsun bugünün Asya ülkeleri hızla refaha koşuyor. Japonya, Güney Kore, Hindistan, Singapur ve gözü bugün dünya liderliğinde olan Çin. 
     Bu ikinci galaksi: Türkiye bunun neresinde? Daha 10 yıl öncesine kadar Türkiye bu galaksinin çok uzağındaydı. Hatta farkında bile değildi. Netice mi? Ekonomik sefalet. Mesela:  Metropol İstanbul’dan Türkiye’nin turizm merkezi İzmir’e gitmek için fiili olarak kara yolu yoktu. Eğer tek yönlü berbat, daracık, delik deşik bir yolu hesaba katmazsanız. Çok eskiye gitmeye lüzum yok: 1975’lerde İstanbul’a yurt dışından gelen uçaklar bir havaalanı binası yerine bir hangara yanaşıyordu. İstanbul’dan İzmit’e sözde bir otoyolu Türkiye 25 yılda tamamlayamıyordu. Trenler hala tek gidiş berbat demir yollarında saatte 30 km sürat yapıyordu. Tek hat olduğu içinde hatalı ve eksik sinyalizasyon sonucu sık sıkta çarpışıyorlardı.  İstanbul’da egzozlarından cehennemi zehirli dumanlar fışkırtan yalpalayan köhne otobüsler içindeki vatandaşları sardalya misali bir yerden bir yere taşıyordu. İstanbul’da linyit dumanından nefes alınmıyor, eczanelerden satın alınan maskeler takılıyordu. Yıllar boyu Türkiye’de kahve yoklara karıştı. Petrol aynı şekilde, mazot aynı şekilde. İstanbul’da sular akmıyor, elektrikler günde ortalama dört saat kesiliyordu. Metro Türklerin sinema filmlerinde gördüğü bir şeydi. Enflasyon o aşamaya gelmişti ki tuvaletin bir milyon lira olduğu bu zamanda bankadaki işlemler rakamlardaki sıfırların bolluğu nedeniyle bilgisayarlarda hesaplanamıyordu. Akşam olunca kurtarılmış mahallelerin sınırları gece boyunca patlayan bombalar ve sıkılan kurşunlar yüzünden yeni baştan belirleniyordu. Gençler birbirlerini acımasızca öldürüyordu. 
     Bir deha… diğer galaksiden bir lider… Özal. Önce Başbakan ve sonra Cumhurbaşkanı oldu. O bir dâhiydi. Özal iktidara geldiğinde bugünkü ölçeklerde minik ve ilkel kalan Galeria alışveriş merkezini açtı ve Türkiye “Avrupa İstanbul’a geldi” diye İstanbul’un bir diğer ucundan bu alışveriş merkezine koştu. Ama Özal’ın bir eksiği vardı. Ürkekti. Endişeliydi. Basın onu yerden yere vuruyordu. Özal basına karşı dikleşemedi. Esir oldu. “Özal’ı kandırdılar”. “Özal kandırılmaktan hoşlanır”. ”Özal’a alışamadım”. Onu yüce divanla tehdit ederek manşetlerle adeta öldürdüler. Kalp krizi geçirdi, by pass oldu. “Manşet senyörlerine” teslim oldu. Onu esir alan adeta evine yerleşen “manşet senyörü” ise şöhret oldu, zengin oldu, ihya oldu, sırtında Özal’ın papağanı kendi deyimiyle “Özköşk” oldu. Özal üzüntüden kahroldu. Aynı çevreler onun elinden partisi “Anavatan”ı da çalmışlardı. Televizyonla bağlantılarını sıfırlamışlardı. Yeni parti kurmak istedi. Gücü yetmedi. Öldü. 
TÜRKİYE SON ON YILDA 21. YÜZYIL GALAKSİSİYLE  NİHAYET TANIŞTI
     21. yüzyılın galaksisinin ne olduğunu bütün Türkiye biliyor. Türkiye göz kamaştırıyor. Ama ya 2019? İki galaksinin çarpışması. Netice ne olacak? Yeni analizimizi bekleyin. 
PROF. DR. BENER KARAKARTAL
     
      

Yorum Gönder